Pablo Neruda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Pablo Neruda etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Ağustos 2022 Salı

 



ŞİLİLİ BÜYÜK ŞAİR PABLO NERUDA HAKKINDA AZ BİLİNENLER




Pablo Neruda,12 Temmuz 1904 yılında Şili'de dünyaya geldi. Annesi ilkokul öğretmeni, babası ise demiryolu işçisiydi. Ailesi ona, Ricardo Eliezer Neftali Reyes Basoalto adını verdi. Ricardo henüz iki aylıkken annesi veremden öldü. Babası ikinci kez evlendi. Bebek sevgi dolu bir üvey anne elinde büyüdü. Çocukluğu babasının görev yaptığı küçük taşra kasabasındaki istasyonlarda geçti. 

Yüksek öğrenimi için Santiago'ya giden Pablo, Şili Üniversitesi'nde Edebiyat ve Felsefe eğitimi aldı. Ayrıca Fransızca dersleri de alan Pablo, 1921 yılında, yazdığı bir şiirle, Öğrenci Birliği'nin düzenlediği yarışmayı kazandı. Yazmayı, özellikle şiir yazmayı seviyordu.

Adını Değiştirmesinin Hikayesi

İlk gençlik yıllarında şiire olan merakı babasını kızdırıyordu. Çünkü babası oğlunun toplumda değer gören doktor, mühendis olmasını istiyordu. Şairlik de neydi? Belki babasına tepki olarak bu ergenlik döneminde adını değiştirmeyi düşündü.

Babasıyla meslek tartışmaları sürerken bir dergide Çek yazar Jan Neruda'nın öyküsüne rastladı. Öyküyü okuyunca, kendisini Çek yazar Neruda'ya ve toplumuna çok yakın hissetmişti. O sıralar bir yarışma için şiir yazıyordu ve kararını verdi. Soyadını bulmuştu; "Neruda" olacaktı. Ardından hemen oracıkta kendine "Pablo" adını verdi. Bundan sonra Pablo Neruda olarak yazacaktı. "Bu adın birkaç ay sonra geçip gideceğini sanıyordum" diyordu yıllar sonra bir röportajında. Ama öyle olmadı; dünya onu ünlü şair Pablo Neruda olarak tanıdı.

Pablo, üniversite eğitiminin ardından Dışişleri'nde çalışmaya başladı. 1927-1935 yılları arasında hükümet elçisi olarak görev yaptı. Birmanya'da, Seylan'da, Arjantin'de ve son olarak da Fransa'da konsolos olarak görev yaptı.1934 yılında İspanya'ya gönderilen Pablo, önce Barcelona ardından da Madrid'de çalıştı. 18 Temmuz 1936'da başlayan İspanya İç Savaşı'nda geri çekilen Cumhuriyetçi'lere yardımcı olurken Fransa'da idi. Şöhreti nedeniyle ve sola duyduğu yakınlık yüzünden (gelecekte Komünist Parti'ye üye olacaktı) tartışmalı bir kişilikti.

İç savaşın başlamasından bir ay sonra öldürülen dostu Federice Garcia Lorca'nın kaybı Pablo'yu derinden etkiledi. Cumhuriyetçi savaşçıların şanını anlattığı "İspanya Yüreklerimizde" adında bir kahramanlık türküsü yazdı. Gizlice basılan ve  direnişçiler arasında elden ele dolaşan bu şiir direnişçilere büyük moral verdi.

Pablo, İspanya'yı çok seviyor, faşizmden nefret ediyordu. Neruda'ya göre, Şili'nin göç kriteri her zaman ırkçı olmuştu. Buna rağmen ülkesindeki sağ partilerin ve Katolik Kilisesi'nin ödün vermez muhalefetine meydan okuyarak, belli sayıdaki bir grup  İspanyol Cumhuriyetçi'yi Şili'ye kabul etmesi için yeni başkanı ikna etmeyi başarmıştı.

Neruda'nın, "siyah ve beyaz köpüklerden kuşağıyla", "uzun bir taçyaprağı, denizden, şaraptan ve kardan..." diye tanımladığı ülkesi Şili'ye gitmek üzere göçmenleri taşıyan eski bir yük gemisi, Bordeaux Limanı'ndan 4 Ağustos 1939'da hareket etti. Onları yolculayanlar arasında Pablo Neruda da vardı. İşte bu günü hiç unutmayacak ve yıllar sonra şöyle yazacaktı: "Eleştirmenler canları isterse bütün şiirlerimi silsinler. Ama bugün hatırladığım bu şiiri hiç kimse silemez."

Pablo Neruda, imzasını yeşil mürekkeple atar, yazılarını da yeşil mürekkeple yazardı. Bunu okuyunca, tüm şiirlerini, hikaye ve romanlarını yeşil mürekkeple yazan Sabahattin Ali'yi anmadan geçemedim.

1943'te Şili'ye dönen şair Pablo Neruda, 1945 yılında Cumhuriyet yönetiminin senatörüydü ve cumhurbaşkanıyla çatışma halindeydi. Oysa cumhurbaşkanı seçiminde Komünist Parti mevcut başkanı desteklemişti. Hükümet tarafından hakaretler ve iftiralarla suçlanarak Pablo Neruda senatörlükten azledilmişti ve polis peşine düşmüştü. Hakkında tutuklama emri çıkarılmıştı. 

Pablo Neruda ve ikinci  eşi Arjantinli ressam Delia del Carril, sık sık ev değiştirerek polisten kaçtılar. Neruda'nın eşi Delia, onu yalnız bırakmamak için her şeyden, hatta sanatından bile vazgeçmişti. Kaçak olduğu dönemde şair sakal bırakmıştı ve öfke içinde lirik şiirler yazıyordu.

Polis peşindeyken ev değiştirerek saklanmalarının üzerinden on üç ay geçtikten sonra, arkadaşları şairin, güneydeki sıradağları at sırtında aşarak ülkeden kaçmasını sağladılar. Şair Arjantin'e geçti. Yıl 1949'du.

Neruda, dış görünüm olarak oldukça benzediği Guatemalalı büyük romancı Miguel Asturias'ın pasaportuyla Buenos Aires'ten çıktı. Paris'te Pablo Picasso tarafından kardeşçe karşılandı ve Barış Konferansı'nda saygıyla anıldı. Bu sırada, Şili Hükümeti, basına o adamın Pablo Neruda'nın benzeri olan bir sahtekar olduğu, gerçeğinin ise Şili'de bulunduğu ve gizlendiği yeri polisin saptadığı açıklamasını yapacaktı.

Pablo, 1952 yılına dek Batı Avrupa, Çin ve Sovyetler Birliği gibi pek çok ülkede bulundu. 1969 yılında Şili'ye döndü ve küçük bir balıkçı kasabası olan Isla Negra'daki evinde yaşamaya başladı. O artık dünyaca ünlü bir şairdi. Üyesi olduğu Komünist Parti tarafından başkanlık seçimlerinde başkan adayı olarak gösterildi. Sol partilerin koalisyonuyla oluşan Halk Birliği'nin adayı olan arkadaşı Salvador Allende'nin adaylığını desteklemek üzere adaylıktan çekildi. Ve seçim sonucunda Allende başkan oldu. Kongre'nin Salvador Allende'nin başkanlığını onamasıyla, kendisi demokratik yoldan seçilmiş ilk Marksist yönetici olarak başa geçti.

Allende, hangi önlemleri alacağını seçim kampanyasında bildirmişti: bakır sanayisini millileştirecek, işletmeleri ve bankaları devletin eline aktaracak ve toprakları kamulaştıracaktı. Fakat Allende'nin başkanlığı yaklaşık iki yıl sürdü ve askeri darbe sonucunda öldürüldü. Askeri cuntanın yönetimi ele geçirmesiyle birlikte Şili tekrar karışmıştı; yasaklar, sansür, baskılar ve zulüm geri gelmişti.

Pablo Neruda 1971 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne layık görüldü ve İsveç kralının elinden ödülünü aldı. Ülkesine döndüğünde, Şili halkı onun bu başarısını kutlamak için Ulusal Stadyum'da bir toplantı düzenledi. Bu toplantı şairin halka açık son toplantısı olacaktı. Hastaydı. Yakın çevresine "Franco'dan önce ölmek istemiyorum" diyordu.

Başkan Allende'nin öldürülmesine ve askeri bir darbenin başarılı olmasına çok üzülen şairin hastalığı iyice ilerledi. Durumu ağırlaşınca bir ambülansla köydeki evinden Santiago'daki bir kliniğe götürdüler. Ambülans yoldayken, şairin Isla Negra'daki evinde silah ve gerillaları arayan askerler evin altını üstüne getirdiler; kağıtlarını dağıttılar, biriktirdiği deniz kabuklarını ayaklarının altında ezdiler ama bir şey bulamadılar.

Bir süre hastanede kalan Pablo Neruda, 23 Eylül 1973'te öldü. Cenaze töreninin kalabalıkla yapılması askeri cunta tarafından yasaklandı, sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Ancak Şili halkı bu yasağı dinlemedi ve büyük bir kalabalık şairi son yolculuğuna uğurladı. Naaşı, Isla Negra'daki evinin yanına gömüldü. Vasiyeti üzerine son aşkı Matilde de 1985 yılında öldüğünde onun yanına gömüldü. Böylece şairin yazdığı "Yalnızlığa yenilmemek için sık sık hayaller kurulur, ama aslında neyin hayalini kurarsan kur; yalnızlık her hayalin sonudur" dizelerinde olduğu gibi yalnız kalmadı.

Neruda'nın en sevdiğim şiiri "Ağır Ölüm" den birkaç dizeyi İsmail Aksoy'un çevirisiyle aktarmak istiyorum. Çünkü yaşarken "ağır ağır" ölmek istemiyorum! 

"........................

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler,

gönlünde incelik barındırmayanlar.

.........................

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman:

yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.

Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına."


Not: Dünya Barış Konseyi 22 Kasım 1950'de Nazım Hikmet'i, Pablo Picasso, Paul Robeson, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda ile birlikte Uluslararası Barış Ödülü'ne layık gördü. Nazım Hikmet törene katılamadı ve ödülünü Neruda aldı. Neruda, Nazım'ın ölümünden önce de sonra da onun için şiirler yazdı. İki büyük şair, 1951 yılında Berlin'de tanışıp dost olmuşlardı.


Yararlandığım Kaynaklar:

- Isabel Allende, Denizin Uzun Taç Yaprağı. Çeviri: İNCİ KUT. Can Çağdaş.

Yazımın temeli bu kitaba dayanıyor olsa da aradaki boşlukları doldurarak, yazıda bütünsellik oluşturmak için internette yaptığım araştırma sonucunda, şu web sitelerindeki yazılardan da yararlandım:

https://www.bbc.com/turkce/ozeldosyalar/2014/11/141114_vert_tra_pablo_neruda

https://www.ensonhaber.com/biyografi/yazar/pablo-neruda-kimdir



3 Haziran 2017 Cumartesi




ÖLÜMÜNÜN 54. YILDÖNÜMÜNDE NAZIM HİKMET'İ ANMAK
(15 Ocak 1902 - 3 Haziran 1963)



Dünya Barış Konseyi 22 Kasım 1950'de Nazım Hikmet'i, Pablo Picasso, Paul Robeson, Wanda Jakubowska ve Pablo Neruda ile birlikte Uluslararası Barış Ödülü'ne layık gördü. Nazım Hikmet törene katılamadı ve ödülünü Neruda aldı. Neruda'nın, Nazım'ın ölümünden sonra yazdığı şiirle Nazım'ı ölüm yıldönümünde  saygıyla anıyorum.


Neden öldün Nazım? Senin türkülerinden yoksun ne yapacağız şimdi?

Senin bizi karşılarkenki gülümseyişin gibi bir pınar bulabilecek miyiz bir daha?

Senin gururundan, sert sevecenliğinden yoksun ne yapacağız?

Bakışın gibi bir bakışı nereden bulmalı, ateşle suyun birleştiği

Gerçeğe çağıran, acıyla ve gözüpek bir sevinçle dolu?

Kardeşim benim, nice yeni duygular, düşünceler kazandırdın bana

Denizden esen acı rüzgar katsaydı önüne onları

Bulutlar gibi, yaprak gibi uçarlar

Düşerlerdi orada, uzakta.

Yaşarken kendine seçtiğin

Ve ölüm sonrasında seni kucaklayan toprağa.

Sana Şili'nin kış krizantemlerinden bir demet sunuyorum

Ve soğuk ay ışığını güney denizleri üzerinde parıldayan

Halkların kavgasını ve kavgamı benim

Ve boğuk uğultusunu acılı davulların, kendi yurdundan...

Kardeşim benim, adanmış asker, dünyada nasıl da yalnızım sensiz.

Senin çiçek açmış bir kiraz ağacına benzeyen yüzünden yoksun

dostluğumuzdan, bana ekmek olan, rahmet gibi susuzluğumu gideren ve kanıma güç katan

Zindanlardan kopup geldiğinde karşılaşmıştık seninle

Kuyu gibi kapkara zindanlardan

Canavarlıkların, zorbalıkların, acıların kuyuları

Ellerinde izi vardı eziyetlerin

Hınç oklarını aradım gözlerinde

Oysa sen parıldayan bir yürekle geldin

Yaralar ve ışıklar içinde.

Şimdi ben ne yapayım? Nasıl tanımlanır

Senin her yerden derlediğin çiçekler olmaksızın bu dünya

Nasıl dövüşülür senden örnek almaksızın,

Senin halksal bilgeliğinden ve yüce şair onurundan yoksun?

Teşekkürler, böyle olduğun için!

Teşekkürler o ateş için

Türkülerinle tutuşturduğun, sonsuzca.

Pablo Neruda
Şiir, (listelist.com) dan alındı.


"Pablo Neruda, 5 Ağustos 1951' de 3. Dünya Gençlik ve Öğrenci Festivali açılışına katılmak üzere gittiği Berlin'de tanıştı Nazım Hikmet'le. Aralarında büyük bir dostluk oluştu. Dostlukları Moskova ve Çekoslovakya'da da sürdü ve Hikmet, Neruda'ya 3. ve son eşi olacak olan Matilde Urritia'yı tanıştırdı. Bir uçak seyahati sırasında kendisine Nazım Hikmet'i soran bir gazeteciye, "Onun yanında biz şair bile olamayız" diye cevap verdi. Neruda, "can yoldaşım" dediği Nazım için hem ölümünden önce hem de ölümünden sonra şiirler yazdı."
(akşam.com.tr)



Nazım'la beraber "Uluslararası Barış Ödülü"ne layık görülen Paul Robeson için Nazım'ın yazdığı şiir; "Kartal Kanatlı Kanarya" yı okumak için linki tıklayınız:
http://sahriye.blogspot.com.tr/2016/11/nazim-hikmet-in-kartal-kanatli.html


Aragon, Neruda ve Sartre'ın Nazım'ın ardından söyledikleri. Okumak için linki tıklayınız:









18 Kasım 2012 Pazar




ALIŞKANLIKLAR AĞIR  ÖLÜM MÜDÜR?
Davranışların iç ve dış etkilerle tekrarlanması sonucu hep aynı biçimde gerçekleşen şartlanmış davranışlara sahip oluruz ki bunun adı alışkanlıktır. Alışkanlıklar beyin faaliyetlerini rutinleştirir, nöronları öldürür, beyin gücünü zayıflatır.Alışkanlıklar iyi ve kötü olarak kategorize edilse de beyin için fark etmez. Nöronları yenilemek için; beyni şaşırtmak, alışkanlıkları değiştirmek gerekir. 

Ataletinden midir yoksa değişimden korktuğundan mı insan, bir zorunluluk olmadan alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyor. Montaigne bununla ilgili " Alışkanlık, insanın ikinci huyudur." demiştir. Diğer bir deyişle huylu, huyundan vazgeçemiyor maalesef.

Peki, nasıl kurtuluruz alışkanlıklarımızdan? Epiktetos' un söylediği gibi; "Alışkanlıklara, zıt alışkanlıklarla hakim olarak mı?" Yoksa ne yapıp edip iyi bir alışkanlık edinerek mi? Beyin için fark etmeyen iyi-kötü alışkanlıklar( çünkü ikisinde de şartlanma vardır) insan bedeni ve davranışları açısından önem taşırlar. Bedene zararlı alışkanlıklar sadece bireye zarar verirken, davranışları etkileyen alışkanlıklar topluma da zarar verirler aynı zamanda. En tehlikeli olan da bu alışkanlıklara, toplumun zamanla alışması ve hiç aldırmaz olmasıdır. Sonuç: Tepkisiz toplum.

Değişimden kaçanlar, alışkanlığından vazgeçme cesareti gösteremeyenler için Şili' li şair Pablo Neruda' nın " Ağır Ölüm" şiiri bu konuda yazılmış en güzel şiirdir bence. İşte! o şiirden birkaç mısra:
"
Ağır ağır ölür alışkanlığının kölesi olanlar, her gün aynı yoldan yürüyenler,
yürüyüş biçimini hiç  değiştirmeyenler, giysilerinin rengini değiştirmeye yeltenmeyenler, tanımadıklarıyla konuşmayanlar.
............

Ağır ağır ölür yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
gönlünde incelik barındırmayanlar.
.............

Deneyelim ve kaçınalım küçük dozdaki ölümlerden, anımsayalım her zaman: yaşıyor olmak yalnızca nefes alıp vermekten çok daha büyük bir çabayı gerektirir.
Yalnızca ateşli bir sabır ulaştırır bizi muhteşem bir mutluluğun kapısına."
Çeviren: İsmail Aksoy

Kendimizden değil, alışkanlıklarımızdan vazgeçerek mutluluğun kapısından girmek, ağır ağır ölmekten kaçınmak için denemeye değmez mi? Bence değer.