Açlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Açlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ekim 2023 Çarşamba

 



DÜNYANIN BELKİ DE EN TARTIŞILAN YAZARI

KNUT HAMSUN KİMDİR?




Norveç'in dünyaca ünlü yazarı Knut Hamsun kadar tartışılan, bir o kadar da okunan başka bir yazar var mıdır bilemiyorum. Yazarı gizemli ve tartışılır kılan yazdıkları değil, onun siyasi görüşüdür, ki ölümünden sonra bile bu tartışmalar devam etmektedir.

Lise yıllarımda edebiyat öğretmenimizin okumamızı zorunlu tuttuğu iki kitabını okumuştum Knut Hamsun'un; Açlık ve Toprak Yeşerince. Aradan uzun yıllar geçti. Dün kitapçıda raflara göz atarken Can Yayınlarının Nisan 2023'te yaptığı yeni basımı görünce hiç düşünmeden aldım kitabı. Gayem; hem lise yıllarıma geri dönmek hem  kitabı yeniden okuyarak hatırlamak hem de kitabı şimdiki aklımla yeniden değerlendirmekti. "Açlık" bu! Dün de vardı, bugün de var, iklim krizi çözülemezse ve hızla artan dünya nüfusu kontrol altına alınamazsa yarın da var olacağını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Norveç'in Dostoyevski'si olarak anılan Knut Hamsun'un yazdığı "Açlık" adlı psikolojik ve yarı otobiyografik roman 195 sayfadan oluşuyor. Yazarın gençlik yıllarına dayanan hikaye, 19. yüzyılın sonlarında bugünkü adı Oslo olan Norveç'in başkenti Kristiania'da geçiyor. Yoksul ama gururlu bir adamın açlıkla iç içe geçen hayatını konu alıyor. Yazar, bu etkileyici hikaye ile bir insanın hayalleri ve gururu uğruna hem fiziksel hem de zihinsel olarak nasıl çöktüğünü çarpıcı bir şekilde anlatıyor.

Knut Hamsun'un Hayatı

Knut Hamsun, 1859 yılında Norveç'in Gudbrandsdalen'de yoksul bir köylü ailesinin yedi çocuğunun dördüncüsü olarak doğdu, yoksulluk içinde büyüdü. Neredeyse hiç resmi eğitim almadı. 19 yaşında, kunduracı çırağı olarak çalışırken yazmaya başladı. Sonraki on yıl boyunca yol işçiliği, taş ustalığı gibi geçici işlerde çalıştı. İki kez Amerika Birleşik Devletleri'ne seyahat etti ve burada çoğunlukla küçük işler yaptı. Bu sırada kitaplarını yayımlatmaya başladı. 1890'da yayımlanan "Açlık" romanıyla büyük başarı elde etti. Bunu Pan, Gizemler, Victoria, Toprağın Bereketi gibi romanlar izledi. 1920'de Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman hayranlığı nedeniyle vatana ihanet suçlamasıyla karşı karşıya kaldı. Norveç'in büyük şehirlerinde kitapları yakıldı. Mallarına devlet tarafından el konuldu. Geçici olarak psikiyatrik gözlem altına alındı ve son yıllarını yoksulluk içinde geçirdi. 1948 yılında doğrudan Nazi bağlantısı bulunmadığı Norveç mahkemesi tarafından onaylandı ve hakkındaki suçlamalar düştü. 19 Şubat 1952'de 93 yaşında öldü. 

Yukarıda yazdığım kısa hayat hikayesi, "Açlık" romanının girişinde yazılan metindir.  Ancak Knut Hamsun hakkında İnternette yaptığım araştırmada neden yazıma dünyanın belki de en tartışılır yazarı başlığını attığımı açıklamak istiyorum. Bu nedenle, vatan haini olarak anılmasını ve sonuçlarını da yazmam gerek!

Knut Hamsun, hem Birinci hem de ikinci dünya savaşı sırasında Almanya'yı destekledi. Bir sempatizan mıydı, yoksa bir işbirlikçi miydi ya da ülkesini korumaya çalışan bir vatansever miydi? Gerçek olan şu ki,  ikinci dünya savaşı bittiğinde Norveçlilerin gözünde bir haindi...

Hamsun, 1945 yılında Nobel madalyasını Hitler'e verilmek üzere, Nazi Almanyasının 2. adamı Gobbels'e gönderdi. Adolf Hitler'in ölümünden bir hafta sonra 7 Mayıs 1945'te gazetede "İnsanlık Savaşçısı" olarak tanımladığı Nazi rejiminin liderini anan kısa bir metin yayınladı. 

14 Haziran 1945'te Norveç polisi tarafından yakalandı ve Alman yanlısı tavrı hakkında ifade verdi. Hukuk Profesörü Johns Andenaes'e göre, Hamsun 20-30 yaş daha genç olsaydı hapis cezasıyla karşı karşıya kalacaktı. Ama yaşından ve hastalığından ötürü başsavcı, adli psikiyatri gözlem kararı aldı ve 14 Ekim'de Oslo'da bir psikiyatri kliniğine yatırıldı. 119 gün boyunca orada kaldı. NS üyesi olduğu iddiasıyla aleyhine dava açıldı. Dava sonucunda NS üyeliğine istekli olma temelinde suç ortaklığı yapmaktan yüklü miktarda tazminat ödemeye mahkum edildi.

Norveçliler Hamsun'a karşı ne hakaret ettiler, ne bağırıp çağırdılar ne de intikam duygularıyla saldırıya geçtiler. Bir sabah, genç bir Norveçli kız, elindeki Hamsun kitabını yazarın evinin önüne bırakıp sessizce uzaklaştı. Bir süre sonra biri daha aynı yere kitap bıraktı. Sonra biri daha, biri daha, biri daha...Oslolular ellerindeki Hamsun kitaplarını yığdılar yazarın kapısının önüne. Ne bir arbede yaşandı, ne de kötü bir laf edildi. Kırgın Norveçliler kitapları sessizce bırakıp dağıldılar. Hamsun'un bahçesinde adeta kendi kitaplarından bir dağ oluştu.

Bu zarif tepki, yazara ömrünün en acı dersini verdi. Son günlerini büyük pişmanlıklar içinde geçirdi. 93 yaşında evinin banyosunda pişman, mutsuz ve utanç içinde ölü bulundu... 

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ?

- Knut Hamsun'un karısı Marie, Avrupa'yı Hitler'in propagandasını yaparak dolaşıyordu.

- Norveç Almanlar tarafından işgal edildiğinde Knut Hamsun, direnilmemesi gerektiğini söylemekle yetinmedi, teslim olunması için kampanya yürüttü. 

- Türkiye'nin, Almanya'nın ve daha birçok ülkenin en önde gelen yazarları tarafından "en büyük" ilan edilen Knut Hamsun hakkında, Thomas Mann şöyle demişti: "Nobel Ödülü'nü ondan daha çok hak eden biri olmamıştır."

- Sabahattin Ali, daha 1934'te Knut Hamsun için uzun bir yazı yazdı ve yüzyılın en büyük dahilerinden biri olarak onu selamladı. 

- "Açlık" romanıyla büyük üne kavuşan Knut Hamsun, böylece romanına ilham kaynağı olan açlıktan ve zorlu hayat şartlarından kurtulmuştu. 20'den fazla dile çevrilen roman, ilk kez Peyami Safa tarafından Türkçeleştirilip bir dergide yayınlandı. 1956 yılında Behçet Necatigil çevirisiyle Varlık Yayınları tarafından da basıldı.

- Açlık sinemaya da uyarlandı. Henning Carlsen yönetmenliğinde çekilen 1966 Danimarka, Norveç ve İsveç ortak yapımı "Sult-Açlık" filmini (IMDb:7.8) ve Maria Giese yönetmenliğinde çekilen 2001 ABD yapımı "Hunger" (IMDb:7.3) filmini izleyebilirsiniz. 

Sonuç olarak;

İnsan hafızası unutsa da tarih unutmuyor. Tarih, halkı için savaşını da, halkına ihanet edeni de yazıyor. Gerçekler ve ihanetler yaşandığı dönemde dile getirilmese bile önünde sonunda ortaya çıkıyor. Geride ne denli büyük eserler bırakmış olursanız olun, eğer vatanınıza ihanet etmişseniz, eserlerinizin büyüklüğü kendi halkınız için bir şey ifade etmiyor. Çünkü ihanet asla unutulmuyor...


Yararlandığım Kaynaklar:

- Açlık, Knut Hamsun. Can modern.

- wannart.com

- idefix.com

- politikyol.com




20 Eylül 2023 Çarşamba

 



SAVAŞ VE AÇLIK BİR ARADA OLURSA




Goethe, "açlık en akıllı balıkları bile oltaya getirir" der. Aç balık karnını doyurmak için oltadaki yeme yüzer, yemi yer ve kancaya takılır. İnsan ve hayvan organizmasında bu denli etkilidir açlık. Öyle ki, açlık hak, hukuk, dost, düşman, anne, baba, bebek, çocuk da tanımaz; sadece aç olanın kendi fiziksel ihtiyacının doyurulmasına bakar. Çünkü organizmanın temel içgüdüsü olan var olma ve hayatta kalmaya odaklanır.

Milyonlarca insanın öldüğü II. Dünya Savaşı hakkında genellikle savaşın ve kahramanca yapılan şehir savunmalarının anlatıldığı onlarca kitap yazılmış, bir o kadar da film çekilmiştir. Ama savaş sırasında öncelikli olarak orduda savaşan askerlerin yiyeceğini düşünmek zorunda kalan savaşan devletler, sivil halkın açlıktan yavaş yavaş ve acılı bir şekilde ölmesini görmezden gelmiştir. Eğer yönetmenliğini Xiaogang Feng'in yaptığı 2012 yılı Çin yapımı  Back to 1942 (1942'ye Dönüş) adlı filmi tesadüf eseri izlemeseydim, II. Dünya Savaşı sırasında Çin'in Henan Eyaleti'nde yaşanan büyük kıtlığı ve resmi rakamlara göre üç milyon insanın açlıktan öldüğünü bilmeyecektim. Çinli yönetmen Feng, tarihe Çin kıtlığı(1942 - 1943) olarak geçen Henan'daki kıtlığı filme çekerek hem tüm dünyaya duyurmuş hem de "doğal afet" nedeniyle oluşan kıtlığın, insan eliyle çıkarılan savaşla birleştiğinde insanlar için iki kat daha ölümcül olduğunu gözler önüne sermiş. 

Filmin konusu şöyle: Film bir radyo konuşmasıyla Çin Cumhuriyeti'nin Eksen Devletler (Japonya, Almanya, İtalya) karşısında Müttefik Devletlerin safında yer aldığını bildirmesiyle başlıyor. Savaş sırasında Çin'i ikinci kez işgal eden Japonlar, Çin'in Henan Eyaleti'ne kadar ilerlemişlerdir. 1942 yılında çekirge sürüleri tarafından yenilen tahıllar ve kuraklık nedeniyle Henan'da halk açlık çekmektedir. Bu nedenle  yerlerini, yurtlarını bırakıp sırf karınlarını doyurmak ve açlıktan ölmemek için mülteci olmayı kabullenerek göç etmektedirler. Henan Eyaleti'nde zengin bir derebeyi olan Fan, bu kıtlıktan etkilenmemiştir. Ambarları tahıl ve yiyecek doludur. Ancak bir gün yiyecek bulmak üzere yola düşen eşkıyalar Fan'ın evini basar ve oğlunu öldürürler. Evini de yakarlar. Evsiz kalan Fan yanına uşağını, eşini, ölen oğlunun hamile karısını ve de kızını alarak diğerleri gibi yola düşer. Uyanık Fan, tedbir olarak sakladığı yiyecek ve paralarını da yanına almıştır ancak yolda soyulur ve zengin derebeyinin, yoksullardan hiçbir farkı kalmaz. Artık yoksullar gibi açlıkla mücadele etmek zorundadır. Filmin ilerleyen bölümlerindeki açlık sahneleri insanın içini çok acıtmakta diyebilirim. Bir kilo darı için karısını, çocuğunu satanların yanında, Fan'ın da16 yaşındaki kızını darı karşılığı geneleve satış sahnesi, "açlığın" ne menem bir şey olduğunu yönetmen, kafamıza balyozla indiriyor sanki. Savaş sırasında ve açlıkla mücadele ederek hayatta kalma savaşı veren mültecilerin göçü esnasında orada bulunan Times muhabiri Amerikalı gazeteci bölgenin içler acısı haline yakından tanıklık eder ve durumu bir rapor halinde gazetesine gönderir.

Filmi izledikten sonra, II. Dünya Savaşı süresince başka kıtlık çeken ülkeler var mı diye kısa bir araştırma yaptım. Bu vesileyle o ülkelerden de bahsetmek istiyorum. Belki o ülkelerde yaşanan açlıkla ilgili de filmler çekilir. Kim bilir?

- II. Dünya Savaşı'nın henüz başladığı 1Ekim 1940'da Yunanistan İtalyan ordusu tarafından işgal edilir. Almanların desteğini alan İtalyan Faşist Diktatör Mussolini, Alman ordusuna gereken erzakı temin edebilmek için depolar, mandıralar, çiftliklere el koyarak yağmalatır. Güç durumda kalan Yunan halkı açlığa mahkum edilir. Birkaç ay sonra da açlıktan ölümler başlar. Sokaklarda açlıktan ölenler kamyonlarla toplanıp toplu mezarlara gömülür. Pire ve Atina'da yaşanan açlıktan dolayı yetmiş bin kişi ölür. Ölümlere seyirci kalamayan Türkiye Cumhuriyeti Devleti, 2400 tonluk kuru yük gemisi olan Kurtuluş adlı gemiyle üç kez Atina limanına yardım gönderir. Dördüncü seferinde çok eski bir gemi olan Kurtuluş, yüküyle birlikte batar. Ama başka gemilerle Yunanistan'a birkaç kez daha yardım gönderilir.

- II. Dünya Savaşı'nda (1943 yılında) yankı uyandıran bir başka kıtlık, Britanya Hindistan'ında bulunan Bengal'de yaşanmış. Altmış milyonluk Bengal nüfusunun dört milyona yakın kısmı açlık, sıtma, sağlıksız koşullar, yetersiz beslenme ve nüfusun yer değiştirme gibi nedenlerden artan bir kıtlık ile karşı karşıya kalmış. 

Bengal'de öncelikli konumda yer alanlara mal ve hizmetlere erişim kolaylığı sağlanmış, böylece tahıllara erişim yasağı gelmişti. Bunun yanında uluslararası ithalata erişim, Churchill'in savaş kabinesi tarafından reddedilmişti. Bengal'de her geçen gün insanlar açlıktan ölmeye devam ederken, eyalet hükümeti kıtlığın olduğunu kabul etmiyormuş. Yani kıtlık yok, yardım da yok.

Savaş zamanlarında kıtlık ve açlık insanları öldürürken, barış zamanlarında durum farklı mı peki? Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu'nun (UNICEF) 13 Temmuz 2020'de Roma'da yaptığı toplantı sonrasında hazırladığı rapora göre, "2019 yılında açlık çeken kişi sayısı 690 milyona ulaşmış. Açlık çeken kesime en çok Asya'da rastlanmakla birlikte, açlık en hızlı Afrika'da yayılmaktadır" denilmekte olup açlık sorununun pandemi ile birlikte artarak devam edeceği de vurgulanmaktadır. 


-Film afişi Sinema Türk'ten alındı.