Erich Maria Remarque etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Erich Maria Remarque etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Aralık 2023 Cuma

 



REMARQUE'IN İNSANLARI SEVMELİSİN ROMANINDAN 11 ALINTI



Özellikle güzel ülkemiz ve Avrupa devletleri mülteci sorunlarıyla uğraşırken ve mülteci akınını durdurmak için topu birbirlerine atarken iki dünya savaşı ve sonrasında, hiçbir yerde istenmeyen mültecilerle ilgili devletlerin tavrına ilişkin pek bir değişiklik olmadığını Remarque'ın kitabını okuyunca anlıyor insan. Romanda, savaşın alevlerinin sönmeye başladığı yıllarda mültecilerin sınırdan sınıra kovalanması ve çektiği sıkıntılar anlatılmaktadır. Sığınmacılar kendi ülkelerinin vatandaşlığından atılmış, kimliksiz, pasaportsuz hiçbir ülke tarafından kabul edilmemektedir. Romanı okurken; sığınmacıların sığınamadığı dünya, günümüz dünyası için de çok tanıdık geldi doğrusu.

Romandan seçtiğim alıntılar:

-"Kötü bir çağdayız. Barış toplarla, bombardıman uçaklarıyla korunuyor. İnsanlık ise, toplama kamplarıyla, toptan öldürmelerle. Bütün değer ölçülerinin altüst edildiği bir zamanda yaşıyoruz Kern. Bugün saldırgana barış koruyucusu, kamçılanana ve kovalanana ise dünya düzenini bozan deniyor. Üstelik bir sürü millet de buna inanıyor." (s: 110)

-"Yanı başında birisi ölürken sen bunu duyamazsın. Dünyanın bahtsızlığı da budur işte. Acımak ıstırap değildir. Acımak, başkasının felaketi karşısında duyulan gizli bir sevinçtir. Bu felaket kendimize veya sevdiğimiz birisine gelmediği için aldığımız rahat bir soluktur." (112)

-"Kötüler daha sert oluyor, bu yüzden de daha çok dayanıyorlar." (s:114)

-Kern suratını asarak, "Kimi zaman şu mülteci lafını duymak bile sinirimi bozuyor," dedi. Marill güldü. "Saçma. Toplulukların en iyisinin içine girmişsin. Dante bir mülteciydi. Schiller yurtdışına gitmek zorunda kalmıştı. Heine ile Victor Hugo da öyle. Bunlar sadece birkaçı. (s:117)

-"Blöf çağında yaşıyoruz, sizin ise bunu hala öğrenmediğiniz anlaşılıyor. Demokrasinin yerine demagoji geçmiş bulunuyor. Bu da doğal bir sonuçtur."(s: 190)

-"Yargıç omuzlarını kaldırdı. "Size ben yardım edemem. Ceza vermek zorundayım. En az ceza da on dört gün hapistir. Kanun böyle. Mülteciler selinden yurdumuzu korumak zorundayız." (s: 286)

-"Yeryüzündeki en korkunç şey nedir bilir misiniz? Yine aramızda kalsın, sonunda her şeyin alışkanlık halini almasıdır. Karşısında kendimizden geçtiğimiz şeylerde bile bu böyledir." (s: 292)

-"İnsan kendi aşırılıkları içinde büyüktür. Sanatta, aşkta, budalalıkta, kinde, bencillikte ve fedakarlıkta da bu böyledir. Ama dünyada çok kimsede olmayan şey, orta derecede de olsa, iyilik duygusudur." (s: 361)

-"İyi bir hafıza, dostluğun temeli ve aşkın mahvolmasıdır." (s:362)

-"Kağıdın verdiği tiksinti duygusunun şerefine içelim Huber. Kağıdın insan üzerinde böylesine bir egemenlik kurmuş olması doğrusu şaşılacak şey. Atalarımız gök gürültüsünden, yıldırımdan, kaplandan ve depremden korkardı. Daha yakın atalarımız kılıçtan, haydutlardan, salgın hastalıklarla Tanrı'dan korktular. Bizse, ister banknot olsun, ister pasaport basılı kağıtların karşısında titreşip duruyoruz. Mağara adamı koca sopalarla, Romalı kılıçla, ortaçağ insanı vebayla yok edilirdi., bizleri ise bir kağıt parçasıyla imha ediyorlar." (s: 368)

-"Yaşasın fertçiliğin yok edilişi! Eski Yunan'da, düşünmek bir üstünlük belirtisiydi. Sonra bir mutluluk oldu. Daha sonra da bir hastalık. Bugün ise cinayet sayılıyor. Uygarlığın tarihi, onu yaratmış olanların ıstıraplarının da tarihidir." (s:380)

Not: Nansen pasaportu: 1917 devriminden sonra yurtlarından kaçan Beyaz Ruslara ünlü kutup kaşifi Nansen'in aracılığıyla Birleşmiş Milletler tarafından verilen pasaporttu. Bu sayede Rus mültecilerin hepsinin Nansen pasaportu ve çalışma izni vardı. Ama diğer ülke mültecilerinin Nansen pasaportu yoktu. Çalışma izinleri de olmadığı için açlıktan ölüyorlardı.




20 Mart 2023 Pazartesi

 


ATATÜRK, "BATI CEPHESİNDE YENİ BİR ŞEY YOK" FİLMİ İÇİN NE DEMİŞTİ?




Savaş karşıtlığını en iyi anlatan kitaplardan biri olan Erich Maria Remarque'ın (1898-1970) "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" romanı, değişik zamanlarda  sinemaya uyarlanmıştır. En son, 2023 Oscar Ödüllerinden dördünü kazanan Alman yapımı "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" filmi, Remarque'ın aynı adlı romanından uyarlandığı için romanı, yeniden gündeme taşıdı. Roman, Batılıların "Büyük Savaş" diye adlandırdıkları I.Dünya Savaşı'nın vahşetini anlatıyor. 

9 dalda Oscar'a aday gösterilen filmin aldığı ödüller ise şöyle: 1- En iyi uluslararası film, 2- En iyi sinematografi, 3- En iyi film müziği, 4- En iyi yapım tasarımı. Eklemeliyim ki, Rusya-Ukrayna Savaşı sürerken, savaş karşıtı bu filmin 4 ödül almasını oldukça manidar buldum!

68 ve 78 kuşağının Remarque'ın bu romanını okuduğuna eminim. 88 kuşağı ile sonraki kuşakların romanın adını bile duyduğundan kuşkuluyum. Dolayısıyla vizyona girdiğinde bu filmi izlemelerini umuyorum.

Filmle ilgili olarak internette araştırma yaparken daha önce hiç duymadığım, bilmediğim çok ilginç bir bilgiye ulaştım. Yazacağım bu bilgiyi belki siz de ilk defa duyacaksınız. Bu bilgi, Atatürk'ün sinemayla ilişkisi olunca yazmak istedim. Özellikle, filmin 1930'lu yıllarda Türk-Alman siyasi ilişkileri bakımından önem arz ettiği düşünülünce.

Atatürk, 1930 yılı yapımı "Garp Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" filmini İstanbul'daki Elhamra Sineması'nda izlemiş. Cumhuriyetin ilk yılları. 1930 yılında Naziler Almanya'da henüz iktidar değiller ama yine de yönetimde etkililer. Film savaş karşıtı olduğu ve militarist söylem ve eylemleri eleştirdiği için, Nazilerin karşı çıkmalarına rağmen film Almanya'da gösterime girmiş. Ancak Nasyonal Sosyalistler filmin gösterildiği salonlarda gürültü yaparak ve film karşıtı gösteriler düzenleyerek filmin gösterimden kaldırılmasını sağlamışlar.

Bu filmi ülkemize Osman S. Seden'in babası Kemal Seden getirir. Film henüz  sansür kurulundayken Kemal Seden, özel bir gösterimle Atatürk ve zamanın  Dahiliye Vekili  Şükrü Kaya'ya bizzat kendisi izlettirir. Atatürk filmi çok beğenir ama yanında oturan Şükrü Kaya'ya şöyle der: "Filmi çok beğendiğini, savaşın getirdiği felaketleri en iyi biçimde anlatan bir belge niteliği taşıdığını, fakat savaştan yeni çıkmış Türk halkına bu filmin gösterilmesini sakıncalı bulduğunu, bunun için vaktin henüz erken olduğunu söyler." (*)

Atatürk'ün düşünceleri, Kemal Seden'i etkiler ve film gösterime girmez. Ama asıl nedenin yeni yeni düzelmeye başlayan Türk-Alman ilişkilerinde diplomatik bir krize neden olmaması gösterilebilir. Bu bağlamda sansür kurulu filmin gösterime girmesine zaten izin vermeyecektir diye de düşünülebilir.

Ömrünü cephelerde savaşarak geçirmiş, savaşın ne olduğunu ve sonuçlarını iyi bilen Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk, izlediği "Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok" filminin gösterime girmesinin sakıncalarını öngörmüş ve her zaman olduğu gibi yine milletini düşünmüştür. "Yurtta sulh, Cihanda sulh" diyen ulu önderimiz Atatürk'ü bu vesileyle sevgi, saygı, minnet ve rahmetle anıyorum...

Notlar:

Araştırma sonucunda Atatürk'ün sinemayla ilişkisini anlatan bir kitapla da tanıştım. En kısa sürede alıp okumayı düşünüyorum. İlgilenenler için kitapla ilgili bilgi vereyim. YKY'dan çıkan kitabın adı: Gazi'nin Sineması. Yazarı Ali Özuyar.

"Gazi'nin Sineması" adlı bu çalışma, birinci el kaynaklardan yola çıkarak, Atatürk'ün sinemayla ilişkisini derinlikli ve bütünsel bir yaklaşımla ele alıyor.

Okuyucu bu kitapta, sinema aracılığıyla, Cumhuriyet'in ilk yıllarına, dönemin sosyokültürel yapısına, Atatürk'ün sinemaya, bireysel ilgisinin yanı sıra, ulusal belleğin oluşumunda ve toplumun modernleşmesinde bir araç olarak atfettiği öneme, izlediği, senaryosunu yazdırdığı, bizzat rol aldığı, önerdiği ve yapımına destek olduğu filmlere ve beyazperdedeki son yolculuğuna tanıklık edecek. (**)

"Kitap altı bölümden oluşuyor. Ali Özuyar, önsözde şöyle diyor: Sinemayı ulusal belleğin oluşumunda etkili bir araç olarak gören Gazi, bundan dolayı Milli Mücadele'ye ve kendisine dair yapılan belge filmlerin tek bir merkezde (Harp Akademileri Film Çekme Merkezi) toplatılması için talimat vermiş ve içeriğini yetersiz bulduğu kimi belge filmlerin genişletilmesi için yapılan çalışmalara nezaret etmiş. Ancak vefatından sonra bu çalışmalar akim kalmış ve günümüze kadar geçen sürede de değişen bir durum olmamış." (***)


Kaynaklar:

(*) eksiseyler.com

(**) toplumsal.com.tr 

(***) diken.com.tr

Görsel, Everest Yayınlarının sayfasından alındı.




26 Haziran 2018 Salı




TEK KİTAPLIK YAZARLAR



Bir yazarı tanımak için onun yazdığı kaç kitabı okumalı? Veya bir yazar, tek kitapla ünlü olup, düşüncelerini, duygularını, hayallerini ve fikirlerini kendisi öldükten sonra, geride kalanlara ulaştırabilir mi? Sorumu şöyle genişletebilirim de; tek kitapla üne kavuşan ama sonraki yazdıklarıyla milyonlara ulaşan okuyucu kitlesini memnun edemeyen kaç yazar vardır?  Bu düşünce nereden  aklıma geldi peki? Anlatayım:

Okuduğum kitaplardan, izlediğim film ve dizilerden, halktan duyduklarımdan hoşuma giden sözleri not aldığım cici bir defterim var. Ben ona "ASD" (Anlamlı Sözler Defterim) diyorum. Ara sıra açıp baştan sona okurum içindekileri, unutmayayım diye. Bugün defterimi açtığımda, "Kalemle, kılıcın yaptıklarından daha fazlasını yapabilirsiniz" diyen Harriet Beecher Stowe'un sözü ilişti gözüme. Stowe'un yalnızca bir kitabını okumuştum; Tom Amca'nın Kulübesi.  Başka bir kitabı var mıydı, varsa Türkçeye çevrilmiş miydi, bilmiyordum. Bunun üzerine bir araştırma yaptım.

Harriet B. Stowe, kendi adını bile geçecek olan yazdığı "Tom Amca'nın Kulübesi" romanıyla Amerika'daki kölelik uygulamasına duyulan öfkeyi anlatıyor, bu sistemin hem beyazlar hem de siyahlar üzerindeki yıkıcı etkilerinden bahsediyordu. 
ABD Başkanı Abraham Lincoln, kendisiyle karşılaştığında ona "Demek bu büyük savaşı başlatan kitabı yazan küçük kadın sizsiniz" demişti.
Dünya genelinde 3 milyondan fazla satan eseri, etkisini İngiltere de bile hissettirmişti. Kölelikle ilgili eserleri Kuzey Amerika'da kölelik karşıtlarını harekete geçirmiş, köleliği savunan Güney eyaletleri arasında yaşanan iç savaşın ardından kölelik kaldırıldı. Harriet Stowe, yazdığı bu eserle, Amerika'da köleliğin kaldırılmasında etkili bir rol oynamakla kalmamış, dünya genelinde kölelik sisteminin gündeme gelmesini sağlamıştır.*

Harriet Stowe'un Tom Amca'nın Kulübesi'nin dışında 20 romanı daha var, fakat herhangi birinin adını duydunuz mu?

Huffington Post hem yazınsal açıdan değerli olan hem de hatırı sayılır bir okuyucuya ulaşan ama sonrasında bir daha başarılı bir esere imza atamayan yazarların listesini yaptı. İşte o liste:

Harper Lee: Harper Lee'nin 1960'ta kaleme aldığı Bülbülü Öldürmek, Pulitzer Ödülü aldı. Kitap kısa sürede ABD edebiyatının klasikleri arasında yerini aldı ve sinemaya uyarlandı.
Ralph Ellison: Görülmeyen Adam, 1953'te ABD'nin Ulusal Kitap Ödülü'nü kazandı. Ellison'ın sonrasında yazdığı kitaplar, yazarın ölümünden sonra yayımlandı.
Emily Bronte: Uğultulu Tepeler İngiliz edebiyatının en önemli eserlerinden biri. Bronte başka kitap yazmadı.
Margaret Mitchell: Hiçbir kitabı Rüzgar Gibi Geçti'nin yanına yaklaşamadı. 
Erich Maria Remarque: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok ile karşılaştırıldığında Remarque'ın diğer kitaplarının esamesi dahi okunmuyor...
Mary Shelley: Kimse Shelley'in Frankenstein dışında diğer yazdığı romanları duymamıştır.
Bram Stoker: Yüzlerce dile çevrilen ve birçok uyarlaması yapılan Dracula, Stoker'in en bilinen eseri.**

Demek ki, bir yazar tek  kitapla kendini tanıtıp üne kavuşabiliyormuş.  
Vee bir zamanlar ülkemizde, kalemin, kılıçtan keskin olduğunu düşünen beyinler varmış, ki o beyinler bu düşüncelerini "atasözü" olarak bizlere bırakmışlar...Belki atasözü dinleriz diye!


Not:
Bir kitapta okumuştum; dünyanın en başarılı yazarlarından biri olduğu ve birçok kitap yazdığı halde Ernest Hemingway,  ilham perisinin kendisini terkettiğini düşündüğünden ve artık yazamadığından av tüfeğiyle hayatını sonlandırmıştı.


Kaynaklar:
* Ali Çimen, Tarihi Değiştiren Kadınlar.
** sabah.com.tr/kitap/2013