14 Temmuz 2026 Salı

 



AFRİKALI KÜÇÜK KIZLARIN SÜNNET DEHŞETİ!



İnsan soyunun doğduğu topraklardır Afrika. Daha doğrusu modern insanın (Homo sapiens) evrimleştiği topraklardır. Günümüzde ise Afrika ülkeleri kuraklıkla, açlıkla, kabileler arası savaşlarla uğraşmasına rağmen, dünyanın geri kalanının pek de umurunda değildir. Ulusarası yardım kuruluşlarının yaptığı göstermelik yardımlar ya yerine ulaşmıyor ya da ulaşsa bile yeterli olmuyor. Oysa zamanında zengin yeraltı madenleri nedeniyle Afrika'yı işgal ederek sömürgeleştiren ve iliklerine kadar sömüren Avrupalı devletler (Başta Fransa ve İngiltere/Birleşik Krallık olmak üzere Belçika, Almanya, İtalya, Portekiz ve İspanya) artık Afrika'da sömürülecek bir şey kalmadığını anladıklarında din, dil ve kültürlerini burada bırakarak geri çekilmek zorunda kaldılar! Tam da burada Kenya'nın kurucu devlet başkanı ve bağımsızlık lideri Jomo Kenyatta'nın etkileyici ve tarihi sözünü hatırlatmadan geçemeyeceğim. Tarihe geçen sözünde şöyle demiş Kenyatta: "Batılılar geldiklerinde ellerinde İncil, bizim elimizde topraklarımız vardı. Bize gözlerimizi kapayarak dua etmeyi öğrettiler. Biz de öyle yaptık. Fakat gözümüzü açtığımızda bizim elimizde İncil, onların elinde ise bizim topraklarımız vardı."

Bu sömürgelerden biri olan Somali hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum. Çünkü okuduğum kitabın yazarı olan dünyaca ünlü model Waris Drie Somalili olup, ülkesinin coğrafyası, ekonomisi, gelenekleri ve kültürü hakkında az duyulmuş bilgiler vermektedir.

Somali, Doğu Afrika'da Afrika Boynuzu olarak bilinen bölgede yer alır. Hint Okyanusu ve Aden Körfezi'ne kıyısı olan ülkenin, batısında Etiyopya, güneybatısında Kenya, kuzeybatısında ise Cibuti yer alır. Başkenti Mogadişu'dur.

Somali,19. yüzyılın sonlarından itibaren İngiltere tarafından sömürgeliştirilen ülkenin kuzeyi (Britanya Somalisi) ve İtalya tarafından sömürgeleştirilen ülkenin güneyi ise (İtalyan Somalisi) yönetimi altında kalmış ve 1960 yılında bu iki sömürge bölgesinin birleşmesiyle ülke bağımsızlığına kavuşmuştur. Ancak 1991 yılında ülkede çıkan iç savaş 15 yıl sürmüştür. Günümüzde Somali, Federal Parlamenter Cumhuriyet sistemiyle yönetilmektedir. İdari olarak merkezi otoriteyi Somali Federal Hükümeti sağlamakta olup Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından yürütme yetkisi paylaşılmaktadır.

Somali Afrika kıtasının en uzun kıyı şeridine sahip olup efsanevi antik Punt Krallığı'nın topraklarıdır. "Şairler Ülkesi" olarak bilinen Somali'de halkın büyük bir bölümü kültürel olarak tabu kabul edildiği için balık tüketmezler. 

Bu genel bilgilerden sonra Waris Dirie'nin Somali'nin çöllerinden başlayıp, Londra'ya olan yolculuğunu, New York'a gidişini, ünlü oluşunu ve yaşadığı tüm zorlukları oldukça samimi ve içten bulduğum bir anlatımla yazdığı otobiyografisine geçebilirim.

Magazin dünyasına olan ilgim çok değildir. Bu nedenle kitapçı raflarında gördüğüm ve incelediğim "Çöl Çiçeği" kitabını elime almadan önce Waris Dirie adlı bir modelin varlığından haberim bile yoktu. Üstelik hiçbir modelin hayat hikayesi de ilgimi çekmiyordu. Ta ki arka kapak yazısında "kadın sünneti"ni okuyuncaya kadar. Afrika'da uygulanmakta olan geleneksel kadın sünnetini duymuş ama üzerinde durmamıştım. Kitabı satın aldım ve okudum. Okuduğum ve altını çizdiğim satırları sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü ister modern toplumda olsun isterse kuş uçmaz kervan geçmez çöllerde olsun tüm kadınlara ışık tutacağına ve mücadeleden asla vazgeçmeyenlerin her daim kazanacaklarına olan inancımı pekiştiriyor.

Waris Dirie, Somali'nin güneyindeki çölde deve ve domuz sürülerini güden göçebe bir ailede doğar. Annesi ona yerli dilde çöl çiçeği anlamına gelen Waris adını koyar. İki üç yaşlarında deve çobanlığı yapmaya başlamış. Somali'de deve çok önemliymiş. Kızlar evlendirilirken başlık parası olarak deve isteniyormuş. Öyle ki, Somali'de insandan çok deve varmış. Bu "Şairler Ülkesi"nde şiirlerin çoğu deve üstüne söylenir, devenin kültürleri için önemi nesilden nesile sözlü olarak aktarılırmış. Somali halkının yüzde 60'ından fazlası hayatını hayvan besiciliğinden kazanan göçebelermiş.

Waris'in söylediğine göre, "Somali'de halk kabilelere ayrılır, her biri kendi kabilelerine aşırı derecede bağlıdır. Buna kabile gururu denir. Somali tarihi boyunca çıkan savaşların kaynağı da bu gururdur." Yani çıkan iç savaşın nedenini kabile gururuna bağlıyor.

Waris beş yaşında iken geleneksel olan ve ilkel şartlarda bir taşın üzerinde yapılan sünnetle tarifi imkansız acılar çeker. Şanslıdır çünkü sünnet sonrası hayatta kalmıştır. Oysa, sünnetten sonra kan kaybı ve enfeksiyondan ölen kız çocuklarının sayısı çok fazladır. BM'in bildirisine göre bu sayı iki milyondur! Evlenme çağına gelmeden önce küçük kızların evliliğe hazırlanması bakımından sünnet edilmesi zorunludur. Aksi halde kızlar evlenemez, evde kalırlar.

"Somali'de yaygın olan inanca göre kızların bacakları arasında, doğarken getirdikleri, ama temiz olmayan kısımlar vardır. Bunların vücuttan uzaklaştırılması gereklidir. Klitoris, labia minora ve labia majoranın büyük bir kısmı kesilir, sonra yara dikilerek kapatılır, geride sadece genital bölgede bir iz kalır. Sonuç olarak Somali'de tüm genç kızlar, küçük bir kızdan kadınlığa geçişlerinin işareti olan bu töreni büyük bir arzu ve endişe ile beklerler." (Çöl Çiçeği, s:48-49) 

Dört bin yıldır Afrika kültürlerinde kadınlar sünnet edilmekteydi. Günümüzde hala 28 Afrika ülkesinde kadınlar sünnet ediilmekte. Kadın sünnetini erkekler desteklerken, anneler kızlarının kocasız kalması korkusuyla buna göz yummaktalar. Sünnet olmamış bir kadın; kirli, tecavüze uğramış ve evlenilmez kabul edilmekte çünkü.

Waris on iki yaşına gelmiştir ama okuma-yazması yoktur. Çünkü Somalicenin 1973'e dek yazılı bir alfabesi yoktur. Babası, onu beş deve karşılığında ihtiyar bir adamla evlendirmek isteyince Waris evden kaçar çölü geçerek Mogadişu'daki ablasının yanına gider. Sonrasında kendi şansını kendi yaratır. Teyzesinin kocası Somali'nin Londra Büyükelçisidir ve Londra'ya götürmek için bir hizmetçi aramaktadır. Waris, eniştesine yalvar yakar hizmetçi olarak Londra'ya gider. Bundan sonrasını merak ediyorsanız kitabı okumalısınız. :)

Waris Dirie, model olarak ünlendikten sonra Birleşmiş Milletler Nüfus Teşkilatı kendisini kadın sünnetini durdurmak için sürdürdükleri mücadeleye davet eder. Dünya Sağlık Örgütü ile yapılan çalışmalar sonucu problemi gözler önüne seren oldukça dehşet verici istatistiklere ulaşılır. Kadın Sünneti ya da bugün tercih edilen deyimle Kadınlarda Genital Sünnet (KGS) Afrika'nın 28 ülkesinde sıkça uygulanmaktadır.  BM, bu uygulamanın 130 milyon kız ve kadında gerçekleştirildiğini tahmin etmektedir. Her yıl 2 milyon kız çocuğu bunun kurbanı olmakta. Sağ kalanlarda ise sakatlıklar görülmekte. Gerçekte bu şekilde sakat bırakılan kızların sayısı azalmak yerine gitgide artmakta. Avrupa ve Amerika'ya göç eden çok sayıda Afrikalı, uygulamayı da beraberlerinde getiriyorlar. Hastalık Kontrolü ve Önleme Merkezi'nin tahminlerine göre New York'ta 27 bin kadın bu işlemden geçmişti.Bu yüzden Amerika'da pek çok eyalet KGS'yi yasaklayan kanunlar geliştiriyor. 

BM'nin Fahri Büyükelçisi olan Waris Dirie, Kadın Sünnetini tüm dünyaya duyurmak ve önlem alınması için BBC ekibiyle Afrika'ya uçar ve kendi yaşamını anlatan yarım saatlik bir belgesel çekilir. Okuduğum "Çöl Çiçeği" kitabı on bir ülkede aynı anda yayınlanarak ses getirdi. Bu yazımı okuyan sizler de eminim bu sesi (çığlığı mı demeliyim?) duyabilirsiniz...




10 Temmuz 2026 Cuma

 



HAYAT AĞACI ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ'NDE NE ANLAMA GELİYORDU?



Sivas'ta bulunan Gök Medrese ile Divriği Ulu Camisi'nin dış mekanlarında sıklıkla rastlanan "Hayat Ağacı" motifinin Anadolu Selçuklu Devleti'nin çok özel bir anlam ifade ettiğini biliyor musunuz?

Anadolu Selçukluları, mimari süslemede hayat ağacı motifini bir tutku ile kullanmışlardır. Evrenin direği, ruhun gökyüzüne çıktığı merdiven, barışın, bereketin, bilimin, hikmetin, kudretin ve sonsuzluğun sembolü, kozmik ağaç gibi soyut anlamlar yüklenmiştir.

Hayat Ağacı, devletin koruyucu gücünü sembolize etmesi ile devlet ağacı olarak da nitelendirilmekte, kutsal ağaç, altın ağaç, cennet ağacı gibi adlarla da anılmaktadır.

Anadolu Selçuklu Devleti'nin koruyucu gücü, Gök Medrese'nin minare kaidelerinde ve büyük eyvanında yer alan üç hayat ağacı ile mermere kazınmıştır.


Sivas Ulu Camii


Fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!


8 Temmuz 2026 Çarşamba

 



BOTAN BÖLGESİ FLORASINDAN BİR DEMET


Tarihi ve coğrafi bir bölge olan Botan; Şırnak, Siirt ve Batman illerini, ayrıca Mardin'in doğu kesimlerini kapsar. Tarihi Botan Emirliği'nin merkezi konumundaki bu alan, günümüzde Botan Vadisi Milli Parkı ile turistik değer kazanmıştır. 

Botan Vadisi Milli Parkı'nı gezip gördüğümde, o bölgeye ve de o yöreye ait doğal  bitki örtüsünden gözüme takılanları fotoğrafladım. İşte o fotoğraflar:


































7 Temmuz 2026 Salı

 



ŞARKILARA KONU OLMUŞ ÜNLÜ MALABADİ KÖPRÜSÜ





Malabadi Köprüsü, 1147 yılında Artukoğulları döneminde Batman Çayı üzerinde inşa edilen anıtsal bir taş köprüdür. Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde yer alan yapı, yaklaşık 40 metrelik sivri ana kemeriyle dünyanın günümüze ulaşan en geniş açıklıklı taş kemer köprüsü olma unvanını taşır.

Diyarbakır'ın Silvan ilçesi ile Batman'ın Kozluk ilçesi sınırları arasında yer alır. Köprü,  150 metre uzunluğunda ve 7 metre genişliğindedir. Ana kemeri o kadar büyüktür ki, bazı kaynaklarda Ayasofya'nın kubbesinin bile bu kemerin içine sığabileceği belirtilir. Köprünün kemerinin her iki tarafında, kervan yolcularının dinlenmesi veya kış aylarında zorlu hava şartlarından korunması için tasarlanmış odalar bulunur. Köprü üzerindeki taşlarda insan, güneş ve aslan figürlü kabartmalar yer alır.

UNESCO Geçici Listesi'nde yer alan tarihi köprü, Artuklu mimarisinin ve mühendisliğinin en önemli başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. Ünlü Türk seyyahı Evliya Çelebi, Seyahatnamesi'nde bu yapıya olan hayranlığını dile getirmiştir. Köprü hakkında ayrıca yöre halkı arasında anlatılan hüzünlü bir aşk hikayesi de bulunmaktadır. 

Bu hüzünlü aşk hikayesini anlatan şarkı 1970'li yıllarda, Selçuk Alagöz tarafından "Malabadi Köprüsü" adıyla seslendirilmiştir. Bu şarkıyı dinleyip hüzünlenmemek elde değildir...








23 Haziran 2026 Salı

 



BAHÇESARAY MÜKÜS ÇAYI




Van'ın dağların arasına saklanan Bahçesaray ilçesinin eşşsiz doğasını gidip görmek gerek. Yıllardır çözülemeyen ulaşım sorunu nedeniyle ilçe nüfusunun göç vermesi ilçede yaşayanları üçte bir oranında azaltmış. 1630 metre rakımlı bu küçük ilçeye varmak için Bitlis-Hizan bağlantılı stabilize yolu takip ettik. Bu yol eski olmasına rağmen tüm mevsimlerde açıkmış. Stabilize yol yılan gibi kıvrılarak dağlara doğru ilerledi, yükselti 2800 metreye ulaşınca mola verdik ve fotoğraf çektik. Çevredeki tüm dağlar ve zirveleri Mayıs ayı olmasına rağmen karla kaplıydı. Sonrasında  yine kıvrım kıvrım ve dolambaçlı yollarla inişe geçerek ilçe merkezine ulaştık. Yolculuk kolay değildi. İlçede yaşayanların en önemli geçim kaynağı ceviz ve bal üretimiymiş. Tarım ve hayvancılık da yapılıyormuş. Ama yüksek dağların arasında kalan ilçe topraklarında tarım yapmanın zorluğu da tartışılmaz. 



Müküs Çayı, ilçe merkezine yaklaşık iki kilometre uzaklıkta Subaşı mevkiinde ulu bir dağın eteklerinde bulunan bir mağaradan devasa bir debiyle çağlayarak akıyordu. Dağlardan süzülen kar suları mağaranın içinden çıkarak, adeta bir şelale gibi çağıldayarak hem seyrine doyumsuz bir manzara oluşturuyor hem de müzik şöleni sunuyordu. Mağara ve çevresi masal diyarıydı sanki. Şairlerin bu coşkulu akıştan esinlenip şiirler yazmasına şaşırmamalı.



Binlerce yıldır aynı kaynaktan fışkırarak Bahçesaray, Beğendik ve Pervari topraklarına can veren bu eşsiz su, Pervari çıkışında Çatak Nehri ile buluşur ve birlikte Botan Vadisi'ne hayat taşırlar. Ardından Irak topraklarına süzülür, Dicle Nehri'ne karışır ve sonunda Basra Körfezi'nin engin sularına kavuşur. Bu nedenle Dicle'nin başlangıcı sayılır. 1500'lü yıllarda yaşamış büyük alim ve şair Feqiye Teyran, birçok eserini Müküs Çayı'nın serin kıyılarında kaleme almıştır. O meşhur "Ey Av ü Av" şiirinde Müküs Çayı ile konuşur; suyun hikmet dolu cevaplarını dizeleriyle bizlere aktarır. 



Müküs Suyu, Türkiye'nin en yüksek pH değerine sahip, berraklığı ve kalitesiyle nam salmış bir sudur. Buz gibidir; içildiğinde tadı adeta şerbeti andırır. Rivayete göre her Cuma akşamı Cennet'in Kevser Suyu'ndan iki damla Dünya'ya düşer: Bir damla Nil Nehri'ne, bir damla ise Müküs Çayı'na...

Hazır oraya kadar gitmişken ben de Müküs Çayı'ndan bir damla içiverdim. Müküs Çayı'nda bol miktarda alabalık olduğu söylendi ama balık yapan/satan bir lokanta göremedim. Dolayısıyla tereyağında alabalık yiyemedim. :(








Not: Videolar ve fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!



19 Haziran 2026 Cuma

 



KLASİK KÜRT EDEBİYATININ YUNUS EMRE'Sİ OLARAK KABUL EDİLEN FEQİYE TEYRAN KİMDİR?





Feqiye Teyran Kürt Edebiyat tarihinde önemli bir yere sahiptir. Diğer bütün Kürt Şairleri gibi bir İslam bilgini olan Feqiye Teyran, Klasik Kürt edebiyatının Yunus Emresi olark kabul edilir. Feqiye Teyran (1560-1640) Van'ın Bahçesaray (Müküs) ilçesinde yaşamış mutasvvuf, şair ve masal yazarıdır. Asıl adı Muhammed olup kuşların dilinden anladığı rivayet edildiği için "Kuşların Öğrencisi" anlamına gelen Teyran mahlasını almıştır.



Feqiye Teyran tabiatın anlatıcısıdır. Bu yüzdendir ki ona kuşların sultanı, padişahı, kralı denmez de öğrencisi denir. Kuşlarla konuştuğu söylenir. Onların dilinden onlara seslenirmiş. Onlara şiirler yazmış, onlarla kendini bir tutmuştur. Derler ki şu Küre-i Arz'da kuşların diline vakıf olmuş bir Hz. Süleyman vardır. Bir de Feqiye Teyran...

Müküs beylerinden birinin oğlu olmasına rağmen beyliği reddederek ömrünü tasvvufa, ilme ve doğaya adamıştır. Eserlerinde ağırlıklı olarak ilahi aşk, doğa sevgisi, insanlık ve hoşgörü işlenmiştir. Şiirleri hem yazılı hem de sözlü gelenekle günümüze ulaşmıştır. Önemli eserleri; Bersisa (Ünlü Papaz Hikayesi), Qevla Hespe Reş (Kara Altın Öyküsü) ve halk hikayesi formatında Şexe Senan'dır. (bahcesaray.gov.tr)

Bahçesaray (Müküs) ilçesine gitmeden önce Feqiye Teyran adını "Ay Dilbere" türküsünü dinlerken duymuştum. Türkünün hikayesini de Feqiye Teyran'ın türbesinde rehberimiz anlattı. Derler ki, aşık olduğu beyin kızına kavuşamayan Teyran, kendisini ilahi aşka ve doğa aşkına adamış.



Efsanevi Aşkın Hikayesi 

Bir gün Feqiye Teyran dere kenarında balık tutarken güzel bir kızın ellerini görür. Kısa bir süre sonra, dönemin beyinin (Mir) evine yemek almaya gittiğinde kapıyı açan Mir'in kizi Sinem'i görür ve dere kenarında gördüğü ellerin sahibini hemen tanır ve Sinem'e sırılsıklam aşık olur. Sinem'de kapıda gördüğü Feqi Teyran'a sevdalanır. Aşkları karşılıklıdır. Ancak Mir'den kızını isteyen Feqiye Teyran yoksul bir medrese öğrencisidir ve Mir kızını ona vermek istemez. Bunun üzerine Mir'in kızı Sinem, aşkından hastalanıp yatağa düşer. Kızının hasta yatağında gittikçe eridiğini gören Mir, Feqiye Teyran'ı çağırtır ve kızıyla evlenebilmesi için önüne imkansız bir şart koşar. Şartı şudur: "Düğün günü kızımın yüzünü örtmem için Mısır'dan Fistana Mirari'yi getirirsen Sinem'i sana veririm. O dönemde sadece Mısır'da bulunan ve paha biçilemeyen özel bir kumaştır Fistana Mirari.

Feqiye sevdiğine kavuşmak için diyar diyar gezer, çölleri aşar. Efsaneye göre bu uzun ve meşakkatli yolculuğu sırasında kuşlarla dost olur, onlardan ayrılmadığı için Feqiye Teyran "Kuşların Öğrencisi" mahlasını alır. Ancak Feqiye geri döndüğünde çok geçtir. Ayrılığa dayanamayan Sinem, kahrından ölmüştür.

Feqiye Teyran'ın en çok bilinen şiiri, sevdiğinin ölümünden sonra yazdığı "Ay Dibere" adlı şiiridir. Ve bu şiir türkü olarak söylenmekte olup, 400 yıldır halk arasında dilden dile dolaşmaktadır. Benim de severek dinlediğim bir türküdür.

Yaşar Kemal, Karıncanın Su İçtiği adlı romanında Feqiye Teyran'ın kuşlarla muhabbetini sihirli sözcüklerle anlatır. Ve de ölümünü.

1640 yılında Bahçesaray'da vefat eden Feqiye Teyran'ın türbesi, Kartal (Verezuz) köyündedir. Bahçesaray'a 15 km mesafede olan türbeye ana yoldan aşağıya doğru dik merdivenlerle iniliyor. Türbenin çevresi yeşillik ve ağaçlarla çevrili. Dolayısıyla şairin konuştuğu kuşların sesini dinlemek mümkün burada. Herkes yukarı çıktıktan sonra "Feqiye Teyran  Yolu" denilen ve Feqiye Teyran'ın şiirinden dizelerin yer aldığı yolun kıyısında oturup bir süre sessizlikte kuşların cıvıltısını dinledim. Yeşillikler arasında, sessizlikte yankılanan kuş sesleri çok huzur vericiydi.