Madam Curie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Madam Curie etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Kasım 2020 Pazar

 

MARİE CURİE 

(1867 - 1934)

Bilim İçin Ölen Kadın



Marie Curie, bilim alanında tanınan adıyla  Madam Curie'nin bilime yaptığı katkıları uzun uzun yazmayacağım, kısa bir hatırlatma yapacağım sadece. Eminim, yazımı okuyan herkes bu değerli bilim insanının buluşlarını biliyor zaten. Bu buluşların getirdiği teknolojiyle yaşamının bir evresinde mutlaka tanışmıştır çünkü.

Bugünkü yazımda, Marie Curie'nin kadın olduğu için yaşadığı gerçek aşkı nedeniyle, toplumdan dışlanmasının ve neredeyse ikinci Nobel Ödülü'nü kaybetmekle karşı karşıya gelmesinin öyküsünü yazacağım. Bir kadın olarak bunu yazmak ve bilmeyenlere bildirmek gerek diye düşündüğümden. Çünkü, biliyorum ki, böyle bir aşkı yaşayan bilim insanı erkek olsaydı, Marie'ye yapılan baskı ve yıldırmalar ona yapılmayacaktı...Nedense, biz sıradan insanlardan farklı olan bilim insanlarının, sanatçıların, yazarların, şairlerin de birer insan olduklarını ve bizim gibi davranışlar gösterebileceklerini unuturuz çoğu zaman. Ve bu unutuşla, onları davranışlarından dolayı çok kolay yargılarız. Oysa onlar da bize benzerler ama bizim gibi değillerdir. Bunu bir anlayabilsek keşke..

Bu girişten sonra, Marie Curie'nin hayat hikayesine geçebilirim; onu tanıyınca çok seveceksiniz. O, iyi bir eş, çocuklarına karşı ilgili bir anne ve çok başarılı bir bilim kadınıydı çünkü. Bugünün deyimiyle; "çocuk da doğurmuş, kariyer de yapmış." Hem de ne kariyer, hiç kimsenin onun tahtına oturamayacağı cinsten hem de...

Maria Sklodowski, 7 Kasım 1867'de Polonya'nın Varşova kentinde doğdu.Ailesinin büyük çoğunluğu öğretmenlerden oluşuyordu ve babası da öğretmendi.

Marie'nin okul çağı geldiğinde, ki o zamanlar Varşova Rusya'nın elindeydi- babası Marie'yi, tamamen Rusların kontrolünde olan bir okula verdi. Ancak bu okuldan mezun olanların Varşova'da iş bulma şansları yoktu, kadınların eğitimi sınırlıydı ve üniversiteye gitmesi yasaktı. Ama Marie, annesi gibi bir kız okulunda öğretmen olmak istiyordu. Bunun için hem ablası Bronia hem de Marie, eğitimlerini Polonya dışında sürdürmek istiyorlardı; ancak ailenin maddi durumu buna müsait değildi. Bunu bilen abla-kardeş bir karar verdiler; Bronia, Paris'te tıp öğrenimi görecek, Marie'de çalışarak ablasını okutacaktı. Bronia'da mezun olduktan sonra ileride Sorbonne'de okuyacak olan Marie'ye yardımcı olacaktı.

1891 yılında Marie, yirmi dört yaşındayken Paris'e ablasının yanına gitti. Sorbonne Üniversitesi sınavlarını kazandı ve Fen Bilimleri Akademisi'ne kaydoldu. Amacı, eğitimini tamamlamak ve fizik öğretmeni olmaktı.

İki yıllık eğitimin ardından sınıf birincilikleriyle birlikte, fizik ve matematik dallarında yüksek lisans dereceleri alarak mezun oldu. Aynı yıl bir arkadaşının evinde tanıştığı otuz beş yaşındaki Pierre Curie ile tanıştı. Pierre, aynı zamanda Endüstriyel Fizik ve Kimya Okulu Laboratuarı'nın Başkanı'ydı. Çift 26 Temmuz 1895'te evlendi.Maria Sklodawska, Marie Curie olmuştu.

İki bilim aşığı çift, radyoaktif elementler üzerine on dört yıl birlikte çalıştılar. Kızları İrene doğunca, Marie bir süre çalışmalarına ara verse de, öğretmenlik diplomasını aldıktan sonra, kocasının ayarladığı bir laboratuarda, uranyum tuzlarının yaydığı ve sonraları radyoaktivite olarak adlandırılacak ışın üzerine detaylı araştırmalara başladı. Kocası da çalışmalarında kendisine yardım ediyordu.

Marie, nihayet araştırmaları sonunda radyoaktivitenin atomla ilgili bir kavram olduğu ve minerallerin moleküler yapısından kaynaklandığı tezini ortaya attı. 1900'lü yıllarda birçok bilim adamı atom diye bir şeyin varlığına inanmıyorlardı ve Marie'nin iddasına gülüp geçmişlerdi.

Bu arada aynı alanda çalışmalar yapmakta olan Becquerel de, iki farklı uranyum mineralinin daha aktif olduğunu keşfetmişti. Temmuz 1898'de karı-koca Curieler yeni bir radyoaktif element olan ve uranyumun radyoaktif bozunmasından ortaya çıkan polonyumu bulduklarını duyurdular.

Marie, 1903 yılında doktorasını vererek Fransa'da gelişmiş bilim alanında doktora unvanı alan ilk kadın oldu. Aynı yıl kocası ve Becquerel ile paylaştığı Nobel Fizik Ödülü'nü de alarak, Nobel Ödülü sahibi ilk kadın olarak tarihe geçti.

Radyasyon Curieleri öylesine etkilemişti ki Nobel aldıklarında ne Madam Curie'nin ne de eşinin ödülü almaya gidecek gücü vardı. Tabii o zamanlar aşırı radyasyona maruz kalmanın insan bedeninde yaptığı tahribatlar bilinmiyordu. Dolayısıyla, aşırı zayıflayan Madam Curie ve rahatsızlanan  eşine doktorlar teşhis koyamıyorlardı.

19 Nisan 1906'da Pierre bir at arabasının çarpması sonucu ölünce Marie, iki çocuğuyla dul kaldı. Ancak Sorbonne Üniversitesi, kocasının yerine fizik profesörü olarak Marie'yi atadı ve Madam Curie 1908'de Sorbonne'da görev yapan ilk kadın profesör olarak, bir ilke daha imza attı.

Şimdi gelelim Marie'nin aşk hikayesine. Bir biliminsanı olarak buluşlara imza atsa da ve kendini bilime adamış olsa da onun da bir kalbi vardı. Dahası bir kadındı; duyguları olan...1910 yılının yazında, aynı zamanda kocasının da bir öğrencisi olan Paul Langevin'le yaşadığı aşk, kariyerinin ve toplum içindeki saygınlığının gerilemesine neden oldu. Tümü erkeklerden oluşan Fransız Bilim Akademisi, Marie'nin üyeliğine karşı çıktı. Bu yetmezmiş gibi, bilim aşığı Marie'yi,  yaşadığı gerçek bir aşktan dolayı eleştiri bombardımanına tuttular. Mutsuz bir evliliği olan Paul Langevin ile Marie arasındaki bu ilişki, gazetelere "Langevin Skandalı" olarak yansıdı ve Marie'nin ikinci Nobel Ödülü'ne gölge düşürdü. 

Büyük aşk yaşadıkları dönemde, Paul, Marie'ye birçok mektup yazdı. Bu mektupların büyük bir kısmı Paul'ün eşi Jeanne'in eline geçti. Jeanne'in kardeşi Paris'te yayınlanan bir gazetenin editörüydü. Jeanne eline geçirdiği bu mektupları, kardeşi aracılığıyla gazetede yayınlattı. Böylece hem kocasından hem de Marie'den intikanını aldı ya da aldığını sanıyordu. Skandalın patlak vermesiyle birlikte, Marie'nin ülkeyi terk etmesini istemeye varacak kadar şiddetli bir propaganda başladı. Aşığı Langevin, gazetenin editörünü(kayınbiraderini) halkın önünde yapılacak bir düelloya davet etti; ancak her ikisinin de silahını çekememesi, konunun kapanmasını sağlayacaktı.

Neyseki bilim dünyası bu skandaldan fazla etkilenmedi.Madam  Curie ile Poincare 1911 yılında radyum ve polonyumun keşfi ve araştırılmasındaki çalışmalarından dolayı Nobel Kimya Ödülü'ne layık görüldüler. Böylece Marie, iki Nobel Ödülü alan ilk isim olarak ilkler listesine bir yenisini ekledi. Üstelik iki ödülü farklı (Fizik-Kimya) dallarda almıştı. Yaptığı çalışma, bir elementin radyoaktif işlemlerden sonra başka bir elemente dönüşebileceğini gösteriyordu. Bu, kimya alanında yepyeni bir sayfanın açılması demekti.

Bundan sonraki yaşamına geçirdiği depresyon damgasını vursa da, Madam Curie, 1914 yılında Paris Üniversitesi'nde kurulan Radyum Enstitüsü'nün ilk müdürü oldu. Hayatı boyunca radyumun tıptaki önemine dikkat çekti. Aynı yıl başlayan I. Dünya Savaşı sırasında kızı İrene ile birlikte, genç hemşire adaylarına X ışını teknolojisini öğretti ve fizik tedavi uzmanlarına savaş ortamında radyoloji ekipmanını nasıl kullanacaklarını gösterdi. Ancak bu çalışmaları sırasında kendisi ve kızı yüksek dozda radyasyona maruz kalmıştı.

1934 yılında Fransa'nın Savoy kentinde, aşırı radyasyona maruz kalmaktan dolayı yakalandığı kan kanseri sonucu öldü. Yaptığı çalışmalar sonucunda bilim dünyasında çığır açan Madam Curie, bu çalışmaları onun ölümüne neden olmuştu. Bu yüzden kendisine "bilim için ölen kadın" denilirken, radyoaktivite birimine de "curie" adı verilecekti.Curie'nin külleri, 1995'te Fransa'nın hem erkek hem de kadın kahramanlarının anıtının bulunduğu Pantheon'a gömüldü. Ölümünden 61 yıl sonra.

Kızı İrene de annesinin izinden giderek bu yoldaki çalışmalarını sürdürdü ve bir fizikçi olan kocası Frederick Joliot ile beraber yapay radyoaktiviteyi keşfettiler. Eşiyle birlikte yaptıkları keşiflerden dolayı da 1935 yılında Nobel Ödülü'ne layık görüldüler.


Notlar:

--Kendisi ile anılır olan radyumdan çıkan ışınların kanserin bazı türlerinde tümörleri yok ettiği ortaya çıkınca kanser tedavisinde, soyadından esinlenilerek, curieterapi (kemoterapi) olarak bilinen tedavi dönemi açıldı.

--1944'te bulunan yeni bir element, Marie ve kocası Pierre'in anısına "Curium" olarak isimlendirildi.


Yazımı hazırlarken yararlandığım kaynaklar:

--tarihi değiştiren kadınlar (POPÜLER TARİH), Ali ÇİMEN.

--tarihi değiştiren bilginler (POPÜLER TARİH), Ali ÇİMEN.

Görsel, alıntıdır.



6 Ağustos 2015 Perşembe




BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?

(6)


-Hem Mozart' ı, hem de Beethoven' i etkilemiş olan Avusturyalı ünlü besteci J. Haydn' ın ölüsü daha soğumadan başını bedeninden ayırmışlar; kaçık mı kaçık bir bilgin, beynini çıkarıp, müzik dehasının nerede yer aldığını saptasın diye!  (1)


-A. Einstein, vasiyetini titizlikle yazarak, öldükten sonra kendisini yakmalarını istemiş. Bu isteğini yerine getirmişler, ne var ki, ona yürekten bağlı, özverili çömezi, ustasının bakışlarını üstünde duyumsamadan yaşamaya katlanamayacağını düşünmüş. Yakılmadan önce, cesedin gözlerini çıkararak alkol dolu bir şişenin içine koymuş, böylelikle, kendisi de ölünceye kadar ustasının ona bakmasını sağlamış.  (2)


- Michelangelo, Dante için; "Yeryüzüne ondan büyük bir adam gelmemiştir." demiş. "Sistine Şapeli ve Davut heykeli" yle tanıdığımız Michelangelo usta bir ressam ve heykeltraş olmanın yanı sıra, yaklaşık 300 şiir yazmış mükemmel bir şairdi. Dante adındaki şiirini, korkutucu cehennem tasvirleriyle Son Hüküm' e ilham veren Dante' ye ithaf etmişti. (3)


- Bangladeş, Bangal dilinde 'Bangal ülkesi' demekmiş. Bu ülkedeki evlerin mimari yapısına benzediği için, bugün tüm dünyada kullanılan 'bungalov' kelimesi de buradan gelmeymiş. (4)


-İngiliz Edward Jenner, aşıyı bulup, çiçek hastalığının kökünü kazıdı; bağışıklık fikrinin babası oldu. İneklerden kaynaklanan çiçek hastalığını aşı ile tedavi edebileceğini öne sürdüğünde, alaya alındı.Gazetelerde kendisini hicveden karikatürler yayınlandı. Çiçek aşısını denediği insanlar arasında 11 aylık bebeği de vardı. Çiçek aşısını bulunca, pahalı olur ve parası olmayanlar alamaz düşüncesi ile buluşunun patentini almadı.(5)


- Bilimsel çalışmaları sonucu maruz kaldığı radyasyondan hastalanıp ölmüş olmasından dolayı "bilim için ölen kadın" olarak anılan Marie Skladowska (Madam Curie), Nobel ödülü alan ilk kadın oldu. Radyoaktivite çalışmalarından dolayı, radyoaktivite birimine "curie" denildi. Kendisi ile anılır olan radyumdan çıkan ışınların kanserin bazı çeşitlerinde tümörleri iyi ettiği ortaya çıkınca, kanser tedavisinde, soyadından ilham alınarak, curieterapi (kemoterapi) olarak bilinen tedavi dönemi açıldı. (6)



Kaynaklar: 

1 ve 2  Milan Kundera - Kimlik
        3 Dan Brown - Cehennem
4   www.sabah.com.tr
5 ve 6 Ali Çimen - Tarihi Değiştiren Bilginler