29 Haziran 2021 Salı

 


EDEBİYATIN GÜCÜ



Ben, edebiyatın ve tüm sanat dallarının toplum üzerindeki iyileştirici ve yöneltici  gücüne inanırım. İşte bu güçtür, hemen her toplumda yönetenleri korkutan. Bu nedenledir ki, zaman zaman kitaplar toplatılır, bazen bununla yetinilmez yakılır. Yetmez, tiyatro oyunlarının sahnelenmesi yasaklanır, film ruloları yakılıp, yok edilir.

Gerçek sanatçılar, yazarlar sıkıntı içinde yaşarlar. Yazdıkları, çizdikleri nedeniyle hapisle cezalandırılırlar. Buna rağmen içlerinden bazıları yine de ödün vermezler sanatlarından. Tarih de bu gerçek sanatçıları yazar ve unutturmaz.

İşte, edebiyatın gücüne güzel bir örnek:

19. yüzyıl Fransa'sı. İhtilal zamanı çok zarar gören gotik Notre Dame Kilise'si yıkılmak istenmektedir. O zamanlar gotik mimari "çirkin" ve "kaba" diye tasvir edildiğinden, bu tür yapılar yıkılıp yerlerine yenilerinin yapılması isteniyormuş. Notre Dame'ın yıkılmasına kesinlikle karşı çıkan Victor Hugo, katedrali kurtarmak ve halkın ilgisini ona çekmek adına Notre Dame'ın Kamburu romanını altı ay gibi kısa sürede yazmış ve roman 1831 yılında yayınlanmış. Roman öyle sevilmiş ki, bırakın katedralin yıkılmasını, bugün Fransa'nın simgelerinden biri haline gelmiş. Bu roman, tarihi bir eseri yıkılmaktan kurtararak gelecekteki kuşakları için güzel bir kültürel miras bırakılmasını sağlamıştır. Güç budur işte...



23 Haziran 2021 Çarşamba

 


KARŞI ANILAR



Andre Malraux (1901-1976) Fransız romancı, sanat tarihçisi ve devlet adamı. Paris'te varlıklı bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi. Babası borsacıydı. Andre, dört yaşındayken anne ve babası boşandı ve Andre, annesi, anneannesi ve teyzesiyle birlikte yaşadı. 1922'de, eşiyle beraber bir Khmer tapınağını görmek için Kamboçya'ya gitti. Tapınağın kabartmalarını sökmek suçundan bir süre hapiste kaldı. Daha sonra Saygon'da sömürgecilik karşıtı bir gazete çıkardı. Oradan Çin'e geçerek devrimci eylemlere katıldı.1929'da Afganistan ve İran'da, 1934'te Arabistan Yarımadası'na geçerek incelemelerde bulundu. Fransa'ya döndükten sonra yayımladığı "Kanton'da İsyan"ı büyük başarı kazandı.

1930'larda faşizmin yükselmesiyle birlikte siyasal etkinliklere ağırlık verdi. 1936-1937 yıllarında İspanya İç Savaşı'nda Cumhuriyetçiler'in yanında yer aldı. Uluslararası bir hava filosu kurdu ve bu filonun albaylığını yaptı. Bu deneyimiyle "Umut" adlı eserini yazdı. Bu eseri 1938'de İspanya'da "Sierra de Teruel" adıyla sinemaya uyarlandı. 1944'te Fransa'da Direniş Hareketi'ne katıldı. Almanlar tarafından vuruldu ve yakalandı. Kurtarıldıktan sonra Özgür Fransa tugayını kurdu ve tugayın başına getirildi. Cephede General de Gaulle ile tanıştı. Savaştan sonra, de Gaulle Hükümeti'nde Kültür Bakanı olarak yer aldı. Bu görevini 1958-1968'a kadar sürdürdü.  

İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra (1945) roman yazmayı bırakarak sanat tarihine yöneldi. 1951'de Sessizliğin Sesleri isimli sanat tarihi kitabını yayımladı. Malraux, 23 Kasım 1976'da, Paris'te hayatını kaybetti.

Yukarıda kısaca yaşam öyküsünü yazdığım, Andre Malraux'nun, Karşı Anılar kitabı, 20. yüzyılı şekillendiren büyük tarihsel olayların birçoğuna aktif olarak katılmış ya da yakından tanık olmuş yazarın çağ muhasebesini yaptığı bir anılar kitabı. Anılarını aktarırken "20. yüzyıl neydi?" sorusunun cevabını da arıyor. Ayrıca, 20. yüzyıla güçlü birikim ve kişilikleriyle yön vermiş olan De Gaulle, Mao Zedung, J. Nehru ve Ho Şi Minh gibi liderlerle yaptığı özel sohbetleri yazarak bizleri de o sohbetlere dahil ediyor. Okunması gereken önemli bir eser; tabii 20. yüzyılı anlamak istiyorsanız...

Kitapta ilgimi çeken bir anekdotu yazmak istiyorum. Anekdot şöyle:

"Psikanalizci Jung, bir görevle yeni Meksika Kızılderilileri arasındadır. Kızılderililer, klanının totem hayvanını sorarlar ona. İsviçre'de klanlar da, totemler de bulunmadığı yanıtını verir. Söylev sona erince, Kızılderililer salondan, bir ip merdivenle ayrılır, ip merdivenden bizim merdivenlerden inişimiz gibi, yani sırtları ip merdivenin basamaklarına dönük olarak inerler. Jung ise ip merdivene yüzü dönük olarak iner. Aşağı vardığında, Kızılderililerin reisi, tek söz etmeksizin, konuğunun kısa ceketi üstüne işlenmiş Bern kentinin simgesi ayıyı işaret eder: Ayı, yüzü ağaç gövdesine - yani merdivene- dönük olarak inen tek hayvandır."

Bir doğasever olarak, doğada yürüyüş yaparken bazen, çitlerden geçmemiz/atlamamız gerekiyor. Çitlerin karşı tarafına geçmek için, derme-çatma ağaç merdivenlerden inerken benim de yüzüm hep merdivene dönük olur. Şimdi anladınız mı, kitapta onca önemli anılar dururken, neden bu anekdotu aktardığımı? :) 


16 Haziran 2021 Çarşamba

 


ARMUT DİBİNE DÜŞER!




Meyvesi taze olarak, kurutularak, konserve yapılarak, meyve suyu çıkarılarak tüketilmesine ve faydalarını bilmeme rağmen, kırk yıl yemesem aklıma gelmeyecek bir meyvedir armut; bulursam yerim, bulmasam aramam. Hele en iyilerinin yanından bile geçmem. :) Ancak, meyvelerden armuda, hayvanlardan da eşeğe büyük haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Zavallı eşek, at ve katırdan daha ağır işlerde ve daha çok çalıştırılır ama onlar kadar değer görmez insanların nezdinde. Örneğin; eşek gibi çalışmak deyimi vardır dilimizde ama at gibi çalışmak deyimi yoktur. Örnekler çoğaltılabilir ama konumuz armut. Bir insanın iyi-kötü davranışları karşısında, hemen herkes o kişiyi değil de onu yetiştiren ebeveynleri kastederek "Eee! Ne demişler, armut dibine düşer" sözünü yapıştırıverirler. Çok düşünmüşümdür bu sözü. Yerçekimi dediğimiz kuvvet, matematikte olduğu gibi elma ile armut arasında herhangi bir ayrım yapmadığına göre elma da armut gibi dibine düşmez mi? Neden elma değil, armut düşer demişler? Bu bağlamda, armutla ilgili atasözlerimiz, özdeyişler olumluluk ihtiva etmekten çok olumsuzluğu çağrıştırırlar. Yazık değil mi armuda, ne suçu var? :)

Armudun meyveler içinde düştüğü duruma acıdım doğrusu. Oysa armut ağacı, yüksek kaliteli nefesli çalgılar ve mobilya imalatında tercih edilen malzemelerden biridir. Armutla ilgili söylenmiş özdeyişleri araştırdım ve bakın neler buldum. :)

"Yaşlanarak değil yaşayarak tecrübe kazanılır, zaman insanları değil armutları olgunlaştırır." - Peyami Safa

"Armut, eğer ağaç eğimli bir tepede bulunuyorsa dibine düşmeyebilir." -Ingvar Ambjörnsen

"Bir şeyin olacağı varsa zaten olacaktır, kaderle asla armut tartışmasına girme, çünkü kader bütün olgun armutları yiyip hamları senin eline verir." - Jose Saramago

"Armut deyip geçmeyin, onun ilk hecesi çoğu kişide yoktur!" - Necip Fazıl Kısakürek

"Bilirsin ayının bildiği otuz üç hikaye, hepsi de armutla ilgili." -Mehmed Uzun

"Her güzel kadının yanındaki erkek, bana hep armudun iyisini seçen o zevk sahibi hayvanı hatırlatır." -Aziz Nesin

"Bekledik bilmem ki ne ele geçti? Günler beklemekle, edeple geçti. Bu halkın ömrü hep sebeple geçti. Öyle bir sebep ki doldurur küpü: Armudun sapı var, üzümün çöpü." -Aziz Nesin

"Armudun iyisini ayılar, elmanın soyulmuşunu kibarlar yer." -Bedri Rahmi Eyüboğlu

"Ayıyı armuda bekçi yapanın idrakine, izanına ne deyim?" -Abdurrahim Karakoç

"Mutluluk mukayeselerinin bilimsel bir ciddiyeti olamaz, çünkü elmalarla armutları karşılaştırırlar. Gezegenin dört bir yanında bütün insanların aynı anlamı atfedeceği bir mutluluk kavramı yoktur." - Wilhelm Schmid

"Elma dersem çık, armut dersem çıkma diye öğrettiler bize...Benimle elma lütfen." -Ahmet Batman

"Hürriyetler armut gibi kucağımıza düşmez." -Cemil Meriç




15 Haziran 2021 Salı

 


TAKMA ADI "İKİ KULAÇ DERİNLİK" ANLAMINA GELEN ÜNLÜ YAZAR



Kitap okurları arasında, sanırım Tom Sawyer'in Maceraları kitabını okumayan çok az okur vardır. Kimden bahsettiğimi hemen anladınız. Tabii ki Mark Twain'den. Bu isimle yazıp ünlü olduysa da yazarın asıl adı, Samuel Laghorne Clemens'tir. Mark Twain takma adı "iki kulaç derinlik" anlamına gelir, o günlerde ırmak ulaşımında kullanılan bir deyimdir bu. Mark Twain'in ilginç bir yaşam öyküsü var. Zirveyi de görmüş, en dibi de diyebileceğimiz türden hem de. Kısaca Twain'in yaşam öyküsünü aktardıktan  sonra, okumakta olduğum yazarın seçme öykülerinden oluşan "Adem'le Havva'nın Güncesi" kitabından bahsedeceğim.

Mark Twain, 1835'te ABD'nin Missouri eyaletine bağlı küçük bir köyde doğdu. 11 yaşındayken esnaflık ve avukatlık yapan babası ölünce, okulu bırakıp bir matbaada dizgici olarak çalışmaya başladı. Dizgicilikten sıkılınca işi bıraktıve Mississippi'deki ırmak gemilerinde dümenci olarak çalışmaya başladı. 

Amerikan iç savaşı yıllarında, ırmak ulaşımı durunca, işsiz kalır. Gönüllü askerlik yapar ve sonrasında Nevada'da gümüş madenciliğini dener. Yazarlığa da gazeteci olarak bu yıllarda başlar. 1865 yılında yayımladığı "Calaveras İlinin En Hızlı Sıçrayan Kurbağası" ilk öyküsüyle adını duyurur. 

1879'da çok sevdiği Olivia Langdon ile evlenir ve iki kızı olur. Mark Twain'in başlıca tutkusu milyoner olmaktır, ki bu tutku babasından geçmiştir. Sonraki yıllarda, konuşmalarından ve yazılarından büyük para kazanır. Kazandığı tüm parasını bir basımevine, yeni geliştirilecek olan bir baskı makinesine yatırır: varını yoğunu kaybeder. Yoksul bir adam olarak dört yıl boyunca sürekli borç öder. Bu arada karısı ve iki kızı ölür. Yalnız kaldığında,  çıkar düzeninin ikiyüzlülüğüne, ucuz taşra politikasına, yeteneksizliğe öfkesi gitgide artar ve yazılarındaki alaycılığının, güldürüsünün temelinde hep bu burukluk yankılanır.

Yaşamının sonuna doğru, eserlerinin geliriyle yine zengin bir adam olur. Connecticut'a yerleşir, varlıklı bir yaşam sürer ama çok yalnızdır. 1906'da başladığı otobiyografisini bitiremeden 1910 yılında zengin ama mutsuz olarak ölür. İsteği üzerine, eserlerinin çoğu, ölümünden sonra yayımlanır.

Mark Twain'in "Adem'le Havva'nın güncesi ve Seçme Öyküler" kitabı bir derleme. Ve bu derlemede, "Adem'le Havva'nın Güncesi"nin yanı sıra "Calaveras İlinin En Hızlı Sıçrayan Kurbağası", "1.000.000'luk Banknot", "Çalınan Fil" gibi ünlü öyküleriyle birkaç kısa öyküsü yer almakta.

Ben en çok "Adem'le Havva'nın Güncesi" öyküsünü beğendim. Çünkü yaradılış efsanesini farklı bir açıdan ele almış. Kadın-erkek ilişkilerinin "evrensel değişmezlerini", cennet bahçesinde var olmayan "ahlak duygusu"nun insanla beraber yeryüzünde nasıl hayat bulduğunu, Şeytan'a söylettiği "Ahlak duygusu ortaya atmasa, yanlış diye bir şey var olamaz" sözüyle aktararak, ahlakın iyi ve kötü yanlarını irdelemiş. Ve tüm bunları mizah duygusuyla kaleme almış. Adem'le Havva'nın cennetten kovulmasına neden olan Şeytanı da unutmamış.  Yazdığı Şeytan'ın Güncesi bölümünde yer alan şu satırları oldukça düşündürücü buldum:

"Zavallı bilgisiz yaratıklar. Ağaçtan geri durmalarını isteyen buyruklar hiçbir anlam taşımıyordu onlar için, çünkü çocuktular, küçük dünyalarının, dar yaşantılarının ötesindeki denenmemiş şeyleri, sözsel soyutlamaları anlayamıyorlardı. Havva elmaya uzandı! Elveda cennet bahçesi, senin günahsız sevinçlerine; verin elinizi acılar, açlık, soğuk, gönül kırgınlığı, ağıtlar, gözyaşları, utanç, kıskançlık, kavga, kötülük, onursuzluk, yaşlılık, yorgunluk, vicdan azabı; sonra umutsuzluk, ötelerde esneyen cehennem kapısına bakmadan ölümün salıverilmesi için yakarış!"

Havva elmayı ısırdıktan sonra, cennetten kovuldu ve sonrasında hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Öyküyü bitirdikten sonra aklıma Oscar Wilde'ın şu sözü geldi; " Şeytan yalnızca sunar, insan isterse seçer."


İlgilenenler için not: Arkadya Yayınevince bastırılan "Şeytan Ve Şair" adlı dokümanter kitapta Shakespeare'in, Christopher Marlow'un eserlerini çalıp, onun kitaplarına kendi adını verdiği iddia ediliyor. Yazar bu iddiasını belgelendirmeye çalışarak soruyor: İnsanlığın en önemli isimlerinden biri olan eşsiz şair ve oyun yazarı Shakespeare, gerçekten bir dahi mi yoksa sahtekar mıydı? Bu iddiayı ortaya atanlardan biri, belki de ilki Mark Twain'miş. Mark Twain, yazdığı bir makalede "Shakespeare ile Şeytan'ı" kıyaslamış ve şöyle demiş; "Onlar bu gezegendeki gelmiş geçmiş en iyi bilinen bilinmeyenlerdir." 



9 Haziran 2021 Çarşamba

 


SALYANGOZLAR HAKKINDA ŞAŞIRTICI GERÇEKLER



Sizi bilemem ama ben, kara yumuşakçalarından olan salyangozlar ve solucanlardan tiksiniyorum. Bu durum elimde değil. Oysa, onların yeryüzünün en masum canlıları olduğunu biliyorum. Sırf bu nedenle bile olsa salyangoz ve solucanlara karşı bir sempatimin olması gerekir değil mi? Ama yok. Oysa, deniz yumuşakçalarını afiyetle mideme indiriyorum. Üstelik onlara karşı sempati beslerken hem de. :) 

Çoğunlukla yavaşlıkları ile bilinen salyangozların bir türü yaklaşık 80 cm'ye ulaşabilir! Devasa bir salyangoz düşünebiliyor musunuz? Ben düşünemiyorum; böyle bir salyangozu gördüğümde ne yapardım, bilemiyorum doğrusu. İki gündür Ankara'da devam eden sağanak yağışlar bu masum yumuşakçaların yürüyüş güzergahlarına çıkmasına neden oldu. Yanlışlıkla üzerlerine basmamak için pür dikkat yürürken neden salyangozlarla ilgili bir araştırma yapmıyorum ki diye düşündüm ve öğüre öğüre de olsa birkaçının fotoğrafını çektim. Bu çekim, benim için hiç de kolay olmadı. Şimdi, fotoğrafları paylaşıp, salyangozlarla ilgili şaşırtıcı gerçekleri yazabilirim.



1.SÜMÜKLÜ BÖCEKLERDEN FARKLARI YOKTUR.

Aslında tek farkları salyangozların kabuklarının olmasıdır. Limacidae ve Milacidae gibi bazı sümüklüböcek ailelerinin vücutlarının iç kısmında gizlenmiş kabuk plakaları vardır. Daha küçük kabuklar, bu canlıların daha hareketli olmalarını sağlar ve avı kovalamak söz konusu olduğunda bu durum evrimsel bir avantaja dönüşür.

2. DENİZ KABUKLULARIYLA AKRABALAR.

Salyangozlar ve sümüklüböcekler yumuşakçadırlar ve dolayısıyla istiridye, deniz tarağı ve midye ile aynı kategoriye girerler. Gastropodlar (salyangozlar ve sümüklüböceklerin taksonomik sınıfı), yaşayan yumuşakça türlerinin %80'inden fazlasını içeren en büyük yumuşakça grubudur. Aynı zamanda biçim, habitat ve davranışlar açısından en çeşitli hayvan gruplarından da biridir.

3. DÜNYA ÜZERİNDE HER YERDE YAŞARLAR.

Dünya üzerinde 150.000 kadar gastropod türü bulunduğu tahmin edilmektedir ve bu türler çöllerden derin okyanuslara kadar her yerde yaşayabilirler.

4. MUHTEMELEN EROS'UN (MİTOLOJİK AŞK TANRISI) İLHAM KAYNAĞIDIR.

Bir araştırmacı, Eros oku mitinin bir bahçe salyangozu olan Helix aspersa'nın çiftleşme ritüellerinden gelebileceğini savunmuştur. Bu salyangozlardan bazıları, sevgililerini spermlerin hayatta kalma şansını artıran mukus ile sarılı "aşk okları" ile vururlar (salyangozlar hermafrodittir ve her iki birey de çiftleşme sırasında sperm alır). Diğer yandan çok eski zamanlarda insanlar bu mukus kaplı minik okların kalsiyum kaynağı ya da afrodizyak olduğuna inanıyorlardı. McGill Üniversitesi'nden Ron Chase, bu inanışın Eros'un arzu uyandıran titremesinin ardındaki ilham kaynağı olabileceğini savunmaktadır.

5. TIBBİ YAPIŞTIRICILARIN İLHAM KAYNAĞI OLMUŞTUR.

Boston's Children Hospital ( Boston Çocuk Hastanesi) ve MIT'ten (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) araştırmacılar, bir salyangoz salgısının yapışkanlığını taklit eden bir yapıştırıcı geliştirdiler. Aynı jel deniz salyangozlarının dalgalara rağmen kıyıdaki kayalara yapışmasını sağlamaktadır. Bu tıbbi yapıştırıcı, kalp kusurlarının onarımında kullanılmak üzere tasarlanmıştır ve geleneksel dikişlerin sızdırabileceği pürüzlü yüzeylere bile yapışmaktadır. Şimdilik yalnızca domuz kalplerinde test edilmiştir.

6. SALGILARI CİLT KUSURLARINI DÜZELTEBİLİR.

Bazı çalışmalar sonucu salyangoz salgısının, muhtemelen cilt hücrelerinin yenilenmesine yardımcı olan bir bağışıklık tepkisini harekete geçirerek, yaraların iyileşmesine yardımcı olabileceği bulunmuştur.

7. BAZI SUCUL SALYANGOZLARIN AKCİĞERLERİ VARDIR.

Bazı tatlı su salyangozları sualtında solungaçlarla nefes almaz. Her ihtiyaç duyduklarında yüzeye çıkmalarını gerektirecek akciğerleri vardır. Bazılarında ise hem solungaçlar hem de akciğer bulunur. Elma salyangozunun kendine has sifonu  (solunum tüpü) vardır ve bu tüpü yırtıcılara maruz kalmadan nefes almak için suyun yüzeyine kadar uzatabilir.

8. BİR SALYANGOZ BİR DENİZ YILDIZINI MİDEYE İNDİREBİLİR.

Dev deniz salyangozu Charonia tritonis, yaklaşık 80 cm'ye kadar büyüyebilir. Bu tür, keskin bir koku duyusu olan saldırgan bir avcıdır ve zehirli salyasıyla felç ederek denizyıldızı yemeye bayılır.

9. AMERİKAN YERLİLERİ İÇİN, SALYANGOZLAR MUTLULUK SEMBOLÜYDÜ.

Kıtanın keşfinden önce Amerikan yerlileri deniz salyangozunu, kabuğunun dönen şeklinin yaşam döngüsünü temsil ettiğine inanarak, yeniden doğuş ve mutluluk simgesi olarak görmüşlerdir. 

10. MÜZİK ALETİ OLARAK TA KULLANILIR.

İnsanlar binlerce yıldır çok büyük deniz salyangozlarının kabuklarını müzik aleti olarak kullanmıştır. Kabuklardan yapılmış bu trompetler, antik Yunan, Hint ve Hawai mitolojisinde önemli bir rol oynar. Örneğin, eski Yunan mitolojisinde, deniz tanrısı Tritonun azgın dalgaları bir kabuklu trompetle sakinleştirdiğine inanılırdı.

11. BİR ARADA BESLENİRLER.

Bazı bahçe salyangozları, hemen yanı başında başka bir yiyecek olsa bile bir diğer salyangozla aynı besin kaynağından yemeyi tercih eder. Aile yemeği mi? Kim sevmez?

12. ULUSLARARASI ARAÇ YARIŞINDA REKABET EDEN İLK KADININ TAKMA ADI "SALYANGOZ"DU.

19. yüzyıl Fransız sosyalisti ve yazarı Helene van Zuylen, 1898 Paris - Amsterdam - Paris parkurunu tamamladı ve uluslararası bir araba yarışında yarışan ilk kadın oldu. Fransa Otomobil Kulübü başkanı olan kocası da "Escargot (Fransız mutfağına özgü salyangoz yemeği)" takma adı ile yarıştı.

13. BAZI TÜRLERİN KILLI KABUKLARI VARDIR.

Karasal salyangozların birkaç türünde ve özellikle genç bireylerde kıllı kabuklar vardır. Bilim adamları, kıllı salyangozlar nemli alanlardan geldiklerinden, bu özelliğin ıslak ortamlarda hareketliliği artıran bir adaptasyon olabileceğini öne sürmüşlerdir.

14. YAZAR PATRICIA HIGHSMITH'İN PARTİLERE GÖTÜRDÜĞÜ DOSTLARI

Strangers on a Train (Trendeki Yabancılar) ve The Talented Mr.Ripley ( Yetenekli Bay Ripley) kitaplarının yazarı Highsmith'in yumuşakçaları insanlara tercih ettiği bilinirdi. Evcil hayvanı olarak birlikte yaşadığı 300 salyangozu vardı ve yazarın eserlerinin çoğunda bu yaratıkların bahsi geçmektedir. Yazarın bir biyografisinde, yazar Joan Schenkar, Highsmith'in "el çantasında salyangoz yetiştiren ve davet edildiği ortamlarda ev sahibinin masasının her yerinde yapışkan izler bırakmalarına sebep olan kadın" olarak anlatıldığını söylemiştir. (Trendeki Yabancı 1951 yılında, Yetenekli Bay Ripley ise 1999 yılında sinemaya uyarlanmıştır.)

15. DÜNYANIN EN KÜÇÜK KARASAL SALYANGOZU İĞNE DELİĞİNDEN GEÇEBİLİR.

Son zamanlarda keşfedilen Angustopila dominikae türüne ait kabuk, 1 mm'den daha küçüktür (yaklaşık 0,8 mm) ve bu haliyle muhtemelen şimdiye kadar bulunan en küçük kara salyangozudur. Bu canlının 10 tanesini arka arkaya dizerseniz, hepsi birlikte bir iğne deliğinden geçebilir. 5 mm'den daha kısa salyangozlar mikrogastropod olarak adlandırılırlar. (1)

--SALYANGOZLAR SAĞIRDIR!

Salyangozlar görebilirler ama duyamazlar çünkü kulakları ve kulak kanalları yoktur. Çoğu kara salyangozunun iki tane uzun anteni ve antenlerin uç kısımlarında gözleri vardır; altta kısa olan iki anteni ise koku almak ve etraftaki titreşimleri hissetmek için kullanırlar.

--Salyangozların yaşam süreleri 3 ila 7 yıl arasındadır. Hatta bakılıp beslendikleri zaman yaşam süreleri 10-15 yıla kadar çıkabilir.

--KALSİYUM KARBONATLI KABUKLAR!

Salyangoz kabuğunun yapısında kalsiyum karbonat vardır. Salyangoz büyüdükçe kabuğu da büyümeye devam eder. Salyangozlar, kabuklarını sert tutmak için önemli miktarlarda kalsiyum içeren gıdalar ile beslenmelidir. Kara salyangozlarının çoğu otçuldur ama etçil salyangoz çeşitleri de vardır. 

--DİŞLİ DİLLER!

Salyangozların radula adı verilen dişli bir dil yapısı vardır. Dişler çok küçük olup yiyecekleri parçalamak ve öğütmek için kullanılır. Ortalama bir bahçe salyangozunun dili üzerinde sıralı halde bulunan 14.000'in üzerinde diş vardır. (2)

Kaynaklar:

(1). turkiyeyabanhayati.org

YAZAR: SHAUNACY FERRO

30 Eylül 2015

ÇEVİREN: AYSUN ALTIKAT

(2). evrimagaci.org

Salyangozlar ve yumuşakçalarla ilgili edindiğim bu bilgilerden sonra, onlara karşı tiksintim devam edecek mi bilmiyorum ama kolayına kaçarak, zamanın akışına bırakıyorum...:) Şimdilik kızımın önerdiği hücre yenileyen Güney Kore yapımı salyangoz kreminden olabildiğince uzak duruyorum. Krem kutusunu görmek bile tüylerimi diken diken ediyor.