Kapadokya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kapadokya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2025 Salı

 


KAPADOKYA'NIN ÜÇ GÜZELİ



Kapadokya'nın simgelerinden biri olan, belki de en ünlüsü Ürgüp'te bulunan "Üç Güzeller" diye anılan peribacalarıdır. Üç Güzellerle ilgili yörede anlatılan birden fazla  efsane olsa da, burada etkilendiğim bir efsaneyi yazmak istiyorum.

Efsane bu ya, Kapadokya'da kralın kızı bir çobana sevdalanır. Kralın tüm engellemelerine rağmen, prenses çobana kaçar ve gizlice evlenirler. Prensesle çobanın bir çocuğu olur. Torununun olduğunu öğrenen kralın kendilerini affedeceğini umarak düşerler yola. Fakat kralın onlara karşı öfkesi çok büyüktür. Sarayın kapısından girmeden önce, askerlerini prenses, çoban ve torununun üstüne salar. Yakalanırlarsa öleceklerini bilen prenses, o anda Tanrı'ya çok içten bir yakarışta bulunur ve kendilerini bu eziyetten kurtarması için yalvarır. Tanrı prensesin duasını kabul eder ve üçünü de taşa dönüştürür. Efsaneye göre, en önde duran taş çoban, ortadaki çocuk, arkadaki ise prensesin taşa çevrilen bedenidir.

Efsane deyip geçmemek gerek. Çünkü efsanede, muayyen bir tarih (gerçek veya hayali) bir olay ile birleştirilmiştir. Kısacası, efsane gerçek olduğuna inanılan bir hikayedir. 

Not: Görsel tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!



28 Şubat 2025 Cuma

 


GÖREME AÇIKHAVA MÜZESİ / NEVŞEHİR



Göreme Açıkhava Müzesi, M.S. IV. yüzyıldan XIII. yüzyıla kadar yoğun bir şekilde manastır hayatına ev sahipliği eden bir kaya yerleşim yeri. 

Bir vadi oluşturan alanda, kaya blokların içinde kiliseler, şapeller, yemekhaneler ve oturma mekanları oyulmuş.

Göreme Vadisi, manastır eğitim sisteminin başlatıldığı yer olarak kabul ediliyor, aynı eğitim sistemi daha geç tarihlerde Soğanlı, Ihlara, Açıksaray'da da görülmüş.

Kiliselerde Hristiyanlığın ilk dönemlerinde kullanılan geometrik süslemeler ortaya çıkarılan ilk boya katmanlarında görülebilirken, daha sonraki tarihlerde yapılan freskler İncil ve Hz. İsa'nın hayatından sahneleri betimliyor.

Göreme Açık Hava Müzesi'nde Kızlar ve Erkekler Manastırı, Aziz Basileus Kilisesi, Elmalı Kilise, Aziz Barbara Kilisesi, Yılanlı Kilise, Karanlık Kilise, Çarıklı Kilise ve Tokalı Kilise gezilebiliyor.

Göreme Açıkhava Müzesi 6 Aralık 1985 tarihinden bu yana doğal ve kültürel varlık olarak UNESCO'nun Dünya Mirası Listesi'nde yer alıyor. (Kaynak: muze.gov.tr)



Elmalı Kilise
Kilisenin Elmalı Kilisesi olarak anılmasının nedeni dört büyük melekten biri olan ve doğa olaylarını idare eden Mikail tasvirinin elindeki dairesel nesnenin elmaya benzetilmesindendir.









Yılanlı Kilise
Yılanlı Kilise , Göreme Açıkhava Müzesi'nde bulunan bitmemiş bir mağara kilisesidir. Kilise benzersiz duvar resimlerine sahiptir.






Azize Barbara Şapeli
Göreme Açıkhava müzesinde turistlerin en çok ilgisini çeken kilisedir. Özenli mimarisi ve kırmızı motifleri dikkat çekmektedir. Azize Barbara Kilisesi'nde söz konusu olan basit bir mimari süsleme değil, anlaşılması son derece güç bir dizi karmaşık kompozisyondur. Daha çok ikonoklastik dönemin soyutlama yöntemine bağlı kalmış gibi görünüyor. 






Göreme Açıkhava Müzesi'nin dışında kalan Tokalı Kilise'de restorasyon devam etmekte olduğu için kiliseyi gezdim ama fotoğraf çekmek yasaktı.

Not: Fotoğrafların tümü tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!


 


DEVRENT VADİSİ (HAYAL VADİSİ)



Ürgüp ile Avanos arasında yer alan Devrent Vadisi insan ve hayvan şeklindeki peribacaları nedeniyle Hayal Vadisi olarak da bilinmekte. Vadinin en ünlü motifi devenin önünde durduğumda ve çevredeki peribacalarına baktığımda kendimi sürreal bir tablonun içindeymişim gibi hissettim. Bu his çok tanıdıktı; çünkü aynı hissi St. Paul (Aziz Paulus) yolunu yürürken de hissetmiştim. Köprülü Kanyon Milli Parkı'nda bulunan ve "Torosların Peribacaları" ya da "Antalya'nın Kapadokyası" olarak anılan bölge 65 Milyon yaşındaki konglomera kayalarından oluşmuş. İşte bu bölgede yürürken aynı his oluşmuştu bende. Bölge, yerel halk tarafından "Adam Kayalar" olarak adlandırılıyor.

Dervent Vadisi sahip olduğu farklı suretteki peribacaları nedeniyle tüm dünyada "Hayal Vadisi" olarak da anılıyor. Bazıları ise kayaların gün batımında aldığı renkten dolayı "Pembe Vadi" olarak da isimlendirmiş. Hangi isimle anılırsa anılsın tüm isimler çok yakışıyor bu masal diyarına.

Vadinin içinde kiliseler, Roma mezarları ya da kayalara oyulmuş yerleşim yerleri yok ama vadiyi izlerken kendi masal kahramanlarınızı yaratabilirsiniz. Örneğin; gelin ile damadın dans etmesini, sevdiğiniz bir müzikle hayal edebilirsiniz...



Hayal Vadisi'nde dünyaca tanınan ve bilinen üç figürün fotosunu çektim. Bunlar; deve şeklindeki peribacası, gelin ve damat ve Meryem Ana silueti biçimindeki peribacası. 

Not: Devrent adı "çukur ve uçurum" anlamına gelmektedir.








Not: Tüm fotoğraflar tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!



27 Şubat 2025 Perşembe

 



KAPADOKYA'NIN İNCİSİ; ÇAVUŞİN KÖYÜ



22 Şubat 2025 günü, tur otobüsüyle Ürgüp'e doğru yola çıktık. Ürgüp'te ilk durağımız ve yürüyüşe başlayacağımız nokta Çavuşin köyü idi. Çavuşin, Göreme-Avanos yolu üzerinde bulunan Kapadokya'nın turistik ve şirin bir köyü. Adını verdiği Çavuşin vadisi peribacalarının yoğun olduğu bir bölge. Tarihi 1. yüzyıla kadar uzanan köy, Roma askerlerinin saldırılarından kaçan Hristiyan keşişlerin yaşadığı yerdir. Saldırılardan korunmak için kayalar oyularak (kayalar tüften oluştuğu için yumuşak ve kolay işlenebilir) kayaların içine yaşam alanları oluşturulmuştur. Günümüzde bu yaşam alanlarındaki tandır, mutfak olarak kullanılan oda, hayvanların barındığı ahırları görmek mümkün. Bizans İmparatoru Konstantin'in Hristiyanlığı kabul etmesinden ve serbest bırakmasından sonra, Hristiyanlık yayılmaya başlamış, Selçukluların bu topraklara gelişiyle birlikte İslamiyet de yaşanmaya ve yayılmaya başlamıştır.

Kudüs'ten Hatay'a, oradan da Kapadokya bölgesine gelen ve yerleşen Hristiyanlar burada kilise, şapel ve manastırlar  yapmışlardır. Köy meydanında inip köyü gezmeye başlayınca tarihi yapıları, kayadan oyma evleri ve kiliseleri gördüğümde oldukça etkilendim. Köyün atmosferi bile farklıydı sanki...




Hava çok soğuktu. Sıcaklık ise sıfırın altında 9 Dereceydi ve yerde kar vardı. Karlar ise buz tutmuştu. Kapadokya'nın en eski kiliselerinden biri olan Vaftizci Yahya Kilisesi'ne doğru merdivenlerden tırmanmaya başladık. Vaftizci Yahya Kilisesi çeşitli zamanlarda restorasyondan geçmiş. Kilise içinde bulunan freskler, hem tarih hem de sanat açısından büyük değer taşıyor. Hristiyan inancında Vaftizci Yahya, İsa'nın teyzesinin oğlu ve vaftizcisi olan, onun geleceğini müjdeleyen ve MS. 27 yılında tebliğe başlayan kişidir. Yahya'nın öğretisi, insanların günahlarından tövbe ederek kıyamet gününe, Tanrı'nın krallığına hazır hale gelmeye ve Ürdün (Şeria) Nehri'nde vaftiz olmaya çağrılması şeklinde özetlenebilir. İsa Mesih, 30 yaşındayken Vaftizci Yahya tarafından Şeria nehrinde vaftiz edilmiştir.

Kilise içinde gezerken tarihi dokuyu gözlemleyerek zaman yolculuğuna çıktım diyebilirim. Yüksekte bulunan kiliseden hemen hemen kuş bakışı Çavuşin köyüne de selam gönderdim. 

Köyde bulunan Çavuşin Kilisesi ve tarihi evi de gezdikten sonra Çavuşin vadisinde yürümek için iki gruba ayrıldık. Doğa yürüyüşü yapmak üzere hazırlıklarımızı tamamlayıp Zelve Açık Hava Müzesi'ne kadar sürecek inişli çıkışlı, hiç de kolay olmayan 8 kilometrelik etaba başladık.

Yürüyüşü varoluşsal bir deneyime dönüştüren F. Nietzsche, Şen Bilim'de şöyle der: "Sadece kitaplar arasında düşünebilenlerden, aklını kitapların dürtüklemesini bekleyenlerden değiliz biz. Bizim ethosumuz (alışkanlık) açık havada, tercihen yolların bile tefekküre daldığı ıssız dağlarda veya deniz kıyılarında yürüyerek, sekerek, tırmanarak, dans ederek düşünmektir."

Benim ethosum da açık havada, mümkünse dağ ve yaylalarda yürümek, yürürken de düşünmektir. Öyle kapalı spor salonlarında yürüyüş bandında yürümek, koşmak hiç bana göre değildir. Doğada yürümek yaşam tarzımın vazgeçilmezidir...








Not: Fotoğrafların tümü tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!



26 Şubat 2025 Çarşamba

 


KAPADOKYA'YA GENEL BİR BAKIŞ

Üç Güzeller/Ürgüp

22/23 Şubat 2025 tarihlerinde Kapadokya vadilerinde -9 Derece soğukta ve karlı bir havada yaptığım doğa yürüyüşü ve kültür gezisinde kokartlı rehberimizin anlattıklarını, önceki yürüyüşlerimden aklımda kalan ve arasanız da bulamayacağınız bölgeye özgü bilgileri, çekebildiğim fotoğraflarla (-9 Derecede telefonum dondu çünkü) sizlere aktaracağım. Öncelikle Kapadokya hakkında genel ve kısa bilgilerle başlamak istiyorum. Sonrasında devamı gelecek...

Kapadokya denilince sadece Nevşehir ili değil, Kayseri, Niğde, Aksaray ve Kırşehir'in bir bölümünü de kapsayan geniş bir coğrafi alan akla gelir. Kapadokya adının nereden geldiği ise bilinmemekte olup sözcüğün kaynağı ise tartışmalıdır. Kapadokya'nın güzel atlar ülkesi olarak adlandırılması ise doğru değildir. Kokartlı rehberimizin anlattığı "Güzel Atlar Ülkesi" tanımlamasının nereden kaynaklandığının hikayesini ayrıca araştırdım ve şu bilgilere ulaştım:

1981 yılı baharında, 12 Eylül 1980 darbesinin lideri Kenan Evren, orgeneral rütbesiyle ve "Devlet Başkanı" olarak görev yapıyor, devlet kurumları üzerinde askeri vesayetin etkisi olanca gücüyle hissediliyordu. İşte bu atmosfer içinde alınan "turizm sezonunu açma" töreninin turistik bir bölgeye taşınması, yerli ve yabancı birçok davetlinin katılımıyla kapsamının genişletilmesi ve açılışın Devlet Başkanı Kenan Evren tarafından yapılması kararlaştırılır. Turizm sezonunu açma töreni Ürgüp'te Turban tesislerinde ve Kenan Evren'in huzurunda yapılır. 

Devlet Başkanı Kenan Evren, töreni düzenleyecek ekipte bulunan ve de  Kapadokya kitabının yazarı Ozan Sağdıç'a "Kapadokya"nın anlamının ne olduğunu sorar yazar da "Güzel Atlar Ülkesi" demek diye bir yalan uydurur. Neden zorunlu bir palavra attığını Ozan Sağdıç şöyle anlatır; "12 Eylül döneminde Kapadokya sözcüğü Yunanca diye yasaklanınca uydurduğum "Kapadokya, Persçe "Güzel Atlar Ülkesi demektir" yalanı gerçek kabul edildi ve birçok kaynak kitapta yer aldı. "Güzel Atlar Ülkesi" tanımını en çok Kapadokya halkı benimsedi. Şimdi çıkıp bunu benim uydurduğumu söylesem, "Yok canım biz bunu dedelerimizden duyduk" diyeceklerine eminim." Anlayacağınız üzere Kapadokya'nın Güzel Atlar Ülkesi demek olduğu koca bir yalandan ibaret olmasına rağmen benimsenmiş, kabul görmüş ve bu yalan halen  devam etmektedir. Kapadokya'nın tanıtımına katkılarından dolayı Ürgüp'te bir caddeye "Ozan Sağdıç" adı verilmiştir. *

Kapadokya'da bulunan Peribacaları milyonlarca yıl süren volkanik patlamalar nedeniyle tüf tabakalarının birikimi ve ardından yağmur, sel suları ve rüzgarın  aşındırıcı etkisiyle ortaya çıkmış olup görünümü insan yapımına benzemediği için "periler" tarafından yapıldığı düşünüldüğünden bu adı almıştır. 

Baca denildiğinde akla ilk gelen, dumanı ocaktan çekip havaya vermeye yarayan yol, yani tüten bir ocaktır. Oysa yörede "baca" demek pencere anlamına gelmekte olup zamanla baca sözcüğü "pece"ye dönüşmüştür. Yani Peribacası, yöredeki söylemiyle Peripenceresi anlamına gelmektedir. Peribacaları Göreme, Uçhisar ve Paşabağ vadisinde yoğun olarak görülmektedir.

Paşabağ

Göreme Açık Hava Müzesi, UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde yer almakta olup 1985 yılından itibaren koruma altına alınmıştır. Göreme Açık Hava Müzesi'nin  MS. 3. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar Anadolu coğrafyasında manastır hayatına ev sahipliği yaptığı bilinmektedir. Açık Hava Müzesi'nde bulunan Kiliselerde Hristiyanlığın ilk yıllarından kalma geometrik süslemeler, Hz. İsa''nın hayatını anlatan freskler ve İncil'den duvar yazıları ile resimleri görebilirsiniz. Kapadokya'da 600 civarında kilise olduğu bilinmektedir. MS. 3. yüzyılda bölgeye, Romalıların baskısından kaçan Hristiyanlar gelir. Kapadokya'nın coğrafi yapısı, Romalı askerlere karşı Hristiyanlara güvenli bir sığınak sağlar. Lav ve tüflerden ve kolay işlenebilen kayaları oyarak kendilerine ev, şapel, kilise ve manastırlar yaparlar. Böylece bu bölge, Hristiyanlığın düşünce ve inanç merkezi haline gelir.

Peribacalarını dünyaya tanıtan kişi Paul Lucas adında Fransız tüccar, doğabilimci, arkeolojik eser avcısı ve Kral XIV. Louis'in arkeolojik eser keşfiyle görevlendirdiği özel elçisidir. XVIII. yüzyılda Paul Lucas'ın anılarını yayınlamasıyla dünya Kapadokya'dan haberdar olur. 1705 yılında Kapadokya'ya gelen Lucas buranın coğrafyasından çok etkilenmiş ve ilk kez gördüğü Peribacalarını "Kukuletalı rahiplere" benzetmiştir. Lucas'ın anlattıklarına inanmayan Fransa ve İngiltere hükümetleri elçilerini bölgeye göndererek araştırma yapmaları istenmiş. Elçilerin verdikleri raporda Lucas'ın anlattıkları doğrulanmıştır. 

Volkanik bir kayaç türü olan ponza taşı gözenekli bir yapıya sahip olup en çok Nevşehir'de bulunmaktadır. Süngerimsi yapısı nedeniyle köpük taşı, sünger taşı olarak da bilinir. Kapadokya Bölgesi'nde yer alan Erciyes Dağ'ı, Hasandağı ve Melendiz Dağ'ının volkanik olduğu göz önüne alınırsa ponza taşının bu bölgede çok bulunma nedeni de anlaşılır. İnşaat sektöründe tercih edilen ve kullanılan "bims" briketin büyük bir kısmı Nevşehir'de bulunan ponza taşından üretilmektedir.  Türkiye'de 1984 yılında Nevşehir bölgesinde profesyonel anlamda bims üretimi gerçekleştirilmiş. Volkanizma faaliyetleri sırasında ani soğuma ve gazların bünyeyi ani terk etmesi sonucu gözenekli bir yapıya sahip olan ponza taşı hafiflik, ısı ve ses yalıtımı, depreme karşı dayanıklılık gibi özellikleri sayesinde inşaat sektöründe sıklıkla tercih edilir hale gelmiş. Bims üretiminde Bitlis Nevşehir'den sonra ikinci sırada yer alıyormuş.


Uçhisar Kalesi

Erciyes'ten Hasandağı'na kadar tüm bölgeyi görebilecek, aynı zamanda Kapadokya'nın en yüksek noktası Uçhisar kalesidir. Uçhisar Kalesi, Anadolu'daki ilk Hristiyanlar tarafından yapılmış. Selçuklular döneminde gözetleme kulesi olarak kullanılmış. Ürgüp ve çevresi üç hisardan oluşuyormuş. Bunlar; Başhisar (Ürgüp), Ortahisar ve Uçhisar. Ortahisar'da bulunan doğal yeraltı depoları nedeniyle Akdeniz Bölgesi'nde üretilen narenciye (limon, portakal, greyfurt) henüz yeşilken ağaçlardan toplanıp buradaki depolara getiriliyormuş. Narenciyeler ince kağıtlara sarılıp sandıklara konulup sandıklar yeraltı depolarına yerleştiriliyormuş. Ortahisar'da bulunan 500 adet yeraltı soğuk hava deposunda bekletilen yaklaşık 4 milyon sandık limon, bu depolarda yatak limon haline geliyormuş. Yeraltı depolarındaki ortalama sıcaklık yaz-kış 8 Dereceymiş ve bu sıcaklık değişmediğinden narenciye için ideal olarak kabul ediliyormuş. 

Kapadokya'ya giden yerli ve yabancı turistlerin ilk yaptığı aktivitelerden biri balon turlarına katılmak oluyormuş. Balon turlarının fiyatları kişi sayısına göre değişiklik gösterebiliyormuş. Bilginize. Balon turu, sanırım benim yapmak istediğim bir tur değil. :) 

Madem Kapadokya'nın Nevşehir bölgesini gezdim ve vadilerinde yürüdüm. Nevşehir hakkında da bir şeyler yazmalıyım değil mi? Kent, Ortaçağ ve Yeni Çağ'da Seandos, Nissa ve Muşkara adıyla anılıyormuş. Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu Devletleri döneminde Muşkara Ürgüp'e bağlı küçük bir köymüş. Osmanlılar döneminde Şehzade III. Ahmed'in sır katibi Muşkaralı İbrahim, III. Ahmed padişah olunca sadrazamlığa getirildiğinde doğduğu köyde büyük bayındırlık hareketine girişmiş. Camiler, imaretler, medreseler, hamam ve çeşmeler yaptırmış. Muşkara adını değiştirerek kente Yenişehir anlamına gelen Nevşehir adını vermiş. Kendisi de Nevşehirli Damat İbrahim Paşa olarak anılmaya başlamış. Yani Nevşehir'in kuruluşu Lale Devri'nde gerçekleşmiş.




Kayseri'ye yakınlığı nedeniyle olsa gerek sanayisi gelişememiş Nevşehirlilerin geçim kaynağı tarım ve hayvancılığa, turizme bağlı. Tarım ürünü olarak daha çok  patates yetiştiriliyormuş. Nevşehir'in ilçe merkezlerinde bulunan yöreye özgü sarı taşlardan yapılmış evlerin çoğu gelir getirmesi amacıyla otele çevrilmiş. 

Not: Sıfırın altında sıcaklık ve de 50 santimetre yükseklikte karlı dağ ve vadilerde yürümüştüm. Ama ilk kez -9 Derece sıcaklıkta 8 kilometre yürüdüm. Benim için güzel bir deneyim oldu, anılarımda ayrı bir yere sahip olacak. 


Not: Fotoğrafların tümü tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz!

https://tarihdergi.com/kapadokya-ve-tarihi-bir-palavra/



19 Haziran 2014 Perşembe




KIŞ  UYKUSU


Tahmin edeceğiniz üzere başlık, Nuri Bilge Ceylan' ın "Cannes Film Festivali" nde, Altın Palmiye Ödülünü kucaklayan filmine ait. Bu bir sanat filmi. Ve ben, sanat filmi denilince aklıma gelen durağan, uzun ve sıkıcı bir film izleyeceğimi düşünürken fena halde yanıldım. Filmi izlemek için girdiğim salonda hiç kimsenin olmaması beni hem şaşırttı, hem de üzdü açıkçası. Salonun dolu olmasını beklemiyordum ama tek seyirci olacağımı da düşünmemiştim. Neyse ki, film başladıktan hemen sonra gelen orta yaşlı çift sayesinde, kişiye özel film izlemekten kurtuldum. 
İstenildiği takdirde, her kesimin anlayabileceği(sanat filmini anlamasa da, ayıp olmasın diye veya anlamamış demesinler diye anlamış görünmek zorunda olmadığı), beğeneceği sanat filmi yapılabiliyormuş ülkemde. Kış Uykusu filmi, sinema diliyle olsun, görselliğiyle olsun sıkmıyor insanı. Gurur duyarak izledim filmi. Bu nedenledir ki, 3,5 saatin nasıl geçtiğini anlamadım.

Film Kapadokya' da çekilmiş. Kapadokya' da bir otel; Otel Othello. Bu otelin sahibi ve işletmecisi, eski bir tiyatro oyuncusu olan Aydın (Haluk Bilginer) dir. Aydın yıllarca tiyatro yaptıktan sonra, babasından kalan malların başına geçmek için Kapadokya' ya yerleşmiştir. Kirada olan birçok evi vardır ama bu işlerle otel çalışanı Hidayet(Ayberk Pekcan) ilgilenmektedir. Aydın sanki hayatla yüzleşmek istemiyormuş gibi hiçbir kiracıyla yüz yüze görüşmez. Bu Hidayet' in görevidir. Aydın zengindir, parası vardır ama, kendini çalışmanın gerekliliğine inandırdığı için bir yerel gazeteye haftalık yazılar yazmaktadır. Bir de kitap yazmayı düşünmektedir. Aydın (film için isim çok manidar) iyi eğitim görmüş, bencil ve kibirli biridir. Bilip bilmediği konularda bile söyleyeceği bir sözü mutlaka vardır. Kiracısı olan din adamından hareketle, köşe yazısında dinle ilgili bir iki şey yazar ama bir kez bile camiye gitmemiş, ibadet etmemiştir. Vicdan üzerine konuşur ama anne ve babasının cenazesinde bir tek damla gözyaşı dökmemiş, sonrasında mezarlarını ziyaret etmemiştir. Muhtaç olanlara isimsiz yardımlarda bulunur ama insanlardan nefret etmektedir. Çevreye, hayvanlara duyarlı olduğunu söyler ama en güzel yabani ata sahip olabilmek için, gözlerinin önünde atın işkenceyle ehlileştirilmesini sessizce izler.Hatta, arkadaşlarıyla gittiği avda bir tavşanı vurup, akşam yemeği için eve taşımakta bir mahsur görmez. Bana göre film, çelişkiler yumağı adeta. Çöz çözebilirsen, zıtlıkların çatışmalarını. Bu zıtlıklar ki, film boyunca kendilerini hissettiriyorlar: Zenginlik-yoksulluk, aydın-cahil, iyilik-kötülük, çalışmak-tembellik, sevgi-nefret gibi. Bu nedenledir ki, filmi izlerken aklıma, zıtlıklar ve çatışmaların yazarı Jane Austen' ın gelmesini engelleyemedim.

Aydın' ın ablası Necla(Demet Akbağ), eşinden ayrılmış eski bir çevirmendir. Boşandıktan sonra, miras ortağı olarak ağabeyinin yanına yerleşmiştir.. Hiçbir iş yapmadığından sıkılmaktadır ve Aydın' la sonu gelmeyen fikir tartışmalarında bulunmaktadır. Zaten kendini beğenmiş Aydın' ı eleştirebilen ve gerçekleri yüzüne söyleyebilen tek kişidir Necla. Bu tartışmalardan birinde; "Kötülüğe karşı koymamak" üzerine konuşurlar.Necla, kötülüğe karşı koymamak gerektiğini savunmaktadır, geçmişe yönelik pişmanlıkları vardır; daha ziyade eski eşiyle olan yaşantısı hakkında. Aydın' la yaptığı tartışmaların birinde, her iki taraf da birbirlerinin kişisel analizlerini yapıp gerçekleri olanca çıplaklığıyla ortaya dökünce abla-kardeş arasındaki ipler kopar.

Aydın' ın genç karısı Nihal(Melisa Sözen), taşrada yaşadığı içindeki boşluğu(ben sevgisizliği de diyebilirim), kendini yardım çalışmalarına vererek doldurmaya çalışmaktadır. Öyleki, bu çalışmalar onu hayatının amacı olmuştur. Bu bağlamda, filmde"yardım" konusu ciddi bir biçimde sorgulanmaktadır; "Merhametten maraz doğar" misali.

Kısaca, Kış Uykusu filmi, kendini aydın zanneden bir kesimi eleştirel olarak sinemaya taşımış bir film.  Bazı aydınların halka küçümseyerek bakışını, kendini beğenmişliğini, halktan kopukluğunu, dünyayı sadece kendilerinin varoluşundan ibaret sayan bencilliğini oldukça gerçekçi bir şekilde film karelerinde gözler önüne seriyor. Güzel ülkeme yönelik olarak da, ince ince siyasal ve sosyal göndermelerde bulunuyor. 

Film sona erdiğinde," sanat filmlerine" olan, bakış açım değişti. Teşekkürler Nuri Bilge Ceylan; başarılı bir sanat filmi de yapılabileceğini kanıtladığın için. Umarım filmin, çok fazla seyirciyle buluşur...