Sosyal Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Medya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Ağustos 2026 Pazartesi

 



"SEN DEĞERLİSİN" AKIMINA KAPILMAK




Sosyal Medya'da bazı hesapların dijital psikolog! olarak başlattıkları "sen değerlisin" akımına rastlamışsınızdır sanırım. Eğitimli, eğitimsiz kim olursa olsun, ağzı olan sanal medyada yazıyor, çiziyor ve "sen değerlisin" diye paylaşıyor. Sonunda da "ben değerliyim" diyen bireylere "narsist" etiketi yapıştırmaktan da çekinmiyorlar! Kelimelerin anlamlarının çarpıtıldığı, içinin bu denli boşaltıldığı bir döneme denk gelmek ne kadar üzücü...Ben buna sosyal medya zorbalığı diyorum. Zorbalık, çünkü kasıtlılık var, tekrarlanabilirlik var, güç dengesizliği var!

Değerli olmak ya da değerli olduğunu hissetmek içten gelen ve dış koşullara bağlı olmayan kendine verdiğin bir özdeğerdir. Eğer kendine verdiğin özdeğer azsa veya yoksa, başkalarından sana değer vermesini beklememelisin. Yani bir insan kendi değerini, başkalarının kendisine ne kadar yetki ve onay verdiğiyle değil, kendine karşı ne kadar dürüst olduğu, kendi sınırlarını korumayı ne kadar bildiğiyle ilgili olarak kendisi belirler. Bu da dışarıdan gelen alkış ve pohpohlamalarla değil, içsel bir olgunlaşma ve öz farkındalıkla oluşur. 

İçsel değer ise, kişinin sadece insan olmasından dolayı kendisinden kaynaklanan, dış koşullara veya başarılarına bağlı olmayan öz değeridir. Genellikle "önemli olmak" ile "değerli olmak" birbiriyle özdeş kabul edilir, ki bu doğru değildir. Önemli olmak genellikle makam, mevki, başarı ve zenginlik gibi dışsal etkenlere dayanır. Değerli olmak ise bunlardan bağımsız bir ruh halidir. Örneğin, değerli olmayan bir birey önemli olabilir! Bunun örneklerini toplumda sıklıkla görebiliriz.

İbn-i Sina şöyle der; "Bir insan kendisinin ne olduğunu bildikten sonra, kendisini bilmeyenlerin söylediklerinin ne değeri vardır?" Kendinizi biliyor ve kendinize değer veriyorsanız, başkasından "değer verme" beklentisine girmezsiniz. Çünkü kendi değerini başkasından bekleyen kişi değerini kaybeder. Ve unutmayınız; "Kendini değerli bulan birini kötü hissettirmek zordur."


Görsel: Dünya'da sadece Ankara'nın Gölbaşı ilçesinde yetişen endemik bir tür olan ve Dünya Doğa ve Doğal Kaynaklar Koruma Birliği tarafından nesli tehlikede olduğu belirlenen ve koruma altına alınan Sevgi Çiçeği. Halk arasında Yanardöner Çiçeği adı ile anılır.


21 Ocak 2021 Perşembe

 

AZİZLER FİLM ELEŞTİRİSİ VE YALNIZLIK ÜZERİNE



Yalnızlık. Sözcüğe yüklediğimiz anlam bile ürkütücü geliyor; kimsesizliği, ıssızlığı, tenhalığı çağrıştırdığı için. Çünkü,"insan, toplumsal(sosyal) hayvandır" diyen Platon'u doğrular niteliktedir yaşadığımız dünya ve birey ancak toplumla var olur.

Azizler filminin ana teması "bireyin yalnızlığı" üstüne kurulu. Günümüzde, diğer her şey gibi yalnızlık da çeşitlendirildi; patolojik yalnızlık, seçilmiş yalnızlık, mecburi yalnızlık, derin yalnızlık, sosyal durum yalnızlığı, duygusal yalnızlık, gizli yalnızlık.  Yalnızlığın sebebi, adı her ne olursa olsun, toplumdan uzaklaşma hissi ve kendi içinde bir boşluk barındırma duygusudur. İster yalnızlığı tercih et veya etme yalnızlık, paylaşılabilen bir duygu değildir. Ancak, yalnızlığı gerçekten isteyenler vardır. Halil Cibran'ın "Yalnızlığı istedim. Çünkü nezaketi zayıflığın bir parçası, hoşgörüyü ödleklik, yücelmeyi böbürlenme fırsatı kabul eden kalabalığın terbiyesizliğinden usandım" diyenler gibi. Bu durum ise, tek başına kalmayı tercih edenler ve yalnız olmaktan zevk alanlar için sıradan bir yalnız olma halinden farklıdır. Çünkü yalnızlık duygusu istek dışı bir yalnız kalma durumundan dolayı ortaya çıkar. Uzmanlara göre, yalnızlık duyan insan terkedilme, dışlanma, depresyon, güvensizlik, umutsuzluk, anlamsızlık, değersizlik ve kızgınlık duygularıyla doludur. Kendisinin hiç kimsenin sevgisine değer olmadığını düşünür. Bu nedenle de sosyal yaşamında zorluk çeker, diğer insanlarla sosyal ilişkiler kurmadan kaçınır.

Taylan Biraderler'in  Azizler filmi bir kara mizah. Doğrusu ben filmi izlerken hiç gülemedim, ancak filmdeki bazı karakterlerin yaşam tarzının, günümüz yaşam tarzındaki  izdüşümleri oldukça düşündürücüydü. Azizler filmi kısaca, günümüz insanının yalnızlığını anlatıyor ve film bittikten sonra, kendimize şu soruyu sorduruyor: Yalnızlığın içinde kıvranan insanlar, yalnızlıklarını gidermek için ne yapıyorlar? 

Fimde; yalnızlığını gidermek için sanal yoldan arkadaş bulmaya, zenginliğine rağmen bir arkadaş edinebilme uğruna, elindeki maddi olanakları kullanmaya, küçük kızlarının youtuber olmasından maddi çıkar sağlamaya çalışan ebeveynlere ve yalnızlıktan kafayı yeme aşamasına gelip, buzdolabının kapağına yapıştırdığı on yıl önce ölmüş karısının siyah-beyaz cenaze fotoğrafıyla hayali konuşmalar yapan yaşlı ve hasta bir ihtiyara kadar toplumun farklı katmanlardaki insanları görüyoruz. Dokuz yaşındaki oyuncu Göktuğ Yıldırım'ı (filmdeki adı Caner) izlerken, günümüz aile yaşamında kimin aile reisi olduğunu tartışmasız kabul edebilirsiniz. Artık evde-ailede ebeveynlerin değil, çocukların sözü geçiyor; uzman teşhisiyle bu çocuklar "denyo" bile olsalar! Filmde aklı başında olarak yalnız kalmayı ve dolayısıyla evine çöken ablası, eniştesi ve canavar yeğeni Caner'den uzak kalmayı çok isteyen Engin Günaydın'ın canlandırdığı Aziz tiplemesi (seçilmiş yalnızlık). Sanki Aziz, deliler içinde tek kalan akıllı gibi. Sonunda istediği yalnızlığa kavuşuyor ama ileride yalnızlıktan  delirmeyeceği ne malum?

Eğer yalnızsanız ve yalnız yaşamaya devam etmeyi düşünüyorsanız, ben bu tiplerden hangisiyim veya ileride hangisine benzeyeceğim diye düşünmeden edemeyeceksiniz. Çünkü filmin casting'i çok iyi.

Azizler filminde, iletişim teknolojisinin gelişimi ve sosyal medyanın günlük yaşam içinde bu kadar yoğunluklu ve etkin kullanıldığı günümüzde, insanlar arasındaki iletişimin çok daha sorunlu hale geldiğinin altını çiziyor adeta. Bu iletişim sorununun yeni nesile olan etkisini çok çarpıcı bir şekilde yansıttığı filmdeki iki çocuğun içler acısı haliyle tasvirinden anlıyoruz. Popüler kültüre çok erken yaşta maruz kalan Caner'in denyoluğunu izlerken insanın tüyleri diken diken oluyor. Diğer çocuk Cansu'nun sorunlu bir anne-baba'dan belki de kaçmak için youtuber olması ve kısa zamanda fenomen haline gelmesi,  ebeveynleri için Cansu'yu para makinesine dönüştürüyor. Daha fazla para kazanabilmek için kızlarından çok kendileri uğraşıyorlar ve ünlü bir reklam ajansından yardım almak için başvuruyorlar.

Samimiyetin kaybolduğu günümüz sosyal medya yaşantısında hangimiz içtenlikle duygularımızı dolambaçsız, doğrudan karşımızdakine aktarabiliyoruz? Samimiyetin lüks sayıldığı 21. yy dünyasında yalnızlaşmak bir kader mi, yoksa bir seçim mi? Sorunun cevabını haftalık yüzyüze görüşmeleriniz, telefon konuşmalarınızın süresi ile akıllı telefonunuzun haftalık raporunda sunduğu sosyal medya kullanım zamanınızı kıyaslayarak verebilirsiniz.

Aynada kendinize bakmak için keyifli seyirler... 


Görsel alıntıdır.