Cemal Süreya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cemal Süreya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2023 Pazartesi

 


CEMAL SÜREYA'NIN BİR İDDİA SONUCU KAYBETTİĞİ SOYADINDAKİ MÜKERRER "Y" HARFİNİN HİKAYESİ




Türk şiirinin usta kalemlerinden şair Cemal Süreya'yı tanımayan, gençliğinde aşık oldukları kızlara şiirlerinden bir mısra okumayan yoktur sanırım. :) Yoktur desem de, yanlış anlaşılmasın, bana okunmadı. Ben, kendim okudum; hayat hikayesini ve şiirlerini. Onu tanıyınca çok sevdiğim şairlerden biri oldu böylece...

Cemal Süreya, 1931 yılında Tunceli'nin Pülümür ilçesinde doğdu. 9 Ocak 1990'da İstanbul'da öldü. Asıl adı Cemalettin Seber olan Cemal Süreya, 1938 Dersim isyanı sonrasında ailesiyle birlikte Bilecik'e sürgün edildi. Şair, Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olup Maliye Bakanlığı'nda müfettişlik yaptı. 1938 sürgününü;

"Bir yük vagonunda açtım gözlerimi,

Bizi kamyona doldurdular,"

dizeleriyle başlayan bir şiirinde anlatır. Şiirin sonunda da annesi ve babasının sürgünde öldüğünü. Kim bilir, belki de "Özlemek, ölmekten sadece iki harf fazla be çocuk" derken, çocukluğunun memleket özlemini dile getirmiştir.

Cemal Süreya'nın soyadındaki "y" harfinin çıkarılması meselesi kiminle yaşanmıştır aslında bir muammadır. Ama herkes tarafından kabul edilmiş iki ayrı hikaye anlatılır konuyla ilgili. 

Birinci hikaye şöyle: Cemal Süreya'nın günlüklerinde başka anlatılanlarda başkadır bu hikaye. Baştan belirteyim. "Elma" şiirinde, adındaki "Y" harflerinden birini attığını ilan etmiş Cemal Süreya. Kendi anlatımına göre, Nedeni, bir arkadaşıyla girdiği iddiayı kaybetmesiymiş. Hafızasına çok güvendiğini iddia eden şair, Üvercinka diye anılan kadının telefon numarasını hatırlayıp hatırlamadığı konusu üzerine iddiayı kaybetmiş. Böylece soyadındaki bir "Y" harfini de.

İkinci hikaye biraz daha farklı. Cemal Süreya ile Sezai Karakoç efsanesi doğru ya da yanlış (emin olunmadan) anlatılıp durur. Cemal Süreya ile Sezai Karakoç üniversitede sınıf arkadaşıdırlar. Sınıflarındaki "Muazzez Akkaya" adındaki kıza ikisi de gizliden gizliye aşıktırlar. Sınıfta bu kıza duydukları ilgiyi birbirlerine anlatırlarmış. Anlatmakla yetinmeyip Muazzez'e yazdıkları şiirleri birbirlerine okurlarmış. Sonra bu aşk ikisi arasında iddia konusu olmuş. İddiayı kaybeden büyük bir bedel ödeyecek ve bu bedel ömrü boyunca üzerinde kalacak diye anlaşmışlar.

Cemal Süreyya kazanırsa; Sezai Karakoç'un soyadı "Karkoç", Sezai Karakoç kazanırsa da Cemal Süreyya'nın adı "Süreya" olacakmış. 

Malumunuz, iddiayı Sezai Karakoç kazanmış ve Muazzez Hanım'la ilişkiye başlamış. Cemal Süreyya da soyadındaki "Y" harfini çıkarmış.

Peki, iddia sonrasında neler olmuş dersiniz? Muazzez Akkaya, Sezai Karakoç'un kendisiyle bir iddia üzerine sevgili olduğunu öğrenmiş. Biraz da psikolojik sorunları olan Muazzez Hanım, bu durumu kaldıramayıp okulu bırakmış ve memleketi olan Geyve'ye dönmüş. 

Sezai Karakoç bu duruma çok üzülmüş Muazzez Akkaya'ya ithafen "Mona Rosa" yı yazmış. Şair, bu şiiri üniversitede iddia konusu olmuş Muazzez Hanım'a 1950 yılında Mülkiye'de öğrenci iken yazmış. Ancak, 2002 yılına kadar bu şiir yayımlanmamıştır.

İşte böyle anlatılan hikayeler. İki şair ve  şiirlere konu olan bir kadın sadece Muazzez Akkaya değil. Edebiyatımızda birçok şairin aşık olduğu, hakkında şiirler yazdığı kadınlar var. İlk aklıma gelenler; Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar, Tomris Uyar, Celile Hanım, Mevhibe Beyat, Leyla Erbil ve Piraye oldu.

Bugün 9 Ocak. Usta şair Cemal Süreya'nın ölüm yıldönümü. Anısına sevgi ve saygıyla. Onun dediği gibi; "Öyle büyümüş ki içimizdeki yalnızlık. Sevilmeyi beklerken, beklemeyi sevmişiz." 


Kaynaklar: 

-NAZAN ARISOY, Cemal Süreya - Aşk Günü Doğdu. Dokuz. 61.baskı.

- LEYLA ŞAHİN, Cemal Süreya'da Dağlarca. Kaynak Yayınları. 



24 Nisan 2021 Cumartesi

 



ÜNLÜ ŞAİRLERİMİZDEN İLKBAHARA DAİR SÖZLER





-- İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşanmaya değer. Ne olursa olsun...

Sabahattin Ali

-- Bu sabah mutluluğa aç pencereni / bir güzel arın dünkü kederinden / bahar geldi, bahar geldi güneşin doğduğu yerden / çocuğum uzat ellerini...

Ataol Behramoğlu

-- Çömeldim toprağa, otlara bakıyorum, böceklere bakıyorum, mavi mavi çiçek açmış, onlara bakıyorum / sen bahar toprağı gibisin sevgilim, sana bakıyorum...

Nazım Hikmet



-- Bu bahar güleceğiz en içten sevinçle, bir melek oradan bize uzatacak elini / beni bırakma kalbim, kalbim sen bana söyle, ümitlerin en güzelini...

Ziya Osman Saba

-- Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz / bir ömür karşılığı, bir ömür yani, ne saçma.../ Bahar mıdır bizi bu hale getiren? Galiba...

Can Yücel

-- İki sevgilinin gülüşüne benzer / Nisan havası değil mi esen...

Cahit Sıtkı Tarancı




-- Düşler mi ki şu burcu burcu kokan havada, renk mi ki üzerimden akaduran bu nehir? / Bahar seni bir al güle döndürebilir...

Ahmet Muhip Dıranas

-- Ben seni yalansız / bahar gibi sevdim...

Metin Altıok

-- Her vazoya baktıkça karşımdasın, ne tuhaf / her kokladıkça dönüp dönüp geliyorsun / düşünceler gibi filizleniyorsun gün geçtikçe, yaprak yaprak gelişiyorsun...

Rıfat Ilgaz





-- Bir çiçek duruyordu, orda, bir yerde / bir yanlışı düzeltircesine açmış...

Cemal Süreya

-- Tüyden hafif olurum böyle sabahlar, karşı damda bir güneş parçası, içimde kuş cıvıltıları, şarkılar / bağıra çağıra düşerim yollara, döner döner durur başım havalarda / her sabah böyle bahar, ne iş güç gelir aklıma, ne yoksulluğum / derim ki sıkıntılar duradursun, avunurum...

Orhan Veli Kanık

-- Bana bir şey söyle, ilkbahar gibi. Çiçek aç mesela veya yağ rahmet olarak içime veya gökkuşağı ol sar ruhumu. Bir şey söyle, sözü aşsın, öze değsin. Bir şey söyle, yanındayım mesela? 

Turgut Uyar






24 Temmuz 2017 Pazartesi




"RÖNESANS GİBİ KADIN"
"CUMHURİYET GİBİ KADIN"
"BİN DOKUZ YÜZ YİRMİ ÜÇ GİBİ KADIN"
"KÜÇÜK BURJUVA DUYARLILIĞININ ANASI"


Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar

Bu adlandırmalarla anılan kim bu kadın diye merak ettiniz değil mi? Sizi fazla merakta bırakmayayım, bu kadının adı: Nahit Gelenbevi Fıratlı Damar. Nahit Hanım'ın adını bilmeyenler (ben de bunlardan biriydim), 2014 yılında yayımlanan "Yalnız Seni Arıyorum - Nahit Hanım'a Mektuplar"  adlı Orhan Veli'nin kitabıyla Nahit Hanım'ın Orhan Veli'nin sevgilisi olduğunu öğrendiler. Orhan Veli'nin onun için yazdığı; 

"Bir de sevgilim vardır, pek muteber;
İsmini söyleyemem,
Edebiyat tarihçisi bulsun." dizeleri, yıllar sonra ortaya çıkan sevgiliyle hayat buldu yeniden.

Doğrusu, ben bu kitapla haberdar olmadım Nahit Hanım'dan. Haberim olduğunda, yaptığım araştırma sonucunda ulaştım mektuplardan oluşan bu kitaba. Ve yazımın sonunda da kitabı tanıttım; okumak isteyenler olabilir diye. Benim Nahit Hanım'la tanışmam, Osman Balcıgil'in Sabahattin Ali'yi anlatan "Yeşil Mürekkep" romanıyla gerçekleşti. Şimdi ne alaka dediğinizi duyar gibiyim. Haklısınız. Orhan Veli gibi Sabahattin Ali de çapkınmış. Dönemin güzel kızlarına hemen aşık oluveriyormuş. İstanbul'da tanıştığı Nahit Hanım'ı görür görmez  aşık olmuş Sabahattin Ali. Ama tam anlamıyla karşılıksız bir aşkmış genç adamın yaşadığı. Aşkını ilan etmiş, olumsuz cevap almıştı.

Yenilgisini, "Servet-i Fünun'da Bir Macera" başlığı altında yayımladığı bir şiirle ifade etmişti genç şair:

"Neticesiz bir aşka verdim gençliğimi
Ne ufak bir temayül ne de bir iltifat gördüm.
Önünde yalvararak söylerken sevdiğimi
Gözlerinde yüzüme inen bir tokat gördüm."

Sabahattin Ali ilk şiirlerini bir deftere yazarak karşılıksız bir aşkla sevdiği Nahit Hanım'a gönderir. O sıralarda Sabahattin Ali, Almanya'da üniversite tahsili yapmaktadır. Kitabın dip notunda  Nahit Hanım'la ilgili kısa bir bilgi verilmişti. İlgimi çekti ve araştırdım. Çok ilginç bir kadınla karşılaştım desem abartmış olmam sanırım. Sonuçta bu yazı çıktı ortaya.

Nahit Gelenbevi'nin Kısa Hayat Hikayesi:

Nahit Gelenbevi 1909 yılında Girit'te doğdu. Erenköy Kız Lisesi'nden sonra, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nü bitirdi.

Ankara, Edirne ve İstanbul'da edebiyat öğretmeni olarak görev yaptı. İlk eşi, milli eğitim müfettişliği ve Devlet Güzel Sanatlar Müdürlüğü görevlerinde bulunan eğitimci Halil Vedat Fıratlı idi. İlk eşinden ayrıldıktan sonra ikinci evliliğini (1955) yılında şair Arif Damar'la yaptı.

İki evlilik arasında Orhan Veli ile dillere destan bir aşk yaşadı. Onun şiirlerinin ilk okuyucusu oldu. Bu ilişki, 1950 yılında şairin ölümü ile son buldu.

Yaprak dergisinin çıkmasında, maddi manevi katkıları oldu. Orhan Veli ölmeden önce, içinde daha önce hiç yayınlamadığı şiirleri de bulunan iki şiir defterini "öldükten sonra yayınlaması rica"sıyla kendisine teslim etti.

Nahit Hanım, evinde gerçekleştirdiği "cuma sofraları" ile dönemin yazar çizerlerini bir araya getirdi. Nahit Hanım, o dönemin efsanevi kadınlarından biridir. Samet Ağaoğlu bir kitabında ondan "Rönesans gibi kadın" diye söz etmiştir. Cemal Süreya ise "Bin dokuz yüz yirmi üç gibi kadın" ve "Cumhuriyet gibi kadın" benzetmelerini yapmıştır. Yine Süreya'nın, Nahit Hanım'la ilgili olarak "Küçük burjuva duyarlılığının anası" diye bir benzetmesi vardır.

Can Yücel, Sabahattin Ali, Edip Cansever, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dranas, Orhan Veli, Ece Ayhan, Turgut Uyar ve Cemal Süreya gibi birçok isimle kurduğu yakın dostluk ilişkileriyle tanınırdı. 

17 Mayıs 2002 tarihinde, 93 yaşında öldü ve Feriköy Mezarlığı'na gömüldü. Ölümünden sonra, 21 Mayıs 2002 tarihli Radikal Gazetesi'nde "Şairlerin mıknatısı toprağa karıştı..." başlıklı yazı yayınlandı.  İşte yazının linki:

http://www.radikal.com.tr/kultur/sairlerin-miknatisi-topraga-karisti-633095/




Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
ISBN: 9789750827082
Sayfa: 160 sayfa
Basım Tarihi: 2014
Bir de sevgilim vardır, pek muteber;
İsmini söyleyemem,
Edebiyat tarihçisi bulsun.

O zamanlar ismini söyleyemediği sevgilisi "Nahit Hanım"dı Orhan Veli'nin. Hayatta iki varlığı oldu: Şiiri ve sevdası. Şiirleri okurlarının ezberinde... Sevgisine gelince, onu, tek büyük aşkı "Nahit Hanım"a vermişti: Bu kitap onun belgesi.Şiirimizde çığır açmış ustanın aslında nasıl bir gönül ustası olduğunu kanıtlayan mektuplarını okuduğunuzda onu çok daha yakından tanıyacaksınız. "Istanbul Türküsü" gibi pek çok şiirini daha iyi anlayacaksınız. 36 yıllık ömrüne neler sığdırdığını görecek, onu daha çok sevecek ama belki biraz da üzüleceksiniz. Nereden bakılsa, gizli saklı yaşanmış kırık bir aşk hikâyesine tanık olacaksınız. 64 yıldır çekmecelerde kalmış mektuplar, ince ince akan bir mağara suyu gibi dingin, dupduru ilk kez gün ışığına çıkıyor.
(Tanıtım Bülteninden)