26 Temmuz 2016 Salı




KEŞKE...


Biraz iddialı olacak ama  her derde deva bir ilaç olarak bilinir aspirin  ve dünyada en tanınan ve en çok kullanılan ilaçtır. Hiç düşündünüz mü, aspirin gibi bir sözcük var mıdır dilimizde? Yani olumlu ve olumsuz duygularımızı ifade edebileceğimiz, geçmiş ve  şimdiyi kolaylıkla anlatabileceğimiz, pişmanlık ve özlemlerimizi dile getirebileceğimiz  tek bir sözcük.  Ben düşündüm ve  "keşke" yi uygun gördüm. Keşke düşünmeseydim!! Düşünmeden geçen hayat, rahat, kaygısız ve endişesizmiş meğer. Ot misali ama otlar da yaşıyorlar değil mi?
 
"Keşke" yi sık kullananlar (artık alışkanlık yapmıştır onlarda) olduğu gibi, çok az kullananlar, ya da hiç kullanmamak için kendini zorlayanlar vardır muhakkak. Bu durum, kişinin karakteriyle ilgili olabileceği gibi düşünmeden verdiği kararların sonuçlarına, ya da öngörülerinde yanılıp yanılmamasına bağlı olarak  değişebilir. Hayatında hiç "keşke" demediğini iddia eden kişilerin demek ki hiç ağrısı olmamış, ateşi yükselmemiş ve de eklemleri sızlamamış! Dolayısıyla aspirine ihtiyaç duymamış. Oysa, insan yaş aldıkça ve bu yaşların toplamı arttıkça, (hiç aspirin kullanmamış olsa bile) damar sağlığı için aspirine ihtiyaç duyar ve doktor tavsiyesiyle almaya başlar. Aspirin kullanmaya başlayınca da "keşke" ler artar; yaşanmışlıkların pişmanlıkları, özlemleri ve şimdiye dair dilekler "Keşke şunu yapmasaydım", "Keşke zamanında çekip gitseydim", "Keşke beni sevse", "Keşke sınıfını geçse", "Keşke görebilseydim yüzünü", "Keşke ağlasaydım doya doya", keşke! keşke!

Dilimizin zenginliğidir bu; bir ünlem bile, ne çok şey ifade edebiliyor bize. Tek başına sözcüğün kendisi iç çektirebiliyor, gözleri yaşartıp uzaklara daldırabiliyor. Oysa, sözcük zımızdan çıktığında ve sesini duyduğumuzda, zihnimizde canlandırabileceğimiz, bize çağrışım yaptırabilecek ne bir imgesi ne de bir anlamı vardır KEŞKE Ne anlamı var? Hiç.
Ve bu "hiç"lik yanıltmasın,  bizi ayakta tutanın hiçlik bilinci olduğunu ne güzel anlatır Mevlana Celaleddin-i Rumi: " Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken sen Hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl çömleği tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise insanı ayakta tutan da benlik zannı değil, hiçlik bilincidir."

Hiçlik bilincinize katkı sağlayan  keşkeleriniz  istediğiniz kadar olsun. Sanırım, iyi bir dilek bu... 






13 Temmuz 2016 Çarşamba




CUMHURİYET 'İN BAŞKENTİNİ TAÇLANDIRAN MİMAR: CLEMENS HOLZMEİSTER





Başkentimizin güzel havasının yanında,  caddelerinin genişliğini, Cumhuriyet' in ilk yıllarından kalan mimarisini, özellikle TBMM, Bakanlıklar civarının mimarisini çok beğenmişimdir. Hele Kızılay Meydanı' nda bulunan "Güven Anıtı" adı gibi güven vermiştir bana , geleceğe yönelik olarak. Anıtın etrafında bulunan banklardan birinde oturup güvercinleri izlemek, fıskiyelerden fışkıran su sesini dinlemek ve anıta bakarken içinin umutla dolması ne muhteşem bir duygudur. Güven ve umut ikilisi insanın yaşamda kaybetmek istemeyeceği altın anahtarları değil midir?

TBMM ile Güven Anıtı' nın mimarının Clemens Holzmeister olduğunu biliyordum; merak ettiğimden araştırmıştım. Hatta, 7 Mayıs 2011 tarihli Hürriyet gazetesinde şöyle bir haber vardı: "TBMM, 'Devlet Mahallesi Mimarı' olarak da anılan kendi mimarı Prof. Clemens Holzmeister' e 74 yıl sonra vefa borcunu ödeyecek. İktidar ve muhalefet tarafından ortaklaşa benimsenen Prof. Holzmeister' in anıt heykelinin dikilmesi kararının ardından harekete geçildi, anıtın dikileceği alanda hazırlık başlatıldı. 24. dönemin ilk aylarında açılışı yapılması beklenen anıt heykel, meclis bahçesinde bulunan havuzun yanında yer alacak." Heykelin açılışının yapılıp yapılmadığı hakkında bilgim yok. Ancak, 2008 yılında Çankaya' daki bir caddeye Clemens Holzmeister adının Büyükşehir Belediye Meclisi kararıyla verildiğini biliyorum.  İşte Salzburg gezisinde şehrin içinde  bulunan mezarlıkta mezarları bulunan ünlü kişilerin arasında Clemens Holzmeister' in de yatmakta olduğunu öğrendiğimde, memleketimden çook uzakta başkentimi düşündüm ve başkentimizi mimarisiyle taçlandıran bu değerli mimarı saygıyla anmadan geçemedim. Belki birileri okur, belki tanımayanlar vardır diye kısaca bu ünlü mimarı ve eserlerini tanıtmak istedim. Bunu yaparken, Atatürk' ün sanata ve sanatçıya verdiği önemin, değerin ve ileri görüşlülüğünün bir kez daha altını çizmek istedim ayrıca.

Avusturya' lı mimar ve tasarımcı olan Clemens Holzmeister, 27 Mart 1886' da Tirol' de Fulpmes kentinde (Avusturya) doğdu. Babası Johann Holzmeister kahve ticaretiyle uğraşıyordu. Ailenin bir önceki kuşağı Avusturya' daki kötü ekonomik koşullardan dolayı Brezilya' ya yerleşmişti. Kahve işi Brezilya' dan onlara kalan bir işkoluydu. Clemens Holzmeister, Avusturyalı aktris olan Judith Holzmeister' ın (Doğum Tarihi: 14 Şubat 1920) babasıdır.

1906-1913 yılları arasında Viyana Teknik Üniversitesi' nde Mimarlık eğitimini tamamladı, 1919' da Roma döneminden başlayarak kilise yapımını inceleyen tezi ile doktor ünvanını aldı. Avusturyalı tasarımcı, Avusturya Akademisi mezunu Prof. Clemens Holzmeister, yaşamı boyunca Ankara' da bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi dahil olmak üzere 673 projeyi gerçekleştirmiştir.

1919-1924 yılları arasındaİnnsbruck' ta Devlet Yapı Sanat Okulu' nda öğretim görevliliğinin yanı sıra kilise yapıları gerçekleştirdi ve Unterberger' de ideal tasarımlar sergisini açtı. Viyana Krematoryumu' nda görevlendirilen Holzmeister, 1924 yılı başlarında tamamladığı bu yapıyla Avusturya' da tanınmaya başladı. Yine aynı yıl Viyana Güzel Sanatlar Akademisi' nde öğretim üyesi ve yönetici olarak göreve başladı. 1933-1937 yılları arasında aynı kurumun rektörlüğünü üstlendi.

1924' te Viyana' da bir toplu konut uygulaması gerçekleştiren Holzmeister 1926' dan 1938' e değin sürecek olan Salzburg Festspielhaus' un yenileme çalışmalarını başlattı. 1928-1933 arasında Viyana' daki akademik çalışmalarının yanısıra Düsseldorf Güzel Sanatlar Akademisi' nde de dersler verdi. Almanya' daki bu akademik çalışmaları sırasında 1929' da daha sonra Hitler rejimince yıktırılan ve mekan açısından dönemin en etkileyici yapılarından biri sayılan Schlageter Anıtı' nı gerçekleştirdi. Almanya va Avusturya' da birçok yapı inşa eden Holzmeister, Hitler rejiminin baskıları nedeni ile 1933' te Düsseldorf' taki akademik görevinden ayrılmak zorunda kaldı.

Holzmeister, yeni TBMM binasının yapımı için 11 Ocak 1937' de çıkarılan bir yasa ile açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi uluslararası mimari proje yarışmasının birincilik ödülünü Atatürk' ten aldığı sırada ve 1938 yılında Avusturya' nın Hitler tarafından işgali nedeniyle ülkesine dönmeyip Türkiye' de yaşamayı tercih etti. Viyana' dan ayrılarak İstanbul' a yerleşti. Holzmeister, bu dönem içinde 1940-1949 yılları arasında (İTÜ) İstanbul Teknik Üniversitesi' nin Mimarlık Fakültesinde profesör olarak görev yaptı, mimarlık dersleri verdi.


Prof. Dr. Clemens Holzmeister' in TBMM binasının proje işleri ile ilgili olarak görevlendirildiğine dair Cumhurbaşkanı Atatürk' ün de imzası olan 21 Mayıs 1938 tarihli kararname. ( Cumhuriyet Müzesi)

Daha önceleri 1927-1938 yılları arasında Viyana' daki bürosunda tasarladığı projeleri gerçekleştirmek için Ankara' ya gelen Holzmeister, Türkiye' nin yeni biçimlenen başkentinde çok sayıda kamu yapısı tasarlayıp gerçekleştirme olanağı buldu.


TBMM binası

Atatürk' ün ölümünden sonra açılan Anıtkabir proje yarışmasında da Holzmeister yer alacaktı. Ama tepkiler üzerine yarışmaya Türk mimarlar da davet edildi.Ve biraz da bu baskının sonucu olsa gerek Emin Onat ve Orhan Arda' nın projesi birincilik kazandı.

Aynı yıllarda, Brezilya' ya giderek; Belo Horizonte Katedrali' ni ve Rio' da Prafektur' u tasarladı. 1951' de Graz Teknik Yüksekokulu'nda şeref doktoru unvanını, 1953' te Avusturya Devlet Mimarlık Büyük Ödülü' nü aldı ve 1950' de Viyana Güzel Sanatlar Akademisi' ndeki görevine yeniden getirildi. 1954-1957 yılları arasında bu kurumda yeniden rektörlük yaptı. 1956-1960 arasında Salzburg' daki Festspielhaus' un 1926' dan beri devam eden yenileme ve geliştirme çalışmalarını tamamlayan Holzmeister, 1961' de akademiden emekli olup ve Salzburg' da çalışmalarına devam etti.

Holzmeister 1947 yılına kadar İstanbul' da sonrasında ise Ankara' da bulundu.1954 yılında ise Viyana' ya geri döndü. 

Çok az sayıda mimarın elde edebileceği bir ayrıcalık olan yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin yönetim merkezinin, en önemli binalarının tasarlanması görevi, Holzmeister'i o yılların en önemli ve en güçlü mimarı konumuna getirdi. Holzmeister, bu kamu yapılarını genç Türk devletinin gücünü ve kararlı kalıcılığını göstermek için; anıtsal klasikçiliğin yanısıra modern mimarlık anlayışı ile tasarlayıp uyguladı.

Avusturyalı mimar Clemens Holzmeister, iki dünya savaşı arasındaki yıllarda tasarladığı anıtlar, kiliseler, tiyatro yapıları ve opera sahneleriyle ünlendi.Kayda geçmiş 700'e yakın projesini hayata geçirdiği ülkeler arasında en başta Avusturya, Almanya ve Türkiye geliyor. Clemens Holzmeister, Türkiye' de cumhuriyetin kurulduğu yıllarda yönetimin "resmi mimarı" olarak tanındı. 1927-37 yılları arasında gerçekleştirdiği ilk 15 eseri için bakanlıklar bölgesini oluşturan binalar yer alıyor.

Holzmeister 1978' de son olarak Ankara' yı ziyaret edip 1963' te tamamlanan Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının genişletilmesi çalışmalarına katıldı.

Holzmeister 12 Haziran 1983 yılında Hallein-Salzburg, Avusturya' da 97 yaşında vefat etti.

Ödül Aldığı Yarışmalar:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası, 1. Ödül, 1938

Projelerinden bazıları:

Milli Savunma Bakanlığı Binası (1927-30)

Milli Eğitim Bakanlığı Binası (1929-34)

Güven Anıtı (1931-36)

Çankaya T.C. Cumhurbaşkanlığı Köşkü (Pembe Köşk) (1931-32) (Anton Hanak ve Josef Thorak ile)

Ulus Merkez Bankası Binası (1931-33)

İçişleri Bakanlığı Binası (1932-34) ve arkasında yer alan Vilayet Meydanı (1933-35)

Yargıtay (İktisat ve Ziraat Vekaleti) Binası (1930-34)

Bayındırlık Bakanlığı (Nafia Vekaleti) Binası (1931-34)

Ulus Emlak Kredi (Emlak ve Eytam) Bankası Binası 81933-34)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Binalar Topluluğu (1938-63)

Avusturya Büyükelçiliği (1936)

Ankara Harp Okulu Binası (1930-35)

Ankara Orduevi Binası (1930-35)

Genel Kurmay Başkanlığı Binası  (Erkan-ı Harbiye Binası) (1930)

Holzmeister' in Ankara' daki önemli eserleridir.

KAYNAK: www.biyografi.net.tr

    

       




7 Temmuz 2016 Perşembe




KEŞİFLERİN BABASI: HARİTACI HENRY





Coğrafi keşifler, ticaret yapan Avrupalıların yeni yollar arama zorunluluğundan kaynaklan. Çünkü İstanbul' un fethiyle birlikte İpek Yolu' nun ve Baharat Yolu' nun kontrolü Müslümanların  eline geçmişti. Bu yolların tamamının Osmanlı denetimine girmesi ve birkaç el değiştiren malların pahalıya mal olması, Doğu ile ticaret yapan Avrupalıları yeni yollar aramaya sevketmiştir. Birçok nedeni olsa da coğrafi keşiflerin asıl nedeni ekonomikti. Doğu ülkelerinin zenginliği göz kamaştırıyordu. Avrupalılar buralara  gitmek ve zengin olmak için yeni yollar aramalıydılar. Bu yolların bulunması ise açık denizlere ve okyanuslara açılmaktan geçiyordu. Öncelikle merak ve keşif amaçlarıyla başlayan açık denize açılma istekleri XV. yüzyılın ikinci yarısında ekonomik amaçlara yönelmiştir. Coğrafi keşifler sonucu Avrupa' da önemli değişiklikler meydana gelmiştir. Bu değişiklikleri merak edip okuduğumdan coğrafi keşiflere, neden ve sonuçlarına  özel  bir ilgi duymuşumdur hep.

Vasco De Gama, Magellan, Kristof Kolomb ve Bartolomeu Dias' ı mürekkep yalamış herkes tanır. Peki Prens Henry' nin adını kaç kişi duydu? Ya da şöyle sorayım;  Haritacı Henry adını, denizciler ve haritacıların dışında duyan var mı? Ben duymamıştım ta ki Ai Çimen' in "Tarihi Değiştiren İmparatorluklar" kitabını okuyana dek. Yazıyı uzatmamak için, kitaptan kısa notları aktarmakla yetineceğim:

"Denizaşırı sömürgeler dönemini başlatan coğrafi keşiflerde en büyük pay, Portekiz Kraliyet ailesinin maceraperest prensi Henry' e aittir. 'Haritacı' lakabıyla tanınan Henry, denizaşırı seferleri başlatmış, bunun sonucunda Atlantik Okyanusun' ndaki Madeira Adaları 1419' da, Azor Adaları da 1427' de keşfedilerek tarihin ilk denizaşırı sömürgeleri oldu. Henry' den önce denizciler, devasa deniz canavarlarına yem olmaktan ya da dünyanın 'kenarlarından' aşağı düşmekten (dünyanın dümdüz olduğuna inanıyorlardı) korktukları için sadece kıyıları takip ediyorlardı."

Portekiz ve İspanya' nın okyanuslara açılarak başlattığı keşifler çağı, Avrupa' da bin yıldır süren dengeyi değiştirmişti. Bu ikilinin başı çektiği denizaşırı maceralara kısa zamanda Atlas Okyanusu' na kıyısı bulunan Hollanda, Fransa ve İngiltere de katıldı ve bu beşli, dünya zenginliklerini asırlar boyunca kontrol ederek, bugün Batı ile Doğu arasındaki gelişmişlik farkının mimarları oldular."

"Portekiz ve İspanya' nın başlattığı bu süreç, tartışmasız bir şekilde 'sömürge paylaşım' ve onu izleyen 'dünya' savaşlarının tetiğini çekti ve bugün içinde yaşadığımız dünyanın siyasi, dini, kültürel ve coğrafi çerçevesini çizdi." 

Prens Henry, hiçbir yer keşfetmedi, hatta hiçbir uzun sefere katılmadı ama o , keşiflerin babasıydı. 1394' te Kral Joao I' in dördüncü oğlu olarak Porto' da doğdu. Henüz 20' li yaşlarını sürerken saraydan elini eteğini çekip kendisine verilen Algarve Eyaleti' ndeki, Sagres' e yerleşti. Hiç evlenmedi, saraydaki yerini almadı, kendini ve bütün mal varlığını keşiflere adadı. Sagres' te Avrupa' nın ilk denizcilik okulunu açtı. Henry' nin okulunda matematikçiler, haritacılar, astronomlar, kaptanlar (master  mariners) öğrenciler ve eski seyahatlerin jurnalleri toplandılar. Gelen Portekizli, İspanyol, İtalyan, Yahudi ve Arap denizciler Prens' e, daha iyi haritalar, daha gelişmiş navigasyon aletleri (pusula, astrolabe, cuadrant gibi) ve daha detaylı astronomi tabloları yaratmasında yardımcı oldular. (www.yachtturkiye.com)

Prens Henry' nin maceraperestliği ve cesaretinin başlattığı bu süreç, kendisi bilmese de, bugün içinde yaşadığımız dünyanın tablosuna attığı ilk fırça darbeleriydi. Sonrakiler de bu tabloyu tamamladılar. Tabloda ağırlıklı kullanılan renk kırmızıydı ne yazık ki...


Keşifler Anıtı - Lizbon (en önde bulunan kişi Prens Henry)






Ek Bilgi, meraklısına: Çin' den başlayan İpek Yolu, Hazar Denizi' nde iki kola ayrılıyor, kuzey kolu Kırım limanlarında son bulurken güney kolu Karadeniz kıyılarından İstanbul' a ulaşıyordu.

Baharat Yolu ise Hindistan' dan başlıyor ve kuzeyde Suriye limanlarında, güneyde ise İskenderiye' de son buluyordu.



  
Fotoğraflar: Prens Henry - tr.wikipwdia.org
                     Üstteki üç fotoğraf - www.yachtturkiye.com




1 Temmuz 2016 Cuma




LOU ANDREAS- SALOME
(Nietzsche, Rilke ve Reé' nin aşık oldukları  kadın) 



Lou Andreas-Salome with Rainer Maria Rilke (2. von links) in the arbour of Villa Lutz, 1897



Lou Andreas Salome, 12 Şubat 1861 yılında St. Petersburg' da doğdu. Babası bir Rus generaldi. Louise, Lou' nun gerçek adı. Salome ailesi, başta baba Gustave Salome olmak üzere önce Louise' in Rusçadaki söylenişiyle Lyoyla' yı kullanmışlar, zaman içinde Lyoyla Lou' ya dönüşmüş.

Salome, o yıllarda yasa, kural dinlemeyen, başına buyruk bir kadın olarak büyüdü. Zürih' te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu.Ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle 21 yaşındayken, annesi onu Roma' ya götürdü. Malwida von Meysenbug annesinin çok iyi arkadaşıydı ve onun Roma' daki evine yerleştiler.

Malwida, yazar Paul Rée' nin de çok iyi arkadaşıydı. Rée, Malwida' yı Roma' daki evine ziyarete geldiğinde Lou' yla tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlişkileri kısa sürede tek taraflı bir aşka dönüştü. Rée ona evlenme teklif etti, ama Lou arkadaş kalmayı tercih etti. Buna rağmen aynı evde kalmaya başladılar. Çünkü Lou, Rusya' ya dönmek istemedi. 

1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche' nin aklını başından aldı. Nietzsche' ye çok büyük acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikayesi, Irvin Yalom'un "Nietzsche Ağladığında" ve Lance Olsen' in "Nietzsche' nin Öpücükleri" adlı romanlarına konu oldu. Nietzsche' nin evlilik teklifini geri çeviren, Alman şair Rilke' nin ömür boyu unutamadığı aşkı ve Freud' un çok açıkça hayranlık duyduğu Lou Salome, özgüvenli , özgür ve sıradışı  bir kadındır. Sigmund Freud onu şöyle tarif eder: "Korkunç bir zeka...Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi."
(cnnturk.com/kultur-sanat)

"İlginç olan, bütün dillerde Lou' ya pek çok sayfa ayrılmasına rağmen erkeklere karşı bu tutumu, aydınlığa kavuşmayan karanlık bir nokta olarak kaldı. Françoise Giroud," Lou, Özgür Bir Kadın' ın Öyküsü" nde, onun hastalıklı iffet duygusunu açıklayabilecek bir sav ileri sürüyor. Lou aşk ziyafetlerinin oburu olarak, ömrünün sonuna kadar bu açığı fazlasıyla kapattı, hem de hep kendisinden oldukça genç erkeklerle.
Lou Andreas-Salome, bir yazar; yaşadığı Almanya' da çok saygın bir psikanalist..
Avrupa' nın ilk özgür kadınlarından biri.. Kalemi ona maddi bağımsızlık ve sosyal konum sağladı. Ama asıl başyapıtı, bizzat kendisiydi."
(Arka kapak yazısı' ndan. Françoise Giroud, Lou,Özgür Bir Kadın' ın Öyküsü -  İmge Kitabevi Yayınları)

Viyana' da, Sigmund  Freud' un , Berggasse 19 No' lu Evi' ndeki duvarları süsleyen Lou Salome' nin ünlü iki  fotoğrafını gördüm ve telefonuma kaydettim. Aşağıda yer alan fotoğrafta; Lou von Salome, Paul Rée ve Friedrich Nietzsche görülmekte (Yıl, 1882). Fotoğrafı incelerken bir yandan da  düşündüm; neredeyse çağdaşı tüm düşünürleri kendisine aşık edip, peşinden koşturan, hatta ünlü iki düşünürü  at gibi kırbaçlayarak at arabasını bile  çektiren  Lou Salome gibi başka bir kadın daha var mıdır dünyada? Bilmiyorum.