CHARLES BUKOWSKİ KİMDİR?
CHARLES BUKOWSKİ KİMDİR?
DÜNYANIN BİLDİĞİ FRİG BAŞLIĞININ ÇIKIŞ YERİ ANADOLU TOPRAKLARIDIR
Frig ülkesinden (Ankara, Eskişehir, Kütahya, Afyonkarahisar ve çevresi) çıkıp, dünyaya yayılan Frig başlığının çıkış yerinin Anadolu toprakları olduğunu biliyor musunuz?
Efsaneye göre, günün birinde çobanların tanrısı Pan ile güneş tanrı Apollo arasında müzik yarışması yapılır. Pan flütünü çalar. Apollo da lirini. Yarışma sonrasında orada bulunan dinleyicilerden biri hariç geri kalanı oylarını Apollo'ya verir ve onu galip ilan ederler. Frigya Kralı Midas ise oyunu flüt çalan Pan'a verir. Bunun üzerine öfkelenen, kibirli tanrı Apollo, "Ey ölümlü! Madem ki, kulakların bu kadar kötü işitiyor, o kulaklara en uygun şekil budur" diyerek Midas'ın kulaklarını eşek kulaklarına çevirir. Midas da kulaklarını gizlemek için başına geçirdiği başlık ile dolaşmaya başlar. Efsane bu ya, Frigya Kralı Midas'ın taktığı o başlık, kaba kuvvet ve otoriteye karşı başkaldırının, özgürlük ve bağımsızlığın sembolü olur.
Fransız Devrimi'nden Amerikan bağımsızlık mücadelesine, Latin Amerika ordularının armalarından Meksika ve Güney Amerika'daki sömürgecilik karşıtı hareketlerin sembollerine kadar birçok yerde görülen kırmızı başlığın anavatanı Anadolu topraklarıdır.
Dünyaca ünlü olan ve ülkemizdeki TV'lerde gösterilen çizgi film "Şirinler"in de başlarında Frig başlığı vardır. "Peyo" adıyla tanınan Belçikalı çizer Pierre Culliford'un hayat verdiği mavi tenli Şirinler'in reisi Şirin Baba kırmızı Frig başlığı takar, diğerleri ise beyaz.
Anadolu topraklarında yaşamış Friglerden çıkan bu başlığı dünya-alem bilir de biz hiç bilmeyiz, tanımayız. Ne ders kitaplarında yazar bu konu ne de basında yer bulur...
Not: Mitolojide Kral Midas'la ilgili üç efsane anlatılır. Birincisi; Eşek Kulaklı Midas Efsanesi. İkincisi; Midas'ın hırsının bir göstergesi olarak dokunduğu her şeyin altına dönüşmesi Efsanesi. Üçüncüsü; Midas'ın Gordion'a at arabasıyla gelişi ve Frig Kralı olması Efsanesi.
Friglerin başkenti, Ankara yakınlarında bulunan Gordion'du. Kral Midas'ın mezarı da (tümülüsü) burada yer almaktadır. Yassıhöyük / Gordion antik kentleri mutlaka görülmesi gereken tarihi yerlerden biri.
Görseller alıntıdır.
AKŞAM YILDIZI
Anadolu'da söylenegelen bir türkü vardır;
Bir yıldız doğdu nur ile
Alemi yaktı nar ile
Küsülüyem ben yar ile
Niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız
Evler yıkan, beller büken
Kanım döken, Kervankıran
Bu türkünün hazin bir hikayesi vardır. Vaktinden evvel yola çıkan kervanın dondurucu ayazda karlara gömülerek can verişi üstüne yakılmış bir türküdür. Türküde geçen sarı yıldız, mavi yıldız, güneş batarken ve henüz ay ve yıldızlar gökyüzünde parlamaya başlamamışken ilk doğan yıldız olması nedeniyle adı Akşam Yıldızı olan, şafak sökerken de adı Sabah Yıldızı'na dönüşen Venüs gezegeninden başkası değildir. Venüs'ün çıplak gözle görülen en parlak gezegen oluşundan sanırım, halk arasında yıldız olarak adlandırılmış. Türkülere konu olan Akşam Yıldızıyla ilgili yazımı okurken, türküyü de dinlemek istersiniz belki diye güzel bir yorumun linkini veriyorum:
https://www.youtube.com/watch?v=nyXbqfpJzuw
Akşam yıldızının, Sabah Yıldızı'ndan başka isimleri de var. Güneşin doğuş ve batış zamanlarında güneş ışıkları ve ufuk kızıllığını yansıttığı için Sarı Yıldız diyorlar. Akşam kızılının ve lacivert gecelerin en parlak yıldızı olduğu için de Mavi Yıldız. Kur'an'da adı "Tarık" diye anılıyor, Tevrat'ta "Sabah Yıldızı". Zühre deyip kızlarımıza ad olan da o; Mısır'da kurbanlar adanan da. Eski Türkler "Tan Yıldızı" veya "Yaruk Ilduz" - Işıklı Yıldız demek- Osmanlılar "Erte Yıldızı" diyorlar. Babilliler onu tanrılarından biri olarak saydı. Asurlular takvimlerini onun döngülerine göre hazırladılar. Ve Yunan panteonundan bildiğimiz Afrodit'in ta kendisi. Gezegenler sıralamasında ise Venüs...Son iki ismiyle dişi güzelliğinin sembolü...
Babil merkezli panteonlarda ve Orta Asya'da bazı Türk boyları ile Moğollar arasında Güneş ve Ay ile birlikte Akşam Yıldızı da kutsal sayılmaktadır. Hatta kuzeyin soğuk iklimlerinde onu Tanrı'nın ışıklı ülkeleri olan mavi gökle, doğurgan ana yağız yeri birleştiren kutsal bir kapı olarak gören obalar yaşamaktadır. Paganizm ve şamanik inanışlarda dünyanın sembolize edildiği Hayat Ağacı'nın, nam-ı diğer "Ulu Kayın"ın soyut dallarının bu yıldıza kadar uzandığına ve dünyayı öte aleme, Tanrısal aleme bağladığına, adeta yer ile gök arasında bir tür geçit, bir göbek bağı olduğuna inanılmaktadır.
Kadim Anadolu topraklarında süregelen bir inanışa göre; Bir erkekle bir kadın Akşam Yıldızı'na aynı anda bakıyorlarsa ikisinin arasında bir söz verilmiş olur. Birinin diğerini hiç bırakmayacağına dair bir söz...
Sana Kervankıran derler
Bana dertli Kerem derler
Yare ikrar veren derler
Niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız
Evler yıkan, beller büken
Kanım döken, Kervankıran
Kaynak: İskender Pala, AKŞAM YILDIZI (Bir Göbeklitepe Romanı), Kapı Yayınları.
Fotoğraf: Ay, Venüs ve Jüpiter Los Angeles üzerinde.Görmen Lazım facebook sayfasından alındı.
![]() |
Büyük Ağrı ve Küçük Ağrı adlı volkanik kütle, iki koni şeklindedir. Büyük Ağrı 5137 m., Küçük Ağrı ise 3896 m. yüksekliktedir (bk. Türkiye İstatistik Yıllığı, s. 11). Bu iki koni, 2700 m. yükseklikteki Serdarbulak beli ile birbirine bağlanır. Ağrı'nın 4000 metreden yukarılarda olan kesimi sürekli kar ile örtülüdür. Dağın zirvesinde ayrıca 12 km2 genişliğinde bir buzul bulunur ki bu buzul Türkiye'de mevcut az sayıdaki buzullar arasında en büyük olanıdır. Andezit ve bazalt lavlarından oluşan Ağrı dağı, günümüzde ormandan mahrumdur. Ancak bazı kesimlerinde ardıç çalılıkları ile bodur huş ağaçları görülür.
Yakındoğu kültürlerinde Ağrı dağıyla ilgili pek çok efsane geliştirilmiştir. Ermeniler'in, buranın kendi ülkelerinin merkezi olduğu iddiası, yahudi kutsal metinlerinde ve Hıristiyanlık'ta Nûh'un gemisinin bu dağa indiği inancı, Ağrı dağının hem siyasî hem de dinî yönden önemini artırmıştır.
Ağrı dağı, çeşitli geleneklerde farklı şekillerde adlandırılmıştır. Yakut dilinde "Ağr", Selçuklu Türkleri'nde "Eğri dağ", bazan da "Ağır dağ", İranlılar'da "Kûh-ı Nûh", Araplar'da Büyük Ağrı'ya "Cebelülhâris", Küçük Ağrı'ya ise "Cebelülhuveyris" isimleri verilmiştir. Ermeniler bu dağa "Massis" veya "Masik" derken, sadece Batı coğrafyacıları Ararat demektedirler. Ağrı dağına Ararat denmesi, Ahd-i Atîk'te (bk. Tekvîn, 8/4), Nûh'un gemisinin tûfandan sonra oturduğu dağın "Ararat dağları" diye adlandırılmasından ve Ararat'ın Ağrı dağı ile aynı sayılmasından kaynaklanmıştır. *
Türkiye'nin çatısı Ağrı Dağı'yla ilgili bu coğrafi bilgileri verdikten sonra yeni öğrendiğim ve çok şaşırdığım bir bilgiyi paylaşmak istiyorum sizlerle. Ağrı Dağı'na ilk tırmanışın yabancılarca yapıldığını biliyordum ama ilk tırmanan Türk dağcıların kim ya da kimler olduğunu merak etmemiştim doğrusu. Ta ki, Yılmaz Özdil'in "ADAM" kitabını okuyuncaya kadar. Rahatlıkla şöyle söyleyebilirim; bu kitabı okudum ve gerçek adamları tanıdım. Bu adamların çoğu tanıdık ve bildikti ama tanımadıklarım da vardı. Onlarla da tanışmış oldum, kitap sayesinde. :)
Bazı kaynaklarda Ağrı dağına tırmanmanın 1700 yıllarına kadar götürülmesine rağmen, dağa ilk çıkanın Alman profesör Frederich von Parrot olduğu ifade edilmektedir. Sonra Rus, İngiliz, Belçikalı çıkmış ama, kendi toprağımızda olmasına rağmen hiç Türk çıkmamış.
1937 yılında, Erzurum'dan yola çıkan, 15 subay ve 50 erden oluşan iki seçkin birlik, Iğdır üzerinden yaklaşarak, Serdarbulak Yaylası'nda buluşur. Mıhtepe rotasını takip ederek, düz duvar buzullarıyla kaplı Ahora göçüğünden geçerek, tarihi tırmanışa başlarlar. Tarihi tırmanıştır, çünkü ilk kez Türkler tırmanacaktır.
15 subayın başlarında topçu kurmay binbaşı Cevdet Sunay vardır. Sonradan beşinci cumhurbaşkanımız olacak olan Cevdet Sunay. Subayların arasında bir de şair vardır, piyade teğmen Fazıl Hüsnü Dağlarca. Zorlu tırmanışta, subayların sırayla taşıdıkları sırt çantasının içinde, Mustafa Kemal Atatürk'ün büstü vardır. Zirve yaparlar ve Ağrı Dağı'nın doruğuna büstü yerleştirirler, yanına da bayrak dikerler.
Şair teğmen çıkarır kalem kağıdını cebinden, topçu kurmay binbaşı söyler, o yazar. Bir metal şişenin içine konularak, Ağrı Dağı'nın zirvesinde buzların içine gömülen o tarihi tutanakta, şu tarihi cümle yatar:
"Türkiye'nin en büyük adamının büstünü, Türkiye'nin en yüksek dağına armağan ediyoruz."
Fazıl Hüsnü Dağlarca yıllar sonra o günkü duygularını şiire de döker.
Aşağı yer uçurum, yukarı yer uçurum
Tanrı'ya mı varıyorduk, özgürlüğe mi, bilinmez
yaşamımızı bir ululuğa döktük mü, dökmedik mi?
Biz üç piyade teğmeni, solumuzda Türkiyece bir mavi
nöbetleşe aldık sac kutudaki Atatürk büstünü sırtımıza
oralardan evrene baktık mı, bakmadık mı?
Ne demiştik, hala yüreğimdedir, tutanakta
Türkiye'nin en büyük adamının büstünü, Türkiye'nin en yüksek dağına armağan ediyoruz
hey hey Türk olarak yücelere aktık mı, akmadık mı?
Ağrı Dağı'na çıktık mı, çıkmadık mı? **
Bir zamanlar Türkiye'de bir ilki gerçekleştiren dağcı bir Cumhurbaşkanımız varmış. Ona eşlik eden bir de şairimiz. Cumhuriyetin ilk yıllarında, spora ve sporculara değer veren, yaptıklarının önemini bilen bir yönetim varmış. Ya bugün?
Sorunun cevabını Atatürk'ün bir sözüyle vereyim:
"Sporda başarılı olmak için bütün milletçe sporun niteliği ve değeri anlaşılmış olmak ve ona kalpten sevgiyle bağlanmak ve onu vatani görev saymak gerekir."
* Kaynak: Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi
** Yılmaz Özdil, ADAM,( Kırmızı Kedi Yayınları, (s: 489-490)
Büyük Ağrı Dağı görseli, ensonhaber.com'dan alınmıştır.