Anna Karenina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anna Karenina etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2020 Cuma

 



OKUDUĞUM KİTAPLARDAN, ETKİLENDİĞİM 15 GİRİŞ CÜMLESİ




Yaşamımızda ilklerin çok önemli bir yeri olduğu ve kolay kolay unutulmadığı  yadsınamaz; ilk ev, ilk aşk, okuduğumuz ilk kitap, gittiğimiz ilk sinema, izlediğimiz ilk tiyatro v.s. Bir kitapsever olarak rahatlıkla söyleyebilirim ki, okuduğum kitabın ilk cümlesi ya da giriş paragrafı o kitabı keyifle, heyecanla okuyup okuyamayacağımı belirler. Bu durum, herkes için farklı olabilir. " Bir kitabın okuyucuyu ilk cümleden etkilemesi gibisi  yoktur. Okuyucunun okuduğu ilk cümle, kitabın giriş cümlesi, o kitabın satmasını, kapanış cümlesi ise yazarın daha fazla okuyucu kazanmasını sağlar" derler.

Okuduğum kitaplardan aklımda kalan ve unutamadığım giriş cümlelerini paylaşmak istiyorum. Mutlaka unuttuğum "giriş cümleleri" olacaktır. Çünkü bu cümlelerin bir listesini yapmamıştım; düşünürken hatırladıklarımı, kitapları önüme yığarak yazmakla yetineceğim bu nedenle.
İşte o ilk cümleler:

1- DÖNÜŞÜM, Franz Kafka

"Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında dev bir böceğe dönüşmüş olarak buldu."

2- YABANCI, Albert Camus

"Bugün annem ölmüş belki de dün. Tam bilmiyorum."

3-  İKİ ŞEHRİN HİKAYESİ, Charles Dickens

"Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı, hem aptallık, hem inanç devriydi, hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı, hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı, hem hiçbir şeyimiz yoktu, hepimiz ya doğruca cennete gidecektik ya da tam öteki yana - sözün kısası, şimdikine öylesine yakın bir dönemdi ki, kimi yaygaracı otoriteler bu dönemin, iyi ya da kötü fark etmez, sadece 'daha' sözcüğü kullanılarak diğerleriyle karşılaştırılabileceğini iddia ederdi."

4- ÜÇ ANADOLU EFSANESİ, Yaşar Kemal

"Hey kardeşler, hey dostlar, yolda belde, tavlada tarlada, kırda ovada durup da bizi dinleyenler, okuyanlar, dünyanın kaç bucak olduğunu soranlar, bilenler, hey yedi iklim dört bucağı gezenler, size bir destanımız var. İnsanoğlu şu dünyada neyi arar, arasa arasa dostluğu kardeşliği arar, sözü çok uzatmak neye yarar? Biz başlayalım Köroğlu'nun hikayelerini anlatmaya birer birer."

5- ALİCE HARİKALAR DİYARINDA, Lewis Carrol

"Alice, ırmağın kıyısında, ablasının yanı başında hiçbir şey yapmadan öylece oturmaktan sıkılmaya başlamıştı; ablasının okuduğu kitaba bir iki kez şöyle bir göz attı; ne ki kitapta ne bir resim vardı, ne de konuşma, 'İçinde resim ve konuşma olmayan bir kitap, ne işe yarar ki,' diye geçirdi aklından, Alice."

6- MUHTEŞEM GATSBY, F.Scott  Fitzgerald

"Toy çağımda bir öğüt vermişti babam, hala küpedir kulağıma. 'Ne zaman' demişti, 'birini tenkide davranacak olsan, hatırdan çıkarma, herkes senin imkanlarında gelmemiştir dünyaya!"

7- TUTUNAMAYANLAR, Oğuz Atay

"Olay, Yirminci Yüzyılın ikinci yarısında, bir gece, Turgut'un evinde başlamıştı. O zamanlar daha Olric yoktu; daha o zamanlar Turgut'un kafası bu kadar karışık değildi. Bir gece yarısı evinde oturmuş düşünüyordu. Selim, arkasından bir de herkesin bu durumlarda yaptığı gibi, mektuba benzer bir şey bırakarak, bu dünyadan bir kaç gün önce kendi isteğiyle ayrılıp gitmişti."

8- ANNA KARENİNA, Lev Tolstoy

"Mutlu aileler birbirlerine benzerler. Her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır."

9- KÜÇÜK PRENS, Antoine de Saint - Exupery

"Altı yaşındayken, bir gün 'Yaşanmış Olaylar' adlı bir kitapta çok başarılı bir resim gördüm: Balta girmemiş ormanlarda bir boa yılanının bir fili nasıl yuttuğunu gösteriyordu."

10- YÜZYILLIK YALNIZLIK, Gabriel Garcia Marquez

"Albay Aureliano Buendia, yıllar sonra idam mangasının karşısına dikildiğinde, babasının onu buzu keşfetmeye götürdüğü o çok uzaklarda kalmış ikindi vaktini anımsayacaktı. O zamanlar Macondo, tarihöncesi kuşların yumurtaları kadar ak ve kocaman, parlak çakıllarla örtülü yatağı boyunca dupduru akan bir ırmağın kıyısında kurulmuş, yirmi hanelik bir kerpiç köydü."

11- KOLERA GÜNLERİNDE AŞK, Gabriel Garcia Marquez

"Kaçınılmaz bir şeydi: Acıbadem kokusu ona mutsuz aşkların yazgısını anımsatırdı hep. Doktor Juvenal Urbino, yıllardır kendisi için önemini yitirmiş bir olayla ilgilenmek üzere koşup geldiği, hala alaca ışığa gömülü odaya girdiği an ayrımına vardı bunun. Antilli göçmen, harp malulü, çocuk fotoğrafçısı, satrançta en yufka yürekli rakibi, bir altın siyanürüyle belleğin işkencelerinden kurtarmıştı kendini."

12- MOBY DİCK, Herman Melville

"Ishmael deyin bana. Birkaç yıl önce - kaç yıl önce olduğu önemli değil, paramın azaldığı ya da hiç kalmadığı bir sırada-, karada da beni ayrıca bağlayan bir şey olmadığı için, bir engine açılayım, bu dünyanın denizlerini şöyle bir göreyim dedim. Ben böyleyimdir; böyle bulurum sıkıntıdan kurtulmanın, uyuşan kanıma hız vermenin yolunu."

13- BİR DİNAZORUN GEZİLERİ, Mina Urgan

"Küçük mutluluklar denilen şeyleri doğru dürüst değerlendirmesini bilirseniz, bunların aslında büyük, hem de çok büyük mutluluklar olduğunu anlarsınız."

14- YENİ HAYAT, Orhan Pamuk

"Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti. Daha ilk sayfalarındayken bile, kitabın gücünü öyle bir hissettim ki içimde, oturduğum masadan ve sandalyeden gövdemin kopup uzaklaştığını sandım."

15- BABA, Mario Puzo

"Her büyük servetin arkasında bir suç gizlidir. (Balzac)
Amerigo Bonasera, New York Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi'nin salonunda oturmuş, adaletin yerine getirilmesini bekliyordu; kızını insafsızca yaralayan, onun şerefiyle oynayan kişilerden adaletin eliyle intikam almış olacaktı."


Not: İlk cümle tanımına karşılık gelen bir de kelime var: "İncipit." Latince "başlangıç, giriş cümlesi" demek. Pek çok ülkede kitapların ilk ve son cümleleri derlenerek liste şeklinde meraklısına sunuluyor. 

Sizin de, okuduğunuz kitaplardan etkilendiğiniz giriş cümleleri var mı? Varsa hangileridir? Yorumda yazarsanız sevinirim...




14 Ocak 2013 Pazartesi




ANNA  KARENİNA  2012




Leo Tolstoy' un klasikleşen dev eseri Anna Karenina' nın uyarlaması olan 2012 yapımı filmi izledim. Joe Wright yönetmenliğinde çekilen film, teknik olarak sanat yönetmeninin hayal gücünü ortaya koysa da,ben sinema filmi izleyeceğimi düşünürken tiyatro izliyormuşum hissine kapıldım.Hatta bazı sahnelerde Dario Marianelli' nin bestelediği muhteşem müziğin ve dans koreografisinin güzelliği karşısında  operadayım sandım.
Filmin bir çok sahnesi, gerçek hayattan tiyatro sahnesine, tiyatro sahnesinden gerçek hayata dönen mekan ve dekorlarla desteklenmiş.Duygusal sahnelerde müziğin baskın olarak kullanılması ve bir anda tiyatro sahnesine dönen dekorlar bende rüya ile gerçek arası bir duygu yarattı.  
Keira Knigtley' in oynadığı Anna Karenina' yı duygulu. sevgi dolu, aşkı için her şeyi göze  alabilecek kararlıkta bir kadın olarak göremedim. Oynadığı rol beni etkilemedi, filmin sonundaki trenin altına atlayarak intihar etmesi bile duygulandırmadı:Belki  Sophie Marceau' nun oynadığı Anna Karenina'yı sevdiğim ve hissettiklerini hissettiğim için, belki de genel olarak filmi beğenmediğim için. Bu arada, Alexsi Karenin rolüyle Jude Law Oscar' lık oyun sergilemiş bana göre.
Romanın, dolayısıyla filmin kahramanı  kadın olduğu ve Tolstoy insan karekterini çok iyi çözümlediği için yazarın eşi Sofya' nın" Eğer Tolstoy, kadınları yazdığı kadar iyi tanımış olsaydı, onunla çok mutlu bir hayatımız olurdu" dediğini yazmadan edemedim.Çünkü Tolstoy evliliğinde mutlu değildir ve bunalıma girmiştir. Ve bunalımı onun kurtuluşu olur:1910 yılının Ekim ayında kendisiyle yaptığı hesaplaşmadan sonra evden ve karısından kaçar. Geldiği tren istasyonunda hastalanır ve istasyon şefinin kirli yatağında 82 yaşında hayata veda eder.
1874 yılında yazdığı romanın kahramanı Anna Karenina' nın hayatını bir tren altında sonlandırırken, kendi hayatının da bir tren istasyonunda sonlanacağını nereden bilebilirdi büyük yazar? Ölüm şekli farklı olsa da. Kaderin cilvesi bu olsa gerek.