Mary Shelley - Frankenstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mary Shelley - Frankenstein etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Haziran 2018 Salı




TEK KİTAPLIK YAZARLAR



Bir yazarı tanımak için onun yazdığı kaç kitabı okumalı? Veya bir yazar, tek kitapla ünlü olup, düşüncelerini, duygularını, hayallerini ve fikirlerini kendisi öldükten sonra, geride kalanlara ulaştırabilir mi? Sorumu şöyle genişletebilirim de; tek kitapla üne kavuşan ama sonraki yazdıklarıyla milyonlara ulaşan okuyucu kitlesini memnun edemeyen kaç yazar vardır?  Bu düşünce nereden  aklıma geldi peki? Anlatayım:

Okuduğum kitaplardan, izlediğim film ve dizilerden, halktan duyduklarımdan hoşuma giden sözleri not aldığım cici bir defterim var. Ben ona "ASD" (Anlamlı Sözler Defterim) diyorum. Ara sıra açıp baştan sona okurum içindekileri, unutmayayım diye. Bugün defterimi açtığımda, "Kalemle, kılıcın yaptıklarından daha fazlasını yapabilirsiniz" diyen Harriet Beecher Stowe'un sözü ilişti gözüme. Stowe'un yalnızca bir kitabını okumuştum; Tom Amca'nın Kulübesi.  Başka bir kitabı var mıydı, varsa Türkçeye çevrilmiş miydi, bilmiyordum. Bunun üzerine bir araştırma yaptım.

Harriet B. Stowe, kendi adını bile geçecek olan yazdığı "Tom Amca'nın Kulübesi" romanıyla Amerika'daki kölelik uygulamasına duyulan öfkeyi anlatıyor, bu sistemin hem beyazlar hem de siyahlar üzerindeki yıkıcı etkilerinden bahsediyordu. 
ABD Başkanı Abraham Lincoln, kendisiyle karşılaştığında ona "Demek bu büyük savaşı başlatan kitabı yazan küçük kadın sizsiniz" demişti.
Dünya genelinde 3 milyondan fazla satan eseri, etkisini İngiltere de bile hissettirmişti. Kölelikle ilgili eserleri Kuzey Amerika'da kölelik karşıtlarını harekete geçirmiş, köleliği savunan Güney eyaletleri arasında yaşanan iç savaşın ardından kölelik kaldırıldı. Harriet Stowe, yazdığı bu eserle, Amerika'da köleliğin kaldırılmasında etkili bir rol oynamakla kalmamış, dünya genelinde kölelik sisteminin gündeme gelmesini sağlamıştır.*

Harriet Stowe'un Tom Amca'nın Kulübesi'nin dışında 20 romanı daha var, fakat herhangi birinin adını duydunuz mu?

Huffington Post hem yazınsal açıdan değerli olan hem de hatırı sayılır bir okuyucuya ulaşan ama sonrasında bir daha başarılı bir esere imza atamayan yazarların listesini yaptı. İşte o liste:

Harper Lee: Harper Lee'nin 1960'ta kaleme aldığı Bülbülü Öldürmek, Pulitzer Ödülü aldı. Kitap kısa sürede ABD edebiyatının klasikleri arasında yerini aldı ve sinemaya uyarlandı.
Ralph Ellison: Görülmeyen Adam, 1953'te ABD'nin Ulusal Kitap Ödülü'nü kazandı. Ellison'ın sonrasında yazdığı kitaplar, yazarın ölümünden sonra yayımlandı.
Emily Bronte: Uğultulu Tepeler İngiliz edebiyatının en önemli eserlerinden biri. Bronte başka kitap yazmadı.
Margaret Mitchell: Hiçbir kitabı Rüzgar Gibi Geçti'nin yanına yaklaşamadı. 
Erich Maria Remarque: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ile karşılaştırıldığında Remarque'ın diğer kitaplarının esamesi dahi okunmuyor...
Mary Shelley: Kimse Shelley'in Frankenstein dışında diğer yazdığı romanları duymamıştır.
Bram Stoker: Yüzlerce dile çevrilen ve birçok uyarlaması yapılan Dracula, Stoker'in en bilinen eseri.**

Demek ki, bir yazar tek  kitapla kendini tanıtıp üne kavuşabiliyormuş.  
Vee bir zamanlar ülkemizde, kalemin, kılıçtan keskin olduğunu düşünen beyinler varmış, ki o beyinler bu düşüncelerini "atasözü" olarak bizlere bırakmışlar...Belki atasözü dinleriz diye!


Not:
Bir kitapta okumuştum; dünyanın en başarılı yazarlarından biri olduğu ve birçok kitap yazdığı halde Ernest Hemingway,  ilham perisinin kendisini terkettiğini düşündüğünden ve artık yazamadığından av tüfeğiyle hayatını sonlandırmıştı.


Kaynaklar:
* Ali Çimen, Tarihi Değiştiren Kadınlar.
** sabah.com.tr/kitap/2013







23 Eylül 2014 Salı




AVRUPA' NIN  ÇATISI: HELVET  KONFEDERASYONU




En azından, bir çoğunuzun bu isme yabancı olduğunu sanıyorum. Avrupa' da böyle bir ülke mi var, dediğinizi duyar gibiyim. Merakınızı uyandırıp ilginizi çekebildiysem eğer, bu ülkeyi çok iyi tanıdığınızı söyleyebilirim. Bu ülke, İsviçre' dir. Dünyada İsviçre diye bilinen ülkenin resmi adı Helvet Konfederasyonu' dur. Bankacılık ve finans sektörlerinde çok güçlü bir ekonomiye sahip olan, büyüleyici doğası ve karlı dağlarıyla Avrupa' nın çatısı olarak adlandırılan küçük ülke İsviçre.  Adını duyduğumuzda aklımıza ilk gelenler; saat, çikolata ve peynir olan ülke.

İsviçre' yi yazmak nereden aklıma geldi? İstediğimiz takdirde,"Google" a yazarak, İsviçre ile ilgili  bilgilere ulaşabiliriz. Ancak, ulaşamayacağımız bilgiler de olacaktır ki, bu bilgileri  de okuduğumuz kitaplardan ediniriz. Kitaplar, "İnternet" ten daha detaycı ve daha güvenilir kaynaklardır. Bu bağlamda, daha önce okuduğum Dan Brown' un "Melekler ve Şeytanlar" romanı ve son olarak okuduğum Paulo Coelho' nun "Aldatmak" romanından İsviçre hakkında öğrendiklerimi sizinle paylaşmak istedim. Ne de olsa, bu bir "Genel Kültür" blogu.

İsviçre siyasetini ülkemiz siyasetiyle karşılaştırdığımda çok ilginç buldum. Paulo Coelho kitabında İsviçre siyasetine dair şunları yazıyor: İsviçreli siyasetçilerin özel yaşamlarıyla kimse ilgilenmez. Sadece iki şey skandala yol açabilir: yolsuzluk ve uyuşturucu. Gazeteler konu eksikliği çektiğinden bu unsurlar devreye girerse olay alabildiğine büyür ve beklenenden daha ağır sonuçlar ortaya çıkar.

Ama siyasetçilerin metresi olup olmadığını, kerhanelere gidip gitmediklerini ya da eşcinselliklerini açık edip etmediklerini hiç kimse merak etmez. Seçim vaatlerini yerine getirdikçe ve kamu bütçesini aşmadıkça  sorun yoktur. İsviçreliler huzur içinde yaşayıp giderler.

İsviçre' nin başkanı her sene değişir (doğru duydunuz, her sene) ve halk tarafından değil, İsviçre Devleti' nin yönetimini üstlenmiş yedi bakanın oluşturduğu Federal Meclis tarafından seçilir. 

İsviçre halkı her şeye kendisi karar vermeye bayılır. Bu nedenle plebisit propagandaları eksik olmaz.Çöp torbalarının renginden (siyah galip geldi) silah ruhsatlarına (ezici çoğunluğun oyu sayesinde İsviçre dünyada kişi başına en çok silah düşen ülkeye dönüştü), ülke çapında inşa edilmesine izin verilen minare sayısından (dört) yabancılara tanınan sığınma hakkına kadar hepsine plebisitle karar verilir.

Diğer Avrupa ülkelerinde şaşkınlık uyandırsa da, biriyle karşılaşıldığında yanaklarından üç kez öpmek İsviçre' de adettir. İsviçre' ye gittiğinizde şaşırmayın!

İsviçre' nin ikinci büyük kenti Cenevre' de bulunan bir şato, ünü günümüze kadar ulaşan bir canavara hayat vermişti, oysa bu canavarı yaratan kadının adını çok az kişi bilir. Canavarın adı: Frankenstein. Yaratıcısı da İngiliz şair Percy Bysshe Shelley' in on sekiz yaşındaki "karısı" Mary' dir. Karı-koca Shelley' ler bu şatonun sakinlerinden İngiliz şair Lord Byron' a konuk olduklarında kaldıkları süre içinde Mary, Frankenstein canavarını yaratmış, İngiltere' ye döndüklerinde kitabını bastırmıştır.

Vatikan' ı Papa' yı korumakla yükümlü 110 muhafız İsviçre vatandaşıdır. Muhafızların hikayesi 1505 yılında Papa II. Julius' un, İsviçre' den kendisini koruyacak bir birlik göndermesini talep etmesiyle başlıyor. O tarihte İsviçre askerlerinin ünü tüm Avrupa' da biliniyor. Eylül 1505' te 150 İsviçreli asker, ilk defa Roma' ya giriyor. Ancak İsviçre Muhafızları' nın resmi kuruluşu 22 Ocak 1506 olarak kabul ediliyor.İsviçreli Muhafız olmak için Katolik, bekar ve İsviçre vatandaşı olunması, askeri görevini yapmış, lise veya üniversiteyi bitirmiş, 19-30 yaşları arasında ve en az 174 cm uzunluğunda olunması gerekmektedir.

Son olarak, bildiğinizi düşündüğüm şu bilgiyi yine de eklemek istiyorum. İsviçre Avrupa' nın önemli kültürlerinin kavşağında yer aldığından bu kültürler ülkenin dillerini ve kültürünü önemli ölçüde etkilemiştir. İsviçre' nin dört resmi dili vardır; Kuzeyde ve orta İsviçre' de Almanca, batıda Fransizca, güneyde İtalyanca ve güney-doğuda Graubunden kantonunda küçük bir azınlık tarafından konuşulan Romanş. Federal hükümet dört resmi dili de kullanmak zorundadır.


Görsel: onedio.com