Marc Levy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marc Levy etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ocak 2016 Cuma




 PETROL (KARA ALTIN)  -  BUZUL İLİŞKİSİ
(Yeni bir Soğuk Savaş nedeni olabilir mi?) 



Yıl 1980, aylardan Mayıs. Ulusça radyonun başında, televizyonun karşısında Eurovision Şarkı Yarışmasının sonuçlarını bekliyoruz. O zamanlar bu yarışma neredeyse milli bir meseleydi.. Bir türlü ilk üçe giremediğimiz yarışmada bu sefer Süperstar Ajda Pekkan "Petrol" şarkısıyla ülkemizi temsil ediyordu. Bir umut işte! Sonucun iyi olacağını düşünüyorduk. Ülkemizde ve dünyada yaşanan petrol krizine gönderme yapan şarkı, güncel bir konuyu işlemenin yanı sıra oryantal melodisiyle de kulağa hoş geliyordu. Tabii bize göre. Sonuç açıklandığında, ki 23 puanla 15. olmuştuk doğal olarak  hayal kırıklığı yaşadık. Bunu yazdım çünkü bugün 36 yaşını sürenler ve daha altındakiler bilmezler ve "petrol nasıl bu kadar önem arz ediyormuş ki adına şarkı bile yazılmış" diyebilirler. Günümüzde durum farklı mı? Petrol şarkısının nakaratına bakalım:

Aman petrol canım petrol
Artık sana sana sana muhtacım petrol
Eninde petrol sonunda petrol
Artık dizginlerim senin elinde petrol

Bugün de yalnız bizim değil, diğer ülkelerin dizginleri de petrolün elinde. Yani atı süren dizginleri elinde tutar misali. İşte Ortadoğu' daki bitmeyen savaşın nedenlerinden biri de oradaki zengin petrol kaynaklarına sahip olabilmek değil midir? Enerjide güçlü olan dünyada da güçlü olur ve dünyaya hükmeder mantalitesiyle yola çıkan ülkeyi yönetenlerin hırsları o raddeye varmış ki, petrol uğruna yapılan savaşlar bir türlü bitmek bilmiyor.

Jean- Jacques Annaud' un yönettiği "Black Gold" filmi, 1930 yılında Arabistan' da geçen petrol merkezli bir hikayeyi, petrolün bulunmasını ve ardından yavaş yavaş altın değerinde önem kazanmasını ve  petrolün yol açtığı rekabeti genç bir prensin gözünden anlatıyor. Hatırlatmak isterim; Birinci Dünya Savaşı sonrasında galip devletlerce harita başında  çizilen Ortadoğu sınırları (Irak, Suriye, Kuveyt, Ürdün) tamamen petrol yataklarında söz sahibi olmak amacı güdülerek çizilmiştir. Ve  sınırların çizilmesinde İngiliz Gertrud Bell' in rolü  büyüktür.

Kara altının sanata konu olmasıyla ilgili bu bilgiden sonra dünya iklim kuşakları için tehlike çanlarının çaldığı iklim değişikliklerinin nedenlerinden biri, hatta en önemlisi olan Kuzey Kutbu  buzullarının erimesine  ve petrolle nasıl bir ilişkisi olduğuna geçebilirim. Öncelikle şunu belirtmeliyim; konuyu hatırlamama neden olan, okuduğum Marc Levy' nin "Korkudan Güçlü Bir Duygu" adlı romanıdır. Kitabı okurken, petrol şarkısını, Dallas dizisini hatırladım gülümseyerek. Ama kitapta okuduğum gerçekler öylesine acıydı ki, gülümsemem dondu kaldı yüzümde. Az çok bilmeme rağmen, resmi belgeler ve raporlarda yazılanları okumak yine de sarsıyor insanı. İşte o gerçeklerin kısa bir özeti:

ABD 1945' te, kutup bölgesinde  geniş askeri tatbikatlara girişti ve Musk Ox adı verilen bir operasyonla, buzkıranların yardımıyla beş bin kilometrelik bir yol açıldı. Amaç, kuzey yolundan gelecek bir Sovyet istilasının risklerini değerlendirmekti. 1954' te USS Nautilius denizaltısı bankizin altından geçerek kutba ulaştı. Operasyonun amacı, Kuzey Kutbu' ndan vuracak Amerikan nükleer gücünün kapasitesini kanıtlamaktı, kanıtladı. Yirmi yıl sonra, Sovyetler Kuzey Kutup Dairesi' nde nükleer denemeler yaparak Novaya ve  Zemlya bölgesindeki 80 milyon metreküp buzu yok ettiler. SSCB gibi ABD' de, düşük güçlü nükleer enerjiyi ticari ve sivil amaçlarla kullanmayı planlıyordu. Sovyetler hemen her fırsatta nükleer patlamalara başvurdu. Radyoaktif kirlilik endişesi, onların nükleer enerji sayesinde Kuzey Kutbu' nun jeolojik zenginliklerine ulaşmayı kolaylaştırabilecek bir yöntem konusundaki araştırmalarını engellemedi. Anchorage Konferansı sırasında, Kurçatov Enstitüsü başkanı, hazır bulunan topluluğa sıvı gaz sevkiyatının nükleer denizaltılarla nasıl sağlanabileceği konusunda açıklamalarda bulundu. 1969 yılında ABD kuzey yolunu kullanınca Kanada ile kıta sahanlığı konusunda sorunlar çıktı. Ve Ottawa hükümeti maden çıkarma işini hızlandırma düşüncesiyle, Kanada Kutup bölgesindeki mineral kaynaklarının haritasını çıkarmak için yüz milyon dolarlık bütçe ayırdı. Kremlin' de, Kuzey Kutbu' nda petrol ve gaz çıkartılmasının, Rusya' nın enerjide süper güç olarak kalmasının kilit faktörü olduğunu ilan etti. Grönland otoriteleri bile, mineral zenginliklerin çıkartılmasını Danimarka' ya karşı bağımsızlıklarının şartı olarak savunuyorlar. Petrol, gaz, nikel ve çinko; kutup topraklarında hak iddia edemeyenler ve Arktik kıtanın bütün milletlerin malı olduğunu ileri sürenler de dahil, bütün zengin devletler bu yataklara el koymak istiyorlar. Buzulların erimesi sebebiyle kuzey yolunun açılmasının an meselesi olduğu düşünüldüğünden beri, aralarında Fransa, Çin ve Hindistan' ın da bulunduğu pek çok ülke, yıllardır Panama Kanalı' nda yaptıkları gibi artık bankizleri de kontrol altında tutuyor. Norveç Savunma Bakanı, Rus petrol şirketlerinin gelecek on yıllarda kendi karasularının ötesinde petrol arama çalışmalarına başlayacaklarıyla ilgili bir senaryo sundu ve kelime oyunlarına kalkışmadan, Kuzey Kutbu' nun paylaşımının Batı ile Doğu arasında yeni bir soğuk savaş' ın başlangıcı olacağını vurguladı.

Söz konusu petrol olduğunda iştahlar kabarıyor ve dünya enerji piyasasını elinde tutmak ve enerji de en güçlü olabilmek adına zengin devletler arasındaki rekabet kızışıyor ve olan gezegenimizdeki masum tüm canlılara oluyor. Kısacası; filler tepişiyor, çimenler eziliyor...



Not: Korkudan güçlü bir duygunun ne olduğunu merak edenler için yazıyorum; Cesaret' miş.
 



24 Ocak 2013 Perşembe





SONSUZLUK İÇİN YEDİ GÜN
(Zofia ve Lucas)


Latince anlamı mutluluk demek olan Faust, Goethe' nin yaşamı simgelerle anlattığı, iyilik ve kötülüğü irdelediği ve insan iradesinin üstünlüğünü ortaya koyduğu bir tragedyadır. Bu tragedyada Faust, bilgi ve bilim uğruna dünyanın bütün zevklerinden vaz geçen, zamanın hızla akıp geçtiğini görünce de acı çeken bir insandır.İyiliği temsil eder. Mefisto ise insanları kolayca baştan çıkarıp, sapkınlığa sürükleyebileceğini, haz veren zevkleri tattıklarında ruhlarını şeytana bile satabileceklerini iddia eden şeytandır. Kötülüğü temsil eder.

Gökte, Tanrı ile şeytan bahse tutuşurlar: Tanrı insanın yaradılışı gereği iyi olduğunu, dünyadaki eylemleri nedeniyle hatalar yapsa da sonunda ruhunun iyiliğinin baskın geleceğini ve doğru yoldan sapmayacağını bilmektedir. Şeytan ise insanları baştan çıkarabileceğini iddia etmektedir. Sonuçta bahsi Tanrı kazanır: Faust şeytana ruhunu satmaz ve yenilmez.Kısaca özetlediğim Goethe' nin" Faust"u anlaşılması ve okunması zor bir kitap.

  Akıcı bir dil kullanması nedeniyle okunması ve anlaşılması daha kolay olan ve bana göre Faust' u çağrıştıran Marc Levy' nin Can Yayınlarından çıkan "Sonsuzluk İçin Yedi Gün" kitabını günümüzü anlatması nedeniyle ilgiyle okudum. Kitabın konusu kısaca şöyle: Günümüz San Francisco şehrindeki devasa gökdelenin en üst katında duvarları ortak olan iki ayrı ofiste Tanrı ile şeytan bahse girdikleri iddiayı gerçekleştirmek üzere temsilcilerini seçerler. İddianın konusu: "...gelecek bin yılda yeryüzünü yönetmekle görevli olacak kişinin meşruiyetini kanıtlamaktır." Tanrı iyiliği temsil eden ve bir melek olan Zofia' yı seçer. Şeytan ise kötülüğü temsil eden ve iblis olan Lucas' ı seçer. Zofia ve Lucas görevlerini yapmak üzere şehre inerler.

Yazar, kitapta yirminci yüzyılın katlanılır gibi olmadığından bahisle; politika, ekonomi ve iklimle ilgili tüm analizlerin yeryüzünün cehenneme dönmekte olduğunu ortaya koyuyor.Zofia ve Lucas' ın bahse konu görevleri; insanlığı daha fazla iyiliğe ya da kötülüğe yönlendirmektir. Bunu başarabilen kendi tarafına zafer getirecektir. Yeni dünyanın idari yetkisi galip gelende olacaktır. Süre yedi gündür.
Melekle iblis yani Zofia ve Lucas birbirlerini tanımadan bir restaurantta karşılaşırlar ve aralarında müthiş bir çekim oluşur; zıt kutupların birbirini çekmesi gibi. Ve aşık olurlar. Sonuçta bu karşılıklı sevgi, kötü olan iblisi bile yola getirir ve bahsi sevgi kazanır.Tanrı, Zofia' ya"Kendi yarısını bulanın tüm insanlıktan daha bütün olacağını söyler. Kendi içinde biricik olan insan değildir; böyle olmasını isteseydim onu tek yaratırdım; ancak sevmeye başladığında tek olur insan. İnsan yaratısı belki kusurludur, ama evrende birbirini seven iki insandan daha kusursuz hiçbir şey yoktur"der.

Kitabın sonunda şeytan Tanrı' ya"tamamen kusursuz ya da tamamen kusurlu bir dünya olsaydı sıkılırdık"der. Gerçekten de Tanrı, insanoğlunun kusursuz olmasını isteseydi melek olarak yaratmaz mıydı? İnsana iradesini kullanarak seçim yapma hakkı tanıması insana verdiği değeri göstermez mi?


KAYNAK: Marc Levy, "Sonsuzluk İçin Yedi Gün"