12 Ocak 2021 Salı



ELIZABETH BATHORY (KANLI KONTES)


Asırlardır anlatılagelen vampir hikayelerini duymayan yoktur sanırım. Gençler arasında popüler olan, "Alacakaranlık Kuşağı" filmini izleyip de Edward Cullen adlı 109 yaşındaki vampiri hatırlamayan çok az kişi vardır. Hele Bram Stacker'in yazdığı Drakula kitabını bilmeyen, filmini izlemeyen varmıdır ki? İşte tüm bu kitaplara konu olan vampir söylentileri gerçek, gerçekler masal oldu; söylentilere neden olan bir kadın yüzünden. Üstelik bu kadın, Avrupa'nın küçük bir ülkesinde Transilvanya'da 1560 yılında soylu ve oldukça zengin bir ailede doğdu. Bebeğin adı; Elizabeth Bathory idi. Ancak, icraatları nedeniyle tarih onu, gerçek adından daha çok kendisine yakıştırılan lakabıyla "kanlı kontes" olarak yazacaktı.

Elizabeth'in doğduğu yıllarda, bölgenin tek hakimi olan Osmanlı İmparatorluğu gücünü kaybetmeye başlamıştı. Elizabeth, altı yaşındayken, ailesine ait şatoda ileride kişiliği üzerinde derin izler bırakacak bir olaya şahit olmuştu. Olay şuydu: Eğlence için şatoya çağrılan bir grup çingeneden biri, çocuklarını Türklere satmakla (devşirme usulüyle alınmıştı muhtemelen) suçlanarak ölüm cezasına çarptırıldı. Küçük Elizabeth, şafak vakti cezalandırılacak çingenenin ölümünü izlemek için dadısının elinden kaçtı, şatonun dışına çıktı. Gördüğü manzara şuydu: Askerler, dışarıda yere yatırılan bir atın karnını yarıp ölüm cezası alan çingeneyi atın karnına yerleştirdiler ve adamın sadece kafası dışarıda kalacak şekilde atın karnını diktiler. Hem at hem de zavallı adam, çığlıklar içinde çırpınarak öldü. Bu ölümü baştan sona izleyen Elizabeth'in içindeki kötülük mekanizması işlemeye başlamıştı.

Genç bir kız olduğunda, o dönemde, prensler bile okuma-yazma bilmezken Elizabeth, Macarca, Latince ve Almancayı akıcı bir şekilde konuşabiliyordu. Zekiydi, küçük yaştan beri, asi köylülerle başa çıkma yolunun acımasızlık ve şiddetten geçtiğini düşünüyordu.

12 yaşındayken bir köylüden hamile kalmış, babasız olarak dünyaya gelen kızı, Elizabeth yaşadığı sürece bir daha ortaya çıkmamak şartıyla bir köylüye verilmişti.

Elizabeth, henüz 15 yaşındayken 1575 yılında, 21 yaşındaki "Macaristan'ın Kara Şövalyesi" ismiyle ünlenmiş, zalim ve merhametsiz savaşçı Ferencz Nadasdy ile evlendi ve Nadasdy ailesinin Macaristan'daki mülkü Sarvar Şatosu'na yerleşti. Kocası Ferencz, Türklerle savaştığı için vaktinin çoğunu evinden uzakta geçiriyordu. "Korkunç Beşli" olarak da bilinen, düşmana korku salan ve kılıcı keskin beş Macar savaşçıdan biriydi. Kara Şövalye ve Kanlı Kontes çok nadir biraraya geldikleri için, evliliklerinin ilk on yılında çocukları olmadı. Daha sonra Elizabeth, dört çocuk doğurdu.

Güzelliğiyle etrafa nam salmış olan Elizabeth, hizmetçilerine yaptığı kötü muamele ile kötü bir şöhret kazanmış ve şatosunu bir işkencehaneye çevirmişti. Özellikle genç ve güzel olan kızlara işkence yapmaktan büyük zevk alıyordu. Bir hizmetçinin kaçması Elizabeth'e göre affedilemez bir suçtu, cezası işkenceyle ölümdü. Hizmetçisi olan 12 yaşındaki Pola, bir şekilde evden kaçmış ama yakalanıp geri getirilmişti. Kanlı Kontes, Pola'ya beyaz bir elbise giyindirerek onu çok dar, içi çivilerle dolu bir silindir kafese sokmuş ve bir makara kafesi kaldırdığında çiviler Pola'ya saplanmış vücudu paramparça olmuştu. Kuralları çiğneyen hizmetçilerin tırnaklarının altına iğne yerleştirirdi. Elizabeth, kurbanları acı içinde kıvranırken mutlaka onların yüzlerini görmek isterdi.

Kendisi gibi sapık olan kocası Ferencz, 1603'te zehirlenerek öldü. Ama kocasının ölümü bile Kanlı Kontes'in işkencelerini durduramadığı gibi daha da artırdı. Kontes Bathory, uzun simsiyah saçları, bembeyaz yüzü ve kehribar rengindeki gözleriyle olağanüstü bir güzelliğe sahipti. Fakat hiçbir güzellik, yerçekimi ve ilerleyen zamana karşı koyamazdı.

Önceleri yüzündeki kırışıklıkları makyajla kapatıp pahalı elbiseler giyerek kendisini avutsa da geçen zamanda bunların yararının olmadığını gördü. Bir gün tesadüfen yüzüne sıçrayan hizmetçi kızın kanıyla kırışıklığın ve yüzündeki çizgilerin yok olduğunu fark edince yakın arkadaşı büyücü kadın Darvulia'ya nedenini sordu. Büyücü de; "Genç bedenlerin kanını alırsan, onların fiziksel ve ruhsal özellikleri de sana geçer!" deyince çok sayıda genç kızın kanı kovaları doldurmaya başladı.

Elizabeth'in ebedi gençliği elde edebimek uğruna, vahşice katlettiği genç kızların sayısı on yılda 650'yi bulmuştu. Öldürülen kurbanların etlerini pencereden dışarı savurmasıyla ünlüydü. Çürümüş cesetlerin kimliği teşhis edilemesin diye üstlerine kireç döktürüyordu. Ancak artan cesetlerin sayısı nedeniyle tüm şato çürüyen insan etinin ağır kokusuyla doldu. Koku öyle yoğundu ki, artık içeride durulamıyordu.

Yıllar boyunca Elizabeth'in sonsuz yaşam cinayetleri devam etti. Kurbanlar, her seferinde, ortadan kaldırılması kolay köylü kızları oluyordu. Bu arada şatoda yaşanan garip olaylarla ilgili söylentiler de ceset kokuları gibi hızla yayılıyordu. Artık kurban yakınları da yavaş yavaş seslerini yükseltmeye başlamışlardı. 

Elizabeth'in sosyal statüsü, onu kanun önünde dokunulmaz kılıyordu ve  o, güçlü bağlantılarıyla adaletin kollarının kendisine uzanmasını engelliyordu. Peki,hal böyleyken, adaletin kollarına nasıl düştü? İşte bu çok ilginç!

Çoğu kendi ailesinden miras kalan büyük bir servete sahip olan Kontes Batory, yine de parasızlıktan şikayet ediyordu. Macar soyluları şövalyelerin parasını genellikle kendi ceplerinden verirlerdi. Hükümdarın ise genelde parası olmazdı.Bu yüzden, Elizabeth'in kocası Ferencz zehirlenip ölmeden önce, Kral Matthias'a 17 bin 408 altın borç para vermişti.Elizabeth de bu parayı Macar Kralı'ndan almak istedi. Ekonomik sıkıntı çekiyordu. Bu nedenle, ailesinden kalan iki şatoyu sattı. Ailesinin çoğu Elizabeth'in yaptıklarından daha önce de haberdardı ve buna bir son vermek niyetindeydiler. Transilvanya prenslerinden kuzeni Kont Thurzo, yaptığı aile toplantısında, Elizabeth'in manastıra kapatılmasını istedi ama kabul görmedi. 

Elizabeth'le ilgili şikayetler nihayet Macar Parlamentosu'na gelmişti. Parlamento, Kontes'in aleyhine tanıklık edenleri üç gün boyunca dinledi. Kutsal Roma İmparatoru II. Arşidük Matthias, düzeni tekrar kurmaya kararlıydı. Soyluların kanun tanımayan olağanüstü güçlerinin sonu geliyordu. Kanlı Kontes'le ilgili şikayetler kulağına kadar gelen Arşidük'ün bizzat kendisi, Elizabeth hakkında soruşturma başlattı. 

Kral Matthias, Elizabeth'i yok etmeye kararlıydı. Eğer suçlu bulunursa tüm mallarına el konulacaktı; en önemlisi de Elizabeth'in Kral'dan geri almaya çalıştığı borç geçersiz sayılacaktı. Ve kral emretti: "Bana o kadının kellesini getirin!"

Bu karardan sonra bile kan dökme iştahını kaybetmeyen Elizabeth, Kral'ı ve kuzeni Kont Thurzo'yu zehirlemeye kalkıştıysa da başarılı olamadı.

Ve nihayet 1610 yılını 30 Aralık gecesi, kralın muhafızları şatoyu bastı. Baskın sırasında Elizabeth şatonun 50 metre altında yer alan bir hücrede saklandıysa da, kuzeni Kont Thurzo tarafından yakalandı. Elizabeth yakalandığında kuzenine, "Bu saygısızlığın bedelini ödeyeceksin" diye bağırınca Thurzo, "Maalesef hanımefendi, ben hizmetçilerinizden biri değil, bu lanetli mekana adalet getiren Macaristan prensiyim!" karşılığını verecekti.
Şatoda yapılan aramada, kanla dolu kovalar, yarı canlı, işkence görmüş genç kızlar ve elliden fazla ceset bulundu.

Mahkemede yapılan yargılamada, işkenceleri beraber yürüttüğü kadrolu cadılar ve yardımcıları, "vampirlik, büyücülük ve pagan ritüelleri uygulamak" gibi yapılanlara uygun düşen suçlamalarla yargılansa da, Elizabeth, sadece adi suçlardan hakim karşısına çıkarılmıştı. İmtiyazlı eller yine devredeydi.

Mahkemeye sunulan önemli bir kanıt, Elizabeth'in el yazısıyla yazdığı, kurbanlarının adının yazılı olduğu listeydi. Listeye göre, kurban sayısı 650'yi buluyordu. Mahkeme sonucunda, tüm yardımcılar vampirlere yaraşır şekilde idam edildi. Kendisine gelince, başlangıçta kazığa bağlanıp, yakılarak idam edilmesine karar verilse de saraylı olduğu için, cezası ömür boyu hapse çevrildi. 

Ve Elizabeth, 31 Temmuz 1614'te, hücresinde bir başınayken öldü. Daha cesedi çürümeden, günümüze kadar ulaşacak vampir hikayeleri dört bir yana yayılmaya başlamıştı...


Notlar:
-- Elizabeth'in kanlı geçmişine şahit olan Cachtice Şatosu'nun kalıntıları, halen Slovakya sınırları içindedir. Şato, Kontes'in ölümünün ardından bir daha hiç kullanılmadı.

-- Cinayetleri ve yargılanmasıyla ilgili kayıtlar, Macaristan devlet arşivinde saklanmaktadır.

Kaynak: Ali Çimen - Tarihi Değiştiren Kadınlar (Popüler Tarih)

Elizabeth Batory görseli alıntıdır.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder