Eros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ağustos 2023 Pazartesi

 


CAMPANULA (ÇANÇİÇEĞİ)



Tek, iki ya da çok yıllık otlardır. Çiçek kurulu tek ya da çok çiçeklidir. Çanak beş parçalıdır. Taç beş parçalı çan biçimlidir. Cins adı Latince küçük çan anlamına gelir. Cinsin taç yapısına işaret eder.



Çiçekleri mavi, menekşe ya da leylak renklidir. Az da olsa beyaz renkli olanları da vardır. Cins özellikle Akdeniz havzası olmak üzere kuzey yarımküreye özgüdür. Rapunzel masalında cadıdan alınan bitkinin çançiçeği olduğu düşünülür.



MİTOLOJİK HİKAYESİ:

Aşk ve güzellik tanrıçası Aphrodite bakana güzellikten başka bir şey göstermeyen, diğer tanrıçaların peşinde olduğu sihirli aynasını kaybetmiş. Kaybolan aynayı fakir bir çoban çocuk bulmuş. Aphrodite bunu öğrenince, oğlu Eros'tan aynayı almasını istemiş. Ancak aynadaki görüntüsü karşısında büyülenen çocuk, Eros'a aynayı vermeyi reddetmiş. Aynayı zorla almaya çalışan Eros'la çocuk mücadele ederken yanlışlıkla ayna kırılmış ve binlerce parçaya bölünmüş. Efsaneye göre aynanın parçalarının düştüğü her yerde de çançiçekleri yeşermiş. 














ENDEMİK TÜYLÜ ÇANÇİÇEĞİ




Dünyada sadece Kuşadası Dilek Yarımadası ve Söke/Doğanbey'de yetişen tüylü çançiçeği, Nisan ile Haziran ayları arasında mor çiçeklerini açar. 

Çançiçeklerinin (Campanula) dünyada 300 türü bulunmaktadır. Ama tüylü dokusuyla bu türlerden ayrılan endemik çançiçeği (campanula tomentosa) Dilek Yarımadası'nda kaya ve duvar diplerinde yaşam bulmaktadır.

Türkiye için önemli bir değere sahip olan bu çiçeğin korunmasına Milli Parklar yetkililerince çok özen gösteriliyor. Dünya Koruma Birliği'nin Kırmızı Listesi'nde yer alan çiçeği koparanlara ya da zarar verenlere para cezası uygulanmaktadır. Nesli tükenmekte olan tüylü çançiçeğini koparanlara, 2872 Sayılı Çevre Kanununun 20. maddesi gereğince 244 bin 315 TL ceza kesilmektedir. Bu ceza miktarı 2023 yılı için belirlenmiş olup, her yıl artırılmaktadır. 





Not: Fotoğrafların tümü tarafımdan çekilmiştir. İznim olmadan kullanılamaz.

Yazı İçin Kaynaklar:

--kocaelibitkileri.com

--birgun.net



2 Temmuz 2022 Cumartesi

 


APOLLON'A YAR OLMAMAK İÇİN AĞACA DÖNÜŞEN DAPHNE (DEFNE)



Kadim Anadolu topraklarında ne mitolojik öyküler yaşanmış, günümüze dek uzanan. İşte su perisi Daphne'nin öyküsü bunlardan biri. Bu öyle bir öykü ki, ülkemizin güneyinde yer alan Hatay ilinin şirin ilçesi Defne'ye adını vermiş. Defne ağacının özelliklerini yazmadan önce, Daphne'nin hazin öyküsüne kısaca göz atalım ve Daphne'nin gözyaşlarından oluştuğuna inanılan Harbiye Şelaleleri'nden kana kana su içelim. Ne dersiniz?

Defne Ağacının Hikayesi

Bir gün, ışığın tanrısı Apollon ile aşk tanrısı Eros karşılaşırlar. Eros attığı oklarla insanları aşık etmesiyle ünlüdür. Apollon, Eros'un oklarını küçümseyen sözler söyler ve oklarını savaşta kullanmak üzere kendisine vermesini ister. Buna gücenen Eros, Apollon'a; "Benim oklarım seni bile vurabilir" der ve uzaklaşır.

Başka bir gün Apollon ormanda dolaşırken bir nymphe(su perisi) olan Daphne'yi görür ve onu izlemeye başlar. Eros da Apollon'u gizlice izlemektedir. Altın okunu çıkararak Apollon'u kalbinden vurur. Apollon Daphne'ye aşık olur. Eros kurşun okuyla da Daphne'yi vurur. Vurulan Daphne, Apollon'dan nefret eder ve ondan kaçmaya başlar.

Apollon, Daphne'ye deli gibi aşıktır. Her gün onu izlemeye gelir. Bir gün dayanamaz ve Daphne'ye yaklaşmaya çalışır. Eros'un kurşun okunun etkisiyle Daphne, Apollon'dan korkup kaçmaya başlar, Apollon da onun peşinden koşar. Koşmaktan yorulan ve gücü tükenen Daphne, artık kaçamayacağını anlar ve toprak ana Gaia'ya yalvarır: "Ey Toprak Ana, beni ört, beni gizle." Toprak aniden yarılır ve Daphne'nin ayakları toprağa kök salar. Teni kabuk bağlar, kolları dallara, saçları yapraklara dönüşür. Sonunda Daphne, defne ağacına dönüşür.

Ağaca dönüşen Daphne'ye Apollon şöyle seslenir: "Defne, bundan sonra sen, Apollon'un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yan yana geçecek." Bu tatlı sözler üzerine Defne, dallarını eğerek Apollon'u saygı ile selamlar.

Bu öykünün geçtiği yer bugünkü Harbiye'dir (Hatay). Apollon teessür ve heyecan içinde o ağacı amblem olarak alır ve parlak yapraklarından başına bir taç yapar. İşte o zamandan beri şiir ve silah zaferi Defne dalı ile ödüllendirilir ve inanışa göre Defne'nin gözyaşları bugün hala Harbiye'de şelaleler meydana getirmektedir. (*)




Defne(Laurus Nobilis) Ağacının Özellikleri

Her zaman yeşil, boylu bir çalı ya da 15 metreye kadar boylanabilen, yuvarlak tepeli bir ağaçtır.

Vatanı Anadolu ve Balkanlar'dır.

Yaprağı yağ, ilaç ve sabun endüstrisinde kullanılır.

Kokusunun güzel olması nedeniyle defne yaprağı yemeklerde baharat olarak da kullanılır.

Defnenin Arabistan defnesi, yaban defnesi, dikenli defne, dağ defnesi ve koyun defnesi gibi zehirli türleri de bulunmaktadır.











(*) kulturportali.gov.tr


Fotoğrafların tümü tarafımdan çekilmiştir, izinsiz kullanılamaz.



30 Haziran 2017 Cuma




KLASİK YUNANDA SEVGİ: EROS, PHILOS VE AGAPE



Eros

Matematik, mantık, etik, estetik ve diğer birçok keşif ve gelişmeleri Batı medeniyetini ve dolayısıyla bu küresel köyü temelinden etkileyen eski Yunanlılar, sevgi ve sevginin insan ruhuyla ilişkisi konusuna hayati önem veriyordu. Bu Hıristiyanlık öncesi dönemde Yunanlılar paganizme inanıyordu. Bu yüzden ruha ilişkin görüşleri hayaletler ya da periler gibi dini unsurlar barındırmaz. Platon ve diğerleri sevginin ruhta yaşadığını ve ruhun (dolayısıyla sevginin) üç bölümü veya boyutu olduğunu düşünüyorlardı. Bu boyutlar mide, zihin ve kalbe denk geliyordu. Yunanlılar sevginin bu üç farklı türüne eros, philos ve agape adını vermişti.

Her ne kadar bugün "erotik" kelimesini cinsellik anlamında kullansak da eski Yunan'da eros insanın tüm fiziksel iştahlarına gönderme yapıyordu. Cinselliğe olduğu kadar yemek ve içmeye olan iştah da erotikti (mide bölgesine aitti). Bu görüş açısıyla seks de yemeğe verilen değer yargılarından fazlası içermeyen bir başka iştahtı. Ancak dinler insanların sosyal davranışlarını kontrol etmeye başlamasından sonra cinselliğe diğer bedensel iştahlardan farklı yaklaşıldığını görüyoruz. Bu yaklaşım erosun anlamını daraltmış ve bugünkü durumunu getirmiştir. Bugünün tabiriyle "erotik aşk", cinsel sevgi demektir ve albeni, cazibe, gizem, kimya ve hayvani çekim gibi çağrışımları vardır. Önemini inkar edemeyiz ama sevginin daha üstün yönlerini de kabul etmeliyiz.

"Philos", birine ya da bir şeye karşı duyulan entelektüel çekimin bir tür sevgiye dönüşmesidir. Kökü "philos" kelimesinden gelen felsefenin "bilgi sevgisi" anlamına gelmesi iyi bir örnektir. "Philos", insanları, nesneleri ya da fikirleri cinsellik içermeyen bir biçimde sevmek demektir. Bir öğrenci ve öğretmeni arasındaki ilişki ya da bir arkadaşa, şiire, manzaraya, matematik teorisine, ahlak teorisine, çalışma alanına ya da sosyal bir amaca duyulan çekim bu türden bir sevgi olabilir. İşlerini seven insanların kariyerleriyle aralarında bu tür bir sevgi vardır. Hayatı seviyor ve kutluyor musunuz? Bu da bir "philos"tur. "Philos"un en güçlü dışavurumlarından biri ise arkadaşlıktır.

"Arkadaşlık söz konusu olduğunda ego, diğerininki içinde yok olmaz; tersine gelişir. Aşk ilişkisinin aksine arkadaşlık bir artı birin yine bir ettiğini söylemez; bir artı bir iki eder. Bu ikinin her biri, diğeriyle birlikte ve diğeri için zenginleşir."
-----Elie Wiesel

"Philos"un diğer bağlılık türlerinde olduğu gibi kötü bir tarafı da olabilir. Bir şeye bu tür bir sevgiyle aşırı bağlanırsanız tıpkı aşkta olduğu gibi körleşebilirsiniz. Ya da "philos" karşıtına, korkuya ya da tiksinmeye dönüşebilir. Çoğu fobi ters giden bir "philos"tan kaynaklanmaz ama benzer bir duygudan bahsedersek çekimin tiksinmeye dönüştüğünü söylemiş oluruz.

Aynı zamanda "philos"a eros karıştırmamaya da dikkat etmemiz gerekir. İkisini birbirine karıştırmak genellikle ikisini birden yok eder. Bazen mantık ve tutku birbirinden ayrılmalıdır. Yine de yakın bir iş ilişkisi yaşayan iki kişinin birbirine karşı erotik hisler beslemesi nadir görülen bir durum değildir. Ama erotik ilişki "philos"a zarar verebilir. Entelektüel benzerliklerini bir aşk ilişkisine ya da evliliğe dönüştüren bir yüksek lisans öğrencisi ve bir profesörün ilişkisi, profesörün öğrencinin gelişimini denetlemesini riske atmadığı ya da üzerine gölge düşürmediği sürece diğer birçok ilişkiden daha başarılı olabilir. Bu türden ilişkiler arasında toplumsal olarak en kabul göreni de büyük olasılıkla profesör-öğrenci ilişkisidir. Doktor-hasta, avukat-müvekkil ilişkileri türünden ilişkilerin erotik ilişkiye dönmesi, profesyonel açıdan haklı olarak kabul edilmez.

Eski Yunan'da sevginin üçüncü ve en üstün boyutu "agape"dir. "Agape", karşılık beklemeyen sevgidir. Sevginin en nadir ve değerli çeşididir. "Agape"ye sahip kişiler tamamen kişisel nedenlerle hareket eder: Dünya kocaman bir kalp tarafından sevilmeye ihtiyaç duyan insanlarla doludur ve "agape" böyle bir kalbin sevgisidir. "Agape" insanların ilahi sevgiyi kendi içlerinde yaşamalarını ve başkalarına gösterebilmelerini sağlar. Çünkü "agape" bencil değildir; dışavurumu başkalarına her zaman yardım eder, hiçbir zaman kötülüğü dokunmaz. Eros flört ve aileyi, "philos" arkadaşlığı ve toplumu mümkün kılarken "agape" ibadeti ve insanlığı mümkün kılar. "Agape" ayrıca eros ve "philos"a izin verip güçlendirebilir.

Agape"yi eros ve "philos" tan  farklı kılan bencillikten uzak oluşudur. Eros insanın kendisini bir başkasında bulmaya ya da kaybetmeye çabalamasına sebep olur. "Philos" insanın kendisini ötekiyle özdeşleştirmek istemesine yol açar. "Agape" kişiden bağımsız olarak kendini gösterir ve kişisel amaçların önüne geçmesine izin vermez. "Agape" sevgisi almak, güneşin üzerinize yansıması gibidir. Başkalarına da yansımasına aldırmazsınız, onların da bunu hissetmesini istersiniz. "Agape" sevgisi vermek ise güneş ışığı yaymak gibidir.

"Agape"den yararlanıp başkalarının da fayda görmesini sağlamanın birçok yolu vardır. Bazıları bunu ibadetle, bazıları meditasyonla, bazıları hayatın zorlu dersleriyle ve bilgeliğin getirdiği kabullenmeyle, bazıları da zor mistik maceralar yoluyla yapar. Hayatınıza nasıl girerse girsin, önemli olan "ben"i denklemden çıkarmaktır. Freud için bu bir problemdi. Sevgi üzerine teorilerinin zayıf tarafı da budur. Freud iştahın, erotik ruhun yatıştırmasıyla sağlanabilecek varoluş halleri ve "mistizm" hakkında biraz okumuştu. Egolarını geçici olarak yok ederek evrenle bir olabilen ya da "şey"lerle birleşebilen insanların deneyimlerini dinlemişti. Bunları yaşayanlar genellikle deneyimlerinin verdiği hissi, okyanusa dönen bir damla ile tarif ediyordu. Bu hisse genellikle görsel his olarak ilahi bir ışık, işitsel his olarak ilahi bir müzik, tat hissi olarak ilahi bir nektar ya da ilahi bir sevgiyle yıkanmak gibi dokunma hisleri eşlik ediyordu. Freud biraz hayal kırıklığı içinde, "O 
okyanus duygusunu keşfedemedim" diye itiraf etmişti. "Agape" "ben"in içinde ya da psikoanalitik haritadaki herhangi bir yerde bulunmadığı için bunda haklıydı. Ne ego, ne süper ego, ne de id "agape" alamaz ve veremez. Bunlar sadece güneşin altında biraz yanabilirler.

Hem eros hem de "philos"u yaşamak kesinlikle güzeldir. Böylece faydalarını, yararlarını ve sınırlarını kendiniz keşfedebilirsiniz. Ve hazır olduğunuzda "agape" sizi bekliyor olacaktır.

LOU  MARINOFF - Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? (s:172-175)


Not: Sevginin üç farklı türünün din olgusu ortaya çıkmadan önce nasıl değerlendirildiğini yalın ve anlaşılır bir şekilde anlattığı için kitaptan doğrudan alıntı yaptım. Yoksa, sevgi üstüne herkes bir şeyler söyleyebilir ve de yazabilir. Benim de yazılarım var sevgi üstüne, sevginin gücü üstüne. Önemli olan sevginin kaynağı ve boyutlarının keşfidir diye düşünüyorum. Yanılıyor muyum?