25 Ekim 2023 Çarşamba

 



PEK BİLİNMEYEN BİR AYRINTI; CUMHURİYETİN İLANINDAN ÜÇ GÜN ÖNCE OYNANAN BİR FUTBOL MAÇI



1923 yılının ilk günleri...Başkumandanlık Meydan Savaşı'nı zaferle sonuçlandıran Mustafa Kemal, çıktığı ilk yurt gezisinde, 16 Ocak günü İzmit'te dönemin önde gelen gazetecileriyle buluşur. Bu gazetecilerin içinde kendisine muhalifler olduğu gibi, sonuna kadar yol arkadaşlığı yapacak kalemler de vardır...

O gün Gazi Mustafa Kemal Paşa, zaferin coşkunluğunu yaşarken aynı zamanda hüzünlüdür de. Çünkü annesi Zübeyde Hanım'ı kaybetmiştir!.. Tarihe geçen o ünlü basın toplantısının sonlarına doğru Mustafa Kemal, gelecekte kurmak istediği yönetime dair ilk işareti verir...Şöyle seslenir gazetecilere: "Esaslı bir program yapmaya mecburuz... Halk Fırkası bu program üzerine teşekkül edecektir..." Bir sonraki gün ise, İzmit halkına hitaben bir konuşma yapacak ve Hilafet'e karşı en sert mesajını verecektir: "Türkiye Büyük Millet Meclisi halifenin değildir ve olamaz..."

Bu sözler, istiklaline kavuşmuş topluma, yeni bir devletin kurulacağının habercisi gibidir.

Ve Cumhuriyetin ilanından birkaç gün önce İstanbul'da Taksim'de bulunan Topçu Kışlası'nın avlusunda, göğüslerine ay yıldız dikili on bir insan arka arkaya sıralanır. Topçu Kışlası'nın avlusu, futbol sahası olarak kullanılmaktadır. Ve o gün sahaya çıkanlar ilk ulusal maçını oynayacak olan futbolculardır...

Rakip Romanya'dır ancak, ev sahibi takımın resmi adı bile henüz tam olarak konulmamıştır... Çünkü maçın oynanacağı gün 26 Ekim 1923'tür. Ayyıldızlı futbolcuların soyunma odasında asılı ceketlerinde bir kimlik dahi yoktur. Zeki Sporel'li, Kelle İbrahim'li, Baron Fevzi'li, kaleci Nedim'li o takım maçı centilmence tamamlamış ve dünya ülkelerine olan kardeşlik duygusu tabelaya "2-2" olarak yansımıştır...

O gün, maça ev sahibi olarak çıkmak üzere sıralanan oyuncuların başında kalpaklı bir adam görülür. Takımın idarecisi olan o adam Ali Sami Bey'dir... Zaten Galatasaray takımının da kurucusu, adı efsaneleşmiş, stadyumlara verilmiş, Kuva-i Milliyeci geçmişi olan bir spor adamıdır. Ali Sami Bey'in ayyıldızlı takıma saha yolunu göstermesinden tam üç gün sonra, Ankara'da Mustafa Kemal, ülkenin gideceği yolu açıklayacaktı... Yani dünyanın tüm haber ajanslarının geçtiği, Asya ile Avrupa arasındaki bu topraklara dair haberde Cumhuriyet'in ilan edildiği duyuruluyordu...

O gün (29 Ekim 1923'te), o ayyıldızlı takım da, savaş yorgunu Anadolu insanı da Mustafa Kemal'e koşulsuz sadakat gösteren yol arkadaşları da, yürekleri yıllar süren işgaller karşısında umutlarla dolu olan milyonlar da bir devlete kavuşuyordu...O devletin başkanı Mustafa Kemal olacaktı...

Aradan kısa bir süre geçtikten sonra Sarayburnu'nda, denizin hemen kıyısına bir heykel konulacaktı. Gazi'nin oluruyla tasarlanan bu heykel, aslında hem o günlere hem sonraki zamanlara hem de bu günlere dair ipuçları taşıyacaktı...Bu ilk Gazi heykelinde Mustafa Kemal'in sırtı Osmanlı'nın Topkapı Sarayı'na  çevrilmiş olarak tasarlanacak ve bakışları Cumhuriyet'e el vermiş, kanat germiş Anadolu insanlarını simgelercesine Anadolu'dan yükselen güneşe yönelecekti...Çünkü o güneşin ardında insan öyküleri vardı... Ki bu öyküler yıllar boyu Cumhuriyet'le örülecek, Türkiye Cumhuriyeti'ni örecekti... 

(Kaynak: Türkiye'nin Hatıra Defteri - 1923'ten Günümüze, Nebil Özgentürk. DenizKültür Yayınları No:25)

CUMHURİYETİMİZİN 100. YILI KUTLU OLSUN... Nice 100 yıllara...



21 Ekim 2023 Cumartesi

 


TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR?




Cüneyt Arcayürek'in Çankaya kitabını okuyorum. Okuduklarımı yazıp yazmamakta kararsız kaldım doğrusu. Çünkü tarihin tekerrür ettiğini görmek üzüntü verici. Ve düşünüyorum; ders almadığımız için mi tarih tekerrür ediyor, yoksa ders alsak da almasak da tarih yine de tekerrür edecek midir?

Çankaya kitabında Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde cumhurbaşkanlığı yapmış 10 cumhurbaşkanının seçilmeleri ve dönemleri anlatılmakta. Günümüzde tartışma konusu yapılan bazı konuların geçmişte de yaşanıldığını hatırlatmak için yazıyorum.

Yeni seçilen 13. Cumhurbaşkanı, TBMM Genel Kurulu'na girdiğinde, kaybeden diğer Cumhurbaşkanı adayı ayağa kalkmayınca eleştirilere maruz kaldı. Ayağa kalkmama olayı geçmişte de yaşanmış. Yani yeni değil. 

14 Mayıs 1950 seçimlerini kazanan Demokrat Parti (DP), oybirliği ile Celal Bayar'ı cumhurbaşkanı seçti. Bayar frağını giymiş olarak TBMM Genel Kurulu'na girdiğinde, Demokrat Partililer oturdukları yerden yeni cumhurbaşkanını alkışlıyorlardı. Başta İnönü ve muhalefet partisi CHP grubu ise ayakta ama alkışlamadan yeni cumhurbaşkanını selamlıyordu. Bu gelenek yıllarca sürdü. Yani ayağa kalma geleneğini İnönü başkanlığındaki CHP başlattı.

Demokrat Parti, "gayri meşru" ilan ettiği 1946 seçimlerinden sonra İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığını da onaylamadığı için CHP grubunun seçtiği İnönü yeni cumhurbaşkanı olarak genel kurula girince ayağa kalkmamış, alkışlamamıştı.

Durum aynı olmadığı halde DP grubunun seçtiği yeni Cumhurbaşkanı Bayar'ı ayakta karşılamaması geleneğe uygundu. (Çankaya, s:85)

Çok az bilinen bir başka olayı da nakletmeliyim. Cumhuriyet tarihimizde tartışılan seçimlerden biri de 1946 yılında yapılan  seçimdir. 21 Temmuz 1946 yılında yapılan genel seçimde, yasa gereği oylar açık olarak verilmiş, oy sayımları kapalı(gizli) olarak yapılmıştı. Yani açık oy, gizli sayım.

DP, geniş bir kampanya ile bu seçime hile karıştırıldığını söyledi, açıkladı. DP, meclisin gayri meşruluğunu üzerinde dururken, böyle bir meclisin cumhurbaşkanı (İnönü'yü) seçemeyeceğini öne sürdü. 

Meclisteki milletvekilliği dağılımı şöyleydi: CHP 395, DP  64. Meclis'e 6 bağımsız milletvekili de girmişti. 

İşte bu Meclis, mevcut seçim yasasını değiştirdi ve 14 Mayıs 1950 seçimleri değiştirilen yeni yasaya göre yapıldı.

Ve 14 Mayıs 1950 yılında yapılan genel seçimden DP zaferle çıktı. Kansız, kavgasız sonuçlandığı için "beyaz ihtilal" diye adlandırılan bu seçim sonucunda gözler İsmet Paşa'ya çevrildi. Milli Şef, Atatürk'ten sonra ikinci adam, yıllardır cumhurbaşkanı. Kendi eliyle hazırlattığı seçim yasasıyla iktidarı üç beş yıl önce kurulan bir partiye bırakıyordu. 

İnönü, 15 Mayıs sabahı Celal Bayar'ı Köşk'e çağırdı ve görüştü. İnönü'nün bu görüşmede Bayar'dan iktidarlarında asla din sömürüsü yapmamalarını, laiklik ilkesinin korunmasını istedi ve iktidarı hemen devretmeye hazır olduklarını söyledi. Mutabık kaldıkları bir hafta sonra da İnönü, iktidarı Bayar'a devretti.

İnönü'nün 22Mayıs 1950 Perşembe günü, Amerika'da öğrenim gören oğlu Erdal İnönü'ye yazdığı mektupta "Fena nispette kaybettik" diye yazıyor ve şöyle devam ediyordu; "Niçin kaybettik? İnsaflı, insafsız bin bir sebebi var. Fakat en başta geleni değişiklik arzusudur. Bu da milletlerin hem masum hem tabii bir arzularıdır..."

Notlar: 

1--Falih Rıfkı Atay'ın Çankaya kitabında yazdığına göre, "Devlet Reisi Atatürk ile Başbakan İsmet İnönü'nün ayrılmasına sebep olan hadise Nyon Konferansı'dır." Konferans sonrası 1937 yılında Atatürk İnönü'yü görevden almış, Celal Bayar'ı Başbakan yapmıştı. Atatürk 10 Kasım 1938 yılında öldüğünde Başbakan Celal Bayar idi.

2--"1950'de 14 Mayıs seçimleri ile iktidarı yitiren İnönü'nün Cumhurbaşkanlığı döneminde Atatürk'e yakın olanları tasfiye ettiği, Atatürk'e kırgın olanları yücelttiği, daha önemlisi kimi uygulamalarla  Atatürk devrimlerinin törpülenmesine göz yumduğunu irdeleyen saptamalar ve yorumlarda doğruluk payı yüksektir." (Cüneyt Arcayürek, ÇANKAYA. s:55) 

3--Vatan Gazetesi  yazarı Ahmet Emin Yalman'ın haberine göre 14 Mayıs 1950 seçimini kazanan DP, TBMM'ni açacak ve başkanlık divanının arkasındaki duvara büyük harflerle demokrasinin kuralı "Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir" sloganını astıracaktı. Slogan DP'nin tek parti iktidarına karşı kullandığı ve artık hiçbir zaman aklından çıkarmayacağı, çıkarılmamasına çalışacağı slogandı.

4--Konuyla ilgili ileri okumalar için naçizane iki kitap önerisi:

a) Şevket Süreyya Aydemir, İKİNCİ ADAM (2 Cilt), Remzi Kitabevi.

b) Falih Rıfkı Atay, Çankaya, Pozitif Yayınları.



4 Ekim 2023 Çarşamba

 



DÜNYANIN BELKİ DE EN TARTIŞILAN YAZARI

KNUT HAMSUN KİMDİR?




Norveç'in dünyaca ünlü yazarı Knut Hamsun kadar tartışılan, bir o kadar da okunan başka bir yazar var mıdır bilemiyorum. Yazarı gizemli ve tartışılır kılan yazdıkları değil, onun siyasi görüşüdür, ki ölümünden sonra bile bu tartışmalar devam etmektedir.

Lise yıllarımda edebiyat öğretmenimizin okumamızı zorunlu tuttuğu iki kitabını okumuştum Knut Hamsun'un; Açlık ve Toprak Yeşerince. Aradan uzun yıllar geçti. Dün kitapçıda raflara göz atarken Can Yayınlarının Nisan 2023'te yaptığı yeni basımı görünce hiç düşünmeden aldım kitabı. Gayem; hem lise yıllarıma geri dönmek hem  kitabı yeniden okuyarak hatırlamak hem de kitabı şimdiki aklımla yeniden değerlendirmekti. "Açlık" bu! Dün de vardı, bugün de var, iklim krizi çözülemezse ve hızla artan dünya nüfusu kontrol altına alınamazsa yarın da var olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Norveç'in Dostoyevski'si olarak anılan Knut Hamsun'un yazdığı "Açlık" adlı psikolojik ve yarı otobiyografik roman 195 sayfadan oluşuyor. Yazarın gençlik yıllarına dayanan hikaye, 19. yüzyılın sonlarında bugünkü adı Oslo olan Norveç'in başkenti Kristiania'da geçiyor. Yoksul ama gururlu bir adamın açlıkla iç içe geçen hayatını konu alıyor. Yazar, bu etkileyici hikaye ile bir insanın hayalleri ve gururu uğruna hem fiziksel hem de zihinsel olarak nasıl çöktüğünü çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Knut Hamsun'un Hayatı

Knut Hamsun, 1859 yılında Norveç'in Gudbrandsdalen'de yoksul bir köylü ailesinin yedi çocuğunun dördüncüsü olarak doğdu, yoksulluk içinde büyüdü. Neredeyse hiç resmi eğitim almadı. 19 yaşında, kunduracı çırağı olarak çalışırken yazmaya başladı. Sonraki on yıl boyunca yol işçiliği, taş ustalığı gibi geçici işlerde çalıştı. İki kez Amerika Birleşik Devletleri'ne seyahat etti ve burada çoğunlukla küçük işler yaptı. Bu sırada kitaplarını yayımlatmaya başladı. 1890'da yayımlanan "Açlık" romanıyla büyük başarı elde etti. Bunu Pan, Gizemler, Victoria, Toprağın Bereketi gibi romanlar izledi. 1920'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman hayranlığı nedeniyle vatana ihanet suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Norveç'in büyük şehirlerinde kitapları yakıldı. Mallarına devlet tarafından el konuldu. Geçici olarak psikiyatrik gözlem altına alındı ve son yıllarını yoksulluk içinde geçirdi. 1948 yılında doğrudan Nazi bağlantısı bulunmadığı Norveç mahkemesi tarafından onaylandı ve hakkındaki suçlamalar düştü. 19 Şubat 1952'de 93 yaşında öldü. 

Yukarıda yazdığım kısa hayat hikayesi, "Açlık" romanının girişinde yazılan metindir.  Ancak Knut Hamsun hakkında İnternette yaptığım araştırmada neden yazıma dünyanın belki de en tartışılır yazarı başlığını attığımı açıklamak istiyorum. Bu nedenle, vatan haini olarak anılmasını ve sonuçlarını da yazmam gerek!

Knut Hamsun, hem Birinci hem de ikinci dünya savaşı sırasında Almanya'yı destekledi. Bir sempatizan mıydı, yoksa bir işbirlikçi miydi ya da ülkesini korumaya çalışan bir vatansever miydi? Gerçek olan şu ki,  ikinci dünya savaşı bittiğinde Norveçlilerin gözünde bir haindi...

Hamsun, 1945 yılında Nobel madalyasını Hitler'e verilmek üzere, Nazi Almanyasının 2. adamı Gobbels'e gönderdi. Adolf Hitler'in ölümünden bir hafta sonra 7 Mayıs 1945'te gazetede "İnsanlık Savaşçısı" olarak tanımladığı Nazi rejiminin liderini anan kısa bir metin yayınladı. 

14 Haziran 1945'te Norveç polisi tarafından yakalandı ve Alman yanlısı tavrı hakkında ifade verdi. Hukuk Profesörü Johns Andenaes'e göre, Hamsun 20-30 yaş daha genç olsaydı hapis cezasıyla karşı karşıya kalacaktı. Ama yaşından ve hastalığından ötürü başsavcı, adli psikiyatri gözlem kararı aldı ve 14 Ekim'de Oslo'da bir psikiyatri kliniğine yatırıldı. 119 gün boyunca orada kaldı. NS üyesi olduğu iddiasıyla aleyhine dava açıldı. Dava sonucunda NS üyeliğine istekli olma temelinde suç ortaklığı yapmaktan yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkum edildi.

Norveçliler Hamsun'a karşı ne hakaret ettiler, ne bağırıp çağırdılar ne de intikam duygularıyla saldırıya geçtiler. Bir sabah, genç bir Norveçli kız, elindeki Hamsun kitabını yazarın evinin önüne bırakıp sessizce uzaklaştı. Bir süre sonra biri daha aynı yere kitap bıraktı. Sonra biri daha, biri daha, biri daha...Oslolular ellerindeki Hamsun kitaplarını yığdılar yazarın kapısının önüne. Ne bir arbede yaşandı, ne de kötü bir laf edildi. Kırgın Norveçliler kitapları sessizce bırakıp dağıldılar. Hamsun'un bahçesinde adeta kendi kitaplarından bir dağ oluştu.

Bu zarif tepki, yazara ömrünün en acı dersini verdi. Son günlerini büyük pişmanlıklar içinde geçirdi. 93 yaşında evinin banyosunda pişman, mutsuz ve utanç içinde ölü bulundu... 

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

- Knut Hamsun'un karısı Marie, Avrupa'yı Hitler'in propagandasını yaparak dolaşıyordu.

- Norveç Almanlar tarafından işgal edildiğinde Knut Hamsun, direnilmemesi gerektiğini söylemekle yetinmedi, teslim olunması için kampanya yürüttü. 

- Türkiye'nin, Almanya'nın ve daha birçok ülkenin en önde gelen yazarları tarafından "en büyük" ilan edilen Knut Hamsun hakkında, Thomas Mann şöyle demişti: "Nobel Ödülü'nü ondan daha çok hak eden biri olmamıştır."

- Sabahattin Ali, daha 1934'te Knut Hamsun için uzun bir yazı yazdı ve yüzyılın en büyük dahilerinden biri olarak onu selamladı. 

- "Açlık" romanıyla büyük üne kavuşan Knut Hamsun, böylece romanına ilham kaynağı olan açlıktan ve zorlu hayat şartlarından kurtulmuştu. 20'den fazla dile çevrilen roman, ilk kez Peyami Safa tarafından Türkçeleştirilip bir dergide yayınlandı. 1956 yılında Behçet Necatigil çevirisiyle Varlık Yayınları tarafından da basıldı.

- Açlık sinemaya da uyarlandı. Henning Carlsen yönetmenliğinde çekilen 1966 Danimarka, Norveç ve İsveç ortak yapımı "Sult-Açlık" filmini (IMDb:7.8) ve Maria Giese yönetmenliğinde çekilen 2001 ABD yapımı "Hunger" (IMDb:7.3) filmini izleyebilirsiniz. 

Sonuç olarak;

İnsan hafızası unutsa da tarih unutmuyor. Tarih, halkı için savaşını da, halkına ihanet edeni de yazıyor. Gerçekler ve ihanetler yaşandığı dönemde dile getirilmese bile önünde sonunda ortaya çıkıyor. Geride ne denli büyük eserler bırakmış olursanız olun, eğer vatanınıza ihanet etmişseniz, eserlerinizin büyüklüğü kendi halkınız için bir şey ifade etmiyor. Çünkü ihanet asla unutulmuyor...


Yararlandığım Kaynaklar:

- Açlık, Knut Hamsun. Can modern.

- wannart.com

- idefix.com

- politikyol.com