Kekova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kekova etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2023 Çarşamba

 


LİKYA YOLU; ÜÇAĞIZ - KALE(SİMENA) - KEKOVA(BATIK ŞEHİR)

"İnsanın öğretmeninin doğa, kitabının insanlık ve okulunun yaşam olduğu bir gün gelecek mi?"

Halil Cibran


Simena kalesinden görünüm.

Yıllar önce doğa yürüyüşüne Likya yolunun Adrasan-Karaöz-Olimpos-Çıralı etaplarını yürüyerek başlamıştım. Sonraki yıllar içinde de Likya  yolunun farklı etaplarını yürümüştüm. Pandemi nedeniyle uzun süre ara verdiğim doğa yürüyüşüne, yine Likya yolunun daha önce yürümediğim Üçağız-Kale(Simena)-Kapaklı etaplarını yürüyerek devam edeceğim. Üstelik bu yürüyüşüm, 2022 yılının son iki günü gerçekleşti. Ve yeni bir yıla Demre'de deniz kıyısında bir restoranda, üstelik ılık bir havada merhaba dedim. İşte size anlatacağım; bu özel ve güzel yerlerdeki gördüklerim, görüp fotoğrafladıklarımdır.

29 Aralık 21.30'da buz gibi bir Ankara gecesine hoşça kal diyerek yola çıktık. Ara ara molalarla on bir saat sonra Antalya'nın Demre ilçesine bağlı Üçağız köyüne vardık. Deniz manzaralı pansiyona yerleştik. Pansiyon portakal, limon ve greyfurt ağaçlarının ortasında yer almaktaydı ve havada mis gibi portakal-limon kokusu vardı. Kahvaltı yaptıktan sonra, yazdan kalma günlük-güneşlik bir havada Kaleköy'e (Simena) yürüdük. Deniz kıyısından bakınca kale heybetli görünüyordu. Kaleye  varmak için taş döşeli, yer yer antik basamaklı patikadan dik bir tırmanış yaptık.



Günümüzde Kaleköy olarak anılan  antik Simena 2400 yıllık bir tarihe sahip  stratejik bir nokta özelliği gösteren küçük bir Likya kıyı kenti. Kaleye ulaşmadan önce iki lahit dikkatimi çekti. Kale yolunda ve kalenin eteklerinde mor ve beyaz anemonlar açmıştı. Sanki kalenin etekleri anemon motifleriyle süslü bir halı gibiydi.  Kaleye ulaştığımızda doğal kayaya oyularak inşa edilmiş sarnıçları, kaya mezarları ve önce tapınak, ardından kilise ve en son cami olarak kullanılmış dini yapının izlerini gördük. Kaleden Kekova Adası(Batık Şehir) ve çevresinin görüntüsü muhteşemdi. Kıyıda su içinde Likya tipi lahitler, mendirek ve yapı kalıntılarını görmek ve sonrasında aşağıya Kekova'ya inmek ve bu antik kalıntıları yakından görüp, onlara dokunmak antik Likya'ya yolculuk yapmak gibiydi.




Kekova'ya doğru inişe geçtiğimizde her tarafta zeytin ağaçları vardı; kimisi uzun yıllardır var olan, kimisi genç ağaçlar. Yöre halkı zeytin hasadını yapmış, toplanan zeytinler mavi naylon kasalarda işlenmek üzere bekletiliyordu. Birinci derece sit alanı olan Kekova'da neredeyse köy evlerinin içinden geçerek, çeşitli çiçeklerin arasından sahile indik. Kekova'nın simgesi haline gelen su içindeki Likya'nın en yaygın mezar çeşidi olan semerdam (ters kayığı andırır biçimde olan) kapaklı lahiti yakından görmek beni heyecanlandırdı. Batık şehrin kalıntılarına yakından bakmak, 2400 yıl önce burada yaşayan insanların yaptığını düşündüğüm gibi ayaklarımı denize sokarak Kekova Adası'nın güzelliğini uzaktan izlemek(adaya çıkmak yasak) ne muhteşem bir duyguydu. Burada ve tüm doğa yürüyüşlerimde olduğu gibi, doğayı daha fazla gözlemleyerek onun tüm varlıkları ile devasa bir organizasyon olduğunun bir kez daha farkına vardım.




Teke Yarımadası denilen coğrafyada 2400 yıl önce yaşayan halka Likyalılar, bölgeye ise "Işık Ülkesi" anlamına gelen Likya denmekteydi. Antik Çağ'da, Likya'nın sahip olduğu kentler demokrasiye yön verecek olan Likya Birliği'ni kurmuştur. Bu birlikte yer alan 23 kent vardı. Bunlardan en güçlü olan kentler şunlardı: Patara, Xantos, Tlos, Olimpos, Pınara e Myra idi. Likya Uygarlığı Antik Kentleri 2009 yılında UNESCO Geçici Miras Listesi'nde yerini almıştır.

M.Ö Dördüncü yüzyıldan beri yerleşim yeri olarak kullanılan Kekova Adası ve Roma-Bizans dönemine ait batık şehre denizden tekne ile ulaşmak mümkün. Zamanımız kısıtlı olduğu için tekne ile gezinti yapamasak da Kekova'da deniz manzaralı bir kafede  kahve içip yorgunluğumuzu attık. Bu kahvenin bende kırk yıl hatırı olacaktır. :)

Hava kararmaya başladığında, pansiyona döndük. Akşam yemeğinden sonra dinlenmeye geçtik. Ertesi günü yürüyeceğimiz Likya yolunun Üçağız-Kapaklı arası etabı için hazırlıklarımızı tamamladık.

Not: Fotoğrafların tümü ve video tarafımdan çekilmiştir. İzinsiz kullanılamaz!






















  

23 Temmuz 2014 Çarşamba




TATİLDE  HUZURUN  ADRESİ : KAŞ (Antiphellos)




Tatilde Kaş' a gitmeye karar verdiğimde, on yıl önceki halini düşünüp bu süre içinde nasıl bir değişikliğe uğramış olabileceğini ve neyle  karşılaşacağımı bilmiyordum doğrusu. Ama tarihi ve doğal güzelliklerimizi hoyratça tahrip etme, bu güzellikleri daha fazla rant uğruna heba etme alışkanlığımız düşünüldüğünde, fazla bir hayal kırıklığı yaşamadım diyebilirim. Kaş' ta değişim gerçekleşmişti ama bu değişim olumlu yöndeydi; gökdelen misali oteller yapılmamıştı, otellere ait parsellenmiş plajlar yoktu. En önemlisi de sahil, leb-i derya yapılarla kapatılmamıştı şimdilik. Ancak bir dil gibi denize uzanmakta olan Çukurbağ Yarımadası için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim maalesef. Dilin üzerinde yükselen diken gibi beyaz beyaz evleri  görmek, dikenler  size batmasalar dahi canınızı yakıyor...

Eğer tatilinizi Bodrum, Çeşme gibi gece hayatı renkli, hareketli, eller havaya şeklinde geçirmeyi tercih ediyorsanız, bu yazıyı zahmet edip okumayın. İlginiz dışında kalacaktır çünkü. Ama huzur içinde, sakin, dingin  bir tatilse tercihiniz okumaya devam edin. 




Likya' nın önemli kentlerinden olan Kaş, Orta Likya' da eski Antiphellos kenti üzerinde kurulmuş. Sırtını batısında bulunan Akdağ' a ve doğusunda bulunan Bey Dağ' ına yaslamış olan Kaş, adeta yükseklerden denize bakmakta ve tam karşısında bulunan Meis adasına gözcülük etmektedir. Hani bir zamanlar St. Jean Şövalyelerinin koruduğu, buradaki kızıl kayalardan ötürü adaya verdikleri Chateau-Roux (Kızıl Şato) adıyla da bilinen Meis adasına.  Belki de Kaş arkasını dağlara yaslamanın verdiği güçle bugüne dek kimseye boyun eğmemiş, dimdik ayakta kalmış ve kentin gelişigüzel genişlemesine izin vermemiştir. Dağlara boyun eğdiremedikten sonra genişlemenin mümkün olamayacağını görmek beni mutlu etti ayrıca. Galiba olan Çukurbağ Yarımadası' na olacak. Dilin üzerinde yapılaşma için yer kalmayınca, umarım o güzelim denizi doldurup yer kazanılmaya çalışılmaz. Ne de olsa Yarımada' nın arkası güçlü değil, arkasında yüce dağlar yok!.

Kaş merkezde bulunan adı gibi her yanı pembe-mor begonvillerle çevrili otele yerleştiğimde, tertemiz, beyaz yatağın üzerine serpiştirilmiş  begonvilleri görmek kendimi özel hissetmeme neden oldu; küçük ama anlamı büyük ve hissettirdiği duygu yoğun olan bir jestti. Odanın penceresinden ve balkondan lacivert suları izlemek, gece Meis Adası' nın ışıklarına bakıp hayallere dalmak, uzaklara çok uzaklara gitmek bile insanı rahatlatıyor, daha denize bile girmeden. Kaş' ta bulunan otellerin neredeyse tümü oda kahvaltı hizmeti veriyor. Bu nedenledir ki, restoran sayısı oldukça fazla. Bence iyi de olmuş; hem oteller, hem restoran sahipleri hem de diğer esnaf kazanıyor. Tatilciler için de her şey dahil otellerdeki otele bağlı kalmak zorunluluğu olmadığından kendinizi daha bir özgür hissediyorsunuz. Balık yemek isteyenler için "Bahçe Balık" restoranı, ev yemekleri ve lezzetli zeytinyağlıları yemek isteyenler için de "Mama' s Kitchen" i önerebilirim. Ayrıca meydanda yediğim kumpir de harikaydı diyebilirim.

Genelde kayalık olması nedeniyle Kaş' ta plajların az olduğu düşünülür. Oysa, Kaş-Kalkan yolu üzerinde bulunan "Kaputaş Plajı" en güzel plajlarımızdan birisidir. Merkezde bulunan "Büyük Çakıl", "Küçük Çakıl" ve "Akçagerme" plajları da çok güzel. Küçük Çakıl' da kaynak suyu çıkması nedeniyle deniz suyu biraz soğuk. Üşenmezseniz eğer, her gün deniz dolmuşu yapan teknelerle Kaş' a 20 dakika uzaklıkta bulunan, benim çok çok beğendiğim, "Limanağzı Koyu" na da gidebilirsiniz. Koy akvaryum gibi, deniz suyu sıcak ve tertemiz. Bakınca rengarenk balık sürülerini, deniz taraklarını görebiliyorsunuz. Şezlongunuza uzanıp deniz dalgalarının muhteşem senfonisi eşliğinde kitabınızı okuyabilirsiniz, ya da kendinizi senfoniye kaptırıp kafanızı boşaltabilirsiniz. Keyif sizin...

Kaş' ın havasından da söz etmek gerek. Ege' nin serin sularıyla Akdeniz' in sıcak sularının kucaklaştığı yerde bulunan Kaş, hafif rüzgarlı ve Akdeniz' de bulunan diğer kentlere göre daha az nemli havasıyla insanı bunaltmıyor. Akşamlarının serin havasına ise doyum olmuyor. Şöyle de anlatabilirim havasını; güneş alerjisi olan dünyadaki şanslı insanlardan biri olduğumdan tatilimi en az hasarla tamamladım diyebilirim. En azından şimdilik kortizon iğnesi yaptırmam gerekmiyor. :) Yani diyeceğim o, ki Kaş' ta güneş bir başka ısıtıyor, aydınlatıyor, daha az yakıyor... Her güzelin bir kusuru olurmuş ya, tekneyle giderken martıların tekneyi izlemelerini görememem, çığlıklarını duyamamam da eğer kusur sayılırsa Kaş' ın kusuru denilebilir. Çünkü martılar yok. Bu da, Kaş' ın nazarlığı olsun, ne diyeyim?

Kitap okumayı seven biri olarak, kaldığım oteldeki hatırı sayılır sayıda kitapların bulunduğu kütüphanenin olması, gittiğim her  beach' te gördüğüm kitaplıklar beni oldukça şaşırttı. Bu durum Kaşlıların okumaya, gelişmeye verdikleri önem ve değerin göstergesi bence. Bundan dolayıdır ki, gerek kent merkezinde gerekse beach' lerde sizi göz ve sözle rahatsız edecek magandalara rastlamadım. Rahatsız edilmeden tatilinizi yapabiliyorsunuz kısacası.

Kaş' a gelip Kekova' ya gitmeden olmaz. Tekne ile gidip bu dünya harikası yeri görüp de batık şehre hayran kalmamak mümkün değil. İyi bir yüzücüyseniz, batıklar arasında yüzmenin yanı sıra tarihi de soluyabilirsiniz. Ayrıca Kaş trekking, dağcılık ve dalış için de ideal bir yer. Yamaç paraşütü yapıldığına da tanık oldum. Paraşüt inişleri için limandaki mendireklerden biri gündüz yayalara kapatılmış valilik kararıyla.

Kaldığım otel aile işletmesiydi  ve konuklarla yakından ilgileniyorlardı, Aslan Bey ve eşi Serap Hanım. Otelde kaldığım süre içinde kendimi evimde gibi hissettim. Kahvaltıda yediğim Adem' in yaptığı güzel keki de unutmamalıyım. Annemin kekini aratmıyordu doğrusu; görünüm ve tat olarak... Her şey çok güzeldi ve çok memnun kaldım. Seneye buluşmak üzere, bedenim ve ruhum dinlenmiş olarak, hem de huzur içinde evime döndüm: Evim evim, güzel evime...








Fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir.