29 Kasım 2024 Cuma

 


BİR ZAMANLAR BERLİN'İN PAYLAŞTIĞI KADERİ PAYLAŞAN BİR BAŞKENT; LEFKOŞA


Kıbrıs'ın başkenti Lefkoşa. Güney-Kuzey diye ikiye bölünmüş şehir. Soğuk Savaş döneminde uzunca bir süre Doğu-Batı diye ayrılan Berlin şehrini anımsattı bana. Lefkoşa'yı gezerken yeşil hatla ikiye bölünmüş şehri gezmenin üzüntüsünü yaşadım. Birleşmiş Milletlerin kullandığı Ledra Palas'a (karşı tarafta kalmış) tel örgülerin arasından bakarken, önündeki yemyeşil duran futbol sahasının ıssızlığını ve kimsesizliğini duyumsadım. Oysa o sahada bir zamanlar adada yaşayan Türkler ve Rumlar ortak etkinlikler ve maçlar yapabiliyorlar, birlikte ağlayıp, birlikte gülebiliyorlarmış. O güzelim yeşil saha, sanki eski günlerin şaşaalı haykırışlarını yeniden duymak için tüm direnciyle yeşilliğini koruyor...

Uçak Lefkoşa üzerinde alçaldığında gördüğüm şey bozkır ortasında bir kentin varlığı oldu. Çevresinde orman ve yeşillik göremedim. Oysa, 1956 yılına kadar çamlar, sedirler, kozalaklı ağaçlarla çevrili olan şehir, EOKA diye anılan Yunan milliyetçisi yapılaşmanın sonu gelmez saldırılarıyla ormanlar da yanıp kül olmuştu. Bu dönemde, Kara Kasım denen o ayda tam dört yüz on altı terör saldırısı olmuştu. Kurbanlar, EOKA'nın amaçlarıyla aynı fikirde olmayan İngilizler, Türkler ve Rumlardı. İşte uçaktan gördüğüm ve bir bozkır şehrine benzettiğim Lefkoşa, eski orman yeşili  günlerine bir daha kavuşamamış gibiydi.

1960'ta Kıbrıs, Birleşik Krallık'tan bağımsızlığını kazandı. Artık Kıbrıs bir kraliyet kolonisi değildi. Dolayısıyla ortak bir yönetimde Türkler ve Rumlar birlikte çalışmaya başladılar. O günlerde farklı toplulukların uyum içinde ve eşit vatandaşlar olarak birlikte yaşayabileceklerine dair umudu olanlar ve buna inananlar, bu birlik için kınalı kekliği  bir süreliğine sembol olarak kullandılar. 

1974 Kıbrıs Barış Harekatı ile adada zulüm gören Türklerin kurtarılışı ve sonrasında  adada kalıcı bir ateşkes dönemi başladı. 1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. 15 Kasım 1983 yılında da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ilan edildi. KKTC, sadece Türkiye tarafından tanındı. Ada, o günden bu yana Birleşmiş Milletler kontrolündeki bir tampon bölge ile ikiye bölünmüş durumdadır.

Aslında 1964 yılından beri Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Gücü kontrolünde olan bu tampon bölge, yeşil hat adıyla Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile KKTC'ni ayıran bölgeyi belirtmek için kullanılmaktadır. Yeşil Hat, aynı zamanda her iki tarafın da başkenti olan Lefkoşa'yı bölmektedir. Etrafı yeşil ormanlarla kaplı olduğu için yeşil hat denmemiş. Bir İngiliz Generali, önüne açtığı Kıbrıs haritası üzerinde sınırı çizmek için yeşil bir mumlu kalem kullandığı için bu ismi almış. Lefkoşa Havaalanı tampon bölgede kaldığı için iki tarafça da kullanılamıyormuş.

Lefkoşa'da Gezilecek Yerler:

Barbarlık Müzesi

Barbarlık Müzesi, 24 Aralık 1963'te Kıbrıs Türk Kuvvetleri Alayı Doktoru Binbaşı Dr. Nihat İlhan'ın eşi ve üç çocuğunun Rumlar tarafından katledildiği evdir. Banyoda ve evin muhtelif yerlerindeki kurşun izlerini bugünde görmek mümkün. Müzede bulunan fotoğraflar Kıbrıslı Türklerin Rumlar tarafından katledilmesini belgeleyen tarihi birer belge olarak korunmuştur.









Girne Kapısı

Eskiden Lefkoşa'yı çevreleyen Venedik surlarının üç kapısından biri Girne kapısı olup, diğer iki kapı Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafındadır. Girne kapısı bu kapıların en eskisi ve ilk giriş kapısıdır. Ada 1571 yılında Osmanlılar tarafından fethedildiğinde Girne kapısının duvarına "Tüm Kapalı Kapıları Açan Ayet-i Kerim" olarak Araf Suresi'nin 89. Ayetini yazmışlardır. Kapı Osmanlı mimarlarınca elden geçirilmiş, onarılarak kubbeli bir muhafız kulesi inşa edilmiş. Kapının güney tarafına da II. Mahmut'un tuğrası yerleştirilmiştir.



Mevlevi Tekkesi (Mevlevihane)

Girne kapısının hemen gerisinde yer alan Mevlevi Tekkesi, Lefkoşa'nın en önemli tarihi ve mimari yapılarından biri olup 1593 yılında Kıbrıs Fatihlerinden Arap Ahmet Paşa tarafından kurulmuştur. Semahane ve türbe bölümü günümüze kadar gelmiş olup Mevlevi Tekke Kültürü Müzesi olarak kullanılmaktadır. Tekkeye giriş kapısının üstünde; "Ya Hazreti Mevlana. Ketebe Ahmet Burhanettin" cümlesi yazılıdır.





Ledra Palas Oteli

Ledra Palas Otel, Lefkoşa'nın merkezinde olan ve 1974'e kadar Kıbrıs'ın en büyük ve ünlü oteliydi. Kıbrıs Barış Harekatı sırasında askerlerimiz oteli ele geçirmeye çalışsa da başarısız olmuştur. Kalıcı ateşkes sonrasında Ledra Palas Oteli, BM Tampon Bölgesinde kalmıştır. 1974-2019 yılları arasında otel, BM karargahı olarak kullanılmıştır. 

Ledra Palas Oteli, geçmişte Kıbrıs sorununun çözümü için çalışan barış elçilerinin düzenlediği etkinliklere ev sahipliği yapmıştır. Hala ayakta kalan bina, Türk ve Rum toplumlarını bir araya getirmek için düzenlenen birçok kültürel etkinliğe de tanık olmuştur.







Selimiye Cami

Tarihte Aziz Sofya Katedrali olarak bilinen Katolik Katedrali 1570 yılında Lefkoşa'nın Osmanlılar tarafından fethinden sonra camiye dönüştürülerek, iki minare eklenmiştir. 

Kıbrıs'ta Lüzinyanların hüküm sürdüğü yıllarda bu katedral, Kıbrıs Krallarına taç giyme törenlerinin düzenlendiği kilise olarak hizmet vermiştir. Cenevizlilerin Magusa'yı işgalinin ardından katedral, bu kez de Lüziyanlı Kudüs Krallarının taç giyme törenlerine ev sahipliği yapmıştır. Katedral, aynı zamanda 14. Yüzyılın başında Tapınak Şövalyeleri'ne de ev sahipliği yapmıştır.

Venedikliler Lefkoşa surlarını inşa ettiklerinde Aziz Sofya Katedrali şehrin merkezi haline gelmiştir.

Osmanlıların fethi sonrasında bu katedralde, ilk Cuma namazını Osmanlı Veziri Lala Mustafa Paşa kılmış ve katedral resmi olarak camiye dönüştürülmüştür. Osmanlılar zamanında adadaki en büyük camidir. 1954 yılına kadar Ayasofya Cami adıyla anıldı. 1954 yılında ise Kıbrıs Müftüsü, caminin isminin Osmanlı'nın Kıbrıs'ı fethi sırasında padişah olan Sultan II. Selim'in onuruna Selimiye Cami olarak değiştirmiştir.

Gezimiz sırasında Selimiye Cami'de restorasyon yapıldığı için caminin içini gezip göremedik. Dışını da fotoğraflayamadım. Çünkü caminin dört bir tarafı iskelelerle kapanmıştı.  Selimiye Camisinin aşağıdaki fotoğrafını tr.wikipedia.org'dan aldım.



Büyük Han

Adadaki Osmanlı mimarisinin en iyi korunan örneği olan Büyük Han, Kıbrıs'ın ilk Osmanlı yöneticisi olan Muzaffer Paşa tarafından Bursa'daki Koza Han yapısından model alınarak 1572 yılında yapılmıştır. Daha sonra 17. Yüzyılda yakınlarına Kumarcılar Hanı yapılınca bu hanın adı Büyük Han olmuş.

Dışarıdan bakılınca han adeta bir kaleyi andırmakta. 1878 yılında Kıbrıs İngiliz yönetimine geçince, Büyük Han, Lefkoşa Merkez Hapishanesi olarak kullanılmıştır.

1990 yılında yapılan restorasyonun ardından han, bugün birkaç galerisi ve atölyesi ile Kuzey Lefkoşa'nın sanat merkezi haline gelmiştir. 



Abdullah Çavuş Sokakta bulunan Şaban Paşa Vakfı'na ait Samanbahçe Sosyal Konutları da görülmeye değer.





Kıbrıslı birçok sanatçı Türkiye'de ünlü olmuştur. Bu isimler az çok bilinmektedir. Az bilineni ise merhum Alparslan Türkeş'in Lefkoşa'da doğmuş olmasıdır. Alparslan Türkeş, 25 Kasım 1917'de Lefkoşa'da Haydarpaşa Mahallesi Kirlizade Sokağı 13 numaralı evde dünyaya geldi. Türkeş'in sekiz yaşına kadar yaşadığı evde kullandığı özel eşyalar sergilenmekte. Günümüzde TİKA tarafından bu ev restore edilerek 2019 yılında müze haline getirilmiştir.





Notlar:

- Yeşil hatta günümüzdeki durum; Yeşil Hattın Lefkoşa merkezinde en dar yeri 3.30 metre iken en geniş yerinde Atyoğnu köyü civarında 7.4 kilometredir. Hattın Dikelya İngiliz Özerk Doğu Üs Bölgesi'nde kalan kısmı Birleşik Krallık'a bağlıdır.

- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının Güney Kıbrıs'a geçişleri KKTC üzerinden mümkün değildir.

- 2003 yılında Güney Kıbrıs ile KKTC arasındaki kapıların açılmasıyla artık Güney Rum Kesimi'nde bulunan Larnaka Havaalanına gelerek buradan KKTC geçmek mümkündür. Avrupalı turistler genellikle bu yolu kullanıyorlarmış.

- Kıbrıs sınır kapıları, KKTC doğumlu KKTC vatandaşları, kimlik kartlarıyla veya AB üyesi vatandaşlar pasaportları ile geçiş kapısından Güney Kıbrıs Rum Kesimi'ne geçebilirler. Kıbrıs için geçiş yeşil hat üzerinden 7 noktadan yapılmaktadır. 

- KKTC'de trafik sol şeritten akmaktadır. Türkiye'den giden sürücü ve yayaların dikkat etmesi gerekmektedir. Toplu taşım gelişmemiş olduğundan ulaşımda sıkıntı yaşanabilir.

- KKTC'de üç girişli prizler kullanılmaktadır. Elektronik eşyalarınızı rahatlıkla kullanabilmek için ya üçlü priz almalısınız ya da ikili prizi üçlü prize dönüştüren adaptör kullanmalısınız.

- KKTC yaz aylarında UTC +3, kış aylarında ise UTC +2 zaman dilimini kullanmaktadır. 

İngiliz Arması/Lefkoşa


Dikilitaş/Lefkoşa


26 Kasım 2024 Salı

 


KIBRIS; TARİHİNE GENEL BİR BAKIŞ VE KKTC / GİRNE'DE GEZİLECEK YERLER




11/15 Kasım 2024 tarihleri arasında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne turla gezmeye gittim. Kıbrıs'ın kısaca tarihini ve izlenimlerimi yazmadan önce Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyet niteliğindeki vurgulamasından Kıbrıs'ın Türkiye'nin güvenliği ve huzuru açısından taşıdığı hayati öneme dikkat çeken şu sözlerini yazmak isterim:

"Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece ikmal yollarımız tıkanır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir..."


Fotoğraf: AA (Beşparmak Dağları'ndaki KKTC Bayrağı ve sol taraftaki ay-yıldız ise gece ışıklandırılınca Türk Bayrağı ortaya çıkıyormuş ve her taraftan gözüküyormuş)

Kıbrıs Adası'nın Coğrafi Konumu:

Akdeniz'in Sicilya ve Sardinya adalarından sonra üçüncü büyük adası olan Kıbrıs, Anavatan Türkiye'ye 65 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. Adanın kuzeyinde Beşparmak sıradağları, diğer adıyla Girne Dağları 175 kilometre uzunluğu ile bir set halinde uzanmaktadır. Beşparmak dağlarının en yüksek noktası 1024 metre yükselti ile Selvili tepedir. Güney Rum kesiminde yer alan ve Anadolu'daki Toros Dağlarının uzantısı olduğu kabul edilen Trodos sıradağları adanın başlıca yükseltileridir. Trodos sıradağlarının en yüksek tepesi 1952 metrelik yükseltiyle Olimpos tepesidir. Burada bir kayak merkezi bulunmaktadır. Beşparmak sıradağlarına kar yağmazken, Trodos sıradağlarına kar yağdığından adanın güney kesiminde su sıkıntısı çekilmemektedir. 

Kıbrıs'ın en büyük ovası adanın orta kesimde bulunan Mesarya Ovasıdır. Kıbrıs adasının iki büyük akarsuyu olan Kanlıdere ve Çakıllı Dere bu ovadan akmaktadır. Mesarya Ovası yıl boyu kurak olduğu için sulu tarım yapılamamakta, daha çok tahıl üretimi yapılmaktadır.

Kıbrıs Adası'nın Kısa Tarihi:

Stratejik konumu nedeniyledir ki, tarih boyunca Kıbrıs adası, sırasıyla Mısır, Hitit, Grek Kolonileri (Aka ve Dor), Fenike, Asur, Pers, Büyük İskender, Roma, Bizans, İslam Devleti, Tapınak Şövalyeleri, Lusignan, Venedik, Osmanlı ve Britanya (İngiliz) devletlerinin himayelerine veya egemenliklerine girmiştir.

Osmanlı Padişahı II. Selim, babası Kanuni Sultan Süleyman'ın vasiyetini yerine getirmek üzere Lala Mustafa Paşa'yı Kıbrıs'ın fethine memur etti. Lala Mustafa Paşa kumandasındaki donanma 1570 yılında başladığı fethi 1571 yılında tamamlayarak adanın tümünü Osmanlı İmparatorluğu topraklarına kattı. 300 yıl Osmanlı toprağı olan Kıbrıs, 93 Harbi olarak adlandırılan Osmanlı-Rus Savaşı sonrası 1878 yılında Ruslara karşı, İngilizlerin teklif ettiği yardımı almak için Padişah II. Abdülhamid tarafından Kıbrıs İngilizlere kiralandı ve idaresi de onlara bırakıldı. Sonunda İngilizler "Ortadoğu'nun anahtarı" gözüyle baktığı Kıbrıs'ı ele geçirmişlerdi.

Birinci Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Almanya'nın yanında yer alması üzerine 1914 yılında İngiltere Kıbrıs'ı ilhak etti. Lozan Barış Antlaşmasıyla da Kıbrıs tamamen İngilizlerin kontrolüne bırakıldı.

1960 yılına gelindiğinde adada Türk ve Rumların ortak yönettiği Kıbrıs  Cumhuriyeti kuruldu. Ancak EOKA (Kıbrıs Milli Mücadele Örgütü) isimli Rumların kurduğu örgüt, adada yaşayan Türklere karşı saldırılara başladı.1963 yılına gelindiğinde, 24 Aralık 1963'te Rum çetelerince, askeri doktor Binbaşı Nihat İlhan'ın eşi ve üç çocuğunun  evlerindeki banyo küvetinde vahşice katledilmesi bardağı taşıran son damla oldu. "Kanlı Noel" olarak anılan bu olayın geçtiği ev bugün "Barbarlık Müzesi" olarak halka açıktır. 

1967 yılında Yunanistan'da yapılan askeri darbe sonucu yönetimde bulunan cuntanın desteğiyle, Kıbrıs'ı Yunanistan'a bağlamak için kurulan EOKA-B adadaki Türklere karşı saldırılarını artırdı. EOKA-B'nin lideri Nikos Sampson gerçekleştirdiği darbeyle 15 Temmuz 1974'te Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios'u devirdi.

Kıbrıs'ta yaşanan katliamlara dur demek için adada söz sahibi olarak üç garantör devletten (Türkiye, Yunanistan ve İngiltere) biri olan Türkiye Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasında belirtilen müdahale hakkını kullanarak, 20 Temmuz 1974'te Kıbrıs Barış Harekatı'nı başlattı. O dönemde Türkiye Cumhuriyeti'ni koalisyon hükümeti yönetiyordu. Başbakan Bülent Ecevit, Başbakan Yardımcısı da Necmettin Erbakan'dı. Her ikisine de Allah'tan rahmet diliyorum...

Barış Harekatı'ndan iki gün sonra 22 Temmuz 1974'te Cenevre'de toplanan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi görüşmelerinden bir sonuç elde edilemeyince ikinci harekat başladı. 8 Ağustos 1974'te başlayan İkinci Barış Harekatı neticesinde Ada'nın bugünkü sınırları çizildi. 13 Şubat 1975'te Kıbrıs Türk Federe Devleti kuruldu. Ardından 15 Kasım 1983'te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kuruluşu tüm dünyaya duyuruldu. KKTC'ni tanıyan ilk ve tek devlet Türkiye Cumhuriyeti oldu.

Yerel rehberimizin söylediğine göre, KKTC'nin ekonomisi turizm ve üniversitelere bağlı. Dünyanın dört bir yanından üniversite okumak için gelen öğrencilerin ekonomiye katkıları büyükmüş. Çarşıda, pazarda satış yapan ve çalışan öğrenciler, hem günlük ihtiyaçlarını karşılamak için para kazanıyor, hem de öğrenimlerini sürdürüyorlar.

Yerel tur rehberinden öğrendiğim bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum: KKTC'i bayrağını tasarlayan kişinin Necmettin Erbakan olduğunu söyledi. Bunu hiç duymadığım için İnternette araştırma yaptım ve bu bilginin doğru olmadığını öğrendim. Bugünkü hali 7 Mart 1984 tarihinde  Cumhuriyet Meclisi tarafından kabul edilen KKTC bayrağını tasarlayan kişi Kıbrıslı Türk ressam Emin Çizenel'miş.

 GİRNE

11 Kasım 2024'te Ankara Esenboğa Havaalanından bir saat on dakikalık uçuştan sonra Lefkoşa Ercan Havaalanı'na indik. Havaalanının adı, 20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatı'nın ilk gününde şehit düşen Binbaşı Fehmi Ercan'ın anısına veriliş. Kendisine Allah'tan rahmet diliyorum. Havaalanında karşıma çıkan fotoğrafıyla şehit Fehmi Ercan'a ve tüm şehitlerimize minnet ve saygılarımı sunuyorum... 



KKTC'ne Türk vatandaşları kimlik kartlarıyla giriş yapabiliyorlar. Kontrolden geçtikten sonra alanda bizi bekleyen otobüse binerek Girne'ye doğru yola koyulduk. Lefkoşa'nın İç Anadolu bozkırlarını andıran coğrafyasından geçtikten sonra Beşparmak Dağları ile Akdeniz'in masmavi suları arasında kalan yeşili ayrı güzel Girne'yi uzaktan görünce, güzelliğine hayran kaldım.





Girne'de Gezilecek Yerler

Bellapais Manastırı / Beyaz Giymiş Meryem Ana Kilisesi

Bellapais Manastırı ve Beyaz Giymiş Meryem Ana Kilisesi, Beylerbeyi köyünde bulunmakta ve Girne şehir merkezine beş kilometre uzaklıktadır. Beşparmak Dağları'nın eteklerinde yer alan manastıra varmak için dar ve tarihi sokaklardan tepeye doğru tırmanmak gerekiyor. 13. Yüzyılda inşa edilen manastır gotik mimari tarzının güzel örneklerinden biri kabul edilir. Bu manastırdaki rahip ve rahibeler beyaz pelerin giydikleri için "Beyaz Giymiş Meryem Ana Kilisesi" olarak da bilinmektedir. 













Barış Ve Özgürlük Anıtı / Karaoğlanoğlu Şehitliği / Barış Ve Özgürlük Müzesi

Barış ve Özgürlük Anıtı, Kıbrıs Barış Harekatı sırasında şehit düşen askerlerimizi onurlandırmak ve bağımsızlık mücadelesini simgelemek amacıyla inşa edilmiş. Anıtın hemen alt tarafında Kıbrıs Barış Harekatı'nın ilk gerçekleştiği yer olan Yavuz Çıkarma Plajı yer almaktadır. Yavuz Çıkarma Gemisi ve Barış Harekatında kullanılan helikopter de bu plajda sergilenmektedir. Görüp de duygulanmamak mümkün değil...

Karaoğlanoğlu Şehitliği, Kıbrıs Barış Harekatı'nda şehit düşen askerlerimizin anısına 20 Temmuz 1976'da inşa edilmiş. Şehitliğe, Kıbrıs Barış Harekatı'nda adaya ilk çıkan alay komutanı Albay Halil İbrahim Karaoğlanoğlu'nun adı verilmiş. Şehitlikteki mezar taşlarının beş basamaklı olması havadan indirme yapılan Beşparmak Dağları'nı sembolize ediyor.

Barış ve Özgürlük Müzesi ise, Karaoğlanoğlu Şehitliği ve Barış ve Özgürlük Anıtı'nın orta yerinde bulunmaktadır. Müze olarak açılan bina, 20 Temmuz 1974 gecesi karargah olarak kullanılmakta iken evin girişinde meydana gelen şiddetli patlamada 50. Piyade Alay Komutanı Piyade Kıdemli Albay İbrahim Karaoğlanoğlu, Hava İrtibat Subayı Pilot Binbaşı Fehmi Ercan ve iki er şehit oldu. Müzede 1974 Barış Harekatı'na katılan askerlerin kahramanlıkları ve harekat süreci yazı ve fotoğraflarla anlatılıyor. Müze aynı zamanda tarihi belge özelliği taşımaktadır.




 









Mavi Köşk / Çamlıbel

Girne'de en çok ilgimi çeken yer Mavi Köşk oldu. Köşkün adı mavi olsa da, kendisi beyaz, kapı ve pencereleri maviye boyalı. Malumunuz sıcak iklim olan yerlerde akrep ve bilumum haşaratı evden uzak tutmak için onların girebileceği kapı ve pencereler maviye boyanır.

Mavi Köşk 1957 yılında, kuş uçmaz, kervan geçmez, geçse de görünemeyecek ormanlık alanla çevrili bir tepede inşa edilmiş. Köşkü yaptıran Kıbrıs doğumlu, İtalyan asıllı bir Rum olan Pablo Pavlides adlı bir avukattır. Pavlides, aynı zamanda Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios'un avukatıdır. Ancak avukatlığı, yaptığı silah kaçakçılığı kimliğini gizlemek için yaptığı ve kendisinin o zamanlar Ortadoğu'nun en büyük silah kaçakçısı olduğu söylenmekte.

Hal böyle olunca, dağların zirvesinden hatta denizden bile görülmeyecek bir yerde inşa ettirdiği köşkünü yapan mimar arkadaşını, köşkün içine gizlenmiş olan gizli yerleri kimselere söylemesin diye öldürmüş. Gerçekten de mavi köşk çevreden görünmezken, köşkün içinden ya da bahçesinden bakan bir kişi, neredeyse 360 Derece bakış açısıyla hem denizi hem de karada olan biteni görebiliyor. Bir söylentiye göre, Pavlides, yaptığı toplantılara davet ettiği mafya liderleri ve silah kaçakçılarının, köşke gelmeden önce gözlerini bağlatıyormuş. Böylece mavi köşkün nerede olduğu hep gizli kalıyormuş.

Köşkün içindeki eşyalar adeta birer sanat eseri niteliğinde. Yatak odalarından, toplantı odasına, banyodan tavernaya hatta köşkün bahçesinin tanzimine kadar her şey en ince ayrıntılarıyla düşünülmüş. Özellikle o dönemde köşkün tüm odalarını  çevreleyen klima sistemine ve en ufak bir yer sarsıntısında masa üstüne düşerek depremi  haber veren "Denge Heykeline" hayran kaldım. Müze içinde fotoğraf çekmek yasaktı. Sadece bahçede izin verilen yerlerde fotoğraf çekilebiliyordu. Eğer izin verilseydi, denge heykelini ve duvarda asılı olan Meryem Ana Tablosu'nu çekmek isterdim. Bu tablonun özelliği; tablo üç boyutlu yapıldığı için odanın neresinden bakarsanız bakın Meryem Ana'nın gözleri, elleri ve dizleri size dönüktür. Gözleri adeta sizi takip ediyor gibidir. Tablodaki hale som altından yapılmış olup Meryem Anan'nın elindeki tas ve gerdanlığı ise altın suyuna batırılarak resmedilmiş. Ayrıca sanata düşkün olduğu bilinen Pavlides'in kendisinin yaptığı karakalem çalışmaları da sergilenmekte.

1957 -1974 yılları arasında tam 17 yıl bu köşkte yaşayan Pablo Pavlides, "Baby face" olarak anılmaktaymış. Köşkte bulunan tek orijinal fotoğrafına baktığımda, bebek yüzü yerine bir canavar gördüm sanki. İçindeki kötülük, adeta gözlerine vurmuştu. 20 Temmuz 1974'te başlayan Kıbrıs Barış Harekatı'nı önceden haber alan Pablo Pavlides, bahçesinde yer alan tünellerden kaçmış. Kaçarken ardında bıraktığı tünelleri de patlattığı için yakalanamamış. 

Mavi Köşk askeri bölgede yer almakta ve köşk bir asker tarafından bilgi verilerek gezdirilmekte. İki katlı olan köşkte 13 oda yer almakta. Bahçesinde bir dilek havuzu, içinden sürekli şarap akan aslan şeklinde bir küp, yüzme havuzu, içine para atılan dilek havuzu ve yankılı taş bulunmaktadır.

 
















Ayrıca Girne Kalesi, Antik Liman ve Batık Gemi Müzesi de Girne'de gezilecek yerler arasında bulunmaktadır. KKTC'de bulunan şehir ve kasabalarda su sıkıntısı çekilmekte iken Manavgat Çayı'nın sularının deniz altından geçirilen borularla Girne yakınlarındaki barajda toplanarak dağıtılması nedeniyle diğer şehirlere nazaran Girne'de içme ve kullanma suyu sıkıntısı olmadığı söylendi. 



23 Ekim 2024 Çarşamba

 



PEPİNO NEDİR?



Anavatanı Peru olan, ülkemizde yeni yeni tanınmaya ve ılıman iklime sahip illerimizde az miktarda yetiştiriciliği yapılan pepino meyvesi, kavuna benzer tadıyla ülkemiz tarım çeşitliliği bakımından değerli bir meyvedir. 

Domates, patlıcan, kırmızı biber ve it üzümü familyasından Solanaceae'ye ait 1-2 metre yüksekliğe ulaşan yıllık küçük bir çalıdır. Bitkinin çiçekleri patlıcan çiçeklerine benzer.













Fotoğrafların tümü tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!


7 Ekim 2024 Pazartesi

 



 DAZLAKLAR KİMLERDİ?


Yıl 1748. Her şey Necid çöllerinde başladı. Necid neresi diye sorabilirsiniz. Necid, Suudi Arabistan'ın coğrafi merkezidir. Burası Diriye Emirliği döneminden bu yana Suudi Arabistan'ın birleşmesini amaçlayan Suud Hanedanı'nın yerleşim alanıdır. Şimdi dazlakların doğuş hikayesine geçebilirim.

Küçük bir yerleşim olan Uyeyne'de bir bedevi Zeyd'in mezarı başında; "Devemi kaybettim. Ne olursun onu bana buldur" diye yalvarıyordu. O sırada oradan geçen alim Muhammed bin Abdülvehhab, mezarda yatan sahabeden yardım isteyen bedeviye öfkeyle bağırır; İsteyeceğini Allah'tan iste. Zeyd de senin gibi fani idi, geldi, geçti. Artık ne kendisine, ne sana yardımı dokunur, diye söyler. Bununla da yetinmez, yanındaki iki öğrencisine adamı dövdürür, Zeyd'in mezarını da yıktırır. Uyeyneliler bu duruma öfkelenip baş kaldırırlar. İşin büyüyeceğinden korkan Uyeyne Emiri Osman bin Muammer, alim Muhammed'in kasabayı terk etmesini ister. Kasabayı terk eden Muhammed bin Abdülvehhab, tevhit inancına vurgu yaparak başta Diriye olmak üzere gittiği her yerde fikirlerini anlatıp durdu. O anlattıkça da kendisine inananların sayısı arttı. Taraftarlarına soyadından dolayı Vehhabi denilmeye başlandı. Sonra bir gün, "Saçlarınızı kazıtın! Birbirinizi daha iyi tanımak, kimliğinizi belirlemek ve aidiyetinizi bilmek için!" dedi. Gittikçe çoğalan taraftarları da saçlarını kazıttılar.

Abdülvehhab, kısa bir süre içinde Necid'de kuvvetleniyor, kuvvetlendikçe fikirleri keskinleşiyor ve hızla çevreye yayılıyor. O güne kadar Mekke ve Medine ulemasınca cevaz verilen pek çok uygulamaya "şirk" damgası vurunca tepki çekmeye başlıyor. Gittiği yerden tekme tokat kovuluyor. Öyle ya "Eski köye yeni adet getirmek" de neyin nesi. Bunun üzerine Abdülvehhab kendisine bir hami aramaya başlıyor. Bütün Necid'i dolaşıyor ve sonunda  Suud adındaki bir aşiretin hakimiyetindeki Diriye köyüne varıyor. Alim olması nedeniyle bilgi sahibi olan ve de çok etkili konuşan Muhammed bin Abdülvehhab, deveden başka ilgi alanları olmayan Suud aşiretini etkilemeyi başarıyor ve aradığı koruyuculuğu onlarda buluyor. Diriye Emiri Muhammed bin Suud tarafından kendisine siyasi himaye sağlanıyor. Bu durumdan her iki taraf da karlı çıkacaktır. 

İki Muhammed, yani Abdülvehhab'ın oğlu ile Suud'un oğlu başlarını kazıtarak ittifak yapıyorlar. Birincisi dini fikirlerini yayarak itibar ve nüfuz elde edecek, diğeri de onun üzerinden siyasi güç elde edecek ve aşiretini büyütüp yayılacak. Günümüze baktığımızda dazlakların ittifakının başarılı olduğunu görüyoruz!

Siyasi yönetim ve güç, din bilgisi yönetimine üstün geliyor ve kısa sürede "Suud" adı bütün Arabistan'da duyulmaya başlıyor. Necid çölünün orta yerindeki bu ıssız Diriye, on yıl içinde saçlarını kazıtan dazlaklarla dolup taşıyor ve geniş bir bölgenin başkenti oluveriyor.

Suud kabilesi hızla silahlanarak siyasi güce kavuşurken, Abdülvehhab (Artık Muhammed adı yerine bunu kullanmaktadır) bu siyasi gücün fikir ve iman ihtiyacını karşılamaktadır. Sonunda iyice güçlendiklerini görünce Abdülvehhab, çevre kabilelere mektuplar gönderip kendi fikirlerine inanmaya davet davet edecek. Daveti kabul edenler dazlaklara katılacak, etmeyenler ise Suud'un silahlı birlikleri tarafından dize getirilecektir. 

Dinde zorlama yoktur diyenlere de Asr-ı saadet fetihlerini örnek aldıklarını söyleyerek bildikleri yoldan şaşmıyorlar. Öyle ki, Hac için aylarca yol giden Müslümanlara bile saldırıyorlar, öldürüyorlar ve mallarına el koyuyorlar. Buna da Abdülvehhab'ın içtihatlarını örnek gösteriyorlar. Şöyle ki; "Çünkü o, yeryüzündeki Müslümanların Kur'an ve Sünnet'ten saparak artık küfre vardıklarını, bunlara karşı cihadın şart olduğunu söylüyor, askerleri inandırıyor.Değil mi ki mezarda yatan ölüden imdat isteniyor, bu küfür değil de ne olur?" Yani işin siyasi yönü İslami yönünü aşmıştı.

Abdülvehhab'ın ölümünden sonra Suud soyu daha şiddetli önlemler alıyor. Muhammed bin Suud ve oğlu Abdülaziz'in yirmi yıl kadar süren iktidarları sırasında , Arabistan'ın her biri yanı kabile savaşlarıyla çalkalanıyor. Sonuçta Suud üstün gelerek Abdülvehhab'ın fikirleriyle herkese boyun eğdiriyor. Arabistan'da dazlakların mutlak hakimiyeti başlıyor.

Sonradan sistemleşip Vehhabilik adını alacak olan Hanbeli mezhebinden ilham alan katı anlayış, selefi görüş tüm Arabistan'a yayılıyor. Bu inanca göre herhangi bir Müslüman, Vehhabi inanışını kabul ettiğinde önceki gafletini örtecek bir para cezası ödemeden gerçek anlamda bir Müslüman - bir Vehhabi- olamıyor. Bu durumda Vehhabi inancına sahip olmayanlar Müslüman'dan sayılmıyorlar. İşte bu nedenle Hacca giden Müslümanlar'a acımadan saldırıyorlar. Osmanlı Padişah'ı II. Mahmut döneminde hacılara yapılan dazlakların saldırısı önlenemediği için beş yıl "Sürre Alayı" çıkarılamamış Topkapı Sarayı'ndan. Sırf İngilizlerin kışkırtmasıyla dazlaklar özellikle Osmanlı hacı adaylarına ve kervanlarına saldırıyorlarmış. Endonezya, Malezya ve diğer ülkelerden gelen Müslümanlar ise rahatlıkla Hac vazifelerine ifa edebiliyorlarmış!

Bir Vehhabi'ye göre hiç kimseye savaştığı için para ödenmez, savaş Allah adına ve onun içindir. Ama kendileri inkar etseler de geçimlerini çapul ve ganimetle sağlamaktalar. Hem de Müslümanları yağmalayarak.

Şimdi diyeceksiniz ki Necid çölünde Bedeviler bunları yaparken ve beş yıl Sürre Alayı İstanbul'dan yola çıkamazken, devleti yöneten padişah ve devletlüler ne yapmışlar, neden müdahale etmemişler? Güzel soru. Cevabı da sizler araştırıp bulunuz ya da aşağıda adını vereceğim kitabı okuyunuz, derim naçizane. Eğer tarih okumaya ilginiz varsa elbette. :)


Not: Mehmet Akif Ersoy'un Necid Çöllerinden Medine'ye adlı bir şiiri vardır.


Kaynak Kitap: 

İskender Pala, KERVAN. Kapı Yayınları. 1. Baskı, s: 26-35)