Sigmund Freud etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sigmund Freud etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Aralık 2021 Pazartesi

 



SALVADOR DALİ, SİGMUND FREUD VE STEFAN ZWEİG'İN LONDRA'DAKİ BULUŞMALARI VE FREUD'UN ÖLÜMÜ




Viyana 1938. Sigmund Freud 82 yaşında ve hastadır. Viyana'ya girmek üzere olan Nazilerin zulmünden Freud'u kurtarmak isteyen dostları kendisini Londra'ya götürmek için çıkış vizesini ayarlarlar ve kendisiyle birlikte gidecek olanların listesini hazırlamasını söylerler. 

6 Mayıs Freud'un doğum günüdür. Viyana'daki Berggasse 19 numaralı evde Londra'ya gidiş için toplanma hazırlıkları sürmektedir. Freud'un kendi evinde kutlayacağı son doğum günü olduğundan herkes habersizdir. Doğum günü kutlandıktan sonra Freud'la birlikte Londra'ya gideceklerin listesi okunur. Listede başta kendisi olmak üzere karısı, çocukları, karısının kız kardeşi, evdeki iki yardımcı, Freud'un özel doktoru ve doktorun ailesi vardır. Listenin sonundaki isim ise Jo-Fi'dir; Freud'un köpeği. Bu listeye giremeyen dört isim, Sigmund Freud'un  kız kardeşleri olan Paulina, Marie, Rosa ve Adolfina'dır. Kız kardeşlerinin listeye neden giremedikleri konusu bilinmemekte, sadece tahmin yürütülmektedir. Freud'la birlikte Londra'ya gidemeyen kız kardeşleri ise kollarında Davut yıldızı taşımak zorunda oldukları bir hayat ve toplama kampları beklemektedir. Anna şanslıdır, evlenip Amerika'ya yerleşmiştir çünkü.

Freud ve listesindekiler Londra'ya giderler. Nazilerin zulmünden ve baskısından bunalarak Salzburg'daki evini terk edip Londra'ya kaçan biri daha vardır. Ünü dünyaya yayılmış bir yazar; Stefan Zweig. Freud'un çalışmalarına büyük hayranlık duyan Zweig,   Freud'dan çok önce Londra'ya gitmiştir. Hatta ünlü yazar ikinci evliliğini  Lotte ile burada yapmıştır. Lotte, Zweig'in "Sabırsız Yürek" romanına ilham olmuştur. Londra'da bulunan Zweig, hayranı olduğu ve konuşmalarından büyük bir zevk aldığı Freud'u bir daha göremeyeceğini düşünmektedir. Freud'un Londra'ya gelişi Zweig için mucize gibidir. 

83 yaşında ve çok hasta olan Freud'u ziyarete giden Zweig, onu çok dinç bulmuştu. Ama Freud'un hastalığı ilerliyordu. Her görüşmelerinde ünlü yazar, Freud'un yitip gittiğini görebiliyordu. Zweig, son görüşmelerinden birinde Freud'un da hayran olduğunu bildiği ünlü ressam Salvador Dali'yi de yanında götürmüştü. Onlar konuşurken Dali de Freud'un resmini yapıyordu. Zweig, bu resmi Freud'a asla gösteremeyecekti. Çünkü kaçınılmaz sonun yaklaştığını fark eden Dali, Freud'un yüzünde ölümü çizmişti. 

Sigmund Freud, 1923 yılında çene kanserine yakalanır. 16 yıl boyunca 33 kez ameliyat olan Freud, son günlerini dayanılmaz ağrılar içerisinde geçirmektedir. Bu acılar içerisindeyken bile okumaktan vazgeçmez. Bugün hala kim tarafından önerildiği ya da nereden bulduğu bilinmeyen Honore de Balzac'ın "Tılsımlı Deri" romanını okumaya başlar.

Freud'a özel doktoru romanı beğenip beğenmediğini sorduğu zaman "Tam benim bu günlerime uyan bir roman, bu okuduğum son kitap" der, ama Freud'daki ilişki romandaki söz konusu "deri"ye göre tersinedir, ağzında kanserojen bir doku gittikçe büyümektedir. Balzac'ın romanındaki derinin tersine küçülmeyip büyümektedir ve dokunun büyümemesi için Freud neredeyse soluk bile almak istemez, hiç yemek yemez daha doğrusu yiyemez. Sona doğru yaklaştığının bilincindedir ve özel doktoru Max'la konuşur. Acılarının dayanılmaz hale geldiğini söyleyerek doktorundan yardım ister.

Sigmund Freud'un özel doktoru olan ve birlikte Londra'ya giden Max Schur, yazdığı "Freud, Yaşamak ve Ölmek" adlı kitabında; sigaranın neden olduğu üst çene ve damak kanserinin Freud'un hayatını yavaş yavaş nasıl yiyip bitirdiğini anlatır. Doktor Schur, Freud'a zamanı geldiğinde ölmesine yardım edeceğine söz verir. Ve Freud, ona acısının büyük olduğunu, devam etmesinin bir anlamı olmayacağını söylediğinde, Dr. Schur ölümcül dozda morfin enjekte ederek Freud'un acısına son verir. 

Psikoanalitik Kuram'ın kurucusu, Avusturyalı nörolog Sigmund Freud, 83 yaşında kendi iradesiyle ve de özel doktorunun yardımıyla yaşama hakkından vazgeçmeyi seçmiştir. Tarih 23 Eylül 1939'dur.


Yararlandığım Kaynaklar:

1-Freud'un Kız Kardeşi - GOCE SMILEVSKI, nemesis Kitap.

2- Stefan Zweig BİLMEK DEĞİL SADECE HAYAL ETMEK İNSANI MUTLU KILAR - KEREM KINA. DESTEK Yayınları, 14. Baskı.

3-cafrande.org

 Görsel: Portrait of Freud - Salvador Dali.  (Tomasz Haupt - Pinterest)


1 Temmuz 2016 Cuma




LOU ANDREAS- SALOME
(Nietzsche, Rilke ve Reé' nin aşık oldukları  kadın) 



Lou Andreas-Salome with Rainer Maria Rilke (2. von links) in the arbour of Villa Lutz, 1897



Lou Andreas Salome, 12 Şubat 1861 yılında St. Petersburg' da doğdu. Babası bir Rus generaldi. Louise, Lou' nun gerçek adı. Salome ailesi, başta baba Gustave Salome olmak üzere önce Louise' in Rusçadaki söylenişiyle Lyoyla' yı kullanmışlar, zaman içinde Lyoyla Lou' ya dönüşmüş.

Salome, o yıllarda yasa, kural dinlemeyen, başına buyruk bir kadın olarak büyüdü. Zürih' te teoloji, felsefe ve sanat tarihi okudu.Ciddi bir sağlık sorunu nedeniyle 21 yaşındayken, annesi onu Roma' ya götürdü. Malwida von Meysenbug annesinin çok iyi arkadaşıydı ve onun Roma' daki evine yerleştiler.

Malwida, yazar Paul Rée' nin de çok iyi arkadaşıydı. Rée, Malwida' yı Roma' daki evine ziyarete geldiğinde Lou' yla tanıştı ve ondan çok etkilendi. İlişkileri kısa sürede tek taraflı bir aşka dönüştü. Rée ona evlenme teklif etti, ama Lou arkadaş kalmayı tercih etti. Buna rağmen aynı evde kalmaya başladılar. Çünkü Lou, Rusya' ya dönmek istemedi. 

1882 yılının Mayıs ayında tanıştığı Nietzsche' nin aklını başından aldı. Nietzsche' ye çok büyük acılar çektiren ve çok da ilham veren bu tek taraflı aşk hikayesi, Irvin Yalom'un "Nietzsche Ağladığında" ve Lance Olsen' in "Nietzsche' nin Öpücükleri" adlı romanlarına konu oldu. Nietzsche' nin evlilik teklifini geri çeviren, Alman şair Rilke' nin ömür boyu unutamadığı aşkı ve Freud' un çok açıkça hayranlık duyduğu Lou Salome, özgüvenli , özgür ve sıradışı  bir kadındır. Sigmund Freud onu şöyle tarif eder: "Korkunç bir zeka...Onun yanına yaklaşan herkes, varlığının samimiyetinden ve uyumundan çok güçlü bir biçimde etkilenirdi; kadınlara özgü zaafların hiçbirinin hatta insani zaafların bile çoğunun onda bulunmadığını, yaşamı boyunca bunları aşmış olduğunu fark ederdi."
(cnnturk.com/kultur-sanat)

"İlginç olan, bütün dillerde Lou' ya pek çok sayfa ayrılmasına rağmen erkeklere karşı bu tutumu, aydınlığa kavuşmayan karanlık bir nokta olarak kaldı. Françoise Giroud," Lou, Özgür Bir Kadın' ın Öyküsü" nde, onun hastalıklı iffet duygusunu açıklayabilecek bir sav ileri sürüyor. Lou aşk ziyafetlerinin oburu olarak, ömrünün sonuna kadar bu açığı fazlasıyla kapattı, hem de hep kendisinden oldukça genç erkeklerle.
Lou Andreas-Salome, bir yazar; yaşadığı Almanya' da çok saygın bir psikanalist..
Avrupa' nın ilk özgür kadınlarından biri.. Kalemi ona maddi bağımsızlık ve sosyal konum sağladı. Ama asıl başyapıtı, bizzat kendisiydi."
(Arka kapak yazısı' ndan. Françoise Giroud, Lou,Özgür Bir Kadın' ın Öyküsü -  İmge Kitabevi Yayınları)

Viyana' da, Sigmund  Freud' un , Berggasse 19 No' lu Evi' ndeki duvarları süsleyen Lou Salome' nin ünlü iki  fotoğrafını gördüm ve telefonuma kaydettim. Aşağıda yer alan fotoğrafta; Lou von Salome, Paul Rée ve Friedrich Nietzsche görülmekte (Yıl, 1882). Fotoğrafı incelerken bir yandan da  düşündüm; neredeyse çağdaşı tüm düşünürleri kendisine aşık edip, peşinden koşturan, hatta ünlü iki düşünürü  at gibi kırbaçlayarak at arabasını bile  çektiren  Lou Salome gibi başka bir kadın daha var mıdır dünyada? Bilmiyorum.








1 Nisan 2016 Cuma





FREUD' UN LİSTESİ


Freud Ailesi (Freud' s Family)


Başlık birazcık Schindler' in Listesi (Schindler's List) filmini hatırlatıyor değil mi? Oskar Schindler, Nazilerin zulmünden kaçan tanımadığı Polonya yahudilerine ülkeden kaçış için yardım ederken, Freud' un  kaçış listesinde  kurtarılacak yirmi kişinin arasında köpeği Jo-Fi' nin adı vardır ama dört kız kardeşinin adı yoktur. Neden mi bahsediyorum? Makedon yazar Goce Smilevski' nin yazdığı ve Avrupa Birliği Edebiyat Ödülü' nü kazandığı romanı "Freud' un Kız Kardeşi" nden. Arka kapak yazısında;  "Bu kitap, dünyaca ünlü psikanalist Sigmund Freud' un ve onun dört kız kardeşinin gerçekte de yaşanmış sarsıcı öykülerini anlatmaktadır." diye yazsa da kitabı okurken, anlatılanların hangisinin gerçek, hangisinin kurgu olduğu konusunda ikilem yaşadığımı söyleyebilirim. Roman anlatıcısı Freud' un çok sevdiği ve sırdaşı olan en küçük kardeşi Adolfina' dır. Yani roman Adolfina' nın anıları üstüne kurgulanmış. Bu nedenle anı-roman demek daha doğru olur sanırım.

Viyana 1938. Sigmund Freud 82 yaşında ve hastadır. Viyana' ya girmek üzere olan Naziler' in zulmünden Freud' u kurtarmak isteyen dostları kendisini Londra' ya götürmek için Viyana' dan çıkış vizesi ayarlarlar ve kendisiyle birlikte gelecek olanların listesini hazırlamasını söylerler. Berggasse 19 numaralı evde Londra' ya gidiş için toparlanma hazırlıkları sürmektedir. 6 Mayıs Freud' un doğum günüdür ve Adolfina, kız kardeşi Paulina ile birlikte aldıkları hediyeyi vermek üzere Freud' un evine giderler. Ve orada Freud ile birlikte Londra'ya gideceklerin listesini okurlar. Listede kardeşleri Sigmund, karısı, çocukları ve çocukların aileleri, Sigmund' un karısının kız kardeşi, evdeki yardımcılarının ikisi, kardeşimin özel doktoru ve doktorun ailesi vardı. Ve listenin en sonunda da şu isim vardı: Jo-Fi. (köpeği)

Sigmund Freud ve beraberinde götüreceği kişiler Viyana' dan ayrılıp Londra' ya giderler. Freud' un kız kardeşleri Paulina, Marie, Rosa ve Adolfina' yı ise kollarında Davut yıldızı taşımak zorunda oldukları bir hayat ve toplama kampları beklemektedir. Anna şanslıdır, evlenip Amerika' ya yerleşir çünkü.

Yazar kitapta Freud' un dört kız kardeşini neden birlikte götürmediğini açıklamıyor. Bunu bilerek mi yaptığı, yoksa okuyucunun satır aralarından kendisinin  çıkarmasını mı  beklediği konusu da  pek anlaşılmıyor. Benim  satır aralarından çıkardığım ise  şu oldu:

Adolfina' ya göre, kardeşi Freud, çocukluğundan beri Alman ruhundan etkileniyordu. O zamanlarda bile kendi kız kardeşlerini o aşka yönlendirirdi. İnsan düşüncelerini en bütün ve güzel şekilde ifade etmenin, bir tek Alman diliyle mümkün olduğuna bizleri ikna etmeye çalışırdı, diyor ve ekliyor: " Alman sanatına olan aşkını hepimize aktardı; Avusturya topraklarında yaşayan birer Yahudi olmamıza rağmen, Alman kültürüne ait olduğumuz için gurur duymayı öğretmeye çalışıyordu. Ve şimdi Alman ruhunun dağılmasını ve bu ruhun en önemli meyvelerinin bizzat Almanlar tarafından ezilmesini yıllarca izledikten sonra, içinden sürekli tekrarlıyor, kendini bu çılgınlığın kısa süreceğine, Alman ruhunun tekrar canlanacağına inandırmaya çabalıyordu."

Yani Freud, hayran olduğu Alman ruhunun tüm bu mezalimleri yaptığına, yapacağına inanmak istemediğinden kız kardeşlerini birlikte götürmüyor, diye düşünüyorum. Ya da onların çok yaşlı olduklarını düşünüyor(kitabın bir sayfasında bu vurgu yapılmış), kendi yaşına bakmadan!

Kitabın yazarına sorulan;Freud' un kız kardeşleri Rosa, Marie, Adolfina ve Paulina' nın adlarını  listeye yazmayı niçin reddetmişti? sorusuna;
"Freud' un böyle bir karar almasının sebepleri bilinmiyor, ben ancak tahmin yürütebilirdim." diyor kitabın yazarı. Hor görme, umursamazlık, onun gibi bir dehanın egosu. Nazi tehdidini idrak etmeme olabilir mi? Kendisi sürgünü tercih ederken Freud, kız kardeşlerinin Viyana' da kalmasının riskli olmayacağına inanıyor. Sadece en büyük kız kardeş Anna evlenip ABD' de yaşadığı için kamplara gönderilmekten kurtuluyor. (salom.com.tr/haber)

Hikayeye Gustav Klimt ve kız kardeşi Klara Klimt ile Otta Kafka' nın da dahil olmasıyla kadının toplum içindeki yeri sorgulanıyor. Hatta diyebilirim ki, Klara Klimt' in kendisine yapılan tüm baskılara, günlerce komada kalacak kadar dövülmesine rağmen, iyileşir iyileşmez kadın hakları için yaptığı mücadeleyle, adı unutulmuş bir kahraman olarak Adolfina' nın önüne geçiyor.

Aklının ermeye başlamasından itibaren annesinden duyduğu; "Seni doğurmasaydım daha iyiydi!" sözüyle annesi tarafından sürekli aşağılanan ve anne-kız yakınlığı kuramayan Adolfina, kendisinden altı yaş büyük olan Freud' la yakınlaşır ve onunla dertleşir, onun görev yaptığı Viyana Hastanesi' nde birlikte hastaları dolaşırlar. Adolfina' nın  çocukluk ve ilk gençlik yıllarında en yakınında hep Freud vardır ve dahinin sırdaşıdır da. Ta ki, Freud' un rüya bakışlı dediği Martha' ya aşık olmasına dek sürer bu yakınlık. Sonra, Freud' un evlenmesi, babasının çalışamayacak kadar ihtiyarlaması ve hastalanması nedeniyle dükkanını kapatmasının ardından, mali krize giren aileye yardım etmek için  üç kız kardeşin Paris' e giderek çocuk bakıcılığı yapmaları, annesinin Adolfina' yı Paris' e göndermeyip babasına bakması için evde tutması ve Nazilerin Viyana' ya girmesiyle başlayan toplama kampı günleri anlatılır romanda.

Kitabı bitirdiğimde kafamda şu sorular vardı, cevap bekleyen:

Kan bağıyla birbirlerine bağlı olan kardeşler, bir yabancının (gelin - damat) aileye girmesiyle birbirlerinden neden  uzaklaşırlar? Uzaklaştıran bu yabancılar mıdır, yoksa kendi hayatlarını kurmak isteyenler için kuracakları ailelerin öncelikli mi olmasıdır? Kardeş dediğin zor zamanlarda yanında olması gerekirken neden yanında olmaz?  Mutsuz, yüzü gülmeyen ve çocukları arasında ayrım yapan bir anne nasıl bir annedir? Güçsüz bir baba kız çocukları üstünde nasıl bir etki bırakır? Bu etki onların ileriki  yaşamlarını  etkiler mi ? Bir İnsan ( hele bu insan Freud' sa) köpeğini neden kardeşlerinden daha çok kendisine yakın hisseder? Köpeğin kendisine bağlılığından , sadakatinden  dolayı mı? Yoksa sevgisinden mi? İdeallerin karşısında insan hayatının önemi nedir? Ya da önemi var mıdır?





Photo: Freud Ailesi, en.wikipedia.org' dan alınmıştır.




11 Aralık 2012 Salı




FREUD' UN  ÖLÜMÜ  VE  YAŞAMA  HAKKI
 
   
Doğa filozoflarından itibaren insanoğlu, hayatın anlamı var mı, varsa nedir sorularına cevap aramış durmuş, bulamamış olacak ki aramaya devam ediyor.
Hayatın anlamı olsun ya da olmasın, doğan her canlı yaşar ve ölür. İnsanın  diğer canlılardan farkı; öleceğini bilmesindedir. Arthur Schopenhauer " Aldığımız her nefes bizi sürekli etkisi altında olduğumuz ölüme doğru çeker.....Nihai olarak zafer ölümün olacaktır, çünkü doğumla birlikte ölüm zaten bizim kaderimiz olmuştur ve avını yutmadan önce onunla yalnızca kısa bir süre için oynar. Bununla birlikte, hayatımıza olabildiğince uzun bir süre için büyük bir ilgi  ve özenle devam ederiz, tıpkı sonunda patlayacağından emin olsak da , olabildiğince uzun ve büyük bir sabun köpüğü üflememiz gibi."diyerek insanın hiç ölmeyecekmiş gibi yaşadığına dikkat çeker.

Yeryüzündeki bütün dinler yaşama hakkının kutsallığını kabul eder ve canlı varlıkların bulundukları çevrenin her türlü zorluğu karşısında yaşayabilmek için verdikleri yaşama çabasına saygı gösterirler.Ayrıca ölüm cezası hariç, yaşama hakkı yasalarla da korunur.

Gün gelir, insan, çektiği acılara dayanamadığında, yaşama çabasından vazgeçmek ister. Çünkü çektiği acı, hayata  devam etmesini anlamsız kılar, o ana kadar anlamlı olan her şey anlamını yitirir. Çünkü acıya odaklıdır ve ondan kurtulmak ister. Bu istek, çok sevdiğiniz birinin isteğiyse ve  kendi iradesiyle yaşama hakkından vazgeçme isteğiyse ne yaparsınız?Acısına son vermesine yardımcı  olur musunuz? Yoksa, acı çekmesini  izler misiniz? Cevap vermek çok zor değil mi?

Sigmund Freud' un doktoru Max Schur, yazdığı Freud, Yaşamak ve Ölmek kitabında; sigaranın neden olduğu üst çene ve damak kanserinin Freud' un hayatını yavaş yavaş nasıl yiyip bitirdiğini anlatır.Doktor Schur, Freud' a zamanı geldiğinde ölmesine yardım edeceğine söz verir. Ve Freud, ona acısının büyük olduğunu, devam etmesinin bir anlamı olmayacağını söylediğinde, Dr. Schur ölümcül dozda morfin enjekte ederek Freud' un acısına son verir.

Psikoanalitik Kuram' ın kurucusu, Avusturya' lı nörolog Sigmund Freud, 83 yaşında kendi iradesiyle, başka bir doktorun yardımıyla yaşama hakkından vazgeçmeyi seçmiştir.(23 Eylül 1939)

"Ölüm bazen bir ceza, bazen bir armağan, çoğu zaman da bir lütuftur."der Seneca.
Yani, ölümün kabulü, onu nasıl anlamlandırdığımıza bağlı olarak kolay ya da zor olur.