2 Şubat 2015 Pazartesi




KARŞITLIK  ÇİFTİ: SEVGİ  VE  NEFRET




Sevgi ve nefret zıt kutuplar olsa da bir mıknatısın artı ve eksi uçları gibi birbirini tamamlayan bir ilişkiyle bağlıdırlar. Bir mıknatısın iki kutbunu ayıramazsınız.  Öyleki, mıknatısı ikiye bölerseniz, her birinin artı ve eksi kutupları olan (ancak,bir ucu eksik) daha küçük iki mıknatısınız olur. Bu konuda, Dr. Lou MARINOF, "Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir?" kitabında şöyle diyor:

"Birine ya da bir şeye yapılan duygusal yatırım da bir tür manyetik çekimdir. Sevgi ve nefret "bağlılık" denilen mıknatısın iki kutbudur. Bu anlamda birbirinden ayrılamazlar. Birine sahip olma kapasitesi, diğerine de sahip olunabileceği anlamına gelir.

Bu yüzden bağlılık gerçekleştiğinde, kendisini sevgi, nefret ya da bunların karışımı olan, birçok kişinin kendilerine, başkalarına, işlerine ya da ülkelerine hissettiği klasik 'sevgi/nefret' ilişkisi şeklinde gösterir. Manyetizma benzetmesi burada yetersiz kalmaya başlar çünkü sevgi ve nefret iki kutuptan çok mümkün olduğu kadar çok duygu barındıran bir tayf oluşturur. Aşk ilişkilerinin çoğu bu tayfın olumlu ucundadır ama bazıları zamanla olumsuz uca doğru ilerler. Güçlü olumlu duygular,güçlü olumsuz duygulara dönüşebilir ve dönüşür de. İnsanlar bu tuzağa kolayca ve sık sık düşer. Başkalarına duygusal bir yatırım yaptığınız zaman bazen hemen farkına varmadığınız ama her zaman için anlayabileceğiniz sebeplerle ilişki bozulabilir.

Bir başkasının size yaptığı sevgi yatırımını kabul ettiğinizde ve onu kendinize ait bir parça haline getirdiğinizde, hoşunuza gitsin ya da gitmesin, kendi varlığınıza bir Truva atı sokmuş olursunuz. Bu sevgi armağanı tek başına gelmez. Genellikle beraberinde, öteki kişinin başlarda (görsek de) gözardı etmeye gönüllü olduğumuz eksikliklerini de getirir. Shakespeare' in de sonuca vardığı gibi, "Aşkın gözü kördür." Önceleri her şey güllük gülistanlıktır çünkü dikkatinizi sadece güzel şeylere verirsiniz. Bunlara alışmaya ya da hafife almaya başladıkça sinirinize dokunan şeylere dikkat etmeye başlarsınız ve sonunda katlanamaz hale gelirsiniz. İşte sevgi bazen bu şekilde diğer kutbuna geçer. Olumlu bir bağlılık olumsuz bir bağlılığa dönüşür."

Bu durumun hem iyi, hem de kötü taraflarının olduğunu belirten MARINOFF, "İnsanlar hakkında hiçbir şey bilmedikleri birinden ya da bir şeyden nasıl o kadar şiddetli ve ateşli şekilde nefret edebiliyor?", sorusuna verdiği cevapta, bunun iyi tarafını şöyle açıklıyor:

"Bu tür nefretin karşıt kutbu insanlık sevgisidir. Bir grup insanı, insanlıkları hakkında fazla bir bilgi sahibi olmadan, hangi dili konuştukları ya da nasıl sosyal adetleri olduğuna bakmaksızın sevmek kesinlikle mümkündür ve tercih sebebidir. Tıpkı hoşgörüsüzlüğe karşı kolayca hoşgörü gösteremediğimiz gibi bizden nefret edenleri kolayca sevemeyiz. Yine de nefrete nefretle karşılık vermek daha kötüdür. Bu yüzden insanların diğerlerine zarar vermelerini önlemek için güç kullanılması gerekse bile nefrete yer vermemek gerekir. İzlenmesi gereken yol onları eğitmek ve mümkünse onları kör eden nefreti, gözlerini açacak bir sevgiye dönüştürmek olmalıdır. Neyse ki olumlu olanın kaçınılmaz olarak olumsuz olanı harekete geçirmediği sevgi türleri de var. Ama bunları keşfetmek için Freud' un ötesine geçmemiz gerek. Freud' a göre bütün bağlılıklar her zaman karşıtlarını barındırır. Bir aşk ilişkisinde bağlılığın temeli ego tatmini olduğu sürece, bu bağlılığın hastalıklı olabileceğine ve ilişki içinde zıt kutbunu (nefret ya da öfke) ortaya çıkarabileceğine ya da ilişki bittikten sonra başka kaygılara (üzüntü ya da pişmanlık) yol açabileceğine hak veriyorum."

Bir de kayıtsızlık durumu var tabii. Freud' a göre sevginin üçüncü boyutu olan kayıtsızlık; hem sevgi hem de nefretin zıttıdır.Dr. MARINOFF kayıtsızlıkla ilgili ise şunları yazıyor kitabında:

"Birine ya da bir şeye karşı kayıtsızsanız, hiç duygusal yatırımda bulunmazsınız. Hiç duygu yatırımı yapmadan ne sevebilir ne de nefret edebilirsiniz. Kayıtsızlık sayesinde tarafsız şekilde akıl yürütebilirsiniz. Bu genellikle faydalı bir durumdur. Kayıtsızlık aynı zamanda Stoacılığın temelini oluşturur. Stoacılığa göre başkaları tarafından elinizden alınabilecek bir şeye fazla değer yüklememeniz gerektiğidir. Yoksa kendinizi başkalarının gücüne teslim etmiş olursunuz.İnsanlara ya da nesnelere fazla bağlanırsanız başınıza dert açarsınız.
Bu arada, koşullara karşı kayıtsızlık, özellikle koşullar kötü olduğunda işe yarayabilir. Kötü koşullar altındayken 'olaylara felsefi açıdan bakmak' yani 'stoacı açıdan bakmak' budur. Bu türden bir kayıtsızlık, duygusuzluk ve tutku yoksunluğu değildir. Bu, olayları sizinle ilgili olsa bile fazla üzerinize alınmama yeteneğidir. Tıpkı yakan bir güneş altında serin kalabilmek gibidir. Stres altında bile sakin bir şekilde hayatınızı sürdürebilirsiniz.

Yararlı tarafından bakarsak kayıtsızlık, olumsuz bir bağlılık geliştirip acı çekmenizi önler. Ama kayıtsızlık aynı zamanda olumlu bağlılığın zevkinden de yoksun kalmanız anlamına gelir. Kaygıdan uzak durmak için insanlara ve olaylara karşı kayıtsız kalarak yaşarsanız kendinizi bağlılıktan ve zevkten de yoksun bırakırsınız. Ormanda bir kaya olsanız yeridir: Çevrenizde türlü canlılar vardır ve bütün mevsimleri ve koşullara maruz kalırsınız ama hiçbiriyle yapısal bir ilişkiniz olamaz."

Sevgi mi, Nefret mi, Kayıtsızlık mı? Hangisi size daha yakın duruyor?


Görsel (mıknatısın iki kutbu) tr.wikipedia.org web sitesinden alınmıştır.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder