29 Ocak 2026 Perşembe

 


İRAN'DAKİ MOLLA REJİMİ BAHANE, HÜRMÜZ BOĞAZI'NA ÇÖKMEK ŞAHANE!



 

2025 yılının son aylarında İran'da mevcut yönetime karşı başlayan protestolar dünya gündeminde yer alırken, İran'daki geçmiş yönetimler de gündeme geldi. İran'ın antik tarihine ilişkin daha önce yazmıştım. Arzu edenler tarihin ilk süper gücü olan Pers İmparatorluğu başlıklı yazımı,https://sahriye.blogspot.com/2013/07/perslerden-ogreneceklerimiz-var.html linki tıklayarak okuyabilirler. 

İran'daki sokak gösterilerinde devrik şahın Amerika'da sürgünde bulunan oğlu Rıza Pehlevi'ye ait semboller öne çıktı. Dolayısıyla Pehlevi hanedanından önce İran'da hüküm süren Kaçarlar hanedanı merak edilir oldu. Oğuz Türklerine mensup olan Kaçarlar 1794 ile 1925 yılları arasında İran'da hüküm sürmüş son Türk kökenli hanedan olarak tarihe geçti. Bugünkü İran sınırlarının büyük bir bölümü ve Tahran'ın başkent olması Kaçarlar döneminde şekillendi.

İran toprakları yaklaşık bin yıl boyunca Türk kökenli hanedanlar tarafından yönetildi. Bunlar; Gazneliler, Büyük Selçuklular, Harezmşahlar, İlhanlılar, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safeviler, Afşarlar ve Kaçarlar'dır. Kaçar Hanedanı'nın son şahı Ahmed Şah Kaçar, 1925'te Rıza Han'ın öncülüğünde gerçekleştirilen darbeyle tahttan indirildi.  Ahmed Şah Fransa'ya gitti ve 1930 yılında Paris'te hayatını kaybetti. 1925'yılından itibaren İran'da Pehlevi Hanedanlığı dönemi başladı.

Kaçarları deviren Rıza Han'ın başlattığı yeni dönemde, Türk devlet geleneği ve Turan mirası geri plana itildi. Yerine Aryan kimliği temelli yeni bir ideolojik yapı inşa edildi. 1935 yılında da "Persia" adı değiştirilerek ülkenin adının "İran" olduğu tüm dünyaya duyuruldu.

1921'de İran Kazak Tugayı'nın eski bir tuğgenerali olan Rıza Han,1919 yılında Pehlevi soyadını almıştır. Pehlevi rejimi Ocak 1979'a kadar sürmüştür. 

19. yüzyılın sonunda ekonomik sorunlarla başa çıkamayan Nasırüddin Şah, sorunları çözmek için yabancılara ülkenin kaynaklarının kullanım hakkına ait imtiyazlar vererek çözmeye çalışmıştı. Petrol çıkarılması ve işletilmesi İngilizlere verilmişti. O yıllarda verilen imtiyazları Lord Curzon "bir hükümdarlığın bütün kaynaklarını hayal bile edilemeyecek şekilde, tarihte hiç görülmedik ölçüde tamamen yabancı ellere teslim edişi" şeklinde yorumlamıştır.

28 Nisan 1951'de başbakanlık koltuğuna oturan Musaddık'ın (anne tarafından Kaçar Hanedanı üyesi idi) ilk işi İran petrollerini millileştirmek oldu. Bunun anlaşmaya aykırı olduğunu söyleyen İngilizler, uluslararası mahkemeye başvurmuşlarsa da mahkemeyi kaybetmişlerdi ve mahkeme İran petrollerinin millileştirilmesine onay vermişti. Sonra ne mi oldu? Petrol imtiyazlarını kaybeden İngilizler MI6 tarafından planlanan ve ABD ajanlarının uygulamaya koyduğu bir darbeyle Başbakan Musaddık'ı devirmişlerdir. Tarih 19 Ağustos 1953'ü gösteriyordu. Böylece Milli Cephe hareketiyle başlayan petrolün millileştirilmesi ile elde edilen bütün kazanımlar kaybedilmiştir. Bu darbe İngilizlerin İran hakimiyetine son vermiş ancak bu defa da ABD hakimiyetini başlatmıştır.

Pehlevi rejimi, Ocak 1979'da Ayetullah Humeyni önderliğinde gerçekleştirilen İran Devrimi sonucunda yıkılmış, İran İslam Cumhuriyeti kurulmuştur. Devrik Şah Muhammed Rıza Pehlevi, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ın onur konuğu olarak ailesiyle Mısır'a sığınmıştır. Bir süre Mısır'da kalan Pehlevi ailesi, sırasıyla Fas, Bahamalar ve Meksika'da kalmıştır. Muhammed Rıza Şah yakalandığı pankreas kanserinin tedavisi için 22 Ekim 1979'da ABD'ye gitmiş, 1980'de vefat etmiştir. Mezarı, Mısır'ın başkenti Kahire'deki Rıfa'i Camii'nde bulunmaktadır.

Humeyni 1 Şubat 1979'da on dört yıl aradan sonra Tahran'a döndü ve "Allah-u Ekber, Humeyni rehber!" diye bağıran milyonların eşliğinde İran İslam Cumhuriyeti'ni kurduğunu ilan etti. İran'da monarşi devrilmiş, ABD'nin bölgedeki ayaklarından biri kesilmişti. Ama ABD, bir ay sonra, Mısır'ı İsrail ile barıştırarak Ortadoğu'nun önemli bir ülkesini Batı Bloku saflarına çekecekti. Bir diğer deyişle, Şah'ı kaybetmişler, Mısır Devlet Başkanı Enver Sedat'ı ve haleflerini kazanmışlardı.

İran İslam Cumhuriyeti'nin hüküm sürdüğü 1979 yılından bugüne Humeyni'nin tabiriyle "ABD, Büyük Şeytan" olmuştu ve İslamcı olsun ya da olmasın neredeyse İranlıların tamamı bu görüşü paylaşıyordu. Bunu bilen ABD, sekiz yıl sürecek İran ile Irak savaşını başlattı. ABD, güya Saddam Hüseyin'i destekliyordu bu savaşta! Saddam Hüseyin'in sonunu getirdiğini, Irak'ı bölüp parçaladığını düşünürsek nasıl iki yüzlü bir tavır sergilediği anlaşılır.

Yukarıda çok kısa olarak anlattığım tarihsel süreçten günümüze gelirsek, ABD'nin İran'daki molla rejimini yıkıp yerine getirmek istediği Prens Rıza Pehlevi son şahın oğlu olup ABD'de sürgünde yaşamaktadır. Eğer prens başa geçebilirse babası gibi  ABD'nin bir dediğini ikiletmeyeceği aşikardır. İran'da mevcut rejime karşı ayaklanmalarda binlerce kişinin öldürüldüğü haber ajansları tarafından bildirilmekte. ABD Başkanı Trump ise sivillerin öldürülmesinin durdurulması yönünde İran'a sürekli tehditler savurmakta, uçak gemilerinin ve donanmanın İran Körfezi'ne doğru yola çıktığını  dünya kamuoyuna duyurmaktadır. Dünya liderleri ise bu durumu sadece izlemekte, "bir şey dersem sıra bana gelir mi", korkusuyla sessizliklerini sürdürmeye devam etmektedirler...

İranlıların huzur ve refahı, rejim muhaliflerinin ayaklanmalarda öldürülmeleri ABD'nin  umurunda bile değildir. Onun tek isteği İran'ın petrol ve doğalgazına konmak, İran'ın denetiminde olan Hürmüz Boğazı'nı ele geçirmektir. Bu amacını gerçekleştirmek için her yolu mübah görmektedir. Peki, Hürmüz Boğazı neden önemli? Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ile Basra Körfezi arasında bulunmakta olup Hint Okyanusu'na açılmayı sağlayan stratejik öneme sahip bir su yoludur. Küresel enerji güvenliği açısından dünyadaki en stratejik deniz geçitlerinden biridir. 

Hürmüz Boğazı, sadece bir deniz geçidi değil, aynı zamanda jeopolitik bir kırılma noktasıdır. Enerji güvenliği, askeri denge, büyük güç rekabeti ve uluslararası ticaret açısından kritik bir öneme sahiptir. Bu yüzden bölgedeki gelişmeler, dünya genelinde siyasi ve ekonomik dalgalanmalara yol açabilmektedir.

Hürmüz Boğazı'nın ticaret ve küresel ekonomi için önemi:

Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore gibi büyük ekonomiler enerji ihtiyaçlarının önemli kısmını Hürmüz Boğazı üzerinden taşınan petrol ve doğalgazla karşılamaktadır. Boğazın kapanması durumunda (ABD, İran'a saldırırsa İran, Hürmüz Boğazı'nı kapatacağı tehdidinde bulundu) enerji tedarik zincirleri büyük bir krize girebilir; bu da küresel ekonomik istikrarı tehdit eder.

Hürmüz Boğazı, Çin Halk Cumhuriyeti açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Çin, dünyanın en büyük petrol itahalatçısıdır ve ithal ettiği petrolün yaklaşık %40'a yakını Ortadoğu kaynaklarıdır. Bu petrolün büyük bir kısmı Hürmüz Boğazı'ndan geçerek Çin'e ulaşır. Suudi Arabistan, İran, Irak, Kuveyt ve BAE gibi ülkelerden alınan ham petrol Hürmüz Boğazı'ndan geçmeden Çin'e ulaşamaz. Dolayısıyla boğazda yaşanacak bir kriz, Çin'in enerji arzını doğrudan tehdit eder. Bu bağlamda ABD, İran'a saldırırsa Çin'in tepkisi ne olur ya da tepkisi olur mu? 

ABD'nin hızla büyüyen Çin ekonomisini sekteye uğratmak ve de Çin'i ekonomik ve coğrafi yönden "çevrelemek" adına İran'a gerçekten saldırır mı? Yoksa saldırı açıklaması sadece tehditte mi kalır? Benim görüşüm; ABD, İran'a "saldıracağım" adı altında yoğun baskı uygulayarak ve korkutarak İran'ı dize getirmeye çalışmak istemektedir. Trump'ın İran'a ciddi bir saldırı yapacağından kuşkuluyum. Çünkü, Çin ile karşı karşıya gelmek istemez. Hele Minnesota Eyaleti'nde göçmen karşıtı ICE'nin ABD vatandaşlarını öldürmesi sonucunda kendi ülkesinde bile tartışmalara, gösterilere  neden olmuşken, ekonomisini çok zorlayacak yeni bir savaş cephesi açmak istemeyecektir.

Sonuç olarak, İran'daki baskıcı "Molla rejiminden" nefret etsem de, yıkılmasını istesem de, bunun dış güçler ve CIA ajanları eliyle değil, İranlıların rejime muhalif olarak yapacakları eylemler ve hangi yönetim biçimini istedikleriyle ilgili olmalıdır. Yani İranlılar, demokratik, laik bir rejim mi istiyorlar, yoksa Şah dönemine geri dönüp monarşi mi istiyorlar? Bu konuda tek yetkili İran halkının kendisidir ve kararı onlar vermelidir, emperyalistler değil...Temel hedef, İran'ın ulusal bütünlüğü ile toprak bütünlüğünün korunması olmalıdır diye düşünüyorum. 


euro news haberinden alındı.


Kaynaklar: 
- https://www.turkiyegazetesi.com.tr

https://iramcenter.org

- https://sahipkiran.org/2025/06/23/hurmuz-bogazi-ve-stratejik-onemi/

https://tr.wikipedia.org/

- Ali Çimen, BAŞKANIN GÖZLERİ CIA. Timaş Yayınları, İstanbul, 2020.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder