5 Ekim 2015 Pazartesi




ACIMAK


İnsan doğası gereği, kendisinden zayıf ve kötü durumda olanlara acır. Acımak, başkasının acısına ortak olmak veya durumundan üzüntü duymak, başkasının uğradığı kötü duruma üzülmek ve merhamet etmektir diye tanımlanabilir. Eğer bir tanım gerekiyorsa. Sözlük anlamı kelimenin kendisini tanımlar, duygusunu değil elbette. Çünkü, kelime sadece sesten ibarettir. Ve o sese, anlam yükleyen biziz. 

Acımak duygusunda suje, ben değil, başkasıdır. Yani, başkalarının durumuna üzülür, acı duyarız. Ve bu duygu, öyle baskındır ki, bazen diğer tüm duyguların önüne geçebilir. Acaba, başkalarının durumuna üzülmekle "alt bilincimiz" de kendimizi mi rahatlatıyoruz? Bu soruyu Erich Maria Remarque, "İnsanları Sevmelisin" kitabında şöyle cevaplıyor:

"Yanı başında biri ölürken sen bunu duyamazsın. Dünyanın bahtsızlığı da budur işte. Acımak ıstırap değildir. Acımak, başkasının felaketi karşısında duyulan gizli bir sevinçtir. Bu felaket kendimize veya sevdiğimiz birisine gelmediği için aldığımız rahat bir soluktur."

Bir başka yazar Stefan Zweig, "Sabırsız Yürek" romanında acıma duygusunun iki tür olduğunu söyleyerek şöyle devam eder:

"Acımak- güzel bir duygu! Ama iki tür acıma duygusu vardır. Birincisi, duygusal ve zayıf olanı, başka birinin yaşadığı felaketlerden kaynaklanan acı ve hüzünden olabildiğince çabuk kurtulmak için çırpınan yüreğin sabırsızlığıdır. Bu, bir acıyı birlikte hissetmek değil, ruhun yabancı bir derde karşı kendini içgüdüsel olarak savunması anlamındaki acıma duygusudur. Diğeri, tek gerçek acıma duygusu ise yaratıcı olan, ne istediğini bilen; sabırla, gücü yettiğince hatta gücünün bile ötesinde katlanmaya ve dayanmaya kararlı bir insanın acıma duygusudur."

Fransız yazar Francois de La Rochefoucauld' a göre ise; "Acıma, çoğu kez başkalarının dertlerinde kendi dertlerini hatırlamaktır; uğrayabileceğimiz felaketlerin kurnazca bir tahminidir."

Ve bizden bir yazar, Refik Halit Karay acımayı, bir menfaat hissi olarak değerlendirip şöyle diyor:

"Merhamet de bir menfaat hissidir ya! ' Allah' ın hoşuna gider de beni kayırır' düşüncesi."

Şimdi, ünlü yazarların"acımak" duygusuyla ilgili söylediklerini okuduktan ve tek bir ortak noktada (Acıyarak kendimizi rahatlatmak, bir bakıma teselli etmek) birleştiklerinin farkına vardıktan sonra, acımakla ilgili ne düşünmeliyiz? Acıyarak, kendimizi mi rahatlatmalıyız? Zaten bunu, içgüdüsel savunma olarak yapıyoruz. Yoksa, "Merhametten maraz doğar." ve "Acıma! Acınacak hale düşersin." diyen Atasözlerimize kulak vererek acımayı bir kenara bırakıp acımasız mı olmalıyız? Sorunun cevabı, kişiden kişiye değişebilir elbette.  Benim görüşüm; acımanın dozunu iyi ayarlamak gerekir diyen ve şöyle devam eden Stefan Zweig' le aynı doğrultuda:

"Acımak iki yanı keskin bir bıçak gibidir; kullanmayı bilmeyen, elini ve özellikle de kalbini ondan uzak tutmalıdır. Tıpkı morfin gibi acıma duygusu da hasta için sadece başlangıçta bir nimet, bir ilaç, bir devadır, ama dozunu ayarlamasını ve azaltmasını bilmediğimiz zaman, öldürücü bir zehir olabilir.
Acımak gerçekten sınırlanması gereken bir duygudur,aksi takdirde inanın bana ilgisizlikten çok daha kötü zararlara yol açabilir. Bunu doktorlar, hakimler, avukatlar, tefeciler çok iyi bilirler. 
Eğer bu kişiler kendilerini acıma duygusuna kaptırsalardı, dünyamızın düzeni alt üst olurdu. Acımak tehlikeli, çok tehlikeli bir duygu."

Ya sizin görüşleriniz? 



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder