Dan Brown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dan Brown etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2023 Perşembe

 


TERENTİNO NE ZAMAN VE NEDEN KARANTİNAYA DÖNÜŞTÜ?KARANTİNANIN KISA TARİHÇESİ




Covid19 virüsünün hızla yayılması, bulaşıcı ve salgın hastalığa dönüşmesi  nedeniyle 2020 yılının başlarında WHO, tüm dünyada pandemi ilan etti.  Virüs çok bulaşıcı olduğundan, ister istemez herkes evlere kapandı ve büyük, küçük, yaşlı, genç kim varsa  "karantina"yla tanışmış oldu. Doğal olarak insan, hayvan ve tüm canlılar var olduğu sürece bulaşıcı hastalıklar da varlığını sürdürecektir. Biri bitince, diğerinin başlayabileceğini öngörmek için kahin olmak gerekmiyor. Pandemi ilanından üç  yıl sonra 2023'te pandemi kısıtlamaları tüm dünyada gevşetilmişken, şimdi de büyükbaş hayvanlarda şap hastalığı başladığı söyleniyor ve hastalığın olduğu bölgelerde karantina uygulanıyor.

Peki, İtalyanca 40 demek olan ve dilimize karantina olarak geçen kelime neyi ifade etmektedir? Yani karantina nedir?

Karantina kısaca, bulaşıcı bir hastalığa maruz kalan şüpheli durumdaki insan ve hayvanları, hastalığın en uzun kuluçka devresine eşit bir süre kimse ile temas ettirmemek suretiyle alınan tedbir amaçlı faaliyetlerin tümü, sağlık yalıtımı.

Avrupa 15. Yüzyılda salgın hastalıklarla boğuşurken, veba salgınında ölümlerle hızla azalan nüfusunu korumak için tedbirler alıyordu. Bunlardan biri "Terentino" idi. Bu önlem yeterli olmayınca, "Terentino", "Karantina"ya dönüştürüldü.

İşte karantinanın hikayesi:

Akdeniz'in yoğun limanlarından biri olan Ragusa'da (Hırvatistan'ın bugünkü Dubrovnik kenti) şehrin başhekimi Jacobo de Padua, tedavi için dışarıdan gelen yabancı hastalar için şehrin surları dışında bir alan oluşturulmasını tavsiye etmişti.

Bu tedbirler fazla etkili olmayınca, yeni bir uygulamaya geçildi. Bu uygulamanın adı ise "Terentino" idi. Buna göre, vebadan etkilenen bölgelerden kente giriş yapmak isteyenlerin 30 günlük bir yalıtıma alınması gerekiyordu. Bunun ardından 80 yıl boyunca benzer uygulamalar yapıldı.

Ancak Venedik Cumhuriyeti 1423'te bu uygulamayı geliştirdi. Kentte hastalık belirtisi gösterenler küçük bir adaya gönderildi.

Ekonomisi ticarete dayanan Venedik'e Doğu'dan pek çok ürün gemilerle geliyordu. Ancak bu gemiler salgın hastalıkları da beraberinde getiriyordu. 1361'den 1528'e değin Venedik'te 22 salgın kaydedildi. Venedikliler buna çözüm olarak, Lazaretto Vecchio adını verdikleri küçük bir adada tarihteki ilk yalıtılmış hastaneyi kurdular. Hastalık belirtilerini gösteren insanlar şehirden çıkarılıp, direkt adaya götürülüyor ve orada bırakılıyordu.

Bu uygulamanın dışında ise, Venedik Cumhuriyeti'nde başkente salgın hastalık bulaşmasın diye kente gelen gemiler 40 gün şehrin açıklarında denizde bekletilmeye başlandı.

Tüm yolcu ve tayfanın gemiden inmesi, yüklerin boşaltılarak adanın ortasındaki depoya taşınması, sirke, kaynar su ve şifalı bitkilerin tütsüsü ile dezenfekte edilmesi gerekiyordu.

Böylece Venedik Cumhuriyeti, dünyadaki ilk karantina sistemini uygulamış oldu. Yalıtma işlemi süresinin 30 günden 40 güne çıkarılması nedeniyle de "Terentino" ismi "Quarantino" ile değişmiş oldu ve bu kelime de "Karantina" olarak dilimize geçti. 


Kaynak: Dan Brown, CEHENNEM. Altın Yayınları, 1. Baskı.

Görsel, feniksdergi.org'dan alınmıştır. Roma'daki Museo Storico Nazionale Dell'Arte Sanitaria'daki İtalya'daki vebanın 17.yüzyılından tasviri. C: De Agostini/Getty 



28 Aralık 2017 Perşembe




BAŞLANGIÇ, DAN BROWN





Dijital Kale romanı hariç, diğerlerini okuduğum ve yeni çıkacak kitabını heyecanla beklediğim, sevdiğim bir yazardır Dan Brown. Öyleki, yazarın yarattığı Simgebilim Uzmanı Robert Langton karakteri tüm romanlarında bilmece çözer gibi sembolleri çözerken yaptığı yolculukları  ben de onunla birlikte yaparım. Ülkemizde 3 Ekim'de kitapçı raflarındaki yerini alan "Başlangıç", 4 Ekim'de ellerimin arasındaydı. Okumakta olduğum kitabı daha sonra okumak üzere yarıda bırakıp okumaya başladım heyecanla. Kitap bittiğinde yeniden okuma ihtiyacı hissettiğim ender kitaplardan biri oldu.

Başlangıç, dünyada yaşamın yani ilk canlının nasıl ortaya çıktığını irdelerken insanın nereden geldiğini ve nereye gittiğini anlatan bir solukta okunan sürükleyici bir roman. Yazar, nereden geliyoruz, nereye gidiyoruz sorusuna cevap ararken dolayısıyla Yaratılış ve Evrim Teorileri arasındaki mücadeleyi de açık, anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Okurken, yazarın evrimden yana tavır aldığını hissediyorsunuz.

Bu bağlamda, kitapta kısaca dinler tarihi ve tanrıların icadından da söz ediliyor. Şöyleki:
"Antik insanlar sadece gezegenin değil, aynı zamanda kendi bedenlerinin de gizemlerini açıklamak amacıyla sayısız tanrı icat etmişti." diye açıklıyor.
"Doğal dünyayı anlayışımızdaki boşluklar kapandıkça tanrılarımız da azalmaya başladı." diye devam ediyor ve sözü tek tanrılı dinlere getiriyor yazar.

Romanın baş kahramanı Edmond Kirsch, milyarder bir bilgisayar uzmanı, mucit ve girişimci, Robotik bilim, beyin bilimleri, yapay zeka ve nanoteknoloji gibi farklı alanlarda geleceğe dönük büyük adımları temsil eden ileri teknolojilere öncülük etmiş bir fütüristtir. Kirsch, dünyayı yerinden oynatacak, yıkıcı diye tanımlanabilecek bilimsel  buluşunu ilk onlara açıklamak ve tepkilerini öğrenmek üzere, tek tanrılı dinlerin üst düzey temsilcileriyle (Haham Yehuda Köves, Ulema Seyyid el-Fadıl ve Piskopos Valdespino) gizli bir toplantı yapar ve buluşunu açıklar. Toplantı sonrası üç din adamı, Kirsch bu buluşunu dünya kamuoyuyla paylaşırsa, dünya dinlerinin temelden sarsılacağı kaygısına kapılırlar ve bunu önlemek için ne yapabileceklerini konuşurlar. Ancak Kirsch kararlıdır ve üç gün sonra şaşırtıcı olduğu kadar titizlikle hazırlanmış bir etkinlikle icadını insanlara duyuracaktır. Öyle de yapar ve tam buluşunu açıklayacağı sırada öldürülür. Hem de sunumda hazır bulunan kişilerin ve İnternetten sunumu izleyen milyonların gözü önünde.

Biri Edmond'unki olmak üzere kitap iki cinayetle başlıyor. Dan Brown'un önceki romanlarında da adı geçen asıl karakter Simgebilim Profesörü Robert Langdon, öğrencisi Edmond'un özel davetlisi olarak sunumda bulunmakta iken Edmond'un öldürülmesine tanık olmuştur. Söz konusu keşfi öğrencisinin anısına dünyaya duyurmaya karar verir. Ancak kendisini bekleyen şifrelerden, acı sürprizlerden habersizdir. Bundan sonrasını anlatmayacağım elbette. Merak ediyorsanız kitabı okumalısınız. Kendi adıma bu kitaptan çok şey öğrendim. Kitap bir hazine değerinde ve Brown'un en iyi kitabı bence..

Kitapta altını çizdiğim ve önemli gördüğüm bölümlerden bazı satırları paylaşacağım sizlere.

Diyelim ki, dünyadaki tüm bilgilere erişebilecek güçlü bir bilgisayarınız var ve bu bilgisayara aşağıdaki iki soruyu (yani köklerinizi ve kaderinizi) soruyorsunuz. 

Nereden geliyoruz?
Nereye gidiyoruz?

Ve bu soruları sorduğunuzda bilgisayarın size cevabı şu olacak:

Doğru cevap verecek yeterli veri yok

Öte yandan, bir biyolojik bilgisayara(insan beyni) bu iki soruyu sorduğumuzda başka bir şey meydana gelir. "İnsan beyni için herhangi bir cevap, hiç cevap alamamaktan iyidir. Yetersiz veri diye bir şeyle karşılaştığımızda büyük bir rahatsızlık hissederiz. İşte bu yüzden de beyinlerimiz veriyi kendisi uydurur. Görünmeyen dünyada gerçekten de bir düzen bulunduğuna emin olmamız için çok sayıda felsefe, mitoloji ve din oluşturur. Böylelikle en azından bizi düzen varmış yanılgısına düşürür."

Deizm - Ateizm Neden Yükseliyor?

"Son on yıl içinde kör inanca karşı mantığı savunan kitaplar çoksatanlar listesinde ön sıralara yükselmişti. Kültürel eğilimin giderek dinden uzaklaştığı artık Harvard yerleşkesinde bile kendini belli ediyordu. Bir süre önce Washington Post gazetesi, 'Harvard'daki tanrıtanımazlık' üzerine bir makale yayımlamış ve okulun 380 yıllık tarihinde ilk defa birinci sınıf öğrencileri arasındaki agnostiklerle ateistlerin, Protestanlar ile Katoliklerin toplamından daha fazla olduğunu yazmıştı."

Peki insanların tek tanrılı dinlerden neden uzaklaştığı ve Deizm ve Ateizm'e neden büyük ilgi gösterdiğini düşündünüz mü? Düşünmediyseniz kitapta sorulan sorular ve bu sorulara verilen cevaplarda bulabilirsiniz bu ilginin nedenini.

Kitapta Sorulan Sorulardan Bazıları
--Yaşam bir yaratıcı bulunmadan, kendi başına var olabilir mi?
--Din efsaneleri bilimsel buluşlarla yıkılacak mı?
--Hangisini tercih ederdiniz? Dinsiz bir dünyayı mı? Yoksa bilimsiz bir dünyayı mı?
--Cansız kimyasallar nasıl karmaşık yaşam biçimleri oluşturacak şekilde kendilerini örgütlüyor?

Bu soruların  ve "Nereden geliyoruz?" sorusunun cevaplanmasından çıkan sonuç şöyle:

"Gerçek şu ki, hiçbir yerden gelmiyoruz...ama her yerden geliyoruz.Kainattaki yaşamı yaratan aynı fizik kurallarının ürünüyüz. Özel değiliz.Tanrı olsa da olmasa da varız. Entropinin inkar edilemez sonucuyuz. Yaşam evrenin esası değil. Yaşam, evrenin yarattığı ve enerjisini dağıtmak için ürettiği bir şey."

Nereye gidiyoruz? Onu da kitaptan okuyun ama Edmond'un söylemiyle bitireyim yazımı: "Nereden geldiğimiz...nereye gittiğimizin şaşırtıcılığıyla yarışamaz bile."


BAŞLANGIÇ
Dan Brown
Çeviren: Petek Demir İncek
Altın Kitaplar, 2017
535 sayfa, 38 TL.







8 Ocak 2016 Cuma




MICHELANGELO, MEDICI  HANEDANI, BOTTICELLI, WAGNER, KANARYA ADALARI, HİPOKAMPUSA DAİR BİLGİLER



 ---Hipokampus, Poseidon' un arabasını çeken hayvandı, yarı at, yarı solucandı. Beynin şakak bölgesindeki bir bölüm bu adla anılır. Orada hafıza bilgileri kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya dönüştürülür. 
(Ferdinand von Schirach- Suç)
 
tr.wordpress.com' dan alınmıştır.

---Fas' ın batısında İspanya' ya bağlı, Atlas Okyanusu'nda  yer alan takımadalar, Kanarya Adaları' nın isminin köpeklerden geldiğini biliyor musunuz? Aslında kuşlar adaya değil, ada kanarya kuşlarına(bu kuşlar adanın yerlileriydi)  ismini vermiştir. Bu takımada adını, en büyük adasında bulunan hem vahşi hem de evcil çok sayıdaki köpekten dolayı, Romalılar tarafından verilen "Köpek Adası" isminden (İnsula Canaria) almıştır.



 
 trthaber.com' dan alınmıştır.


---Michelangelo, Dante için; "Yeryüzüne ondan büyük bir adam gelmemiştir." demiş. "Sistine Şapeli ve Davut Heykeli" yle tanıdığımız Michelangelo usta bir ressam ve heykeltıraş olmanın yanı sıra , yaklaşık 300 şiir yazmış mükemmel bir şairdi. Dante adındaki şiirini, korkutucu cehennem tasvirleriyle Son Hüküm' e ilham veren Dante' ye ithaf etmişti.
(Dan Brown- Cehennem)



David by Michelangelo, www.wga.hu' dan alınmıştır.


---Mediciler 15,16, 17. yüzyıllarda Floransa siyasetini elinde tutan ünlü bir hanedandı. İsim, Floransa' da tek başına bir sembol haline gelmişti. Avrupada' ki en büyük finans kurumunu çıkaran Medici Hanedanı, akıl almaz bir servet ve nüfuz sahibi olmuştu. Modern bankalar bugün bile Medicilerin icat ettiği muhasebe yöntemini kullanıyorlar: Çift girişli borç-alacak sistemi. Bununla birlikte Medicilerin en büyük mirası finans veya politika değil, sanattı. Sanat dünyasının gördüğü belki de en savurgan patron olan Mediciler, Rönesans' ı gerçek anlamda tetikleyen cömert bir sipariş akışı sağlamışlardı. Medicilerin patronluğunda sipariş alan ünlüler listesi Vinci' den Galileo' ya ve Botticelli' ye kadar uzanıyordu. Botticelli' nin ünlü "Venüs' ün Doğuşu" tablosu, kuzenine yatağının başına asacağı, cinsel açıdan tahrik edici bir düğün hediyesi vermek isteyen Lorenzo de Medici' nin siparişiyle yapılmıştı. Lorenzo de Medici, genç bir delikanlıyken Michelangelo' yu himayesi altına almıştı. Ve Medicilerin insanlığa en büyük hediyesi olarak anılır Michelangelo.
(Dan Brown- Cehennem) 


 
 Venüs' ün Doğuşu, Botticelli  -  www.google.com' dan alınmıştır.


---Botticelli' nin Dante portresinde, Dante' nin başlığına, ustalığın sembolü olan defne yapraklı taç eklemiş - Şiir sanatında ustalığı temsil ediyor. Antik Yunan' dan alınan geleneksel sembol, günümüzde bile şiir ödülü ve Nobel kazananları onurlandırmak için kullanılıyor.


Botticelli' nin La Mappa dell' Inferno' su aslında tarihin en çok bilinen eserlerinden biri haline gelen, 14. yüzyılda yazılmış bir edebi eseri canlandırıyordu. Bugüne dek yankılanan korkunç bir cehennem görüntüsü. Dante' nin Cehennem'i.
(Dan Brown - Cehennem)

 
 
 https://www.youtube.com/watch?v=DFDQSHWp9pI



 Casino di Venezia, eskiden,saray olarak kullanılan, Rönesans stilindeki bu muhteşem yapı, bugün kumarhane olarak işletilmektedir. Burası besteci Richard Wagner' in 1883' te "Parsifal Operası" nı besteledikten kısa bir süre sonra kalp krizi geçirip öldüğü yerdir.




 Casino Di Venezia  - commons.wikimedia.org' dan alınmıştır.





9 Haziran 2014 Pazartesi




STRESE KARŞI İLKEL EGO SAVUNMA MEKANİZMASI
(İNKAR)


Günümüzde stresin ne olduğunu bilmeyen yoktur sanırım. Öyleki, vücudumuzda meydana gelen, yaşantımızı olumsuz etkileyen neredeyse tüm rahatsızlıkların nedeni olarak gösterilir stres.
İnsanoğlu olan ve olmayan her şeye hem kısa vadede hem de uzun vadede anlam vermek ister. Varoluşunun nedeni ve amacı ile ilgili sorular sorar; geçmiş, şimdiki zaman ve geleceği sorgular. Akla uygun her nedeni inceler, araştırır. Bütün bunlar da strese neden olur.

Geçmişi sorgularken; geçmiş hala sizin canınızı sıkıyorsa, geçmiş yüzünden sıkıntı duyuyorsunuz demektir. Ve bu duruma psikologlar "TSSB" yani travma sonrası stres bozukluğu teşhisi koyabilirler. Tabii bir psikoloğa giderseniz.

Ben, "geçmiş geçmişte kaldı" diyebilenlerden olmadığım için ara sıra geçmişi sorgulamaktan kendimi alıkoyamam. Ancak, bu sorgulamayı bana sıkıntı versin diye değil, hatalarımı gözden geçirmek, aynı hataları tekrarlamamak ve bir anlamda özeleştiri yapmak için kullanırım. Zaman içerisinde kendi kendime geliştirdiğim bir yöntemle, beni üzen anılarımı ve bunlarla ilgili hislerimi hatırladığımda, bunların yerine güzel ve  neşeli anılarımı koymayı başarabildim. Böylece, beni üzen anılarım belleğimin en arka tarafındaki yerlerini aldılar ve ben istemediğim sürece de ön tarafa çıkamadılar. Aslında , böyle yaparak, bilmeden "inkar" yolunu seçmişim. Peki, inkar nedir?

"İnsan zihninin ilkel ego savunma mekanizması, beynin kaldıramayacağı kadar fazla stres üreten tüm gerçekleri reddeder. Buna inkar denir. İnkar, insanın başa çıkma mekanizmasının önemli bir kısmını oluşturur. O olmasaydı, her sabah hangi şekilde öleceğimizi düşünerek dehşet içinde uyanırdık. Bunu yapmak yerine zihinlerimiz, işe vaktinde yetişmek veya vergilerimizi ödemek gibi başa çıkabileceğimiz stresle meşgul olarak, varoluş korkularımızı perdeler. Eğer varoluşla ilgili daha büyük korkularımız olursa, basit işler ve günlük meşgalelerle vakit geçirerek onları hemen aklımızdan çıkarırız. 

ABD' de en seçkin üniversitelerde okuyan öğrencilerin web kullanımı üzerine bir araştırma yapılmış. Bu araştırmada, çok yüksek zekalı kullanıcılarda bile içgüdüsel bir inkar eğilimi olduğu ortaya çıkmış. Araştırmaya göre, üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğu, Kuzey Kutbu' ndaki buzulların erimesiyle veya türlerin yok olmasıyla ilgili moral bozucu bir haberi tıkladıktan sonra, o sayfadan hemen ayrılıp zihinlerini korkudan arındıran eğlendirici bir sayfaya geçiyorlardı. En sevilen seçenekler spor haberleri, komik kedi videoları ve ünlülerle ilgili dedikodulardı." (Dan BROWN - Cehennem)

İyi ki, zihnimizin ilkel ego savunma mekanizması her daim devrede ve içgüdüsel bir inkar eğiliminde. Yoksa ne yapardık? Düşüncesi bile dehşet verici...