15 Ağustos 2026 Cumartesi

 



KEMALİYE (EĞİN) YEŞİLYURT KÖYÜ CAMİSİ


Oldukça yüksek bir yerleşim yeri olan Yeşilyurt Köyü, Kemaliye'ye bağlı ve adına yakışır bir şekilde yemyeşil doğasıyla dikkat çekiyor. Köy çeşmelerinden akan ve dağlardan gelen suların şifalı olduğu söylendi köylüler tarafından. Hava çok sıcak olunca bol bol içerek şifalandım çeşme sularından. Kısa bir köy gezmesinden sonra Osmanlı döneminde yapılan, mukarnaslarıyla ünlü Yeşilyurt Köyü Camisine girdim. Küçük olan caminin süslemeleri muhteşemdi. Mukarnaslarındaki ince işçiliğe, yapan zanaatkarların sabrına hayran oldum. Mukarnasın ne demek olduğunu bu camiyi gezerken öğrendim. Türk-İslam sanatlarından; ebru, hat, tezhip, minyatür, çini işlemeciliği, halı-kilim dokumacılığını biliyordum.Ama mukarnas sanatını daha önce görmüş olsam da, anlatan olmayınca bakıp geçmişim demek ki.

Mukarnas Nedir?

Geometrik desenlerin üç boyutlu haline mukarnas denir. İslam mimarisinin kendine has bir bezeme türü olan mukarnas, geleneksel bir süsleme türü ve geçiş unsurudur.  Orta Çağ Anadolu Türk mimarlığında yaygın bir biçimde kullanılmıştır. Stalaktit bezeme olarak da bilinen bu yapı, düz yüzeyleri hacimli bir görünüme kavuşturur. Camilerde, taç kapılarda ve mihraplarda sık kullanılmıştır.

















Not: Tüm fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!



23 Temmuz 2026 Perşembe

 



YÜRÜMEK SADECE ADIM ATARAK İLERLEMEK MİDİR?




Oldum olası yürümeyi severim. Dolayısıyla yürümekle ilgili kitapları okumayayı da.  Yürümenin sağlığa yararlarının yanında bir de felsefesi vardır. Bu bağlamda okuyup yararlandığım iki kitaptan bahsedebilirim; ilki, Frederic Gros'un kaleme aldığı "Yürümenin Felsefesi" kitabı, ikincisi ise David Le Breton'un yazdığı "Yürümeye Övgü" kitabı. Kısacası yürürken düşünmeyi, çevreyi gözlemlemeyi ve de önemli bir karar öncesi açık havada yürümeyi  seviyorum. Öyle sırf hareket etmiş olmak için değil, yaşam tarzı olarak.

Dr. Nicole Lepera şöyle der: "Yürümek, vücudunuzun sinir sistemini dengelemeye, kortizol seviyelerini düzenlemeye ve hızla akan düşünceleri sakinleştirmeye yardımcı olan doğal bir yöntemdir. Bir karar vermeden önce mutlaka yürüyün."  Düşünüyorum da toplum olarak pek de yürüdüğümüzü ya da yürümeyi sevdiğimizi söyleyemem. Örneğin; yolda karşılaşan iki arkadaş "gel biraz yürüyelim, sohbet edelim" demez de "gel şuraya oturalım da konuşalım" der. :) Sosyokültürel normlarımızda yürümek değil, oturup konuşmak vardır çünkü. Tabii ki bu durumun fiziksel tembellikten ziyade birçok boyutunun olduğunu göz ardı edemeyiz. Özellikle büyükşehirlerde "vakit nakittir" sözünün geçerli olması, koşuşturma içinde yaşamını sürdürenler için yürümeyi anlamsız kılar. Ayrıca şehir planlamaları araçlar (yollar, park yerleri, siteler) üstüne yapıldığı, kaldırımlara bile otomobillerin park ettiği şehirlerde zaten yürümeye çok hevesli olmayanlar için bir engel teşkil eder. Son yıllarda büyükşehirlerde yürüyüş parkurları yapılsa da yeterli değil. İstediğin bir parkurda yürümek için aracınla gitmek zorundasın. Çünkü yürüyüş parkurları her semtte yok.

Toplumdaki fiziksel aktivite eksikliğini veriler de desteklemektedir. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) 2025 Türkiye Sağlık Araştırması verilerine göre, bireylerin yaklaşık %86,6'sı düzenli fiziksel aktivite yapmamaktadır.Yürüyüşün başlı başına bir spor veya hobi olarak benimsenmesi için kültürel bir dönüşüme  ve yaya dostu şehirlere ihtiyaç vardır. Birey ve toplum sağlığı açısından çok önemli olan yaya dostu şehirlerin palanlanması, sadece belediyelere bırakılacak bir konu değildir. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Gençlik ve Spor Bakanlığı'nın da kaynak ayırıp belediyelerle ortaklaşa çalışması bir zorunluluktur. Tabii zihinsel yeteneklerin ve doğru kararların ancak sağlıklı bir bedene sahip olmakla mümkün olacağına inanılıyorsa...Boşuna dememişler; "Sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur." diye.

Not:

1- Çocukluğumdan beri dinlemeyi çok sevdiğim "Gençlik Marşı" yürümeyi en güzel anlatan bir marştır. İlginç bir geçmişi vardır bu marşın. Selim Sırrı Tarcan İsveç Kraliyet Okulu'nda okumuş ve mezun olmuştur. Orada dinleyip ezgisini sevdiği İsveçli besteci Felix Körling'in "Tre Trallande Jantor" (Üç Şarkı Söyleyen Kız) şarkısını Osmanlı İmparatorluğu'na getirmiş, Ali Ulvi Elöve bu şarkıya söz yazmıştır. Gençlik Marşı adıyla 1915-1916 akademik yılından itibaren spor etkinliklerinde bu marş kullanılmaya başlanmıştır. 19 Mayıs 1919'da Samsun'a çıkan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Anadolu'ya geçerken yolda bu marşı okudukları söylenir. Bu marş, 20 Haziran 1938'de "Gençlik ve Spor Bayramı Marşı" olarak kabul edilmiştir. (Wikipedi)



14 Temmuz 2026 Salı

 



AFRİKALI KÜÇÜK KIZLARIN SÜNNET DEHŞETİ!



İnsan soyunun doğduğu topraklardır Afrika. Daha doğrusu modern insanın (Homo sapiens) evrimleştiği topraklardır. Günümüzde ise Afrika ülkeleri kuraklıkla, açlıkla, kabileler arası savaşlarla uğraşmasına rağmen, dünyanın geri kalanının pek de umurunda değildir. Ulusarası yardım kuruluşlarının yaptığı göstermelik yardımlar ya yerine ulaşmıyor ya da ulaşsa bile yeterli olmuyor. Oysa zamanında zengin yeraltı madenleri nedeniyle Afrika'yı işgal ederek sömürgeleştiren ve iliklerine kadar sömüren Avrupalı devletler (Başta Fransa ve İngiltere/Birleşik Krallık olmak üzere Belçika, Almanya, İtalya, Portekiz ve İspanya) artık Afrika'da sömürülecek bir şey kalmadığını anladıklarında din, dil ve kültürlerini burada bırakarak geri çekilmek zorunda kaldılar! Tam da burada Kenya'nın kurucu devlet başkanı ve bağımsızlık lideri Jomo Kenyatta'nın etkileyici ve tarihi sözünü hatırlatmadan geçemeyeceğim. Tarihe geçen sözünde şöyle demiş Kenyatta: "Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Biz de öyle yaptık. Fakat gözümüzü açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde ise bizim topraklarımız vardı."

Bu sömürgelerden biri olan Somali hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Çünkü okuduğum kitabın yazarı olan dünyaca ünlü model Waris Drie Somalili olup, ülkesinin coğrafyası, ekonomisi, gelenekleri ve kültürü hakkında az duyulmuş bilgiler vermektedir.

Somali, Doğu Afrika'da Afrika Boynuzu olarak bilinen bölgede yer alır. Hint Okyanusu ve Aden Körfezi'ne kıyısı olan ülkenin, batısında Etiyopya, güneybatısında Kenya, kuzeybatısında ise Cibuti yer alır. Başkenti Mogadişu'dur.

Somali,19. yüzyılın sonlarından itibaren İngiltere tarafından sömürgeliştirilen ülkenin kuzeyi (Britanya Somalisi) ve İtalya tarafından sömürgeleştirilen ülkenin güneyi ise (İtalyan Somalisi) yönetimi altında kalmış ve 1960 yılında bu iki sömürge bölgesinin birleşmesiyle ülke bağımsızlığına kavuşmuştur. Ancak 1991 yılında ülkede çıkan iç savaş 15 yıl sürmüştür. Günümüzde Somali, Federal Parlamenter Cumhuriyet sistemiyle yönetilmektedir. İdari olarak merkezi otoriteyi Somali Federal Hükümeti sağlamakta olup Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından yürütme yetkisi paylaşılmaktadır.

Somali Afrika kıtasının en uzun kıyı şeridine sahip olup efsanevi antik Punt Krallığı'nın topraklarıdır. "Şairler Ülkesi" olarak bilinen Somali'de halkın büyük bir bölümü kültürel olarak tabu kabul edildiği için balık tüketmezler. 

Bu genel bilgilerden sonra Waris Dirie'nin Somali'nin çöllerinden başlayıp, Londra'ya olan yolculuğunu, New York'a gidişini, ünlü oluşunu ve yaşadığı tüm zorlukları oldukça samimi ve içten bulduğum bir anlatımla yazdığı otobiyografisine geçebilirim.

Magazin dünyasına olan ilgim çok değildir. Bu nedenle kitapçı raflarında gördüğüm ve incelediğim "Çöl Çiçeği" kitabını elime almadan önce Waris Dirie adlı bir modelin varlığından haberim bile yoktu. Üstelik hiçbir modelin hayat hikayesi de ilgimi çekmiyordu. Ta ki arka kapak yazısında "kadın sünneti"ni okuyuncaya kadar. Afrika'da uygulanmakta olan geleneksel kadın sünnetini duymuş ama üzerinde durmamıştım. Kitabı satın aldım ve okudum. Okuduğum ve altını çizdiğim satırları sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü ister modern toplumda olsun isterse kuş uçmaz kervan geçmez çöllerde olsun tüm kadınlara ışık tutacağına ve mücadeleden asla vazgeçmeyenlerin her daim kazanacaklarına olan inancımı pekiştiriyor.

Waris Dirie, Somali'nin güneyindeki çölde deve ve domuz sürülerini güden göçebe bir ailede doğar. Annesi ona yerli dilde çöl çiçeği anlamına gelen Waris adını koyar. İki üç yaşlarında deve çobanlığı yapmaya başlamış. Somali'de deve çok önemliymiş. Kızlar evlendirilirken başlık parası olarak deve isteniyormuş. Öyle ki, Somali'de insandan çok deve varmış. Bu "Şairler Ülkesi"nde şiirlerin çoğu deve üstüne söylenir, devenin kültürleri için önemi nesilden nesile sözlü olarak aktarılırmış. Somali halkının yüzde 60'ından fazlası hayatını hayvan besiciliğinden kazanan göçebelermiş.

Waris'in söylediğine göre, "Somali'de halk kabilelere ayrılır, her biri kendi kabilelerine aşırı derecede bağlıdır. Buna kabile gururu denir. Somali tarihi boyunca çıkan savaşların kaynağı da bu gururdur." Yani çıkan iç savaşın nedenini kabile gururuna bağlıyor.

Waris beş yaşında iken geleneksel olan ve ilkel şartlarda bir taşın üzerinde yapılan sünnetle tarifi imkansız acılar çeker. Şanslıdır çünkü sünnet sonrası hayatta kalmıştır. Oysa, sünnetten sonra kan kaybı ve enfeksiyondan ölen kız çocuklarının sayısı çok fazladır. BM'in bildirisine göre bu sayı iki milyondur! Evlenme çağına gelmeden önce küçük kızların evliliğe hazırlanması bakımından sünnet edilmesi zorunludur. Aksi halde kızlar evlenemez, evde kalırlar.

"Somali'de yaygın olan inanca göre kızların bacakları arasında, doğarken getirdikleri, ama temiz olmayan kısımlar vardır. Bunların vücuttan uzaklaştırılması gereklidir. Klitoris, labia minora ve labia majoranın büyük bir kısmı kesilir, sonra yara dikilerek kapatılır, geride sadece genital bölgede bir iz kalır. Sonuç olarak Somali'de tüm genç kızlar, küçük bir kızdan kadınlığa geçişlerinin işareti olan bu töreni büyük bir arzu ve endişe ile beklerler." (Çöl Çiçeği, s:48-49) 

Dört bin yıldır Afrika kültürlerinde kadınlar sünnet edilmekteydi. Günümüzde hala 28 Afrika ülkesinde kadınlar sünnet ediilmekte. Kadın sünnetini erkekler desteklerken, anneler kızlarının kocasız kalması korkusuyla buna göz yummaktalar. Sünnet olmamış bir kadın; kirli, tecavüze uğramış ve evlenilmez kabul edilmekte çünkü.

Waris on iki yaşına gelmiştir ama okuma-yazması yoktur. Çünkü Somalicenin 1973'e dek yazılı bir alfabesi yoktur. Babası, onu beş deve karşılığında ihtiyar bir adamla evlendirmek isteyince Waris evden kaçar çölü geçerek Mogadişu'daki ablasının yanına gider. Sonrasında kendi şansını kendi yaratır. Teyzesinin kocası Somali'nin Londra Büyükelçisidir ve Londra'ya götürmek için bir hizmetçi aramaktadır. Waris, eniştesine yalvar yakar hizmetçi olarak Londra'ya gider. Bundan sonrasını merak ediyorsanız kitabı okumalısınız. :)

Waris Dirie, model olarak ünlendikten sonra Birleşmiş Milletler Nüfus Teşkilatı kendisini kadın sünnetini durdurmak için sürdürdükleri mücadeleye davet eder. Dünya Sağlık Örgütü ile yapılan çalışmalar sonucu problemi gözler önüne seren oldukça dehşet verici istatistiklere ulaşılır. Kadın Sünneti ya da bugün tercih edilen deyimle Kadınlarda Genital Sünnet (KGS) Afrika'nın 28 ülkesinde sıkça uygulanmaktadır.  BM, bu uygulamanın 130 milyon kız ve kadında gerçekleştirildiğini tahmin etmektedir. Her yıl 2 milyon kız çocuğu bunun kurbanı olmakta. Sağ kalanlarda ise sakatlıklar görülmekte. Gerçekte bu şekilde sakat bırakılan kızların sayısı azalmak yerine gitgide artmakta. Avrupa ve Amerika'ya göç eden çok sayıda Afrikalı, uygulamayı da beraberlerinde getiriyorlar. Hastalık Kontrolü ve Önleme Merkezi'nin tahminlerine göre New York'ta 27 bin kadın bu işlemden geçmişti.Bu yüzden Amerika'da pek çok eyalet KGS'yi yasaklayan kanunlar geliştiriyor. 

BM'nin Fahri Büyükelçisi olan Waris Dirie, Kadın Sünnetini tüm dünyaya duyurmak ve önlem alınması için BBC ekibiyle Afrika'ya uçar ve kendi yaşamını anlatan yarım saatlik bir belgesel çekilir. Okuduğum "Çöl Çiçeği" kitabı on bir ülkede aynı anda yayınlanarak ses getirdi. Bu yazımı okuyan sizler de eminim bu sesi (çığlığı mı demeliyim?) duyabilirsiniz...




10 Temmuz 2026 Cuma

 



HAYAT AĞACI ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NDE NE ANLAMA GELİYORDU?



Sivas'ta bulunan Gök Medrese ile Divriği Ulu Camisi'nin dış mekanlarında sıklıkla rastlanan "Hayat Ağacı" motifinin Anadolu Selçuklu Devleti'nin çok özel bir anlam ifade ettiğini biliyor musunuz?

Anadolu Selçukluları, mimari süslemede hayat ağacı motifini bir tutku ile kullanmışlardır. Evrenin direği, ruhun gökyüzüne çıktığı merdiven, barışın, bereketin, bilimin, hikmetin, kudretin ve sonsuzluğun sembolü, kozmik ağaç gibi soyut anlamlar yüklenmiştir.

Hayat Ağacı, devletin koruyucu gücünü sembolize etmesi ile devlet ağacı olarak da nitelendirilmekte, kutsal ağaç, altın ağaç, cennet ağacı gibi adlarla da anılmaktadır.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin koruyucu gücü, Gök Medrese'nin minare kaidelerinde ve büyük eyvanında yer alan üç hayat ağacı ile mermere kazınmıştır.


Sivas Ulu Camii


Fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!


8 Temmuz 2026 Çarşamba

 



BOTAN BÖLGESİ FLORASINDAN BİR DEMET


Tarihi ve coğrafi bir bölge olan Botan; Şırnak, Siirt ve Batman illerini, ayrıca Mardin'in doğu kesimlerini kapsar. Tarihi Botan Emirliği'nin merkezi konumundaki bu alan, günümüzde Botan Vadisi Milli Parkı ile turistik değer kazanmıştır. 

Botan Vadisi Milli Parkı'nı gezip gördüğümde, o bölgeye ve de o yöreye ait doğal  bitki örtüsünden gözüme takılanları fotoğrafladım. İşte o fotoğraflar: