"VADİDEKİ GÜZEL ŞEHİR; BİTLİS
"Seyahat etmek, önyargıyı, bağnazlığı ve dar görüşlülüğü öldürür" der Mark Twain. Dolayısıyla seyahat etmeye devam ederek, güzel ülkemin fazlaca bilinmeyen, tanınmayan ilçe ve köylerine dar ve engebeli yollardan geçerek, yemyeşil ovalar ve başı karlı dağları seyrederek Bitlis'e ulaştık. Bitlis adının Büyük İskender'in komutanlarından biri olan "Bedlis"ten geldiği söylenmektedir.
Tarihi:
Bitlis, vadi içinde kurulduğundan "Vadideki Güzel Şehir" diye anılır. Bitlis, M.Ö. 400 yıllarında Urartuların yerleşim alanıydı. Daha sonra sırasıyla Asurlular, Medler, Persler ve Bizans yönetiminde kaldı. 13. yüzyılda Eyyübiler, Harzemşahlar ve Moğolların saldırısına uğrayan Bitlis, 1514 yılında gerçekleşen Çaldıran Savaşı sonrasında Osmanlı egemenliğine girdi.Birinci Dünya Savaşı sırasında bir süre Çarlık Rusya'nın işgali altında kalan Bitlis, Cumhuriyetin ilanından sonra il yapıldı.
Bitlis'te Büyük İskender Hangi Adla Anılır?
Rehberimizin anlattığına göre, Bitlis'te ve bölge halkına Makedonya Kralı Büyük İskender kimdir diye sorarsanız, kimse bilmez bu adı. Çünkü Büyük İskender "İskender'i Zülkarneyn" olarak anılır ve bilinir. Bunun nedeni şöyle açıklanmaktadır: Halk hikayelerinde anlatılagelen ve Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde yazılanlara göre, Makedonyalı Büyük İskender ile Kur'an-ı Kerim'de adı geçen hükümdar Zülkarneyn'in aynı kişi olduğu kabul edilir. Bu nedenle İskender, dini ve mistik bir kişilik kazanarak bu isimle anılır. Şerefname'nin yazarı Sultan Şerefeddin yazdığı Farsça kitabında İskender için iki boynuzlu İskender diye söz eder.Çünkü İskender'in alnında boynuz şeklinde iki et parçası vardı.
Bitlis merkezinde ilk durağımız, Bitlis Kalesi idi. Kaleden şehir merkezini, Bitlis Çayı'nın dingin akışını izleyerek tarihi Bitlis çarşısına doğru ilerledik. Bitlis çayı, Doğu Anadolu'yu, Güneydoğu'ya bağlar, Botan çayı ile birleştikten sonra Dicle Nehri'ne katılır. Bitlis vadisi ise bölge coğrafyasının zorlu yapısına rağmen tarih boyunca önemli bir ulaşım rotası olmuştur.
Bitlis Kalesi:
Şehrin merkezinde dik bir vadi üstünde yükselen kalenin Makedonya Kralı Büyük İskender tarafından komutanı Bedlis'e yaptırdığı rivayet edilir. Kale çıkılması zor ve sarp bir tepe üzerinde yapıldığından çevresinde savunma hendeği yoktur. Kalenin yapımı ile ilgili söylenegelen bir de efsanesi vardır. Şöyle ki; Büyük İskender, komutanı Bedlis'e "Buraya öyle bir kale inşa et ki, kuşatılsa bile hiçbir kral, hiçbir ordu bu kaleyi fethedemesin. Bedlis, kalenin inşaatını bitirdikten sonra, İskender kaleyi kuşatır ama alamaz, geri çekilir. Sonrasında komutan Bedlis, kaleden çıkarak kalenin anahtarını İskender'e verir. İskender de Bedlis'i bölgeye vali yapar.
İhlasiye Medresesi:
Bitlis'te bulunan medreseler, dönemin eğitim, öğretim ve kültür hizmetlerini yürüten önemli kurumlardır. İhsaniye Medresesi, Bitlis il merkezinde bulunmaktadır. Medrese, V. Şerefhan'ın yazmış olduğu Şerefname eserindeki bilgilere göre 1589 yılında kendisi tarafından yaptırılmıştır. Klasik Selçuklu mimarisinin tüm özelliklerini taşımakta olup bahçesinde ziyaretgah olarak kullanılan türbeler vardır. Medrese, dikdörtgen planlı, düz damlı ve kubbesizdir. Köşelerde kulelerle desteklenmiştir.
Şerefhan Kümbeti:
Kümbet, sekizgen bir plana sahip olup piramidal şeklinde bir külah ile örtülüdür. Yapımında düzgün kesme taş kullanılan kümbet, Selçuklu döneminin önemli kümbetlerden biridir.
Genellikle halk arasında kümbet ile türbe karıştırılır. Kısaca çatı yapısı konik şeklinde külah ve iki katlı olanlar kümbet, çatısı kubbeli ve genellikle tek katlı olanlar türbe olarak adlandırılır.Kümbetler daha çok Selçuklu dönemine ait karakteristik yapılardır. Türbeler ise daha çok Osmanlı döneminde yaygınlaşmıştır.
Efsel Ağa (Apsal Ağa) Köprüsü:
Bu taş köprü, Bitlis Kalesi ile şehir merkezi arasındaki bağlantıyı sağlar. Tek kemerli olan taş köprünün 1690-1691 yıllarında inşa edildiği tahmin edilmektedir. Köprü Osmanlı dönemi izlerini taşımaktadır. Bitlis'te yürütülen "Dere Islah Projesi" kapsamında çevresindeki binalar yıkılarak köprü restore ediliştir.
Bitlis Ulu Camii:
Malazgirt Savaşı'ndan sonra Büyük Selçuklu Devleti'ne bağlı olarak Bitlis'te kurulan Dilmaçoğlu Atabeyliği zamanında yapılmış, 1150 tarihinde Dilmaçoğlu Fahreddin Devlet Şah zamanında yapılmıştır. Doğu-Batı doğrultusunda yapılan bu caminin kıble duvarında birbirine paralel üç nef ile mihrap üstünde bir kubbe bulunmaktadır. Bu kubbe, dışarıdan silindirik bir tambur üstüne oturmakta ve konik bir çatı ile örtülmüştür. Bitlis Ulu Camii, Selçuklu mimarisinin en eski ve en önemli örneklerinden biridir. Birçok deprem geçiren camii, 1441 yılında büyük bir yangına maruz kalmış ve onarılmıştır.
Şerefiye Camii Ve Külliyesi:
Külliye, Bitlis şehir merkezinde Kışla ve Hasor derelerinin birleştiği yerde kurulmuştur. Kitabeye göre Bitlis Emiri IV. Şerefhan tarafından 1529 yılında yaptırılan külliye; camii, medrese, türbe, imaret ve hamamdan oluşmaktadır. Şerefiye Cami'sinin doğu cephesindeki taş işçiliği ve geometrik motifler yapının en dikkat çekici detaylarındandır. Güney cephesinde yer alan beş kenarlı mihrap çıkıntısı ve yarım piramidal külahı ile öne çıkar.
Bitlis'te Beş Minare Türküsünün Hikayesi:
I. Dünya Savaşı sırasında Doğu Anadolu'yu işgal eden Rus ordusu, Bitlis'te büyük bir yıkım ve katliam yapar. Savaş bittikten sonra gurbette olan baba, memleketinin durumunu öğrenmek için oğlunu şehre gönderir. Bitlis'e giden oğlu, şehrin harap olmuş halini geri dönerek babasına anlatır. Der ki; "Şehirde hayata dair hiçbir iz yok, sadece beş tane minare ayakta kalmış." Bu sözler üzerine yıkılan baba diz çöker ve oğlunu yanına çağırarak gözyaşları içinde o ünlü ağıdı yakar; "Bitlis'te beş minare, beri gel oğlan beri gel..."
Not: Fotoğrafların tümü tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!













Hiç yorum yok:
Yorum Gönder