Hayat Ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat Ağacı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ekim 2022 Pazartesi



TÜRK KÜLTÜRÜNDE KAVAK AĞACI VE KAVAKLI TÜRKÜLERİMİZ



Türk kültüründe ağaç, sadece bitki olarak değerlendirilmemektedir. Ağaç kökleri ile yeraltında, gövdesi ile yeryüzünde olan, dalları ile de gökyüzüne uzanan ve bilinen üç alemi temsil eden bir varlık olarak tasavvur edilir. Öyle ki, ölümden sonra yaşam olduğuna inanılan topluluklarda ağaç, yeraltından yeryüzüne açılan bir kapı olarak değerlendirilir. Ve ataların yaşayan insanlarla haberleşmesinde, Tanrı'nın insanlarla iletişime geçmesinde ağacın etkili bir rolü olduğuna inanılır. Özellikle rüzgarlı havalarda ağacın yapraklarının çıkardığı sesler, atalar ya da Tanrı'yla iletişime geçmenin dili olarak kabul edilmektedir. Bu sesler bazen ataların bazen de Tanrı'nın sesi olarak değerlendirilmektedir.

"Türk boylarındaki destanlar incelendiğinde, her boyun ağaca yüklediği anlam farklılık göstermektedir; ancak kutsal sayılan ağaçlar her boy için geçerlidir. Türklerde kutsal kabul edilen ağaçlar; kayın, çam, kavak, ardıç, çınar, dağ servisi-sedir, servi-selvi, meşe-imen-emen, dut, söğüt ve elma ağaçlarıdır." (1)

Türkülerimizde sıkça geçtiği ve üstüne türkü yakılan ağaçlardan biri olduğu için bu yazımı kültürümüzde kutsal kabul edilen "kavak" ağacına ayırdım.

KAVAK

Kavak ağacı, Orta Asya Türk Kültüründe önemli bir yere sahiptir. Yer ve gök arasında bir köprü olan kavak ağacı kutsaldır. Eski Türklerde önemli kararların kavak ağacı altında alındığı biliniyor. Kavak ağacının Orta Asya'daki ismi"direk" kelimesinin kaynağı olan "bay tirek" veya "bay terek"tir. Bugün hala "baba" için kullanılan "evin direği" kelimesi buradan gelir. Çünkü önemli kararlar babanın yanında, baba ile birlikte alınır. Türk Mitolojisinde ölümden sonraki yaşam ile bağlantı kuran kavak ağacı Yunan Mitolojisinde de ölüler diyarı ile bu dünya arasında geçen birçok efsaneye konu olmuştur. (2)

"Kavak, ölüm ve dirilme sembolüdür. Kavağın kuruması, devrilmesi, kutun gitmesi ve ölümün; tekrar yeşermesi ise giden kutun geri gelmesi ve yeniden dirilmenin sembolüdür." (3)

Kavak ağacı ayrıca bağımsızlığın ve bayrağın sembolü olarak görülür. Ağaçların bulunduğu yerler, Tanrı'ya yakarış yerleridir. Kavak ağacının yerle göğü birbirine bağlamasıyla ilgili inanışlar da fazladır. Bundan dolayı Hayat Ağacı olarak da karşımıza çıkmaktadır. (4)

"Uygurlar, Yakutlar gibi, yer ile göğü birleştiren bu ağacın hayat verdiğine inanırlar." (5)

Not: "Kaynaklarda Kozmik ağaç, dünya ağacı, evren ağacı ve hayat ağacı aynı özelliklerdeki ağacı ifade eden ağaçlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kavramlar toplumdan topluma, kültürden kültüre farklı şekillerde ifade edilmektedir. Fakat bu ağaçlar aynı ağaçtır ve kullanımdaki farklılıkların sebebi ise farklı toplumlarda bu ağacın farklı mitolojik özelliklerinin ön planına çıkmasıdır. Hayat ağacı da kozmik ağaç da kozmolojik düzenin , yani hayatın devamlılığını, gerçekliğini , bir düzen içinde devam etmesini ve sürekli olarak yenilenmesini sağlamaktadır. Bu bağlamda kozmik ağaç, dünya ağacı, evren ağacı ve hayat ağacı özellikleri itibarıyla birbirleriyle örtüşür ve sıkı bir ilişki içindedirler. Kozmik ağaç dünyanın kutsallığını, doğurganlığını ve sürekliliğini, yaradılış, sırra erme, verimlilik, mutlak gerçeklik ve ölümsüzlük özelliklerini kendisinde barındırarak hayat ve ölümsüzlük ağacı yerine geçer."(7)

Kavak ağacı hakkında bu bilgilerden sonra kavak için yazılmış türküleri dinlemeye ne dersiniz?

1-İzmir'in Kavakları 

https://www.youtube.com/watch?v=fCm5x9GGiqU

2-Uzun Kavak Ne Gidersin Engine

https://www.youtube.com/watch?v=O7fyKFAAdAM

3- Kavak Kavağa Yaslanır

https://www.youtube.com/watch?v=SFO4t6V57ew

4- Kavak Uzanır Gider

https://www.youtube.com/watch?v=x-tbDtaYhZg

5- Dere Boyu Kavaklar

https://www.youtube.com/watch?v=3dSn7DM43Po

6- Şebge'nin Kavakları

https://www.youtube.com/watch?v=GjMHz9Q2-hA

7- Eklemedir Koca Kavak

https://www.youtube.com/watch?v=XgtxzrHdKac

8- Ben Bir Kavak Yol Üstünde Biterem

https://www.youtube.com/watch?v=s1h823znXfc

9- Susuz Derelerde Kavak Biter mi?

https://www.youtube.com/watch?v=28MjmmNSn8s

10- Evlerinin Önü Kavak(Uzun Hava)

https://www.youtube.com/watch?v=5bu3ZeSh-8E

11- Ya Ha Ulu Kavak

https://www.youtube.com/watch?v=8s8U4zYVOUs



Yararlandığım Kaynaklar:

(1), (3), (4), (5), (7) dergipark.org.tr/Hayat Ağacı Ve Kutsal Ağaçlar: Türk Ve Çin Mitolojisi Üzerine Bir Karşılaştırma/Salih Işık

(2) dogadabuan.com/mitolojik ağaçlar/kavak

 

22 Ağustos 2020 Cumartesi

 

AKŞAM YILDIZI


Anadolu'da söylenegelen bir türkü vardır;

Bir yıldız doğdu nur ile

Alemi yaktı nar ile

Küsülüyem ben yar ile

Niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız

Evler yıkan, beller büken

Kanım döken, Kervankıran

Bu türkünün hazin bir hikayesi vardır. Vaktinden evvel yola çıkan kervanın dondurucu ayazda karlara gömülerek can verişi üstüne yakılmış bir türküdür. Türküde geçen sarı yıldız, mavi yıldız, güneş batarken ve henüz ay ve yıldızlar gökyüzünde parlamaya başlamamışken ilk doğan yıldız olması nedeniyle adı Akşam Yıldızı olan, şafak sökerken de adı Sabah Yıldızı'na dönüşen Venüs gezegeninden başkası değildir. Venüs'ün çıplak gözle görülen en parlak gezegen oluşundan sanırım, halk arasında yıldız olarak adlandırılmış. Türkülere konu olan Akşam Yıldızıyla ilgili yazımı okurken, türküyü de dinlemek istersiniz belki diye güzel bir yorumun linkini veriyorum:

https://www.youtube.com/watch?v=nyXbqfpJzuw

Akşam yıldızının, Sabah Yıldızı'ndan başka isimleri de var. Güneşin doğuş ve batış zamanlarında güneş ışıkları ve ufuk kızıllığını yansıttığı için Sarı Yıldız diyorlar. Akşam kızılının ve lacivert gecelerin en parlak yıldızı olduğu için de Mavi Yıldız. Kur'an'da adı "Tarık" diye anılıyor, Tevrat'ta "Sabah Yıldızı". Zühre deyip kızlarımıza ad olan da o; Mısır'da kurbanlar adanan da. Eski Türkler "Tan Yıldızı" veya "Yaruk Ilduz" - Işıklı Yıldız demek- Osmanlılar "Erte Yıldızı" diyorlar. Babilliler onu tanrılarından biri olarak saydı. Asurlular takvimlerini onun döngülerine göre hazırladılar. Ve Yunan panteonundan bildiğimiz Afrodit'in ta kendisi. Gezegenler sıralamasında ise Venüs...Son iki ismiyle dişi güzelliğinin sembolü...

Babil merkezli panteonlarda ve Orta Asya'da bazı Türk boyları ile Moğollar arasında Güneş ve Ay ile birlikte Akşam Yıldızı da kutsal sayılmaktadır. Hatta kuzeyin soğuk iklimlerinde onu Tanrı'nın ışıklı ülkeleri olan mavi gökle, doğurgan ana yağız yeri birleştiren kutsal bir kapı olarak gören obalar yaşamaktadır. Paganizm ve şamanik inanışlarda dünyanın sembolize edildiği Hayat Ağacı'nın, nam-ı diğer "Ulu Kayın"ın soyut dallarının bu yıldıza kadar uzandığına ve dünyayı öte aleme, Tanrısal aleme bağladığına, adeta yer ile gök arasında bir tür geçit, bir göbek bağı olduğuna inanılmaktadır.

Kadim Anadolu topraklarında süregelen bir inanışa göre; Bir erkekle bir kadın Akşam Yıldızı'na aynı anda bakıyorlarsa ikisinin arasında bir söz verilmiş olur. Birinin diğerini hiç bırakmayacağına dair bir söz...

Sana Kervankıran derler

Bana dertli Kerem derler

Yare ikrar veren derler

Niye doğdun sarı yıldız, mavi yıldız

Evler yıkan, beller büken

Kanım döken, Kervankıran


Kaynak: İskender Pala, AKŞAM YILDIZI (Bir Göbeklitepe Romanı), Kapı Yayınları.

Fotoğraf: Ay, Venüs ve Jüpiter Los Angeles üzerinde.Görmen Lazım facebook sayfasından alındı.


7 Ekim 2017 Cumartesi




TANRI'NIN TEMSİLCİLERİ
Gök Tanrı Dini (Tengricilik) - Şamanizm


Çifte Minareli Medrese/Erzurum (Çift Başlı Kartal)


Branşım olmamasına rağmen tarihe, beşeri coğrafyaya ve değişik kültürlere duyduğum merak ve ilgi bu kültürleri araştırmaya, incelemeye itti beni. Hala, araştırmaya,  okumaya devam ediyorum. Okumak sonlu bir eylem değildir çünkü.

Bilgi Yayınevi'nin internet sitesinde, Kutsal Topaloğlu'nun yazdığı "Tanrı'nın Temsilcileri" romanının  içeriğini okuyunca,  ilgimi çekti. Kitabı alıp okumaya başladım.  İlgimi çekmesinde yanılmamıştım; okudukça, istediğim bilgilere ulaşmış, bilmediklerimi bilir olmuştum. 

Tarih kitaplarında pek söz edilmeyen veya kısaca geçiştirilen ilginç bir konuyu anlatıyordu aldığım roman ve belli ki romanı yazmadan önce çok geniş bir araştırma yapmıştı yazar. Bir ilk roman olmasına rağmen sürükleyici kurgusu ve zihinde yer eden karakterleriyle başarılı bir eser diyebilirim rahatlıkla. Romanın çatısı, genelde Dinler Tarihi ve Mitoloji üstüne kurulu olsa da özelde Türklerin Müslüman olmadan önceki dini ve inançları olan Atalar Kültü, Şamanizm ve Gök Tanrı Dini' ni anlatmakta. İşte romanın ana konusunu bu üç inanç ve bu inançların günümüze yansımaları oluşturmaktadır. Bu ana konunun yanında, eski Türklerde kadın ve aile, Türklerin Müslüman oluşu, Sümerler, Mezopotamya dinleri ve bu dinlerin bugünkü inançlarımıza etkileri anlaşılır, akıcı bir dille yazılmış. Romanı kısa sürede bitirdim.

Kurgu, Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan 22 yaşındaki Joshua isimli ana karakterin etrafında şekillenen olaylardan oluşuyor. Her şey Joshua'nın başına gelen tuhaf birkaç olayla başlar. Onun seçimi, yaşı, vatandaşlığı, geçmişi, anne-babası, Türkiye ile ilgisi başına gelen bu tuhaf olaylarla ilgilidir. Yani hiçbir şey Joshua açısından tesadüf değildir. İkinci önemli karakter ise Dedektif Darren'dir. Dedektif Darren, seri cinayetleri takip ederek Joshua'yı olası bir ölümden kurtarır.

Gök Tanrı Dini (Tengricilik) - Şamanizm

Müslümanlığı kabul etmeden önce Türklerin dini Gök Tanrı diniydi. Gök Tanrı dininin, Şamanizmle aynı din  olduğu sanılır. Orta ve Kuzey Asya Şamanizmiyle Gök Tanrı dininin aynı olduğu söylenebilir.  Ancak, genel anlamdaki Şamanizmle Gök Tanrı dininin aynı din olduğunun söylenmesi karmaşaya ve yanlış anlaşılmalara neden olmaktadır. Bugün dünyanın her tarafındaki şifacılık, hekimcilik, büyücülük inançlarına genel olarak Şamanizm denilmektedir. Oysa içinde tanrının gökte olmasını, Çift Başlı Kartal'ın tanrının temsilcisi olmasını ve Hayat Ağacı'nı barındıran ve uygulayıcılarının da genellikle Kam, Kaman, Şaman ve Baksı olarak isimlendirildiği Orta ve Kuzey Asya'daki inanç çok farklıdır. Dünyada Gök Tanrı dinine en çok benzeyen inançlar, Amerikan yerlilerinin inançlarıdır. 

Orta ve Kuzey Asya'da bulunan ve Gök Tanrı dininin  ritüellerini gösteren bazı kaya resimlerinin yaşının on bin yıldan fazla olduğu tespit edilmiştir. Yani Gök Tanrı dini çok eski bir din. Bu dinde uyulması istenen en önemli kural "Dengeli yaşam" dır. "İnsanın hem fiziksel hem de ruhsal alanda, tabiatla uyumlu ve dengeli yaşaması gerekir. Bunu yapmazsa bedensel ve ruhsal hastalıklara yakalanıp ruhunu kaybedebilir. Dengenin, ya kendiliğinden, yani insanın dikkatsiz yaşamından, ya da kötü ruhlar tarafından bozulduğuna inanılır. Dengesinin bozulduğunun farkına varan insanın bunu hemen düzeltmeye çalışması gerekir. Düzeltemezse çok özel yetenekleri olan şamandan yardım ister."
Şamanlar, hayvanlarla iletişim kurabilirler, onlar gibi hareket edebilirler ve hatta bazı hayvanların şekline bürünebilirler. Bu duruma hayvan donuna girme, yani onlar gibi olabilme deniyor. Şamanlar ayrıca ruhlarla bağlantı kurarak onların yeteneklerine sahip olabilen insanlardır. Şamanların kartal soyundan geldiklerine inanılır. İşte o efsane:

"Bir Sibirya efsanesine göre tanrı insanları kötülüklerden korumak için Çift Başlı Kartal'ı gönderir, ancak insanlar onun dilinden anlamazlar. Tanrı bunun üzerine, kudretini rastlayacağı ilk insana devretmesini ister kartaldan. Kartal da büyük bir ağacın altında uyuyan bir kadına rastlar ve onu hamile bırakır. İşte bu kadından doğan çocuğun, ilk şaman olduğuna ve daha sonraki tüm şamanların onun soyundan geldiğine inanılır." 
Şamanların kartal babalarının ruhunu taşıdıklarına inanılır. Ancak bu ruh, bazı şamanlarda az, bazılarında çok olur. Bu da onların gücünü gösterir. Bu nedenle her şaman her sorunu çözemez. Bir sorunu çözemeyeceğini anlayan şaman, tanrının temsilcisi ve aynı zamanda kendi atası olan Çift Başlı Kartal'dan yardım ister. O da, sorunun önemine göre şamana yardım edip etmeyeceğine karar verir."
Şamanlar ağırlıklı olarak yeraltından gelen kötü ruhlarla mücadele ederler. Dengeli yaşamı bozulup kötü bir hastalığa yakalanan veya kötü ruhlar tarafından ele geçirilen kişiyi o hastalıktan veya kötü ruhların elinden şaman kurtarır.
Gök Tanrı dininde sadece insanların değil, doğadaki bütün varlıkların ruhu olduğuna inanılır.

"Bu inanca sahip olanlar, insan odaklı düşünmezler tabiatı. Her şeyin bir nimet olduğu, insan için yaratıldığı düşüncesi yoktur bu inançta. Koyunlar, insanların sofralarında pirzola olsun diye dünyaya getirmezler kuzularını. İneklerin insanlara süt sağlamak gibi bir derdi, katırların, develerin yük taşıma gibi bir hevesi yoktur. Kiraz ağacının tabaklara meze yetiştirmek değildir hedefi. Ancak bu, insanın ihtiyaçlarını tabiattan karşılamaması gerektiği anlamına da gelmez. Dengesi bozulmadan yararlanılmalıdır ondan. Hayvanların ve bitkilerin de amacı, aynı insanlar gibi üremek, soylarını devam ettirmektir. İnsanın ihtiyacından fazlasını tabiattan almaması gerektiğine, bu bilinci yitiren her insanın zamanla ruhunu kaybedeceğine ve hastalıklı bir kişiliğe dönüşeceğine inanılır. İnsanların bir ruhu varsa eğer, çiçeklerin, atların, köpeklerin, fillerin, kaplumbağaların ve tabiattaki her şeyin de az ya da çok bir ruhu vardır çünkü."

Çift Başlı Kartal - Hayat Ağacı (Gök Tanrı dininin önemli iki sembolü)

"Gök Tanrı inancına göre evren; yeraltı, yeryüzü ve gökyüzü olmak üzere üç bölgeden oluşur.Kötü ruhlar yer altındadır. İnsanlar ile diğer canlı ve cansızlar yeryüzündedir. Tanrı ise gökyüzündedir. İnananlar işte bu yeraltı, yeryüzü ve gökyüzü üçlüsünü çok büyük bir ağaç ile sembolize ederler. Ancak Hayat Ağacı veya Dünya Ağacı dedikleri bu ağaç, sıradan bir ağaç değildir. O, tabiatın kanunlarını, dünyanın düzenini ve bütünlüğünü temsil eder. Meyvesizdir, ancak tüm meyvelerin özünü kendi içindeki suda barındırır, bu da hayatın kaynağıdır. Tüm canlılar, dolayısıyla insanlar bu sudan beslenir. O, tabiattaki her şeyin anasıdır. İnsanlar onu, doğuran, büyüten ve besleyen mitolojik bir kadın gibi düşünmüşlerdir."

Çift Başlı Kartal, gökyüzünde bulunan tanrıdan aldığı mesajları, sembolik hayat ağacına gidip gelerek yeryüzündeki hakanlara ve insanlara ilettiğine inanılan sembolik bir kuştur. Evrendeki her şeyin yaratıcısı ve kaynağı olan tanrının temsilcisi ve elçisi olarak görev yaptığına inanılır onun. Gök Tanrı dinine göre tanrıdan sonraki, en büyük ruhi güce sahip varlıktır, yani tanrının baş meleğidir. Çift başlı olması, düalist veya iki kutuplu düşünce yapısının göstergesidir. Asya kökenli bütün düşünce ve inanç sistemlerinde, evrendeki her şeyin iki kutuplu yapısı olduğuna inanılır. Akla gelebilecek her alanda hareketi doğuran bu ikili kutuplaşmalardır. Her şey, birbirinin içine geçmiş karşıtı ile açıklanır. Gök Tanrı dininde de, tanrının dışındaki her şey bu iki kutuplu yapı ile izah edilir. Tanrının temsilcisi için de geçerlidir bu kural, yani Çift Başlı Kartal için. O, hem maddi hem de manevi gücü temsil eder aynı zamanda.

Türklerin büyük bir kısmı din değiştirip Müslümanlığı kabul edince  eski dinlerine ait bu sembole sahip çıkmadılar. Zamanla da asıl anlamı neredeyse unutuldu ve daha çok Selçuklu İmparatorluğu'nun saltanat sembolü ve bayrağı olarak hatırlandı.

Selçuklu Türklerinin kullandığı Çift Başlı Kartal sembolü, Haçlı Seferleri sonrası bazı şövalye grupları tarafından Avrupa'ya götürüldü. Ayrıca Bizans, diğer adıyla Doğu Roma İmparatorları da Çift Başlı Kartal sembolünü Selçuklularda görüp kullanmaya başladılar. Selçuklular döneminde yapılan birçok medreseye, Gök Medrese adı verildi. Çift Başlı Kartal ve Hayat Ağacı sembollerinin kullanıldığı en ünlü iki yapı Erzurum'da bulunan Çifte Minareli Medrese ve Yakutiye Medresesidir.

Türklerin Müslüman Oluşu

Resmi tarih kitaplarına bakarsanız, Türkler Müslümanlığı 751 yılında Çinliler ve Araplar arasında gerçekleşen Talas Savaşı sonrası kabul etmişler. İnandıkları Gök Tanrı dinine çok benzediğini düşündükleri için gönüllü olarak ve kitleler halinde bu dini seçmişler. (Romanda bireylerin din değiştirmelerinin mantıklı ve bilimsel nedenleri de  açıklanıyor.)
Gerçekte ise Müslüman Araplar, kafir gözüyle bakıyordu Türklere. Onların zengin bölgelerini işgal etmek, esir alıp ganimetler elde etmek Müslümanlara göre dini bir hak, hatta dini bir gereklilikti. Bölgeleri işgal edilmeye çalışılan halk, doğal olarak kadın, erkek, çoluk çocuk bu duruma karşı çıktı. Ancak kazanan Araplar oldu ve Türk bölgeleri işgal edildi. Böylece siyasi baskı gerçekleşti. İşgal sırasında ve sonrasında şehirlerde yaşayan bir kısım yönetici ve halk, canlarını mallarını kurtarmak için görünüşte Müslüman oldu, ancak Gök Tanrı dinine gizli olarak inanmaya devam ettiler. Görüntüde Müslüman olan bu insanlar, ölümden kurtuldukları gibi Müslümanlığa geçmeyenlere göre çok daha az vergi ödemeye, maddi teşvikler almaya başladılar. Büyük çoğunluğu oluşturan konar-göçer halk için Müslümanlığa geçiş, şehirde yaşayan halka göre çok daha zor ve yıpratıcı oldu. Onlar da bu yeni dini siyasi baskı ve maddi teşvik ile görüntüde kabul etmişlerdi, ancak gerçek anlamda atalarının dinini hiçbir zaman terk etmediler. "Toplumların din değiştirmesi genelde çok uzun zaman alır ama dünyanın  hiçbir toplumunun din değiştirmesi Türklerinki kadar uzun sürmemiştir. Bugün bazı konar-göçerler ve köylüler Müslüman olsalar bile, atalarının kültürüne  aykırı olan bazı temel dini kuralları hala kabullenememektedirler."

Türklerin eski dinlerini, inançlarını kafalarda soru işareti bırakmayacak şekilde yazmaya çalıştım.. Amacım blog yazımı okuyanların Gök Tanrı Dini ve Şamanizm'le ilgili yeterli bilgiye sahip olmalarını sağlamaktı. Bunu başarabildiysem ne mutlu bana. :)




Not:Roman 422 sayfa. Romanın farklı bölümlerinde anlatılanları uzun yazımın daha kolay okunabilmesi için başlıklar altında birleştirerek yazdım.


Roman içeriğinde Şamanizm ve Şamanlarla İlgili Bilgiler Bulunan Kitaplar. İlginizi Çekerse.

1- Jean Christophe Grange, Taş Meclisi.
2- Ruper Isaacson - At Çocuk







27 Eylül 2017 Çarşamba




TÜRK MİTOLOJİSİNDE KUTSAL KABUL EDİLEN BİR AĞAÇ: KAYIN AĞACI




Kayın ağaçları 


Çok bilinmese de kültürümüzde "kayın motifi", çok önemli ve yaşamsal ögeleri temsil eder ve Türk Mitolojisi'nde en önemli "köken mit"leri arasında yer almaktadır. Kayın ormanında yürürken bu köken mitini düşündüm. Ve çocukluğumun en güzel anılarını çağırdım zihnime; kayın sakızı yapılışını sabırsızlıkla beklediğim ve sonrasında keyifle çiğnediğim günleri...

Bilindiği gibi "mit"ler, özellikle de "yaşayan mit"ler, bir kültürün ve dolayısıyla bir dilin kendini idrakiyle başlayan süreçte ortaya çıkan dış dünyayı algılama ve kendini onun içinde kendince anlamlı bir yere oturtarak yorumlama alışkanlıkları olarak gelenekselleşen dünya görüşü veya halk felsefesi doğrultusunda bütün yenilenmelere rağmen tamamen ve kolayca ortadan kalkmazlar ve bir ölçüde hayatiyetlerini yeni oluşumlarda yer alan izleriyle devam ettirirler.

Bu bağlamda, Türk Mitolojisi'nde, Türklerin ortaya çıkışına dair köken mitlerinden birisi olarak yer alan "ağaçtan yaratılma" veya "kayın ağacı tarafından doğurulmuş olma" motifi ve buna bağlı olarak kayın ağacının "kutsal" kabul edilerek başta "adak" veya "dilek bezleri"yle dilek dilenmesi, kainatın kökleriyle "yeraltını", gövdesiyle "yeryüzünü" ve dal ve yapraklarıyla da "gökyüzü" şeklindeki "üçlü" tasnifini şahsında birleştiren bir yaşam sembolü ve kutsalı belirleyen, merkezi oluşturan axis mundi olarak "hayat ağacı" şeklindeki kabullerin "kayın ağacı" etrafında toplanması sonucunun nedenleri üzerinde yeterince durulmamıştır.

Kayın kelimesinin bütün Türk dillerindeki yaygınlığı, eskiliğinin ve erken dönemden itibaren Türk düşüncesindeki öneminin kolay kabul edilebilecek bir göstergesidir. Aynı şekilde "kayın" kelimesinin "kadın" anlamına gelmesi de onun doğurganlığının, dolayısıyla bir köken mitinin kaynağına dönüşmesinin doğal sonucudur. Ancak, asıl cevaplanması gereken soru; "neden kayın ağacı veya niçin kayın ağacı bu şekilde adlandırılarak etrafında söz konusu köken mitleri ve buna bağlı olarak çeşitli ritüeller ortaya çıkmış ve bu ağaç mitik zamanlardan beri gittikçe büyüyen bir kültün objesi olmuştur?" şeklindeki soru olmalıdır. (www.genelturktarihi.net)


Kayın ağacının pek bilinmeyen bir yüzü de, kabuk ve yapraklarıyla şifa dağıtmasıdır. Adeta tek başına bir eczanedir. Şimdi bu yeşil eczaneden şifa niyetine bir ilaç alalım. İlacımızın adı kayın sakızı olsun.

Kayın Sakızı
Sakız fabrikalarında üretilen ve çiğnendikçe lastik gibi uzayan sakızların haricinde, doğal yöntemlerle üretilen ya da doğadan ağıza  aracısız ulaşan sakızlar vardır; kenger  sakızı (kenger bitkisinden elde edilir), sakız ağacından elde edilen damla sakızı ve çam sakızı. Peki kayın ağacından elde edilen kayın sakızını duydunuz mu hiç? Duymadıysanız eğer yazımı okumaya devam. Benim için kayın sakızı ve çam sakızı demek, çocukluğumun en güzel yıllarını hatırlamam demek, çocukluğumun geçtiği cennet yerlerde yeniden  yaşamam demek...

Şimdi, halk arasında kara sakız da denilen kayın sakızının nasıl yapıldığını, çocukluktaki gözlemlerime dayanarak anlatabilirim. :)

Kayın ağacının üst kabuğunun altındaki ikinci kabuk soyularak bir kapta biriktirilir. Bu işlem yapılırken ağaca zarar vermemek için özen gösterilir. Toplanan ağaç kabukları (kalın talaş halindedir), ateşte kızdırılmış ve içinde tereyağı bulunan toprak güveçlere konulup karıştırılır. Kayın ağacı kabukları siyah renge dönüşene kadar kavurmaya devam edilir. Siyah renge dönüşen (katran karası) ve sakız haline gelen kabukların üstüne biraz su ilave edilerek soğutulur ve güveçten alınır. Kayın sakızımız çiğnenmek üzere hazırdır artık. 

Kayın sakızının iltihaplı yaraların üstüne konularak, kısa sürede iltihabın dışarı akıtılmasında kullanıldığı, eklem ve romatizma hastalıklarına da iyi geldiği (ağrıyan bölgeye kayın sakızı yapıştırılır) hatıralarım arasında yer almaktadır.


Kayın sakızı yapılması. (arsiv.kuzeyanadolugazetesi.com

Doğadaki doğal sistemin korunması ve bozulmaması için kayın ağaçlarına gereken ilgiyi göstermeliyiz. Bu sayede etkili bir oksijen kaynağı olan kayın ağaçlarından en verimli şekilde yararlanabiliriz. Kayın ağaçları aldığımız nefestir, diğer tüm ağaçlar gibi...


Not: Thomas Adams ve oğlu Küçük Tom, 1869 yılında tekerlekler için yeni bir lastik üretme umuduyla Meksika'dan ağaç özsuyu getirtti. Thomas, dalgınlıkla reçineden bir parça kopardı ve çiğnemeye başladı. "Hey, hiç de fena değilmiş!" dedi. Kısa bir süre sonra New York'un bir numaralı Adams Sakızları'nı üretmek için fabrika kurdular.
( www.ensonhaber..com 5 adımda sakız nasıl yapılır)









6 Ekim 2016 Perşembe




AĞAÇ KUCAKLAYANLAR (TREE HUGGER)




Bilenler bilir, İngilizce' deki "tree hugger", aslında çevrecileri aşağılamak için kullanılan bir tabirdir. Merriam Webster sözlüğünde kelimenin açıklaması aynen şu şekilde:
"Ağaçları, hayvanları ve genel olarak doğal hayatı kirlenme ve diğer tehditlerden korumayı kendine fazla dert edindiği için aptalca veya sinir bozucu olarak görülen kimse."

Her ne kadar bazıları için alay konusu olsa da, "tree hugger" (Ağaç kucaklayan) tabirinin ortaya çıkışının trajik bir öyküsü vardır. Bahsettiğimiz tirajik olay 1730 yılında Hindistan' da vuku bulur. Konunun öznesi yine bir saray yapımıdır. Ve bu uğurda ağaçların kesilmesi gerekmektedir. Ne var ki ağaçları kesmek isteyenler, karşılarında, onları canları pahasına korumaya and içmiş 363 kişi bulurlar. Ama sonunda bu gözü pek 363 insan, ağaçları kesmek isteyenler tarafından katledilir.

Fakat onların fedakarlıkları boşa gitmez. Çünkü ölümleri, ülkede ağaçların kesilmesini sınırlayan bir yasanın çıkmasına sebep olur.

Günümüze dönecek olursak, bugünden tezi yok bir "ağaç kucaklayan" olmamız için önümüzde binlerce sebep var. En önemlisi ise "Küresel Isınma" sorunu. İnsanlar atmosferdeki CO2' in, dünyanın en azından 400.000 yıldır görmediği seviyelere çıkmasına yetecek kadar fosil yakıt yaktılar. Bu sıcaklıkların artmasına, buzulların erimesine ve okyanuslardaki asit oranının artmasına neden oldu. Dünyanın farklı noktalarında gerçekleşen bazı aşırı hava olayları bu sebeplerden dolayı daha olası ve daha tehlikeli hale geldi ve dünya ısınmaya devam ettikçe bu hava olayları daha da tehlikeli olacak. Tam da bu noktada , yeryüzündeki tüm ormanların bir yılda atmosferden temizlediği karbondioksit miktarının 2,5 milyar metrik ton olduğu bilgisini de ekleyelim. Yani ormanlar ve doğal bitki örtüsü, fotosentez ile insanların neden olduğu karbondioksitin yüzde 30' unu temizliyor. Yetişkin normal bir ağaç bir saatte ortalama 2,3 kg karbondioksiti bünyesine alır, fotosentezle 1,7 kg oksijen üretir.

Elbette her şey bu kadar kolay değil. Değişmesi gereken onca şey var. Ancak yine de, ağaçlandırma, küresel ısınma ile mücadelede kolay uygulanacak yöntemdir. *

Ağaç kucaklayan tabiri  1730' da, Hindistan' da gerçekleşen olay üzerine ortaya atılmış olsa da, "Hayat Ağacı" ve "Dilek Ağacı" kavramlarının kökeni çok daha eskilere dayanır. İnsanlığın kutsallık atfettiği dağ, taş, ağaç, ateş, su gibi varlıkların içerisinde ağaçların ayrı bir önemi vardır. Ve ağaçların hayatı temsil ettiği, insanlığın çok eski tarihlerinden itibaren özellikle Doğu Kültürü ve Asya' daki bazı din ve inanışlarda yer alan "Hayat Ağacı" fikrinden ve bu fikrin görselleştirilmesinden anlaşılmaktadır. "Eski insanların evren tasarımında  üç temel düzey önemliydi; yeraltı, yeryüzü ve gökyüzü. Bu üç kozmik düzey arasındaki iletişimi "axis mundi" adını taşıyan evrensel bir sütun sağlar. Kaidesi yeraltında cehennemde olan bu sütun evrenin merkezinde göbek çukurunda) bulunur ve gökyüzünü de taşır. İşte bu kozmik direk Hayat Ağacı' dır. Birçok dinde Tanrı' nın yeryüzündeki tezahürü ağaç şeklindedir. İnsanlar ağaçlara yakın olmaya çalışır, onlardan dilekler dilerler. Tanrı ile iletişim ağaç yoluyla kurulur. Ağaç, özellikle de 'Hayat Ağacı' sembolizmi aşağı yukarı bütün toplumlarda kendini gösterir. Hayat ağacı; Mezopotamya, Avrupa, Uzak Doğu medeniyetleri ve başka pek çok kadim medeniyet tarafından gençlik ve ölümsüzlük veren bir kavram olarak bilinir. Bugün de yaygın dinler olan İslamiyet, Hristiyanlık ve Yahudiliğin kutsal kitaplarında yer alır.

İnsanoğlu başa çıkamadığı doğa olaylarını,sorunlarını büyülü güçleri olduğuna inandıkları nesneler aracılığı ile çözmeye çalışmışlar. Böylece doğaya hakim olacaklarını düşünmüşlerdir. Bilim ve sanatın yolu da büyü ile burada kesişir.

Anadolu' nun pek çok yöresinde bazı ağaçların kutsal olduğuna inanılır. Bu ağaçlar insanların dileklerini Tanrı^ya iletebilecek ağaçlardır. Bir nevi bir ulaktır. Mesajı her zaman hedefine ulaştıracak kutsal bir postacı.

Ağaçlara çaput bağlama geleneğinin kökenleri, Kuzey ve Orta Asya' daki eski Şamanist inanışlara dayanır. Bu geleneğe ' yalma geleneği' de denir." **

Ağaçlara çaput bağlayan ya da ağaç kucaklayan birini gördüğünüzde, onu küçümsemeden önce biraz düşünmeye ne dersiniz?



Kaynaklar:

* onedio.com
**Dilek Ağaçları-tulaybaybag.com