Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabahattin Ali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2021 Cumartesi

 



ÜNLÜ ŞAİRLERİMİZDEN İLKBAHARA DAİR SÖZLER





-- İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşanmaya değer. Ne olursa olsun...

Sabahattin Ali

-- Bu sabah mutluluğa aç pencereni / bir güzel arın dünkü kederinden / bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden / çocuğum uzat ellerini...

Ataol Behramoğlu

-- Çömeldim toprağa, otlara bakıyorum, böceklere bakıyorum, mavi mavi çiçek açmış, onlara bakıyorum / sen bahar toprağı gibisin sevgilim, sana bakıyorum...

Nazım Hikmet



-- Bu bahar güleceğiz en içten sevinçle, bir melek oradan bize uzatacak elini / beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle, ümitlerin en güzelini...

Ziya Osman Saba

-- Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz / bir ömür karşılığı, bir ömür yani, ne saçma.../ Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba...

Can Yücel

-- İki sevgilinin gülüşüne benzer / Nisan havası değil mi esen...

Cahit Sıtkı Tarancı




-- Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada, renk mi ki üzerimden akaduran bu nehir? / Bahar seni bir al güle döndürebilir...

Ahmet Muhip Dıranas

-- Ben seni yalansız / bahar gibi sevdim...

Metin Altıok

-- Her vazoya baktıkça karşımdasın, ne tuhaf / her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun / düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe, yaprak yaprak gelişiyorsun...

Rıfat Ilgaz





-- Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde / bir yanlışı düzeltircesine açmış...

Cemal Süreya

-- Tüyden hafif olurum böyle sabahlar, karşı damda bir güneş parçası, içimde kuş cıvıltıları, şarkılar / bağıra çağıra düşerim yollara, döner döner durur başım havalarda / her sabah böyle bahar, ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum / derim ki sıkıntılar duradursun, avunurum...

Orhan Veli Kanık

-- Bana bir şey söyle, ilkbahar gibi. Çiçek aç mesela veya yağ rahmet olarak içime veya gökkuşağı ol sar ruhumu. Bir şey söyle, sözü aşsın, öze değsin. Bir şey söyle, yanındayım mesela? 

Turgut Uyar






2 Ağustos 2017 Çarşamba




SABAHATTİN ALİ'NİN BESTELENEN ŞİİRLERİNİN HİKAYELERİ





Şair, yazar, çevirmen ve dramaturg Sabahattin Ali, yazdığı şiirleri kendinden beş yaş büyük arkadaşı Nazım Hikmet'e gönderir ve fikrini sorar. Nazım, şiirleri beğenir beğenmesine de Sabahattin Ali'yi hikaye ve roman yazması konusunda yüreklendirir, teşvik eder. Sabahattin Ali'nin kendisine verdiği "Bir Orman Hikayesi" başlıklı çalışmasını dikkatle okuyan Nazım Hikmet, hikayenin Alman romantizminin etkisi altında yazılmış olduğunu; ama konu ve içerik bakımından Türk edebiyatında bir yenilik oluşturduğunu fark eder ve Resimli Ay'ın sahibi Zekeriya Sertel'le görüşerek Sabahattin'in bu ilk hikayesinin Resimli Ay dergisinde yayımlanmasını sağlar. 

Şiir yazmaya (özellikle aşık olduğu kadınlara) devam eder Sabahattin Ali. Bunun yanı sıra hikaye ve roman yazmaya da başlar. İlk romanı Kuyucaklı Yusuf gezetede tefrika edilir ve çok tutar. Sonra kitap olarak basılır. Ardından Kürk Mantolu Madonna ve İçimizdeki Şeytan yayımlanır. Sabahattin Ali artık tüm memlekette tanınan ünlü bir yazardır.

Eğer genç yaşında öldürülmemiş olsaydı, devletin ve bürokrasinin derinlerinde ne tür hatalar yapıldığını, örnekleriyle anlatacağı "Ankara" ismini vereceği kitabını yazacaktı. Olmadı. Fırsat vermediler.

Çoğumuzun severek dinlediği ünlü şarkıcıların seslendirdiği o güzelim şarkı sözlerinin Sabahattin Ali'ye ait olduğunu biliyor muyuz? Ve o şiirlerin kime, hangi duygularla yazıldığından haberdar mıyız? İşte ben, bu şiirlerin şarkı sözüne dönüştüğü şarkıları ve  hikayelerini yazacağım bugün. 

Bu şiirlerin ilki; "Eskisi Gibi"

Sabahattin Ali'nin, İstanbul'da tanıştığı ve aşık olduğu; ama aşkına karşılık bulamadığı Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar'a yazdığı "Eskisi Gibi" şiiri, Nükhet Duru ve Ali Kocatepe tarafından bestelendi ve bu şarkıyı Nükhet Duru seslendirdi.

"Seneler sürer her günüm
 Yalnız gitmekten yorgunum
 Zannetme ki sana dargınım
 Ben gene sana vurgunum
 Başkalarına gülsem de
 Senden uzakta kalsam da
 Sevmediğini bilsem de
 Ben yine sana vurgunum."




İkincisi "Dağlar" şiiri

Bilinenin aksine önceleri, Sabahattin Ali ve Nihal Atsız yolları ayrılana dek yakın arkadaştırlar. Öyleki, Sabahattin Ali'yi Almanya'ya yolculayanlar arasında iki yakın arkadaşı vardı; Bunlardan biri, Pertev Naili Boratav, diğeri Nihal Atsız'dı. 

Çok sevdiği arkadaşlarından Nihal'in "Bütün Türkler bir ordu, katılmayan kaçaktır." mottosuyla çıkartmaya başladığı Atsız Mecmua için bir şeyler yazmalıyım diye düşünür. Çünkü Nihal Atsız, ısrarla dergisi için yazmasını ister. Nihal'in "Türk" motifini öne çıkartmasına takılsa da, bir motto yüzünden geçmişten gelen dostluğunu bitirmesinin doğru olmadığına karar verir ve tamamlanmayan çalışmalarından bir şiiri olgunlaştırır. "Dağlar" ismini verdiği şiirini yayımlanmak üzere Atsız'a gönderir. "Dağlar" şiiri Atsız Mecmua'nın 15 Aralık 1931 tarihli yedinci sayısında yayımlanır.

Sonradan ırkçı, Turancı görüşleriyle Türk milliyetçiliğinin bir numaralı ismi haline gelen Nihal Atsız'la araları açılır ve mahkemelik olur Sabahattin Ali.

"Başım dağ saçlarım kardır
 Deli rüzgarlarım vardır
 Ovalar bana çok dardır
 Benim meskenim dağlardır..."



Üçüncüsü ve dördüncüsü sırayla; "Çocuklar Gibi" ve "Melankoli"

Sabahattin Ali, Konya'da öğretmenlik yaparken on beş yaşındaki öğrencisi Melahat'a  (Muhtar) aşık olur. İlk olarak Konya'da yayımlanan Yeni Anadolu gazetesinde tefrika edilen "Bir Kadın Dalaveresi" ni okuyanları haberdar etti bu büyük aşkından genç yazar. Hikayesindeki on beş yaşındaki genç kızın adı Beria idi.

1932 yılında, Melahat için "Çocuklar Gibi" şiirini yazdı.

"Şimdi şiir bence senin yüzündür
 Şimdi benim tahtım senin dizindir
 Sevgilim, saadet ikimizindir
 Göklerden gelen bir yadigar gibi..."



Önüne gelene, deliler gibi aşık olduğu Melahat'tan bahseder olmuştu Sabahattin. Konya'da kendine yakın bulduğu insanları harekete geçirir ve Melahat'in ailesine duygularını ve düşüncelerini aktarmak üzere araya aracılar koyar. Melahat'in ailesi bu isteğe kesin bir dille karşı çıkar. Melahat ise, bu gelişmeden sonra öğretmenine karşı alabildiğine soğuk davranır.
Genç şair bir kez daha yıkılır. Aynı günlerde yazıp Ayşe ve diğer yakınlarına gönderdiği "Melankoli" adlı şiirde, yine Melahat'la ilgili gönül kırıklığını dile getirdi.

"Ne bir dost, ne bir sevgili
 Dünyadan uzak bir deli
 Beni sarar melankoli
 Kafamın içerisi ölür."



Beşincisi "Hapishane Şarkıları"nın beşincisi olan "Başın Öne Eğilmesin"

Kuyucaklı Yusuf romanı Cemal Kutay'ın sahibi olduğu Yeni Anadolu gazetesinde tefrika edilir ve roman çok tutulur. Ama Sabahattin Ali, parasını alamaz Cemal Kutay'dan. Bunun üzerine gazeteye romanın devamını vermez ve Kutay'la araları açılır. Kutay, Sabahattin Ali'den intikam almak için bir fırsatını kollar. "Memleketten Haber" başlıklı şiirinin Atatürk' e hakaret ettiğini öne sürerek Sabahattin Ali'yi şikayet eder Cemal Kutay. Mahkemede Cemal Bey'le başından geçenleri anlatır genç adam. Gazetenin satışını artıran, romanı "Kuyucaklı Yusuf"un tefrika edilmesine izin vermediği Cemal Bey'in kendine düşmanlık ettiğini, şahitlerin de onun yakını olduklarını söylediyse de bir yıl hapis cezası almaktan kurtulamadı. Temyize başvurup olanları tüm açıklığıyla anlattı ama on iki aylık cezası on dört aya çıkartıldı.

Konya Hapishanesi'nde beş ay kalan Sabahattin, 12 Mayıs 1933 tarihinde Sinop Hapishanesi'ne nakledilir. "Hapishane Şarkıları"nın ilkini Aydın Hapishanesi'nden çıktıktan sonra Konya'da yazmıştı genç şair. Ne yazık ki çok geçmeden tekrar hapse düşmüş ve Konya Hapishanesİ'nde o şiir demetine üç tane daha eklemişti. Serinin beşinci ve sonuncusunu ise, Sinop'ta yazdı ve Nazım Hikmet'e gönderdi.

"Başın öne eğilmesin
 Aldırma gönül aldırma
 Ağladığın duyulmasın
 Aldırma gönül aldırma..."





- "Leylim Ley"

"Bazıları bu şarkıyı, yazanı-söyleyeni belirsiz bin yıllık bir halk türküsü sanıyor...Oysa sözleri Sabahattin Ali'ye, bestesi Zülfü Livaneli'ye aittir ve neredeyse milli marş olmuştur."
(Ahmet Hakan, 24 Mart 2017 hurriyet.com)


-Göklerde Kartal Gibiydim (Hapishane Şarkısı -1)

"Göklerde kartal gibiydim.
 Kanatlarımdan vuruldum
 Mor çiçekli dal gibiydim,
 Bahar vatinde kırıldım..."


Bonus:

16 Mayıs 1935 tarihinde Kadıköy Evlendirme Dairesi'nde Aliye Hanım'la nikahları kıyılır Sabahattin Ali'nin. Bunun üzerine, Mayıs ayını yücelten bir şiir yazar:

"Mayıs ayların gülüdür.
 Taze bir çiçek dalıdır.
 İçerim ateş doludur.
 Mayıs'ta gönlüm delidir."






Kaynaklar:
-Osman Balcıgil - Yeşil Mürekkep, Bir "Sabahattin Ali" Romanı.

-Hıfzı Topuz - Başın Öne Eğilmesin, Sabahattin Ali'nin Romanı.





24 Temmuz 2017 Pazartesi




"RÖNESANS GİBİ KADIN"
"CUMHURİYET GİBİ KADIN"
"BİN DOKUZ YÜZ YİRMİ ÜÇ GİBİ KADIN"
"KÜÇÜK BURJUVA DUYARLILIĞININ ANASI"


Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar

Bu adlandırmalarla anılan kim bu kadın diye merak ettiniz değil mi? Sizi fazla merakta bırakmayayım, bu kadının adı: Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar. Nahit Hanım'ın adını bilmeyenler (ben de bunlardan biriydim), 2014 yılında yayımlanan "Yalnız Seni Arıyorum - Nahit Hanım'a Mektuplar"  adlı Orhan Veli'nin kitabıyla Nahit Hanım'ın Orhan Veli'nin sevgilisi olduğunu öğrendiler. Orhan Veli'nin onun için yazdığı; 

"Bir de sevgilim vardır, pek muteber;
İsmini söyleyemem,
Edebiyat tarihçisi bulsun." dizeleri, yıllar sonra ortaya çıkan sevgiliyle hayat buldu yeniden.

Doğrusu, ben bu kitapla haberdar olmadım Nahit Hanım'dan. Haberim olduğunda, yaptığım araştırma sonucunda ulaştım mektuplardan oluşan bu kitaba. Ve yazımın sonunda da kitabı tanıttım; okumak isteyenler olabilir diye. Benim Nahit Hanım'la tanışmam, Osman Balcıgil'in Sabahattin Ali'yi anlatan "Yeşil Mürekkep" romanıyla gerçekleşti. Şimdi ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Orhan Veli gibi Sabahattin Ali de çapkınmış. Dönemin güzel kızlarına hemen aşık oluveriyormuş. İstanbul'da tanıştığı Nahit Hanım'ı görür görmez  aşık olmuş Sabahattin Ali. Ama tam anlamıyla karşılıksız bir aşkmış genç adamın yaşadığı. Aşkını ilan etmiş, olumsuz cevap almıştı.

Yenilgisini, "Servet-i Fünun'da Bir Macera" başlığı altında yayımladığı bir şiirle ifade etmişti genç şair:

"Neticesiz bir aşka verdim gençliğimi
Ne ufak bir temayül ne de bir iltifat gördüm.
Önünde yalvararak söylerken sevdiğimi
Gözlerinde yüzüme inen bir tokat gördüm."

Sabahattin Ali ilk şiirlerini bir deftere yazarak karşılıksız bir aşkla sevdiği Nahit Hanım'a gönderir. O sıralarda Sabahattin Ali, Almanya'da üniversite tahsili yapmaktadır. Kitabın dip notunda  Nahit Hanım'la ilgili kısa bir bilgi verilmişti. İlgimi çekti ve araştırdım. Çok ilginç bir kadınla karşılaştım desem abartmış olmam sanırım. Sonuçta bu yazı çıktı ortaya.

Nahit Gelenbevi'nin Kısa Hayat Hikayesi:

Nahit Gelenbevi 1909 yılında Girit'te doğdu. Erenköy Kız Lisesi'nden sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi.

Ankara, Edirne ve İstanbul'da edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. İlk eşi, milli eğitim müfettişliği ve Devlet Güzel Sanatlar Müdürlüğü görevlerinde bulunan eğitimci Halil Vedat Fıratlı idi. İlk eşinden ayrıldıktan sonra ikinci evliliğini (1955) yılında şair Arif Damar'la yaptı.

İki evlilik arasında Orhan Veli ile dillere destan bir aşk yaşadı. Onun şiirlerinin ilk okuyucusu oldu. Bu ilişki, 1950 yılında şairin ölümü ile son buldu.

Yaprak dergisinin çıkmasında, maddi manevi katkıları oldu. Orhan Veli ölmeden önce, içinde daha önce hiç yayınlamadığı şiirleri de bulunan iki şiir defterini "öldükten sonra yayınlaması rica"sıyla kendisine teslim etti.

Nahit Hanım, evinde gerçekleştirdiği "cuma sofraları" ile dönemin yazar çizerlerini bir araya getirdi. Nahit Hanım, o dönemin efsanevi kadınlarından biridir. Samet Ağaoğlu bir kitabında ondan "Rönesans gibi kadın" diye söz etmiştir. Cemal Süreya ise "Bin dokuz yüz yirmi üç gibi kadın" ve "Cumhuriyet gibi kadın" benzetmelerini yapmıştır. Yine Süreya'nın, Nahit Hanım'la ilgili olarak "Küçük burjuva duyarlılığının anası" diye bir benzetmesi vardır.

Can Yücel, Sabahattin Ali, Edip Cansever, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Orhan Veli, Ece Ayhan, Turgut Uyar ve Cemal Süreya gibi birçok isimle kurduğu yakın dostluk ilişkileriyle tanınırdı. 

17 Mayıs 2002 tarihinde, 93 yaşında öldü ve Feriköy Mezarlığı'na gömüldü. Ölümünden sonra, 21 Mayıs 2002 tarihli Radikal Gazetesi'nde "Şairlerin mıknatısı toprağa karıştı..." başlıklı yazı yayınlandı.  İşte yazının linki:

http://www.radikal.com.tr/kultur/sairlerin-miknatisi-topraga-karisti-633095/




Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750827082
Sayfa: 160 sayfa
Basım Tarihi: 2014
Bir de sevgilim vardır, pek muteber;
İsmini söyleyemem,
Edebiyat tarihçisi bulsun.

O zamanlar ismini söyleyemediği sevgilisi "Nahit Hanım"dı Orhan Veli'nin. Hayatta iki varlığı oldu: Şiiri ve sevdası. Şiirleri okurlarının ezberinde... Sevgisine gelince, onu, tek büyük aşkı "Nahit Hanım"a vermişti: Bu kitap onun belgesi.Şiirimizde çığır açmış ustanın aslında nasıl bir gönül ustası olduğunu kanıtlayan mektuplarını okuduğunuzda onu çok daha yakından tanıyacaksınız. "Istanbul Türküsü" gibi pek çok şiirini daha iyi anlayacaksınız. 36 yıllık ömrüne neler sığdırdığını görecek, onu daha çok sevecek ama belki biraz da üzüleceksiniz. Nereden bakılsa, gizli saklı yaşanmış kırık bir aşk hikâyesine tanık olacaksınız. 64 yıldır çekmecelerde kalmış mektuplar, ince ince akan bir mağara suyu gibi dingin, dupduru ilk kez gün ışığına çıkıyor.
(Tanıtım Bülteninden)





30 Ekim 2015 Cuma




 RÜZGAR


Sabahattin Ali, şiirlerinde dağ ve deli rüzgar imgelerini sıklıkla kullanır. Dağlar gibi başını dik tutar, yalnızlığını rüzgara fısıldar. "Dağ ve rüzgar imgeleri, şaire hayatın sıradanlığından, koşuşturmasından, yalancılığından ve telaşından apayrı; özgürlük, cesaret, güven gibi 'doğal' güçleri ifade eder. Doğaya ait bu imgeleri, aslında doğanın bir parçası olan ama yapaylıklarla, yalanlarla yoğrulduğundan kendini başka kılıklara sokan 'insan'a, özünü anlatabilmek için kullanır." (Didem Oktay, www.siirleraslabitmemeli.com)


"Şairin özgürlükle bağdaştırdığı imgeler genellikle tabiattan alınmıştır. Asım Bezirci Sabahattin Ali' nin şiir kitabının adını Dağlar ve Rüzgar koymasının tesadüfi olmadığına dikkat çeker. Gerçekten de gerek yüceliği simgeleyen dağlar, gerekse özgürlüğü anlatan rüzgar, kitaptaki şiirlerde sık sık geçer. Ayrıca, her iki imge de zaman zaman Sabahattin Ali' nin insanlardan uzaklaştığını, onlardan farklılaştığını anlatacaktır." (Sabahattin Ali - Bütün Şiirleri. Hazırlayan: Atilla Özkırımlı.)

Zaman zaman insanlardan uzaklaşarak doğaya sığınan Sabahattin Ali, yalnızlık hissini "Rüzgar" şiiriyle ifade etmiştir. Şiiri okumaya ne dersiniz?




Arzularım muayyen bir haddi aşınca
Ve kulaklar sözlerime sağırlaşınca
Bir ihtiras duyup vahşi maceralara
Çıkıyorum bulutları aşan dağlara.
Tanrıların başı gibi başları diktir,
Bu dağları saran sonsuz bir genişliktir,
Ben de katıp vücudumu bu genişliğe,
Bakıyorum aşağılarda kalan hiçliğe.

Bu dağların bir rakibi varsa rüzgardır.
Rüzgar burda tek başına bir hükümdardır.
Burda insan duman gibi genişler, büyür.
Bu dağlarda ıstıraplar, sevinçler büyür.
Buralarda her düşünce sona yakındır,
Burda her şey bizden uzak, ' O' na yakındır.
Burda yoktur insanların düşündükleri,
Rüzgar siler kafalardan küçüklükleri.
Yanağıma çarpar geniş kanatlarını,
Ve anlatır mabutların hayatlarını.
Arasıra kulağını bana verdi mi,
Ben de ona anlatırım kendi derdimi.

'Ey dağların dertlerini dinleyen rüzgar!
Benim artık yalnız sana itimadım var.
Gelmiş gibi uzaktaki bir seyyareden
Yabancıyım bu gürültü dünyasına ben.
Etrafımın sözlerine aklım ermedi,
Etrafım da bana  asla kulak vermedi.
Senelerden beri hala anlaşamadık,
Ben de kestim anlaşmaktan ümidi artık.
Gözlerimde hakikati sezen bir nurla
Etrafımı süzüyorum biraz gururla.

..........................

Benim kafam acayip bir dimağ taşıyor,
Her dakika insanlardan uzaklaşıyor.
Zaman zaman mağlup olsam bile etime,
İnsan olmak dokunuyor haysiyetime.
Büyük, temiz bir arkadaş arıyor ruhum,
İşte rüzgar, şimdi sana sığınıyorum!
Asaletin yeri yoktur gerçi hayatta,
En asil şey seni buldum kainatta,
Güneş gibi ne bin türlü ışığın vardır,
Ne de süse, gösterişe baktığın vardır.
Deniz gibi muamma yok derinliğinde,
Bir ferahlık, bir saflık var serinliğinde.
Bir dev gibi küçük, mızmız sesleri yersin,
Allah gibi görünmeden hüküm sürersin.

Düşmanıyım ben de cılız güzelliklerin,
Rüzgar! Bu dağ başlarında çırpınan serin
Kanatların gökyüzünde akan bir seldir,
Bana kudret ve cesaret veren bir eldir.
Beşerlikten uzaktayım senin ülkende,
Senin gibi azamete aşıkım ben de.
İşte Rüzgar! Senin gibi ben de deliyim.
Islıklarım senin gibi inlemelidir,
Herkes beni ürpererek dinlemelidir.
Rüzgar! Sana, yalnız sana benzemeliyim.

Sabahattin Ali - Bütün Şiirleri (Hazırlayan: Atilla Özkırımlı)
YKY Yayınları



Dip Not: Başın Öne Eğilmesin (Sabahattin Ali' nin Romanı), Hıfzı Topuz' un 2006 yılında çıkardığı ve 2007 yılında 36. Orhan Kemal Roman Ödülünü kazandığı kitabıdır. Sabahattin Ali' nin hayat öyküsünü ve öldürülüşünü anlatır. Kitabı okudum ve çok beğendim...