Enver Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Enver Paşa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2022 Salı

 


BUNLARI BİLİYOR MUSUNUZ?


-İspanyol futbol takımı Deportivo La Coruna takımının İspanya'daki lakabı "Türkler"dir(Los Turcos). Taraftarları sık sık maçlarda Türk bayrağı sallar. Bunun sebebi, takımın ait olduğu İspanya'nın Galicia bölgesinde yaşayanların, zamanında Barbaros'un (Barbaros Hayrettin Paşa) İspanyollara karşı verdiği savaşı desteklediğine inanılmasıdır. Bu yüzden ezeli rakipleri Celta Vigo taraftarları, biraz da aşağılamak amacıyla, Coruna taraftarlarını "Türkler" olarak isimlendirmiş ama zamanla Corunalılar, bu hitaba(kulüp olarak da resmen) sahip çıkmışlardır. Türk bayraklarının da boy gösterdiği bu atışma, Celta Vigo ve La Coruna maçlarında sık sık göze çarpar.

-Aztek İmparatoru Montezuma, elinden düşürmediği içecekten, ülkesini işgale gelen ve sonrasında Aztek İmparatorluğu'nu yıkan Hernan Cortes ve adamlarına da ikram etmişti. Bu yeni tattan çok etkilenen İspanyol kaşif, içeceğin yapıldığı bitkinin tohumlarını İspanya'ya gönderdi. Yeni içecek kısa sürede Avrupa'ya yayıldı. Bu içecek kahveydi.

-Oliver Cromwell, 17. yüzyıldaki İngiliz İç Savaşı'nda parlamento yanlısı güçleri yöneterek Kral I. ve II. Charles taraftarlarına karşı zaferler kazanmış; bu zaferleri, İngiltere'de kısa süreli de olsa(beş yıl) cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla sonuçlanmıştı. 1653'ten itibaren, kendisine parlamentonun da üzerinde bir güç verecek "Lord Protector" unvanını kullanmaktan çekinmedi. Cromwell, kralcıları ezdi. 3 Eylül 1658'de 59 yaşında Londra'da sıtmadan öldü. Kral I. Charles'in oğlu II. Charles 1660'ta iktidarı eline geçirip krallığı tekrar kurdu. Kral II. Charles, babasının intikamını almak için babasının idamının yıldönümü olan 30 Ocak 1661'de Cromwell'in mezarından çıkarttırdığı cesedini darağacında astırdı.

-Osmanlı'nın "Deli", Batı'nın "Büyük" dediği Petro (1672-1725), Rusya'yı dünya devi yaptı. Petro, batılılaşma hamlesi esnasında sakal uzatmayı yasaklamış; hatta hızını alamayarak, ülkenin önde gelen soylularından birkaçını kendisi tıraş etmeye kalkmıştı. Sakal bırakmakta ısrar edenleri vergiye bağladı.

-Josef Stalin sinemayı severdi. Clark Gable, Johnny Weismüller, Charlie Chaplin ve Spencer Tracy'ye hayrandı. Kovboy filmleri ile ünlenmiş olan John Wayne'den ise komünist ideolojiye zarar verdiğini düşündüğü için nefret ederdi. Öyle ki, Wayne'i öldürmesi için iki KGB ajanını görevlendirmişti! 1953' te geçirdiği kalp krizi sonucu ölmesi ve yerine geçen Nikita Kruşçev'in emri ile Wayne operasyonu iptal edildi.

- Berlin'e askeri ataşe olarak atanan ve sonrasında bitmeyecek Alman hayranlığı olan Enver Paşa, saray damadı olduktan sonra (Şehzade Süleyman'ın kızı Naciye Sultan'la evlenmişti) Harbiye Nazırlığına yükseldi. Onun Alman hayranlığı Osmanlı İmparatorluğu'nu Almanya'nın yanında I. Dünya Savaşı'na soktu; Almanların savaşı kazanacağından emindi. Enver Paşa'nın zapt edilemez hırsı Doğu Cephesi'nde Allahuekber Dağları'nda ve Sarıkamış'ta binlerce askerimizin şehit olmasına sebep olmuştu. "Ne olursa olsun Rusları yenin!" talimatı vermişti çünkü.

Askerlerimiz Allahuekber Dağları'nda tek bir Rus askeriyle çatışmadan aşırı soğuk ve tifüsten şehit olurken, Almanlar Kayzer Wilhelm'in tabiriyle "Alman ordusunun tüfeğine süngü olmuş" Türklerin ülkesine giden trenlerin üzerine, "Enverland'a (Enver'in Ülkesi'ne gider" yazmışlardı. 

Orduda "Enveriye" denilen askeri başlıkların kullanılmasını uygulamaya soktu.

"Enveri" adı verilen ve Arap harflerinin birbirinden ayrı yazılması esasına dayanan yeni bir alfabeyi kullanıma sokarak, kendince okuma ve yazmayı yaygınlaştırmak istedi. 

Enver Paşa'nın Tacikistan'daki naaşı 1996 yılında Türkiye'ye getirilerek, ölüm yıldönümü olan 4 Ağustos 1996'da Şişli Abide-i Hürriyet Tepesi'ne defnedildi.


Kaynak: Ali Çimen - Tarihi Değiştiren Askerler (Genişletilmiş 16. Baskı), Popüler Tarih,  Ekim 2021 / TİMAŞ.



11 Aralık 2021 Cumartesi

 


"NE O, KARADENİZ'DE GEMİLERİN Mİ BATTI" SÖZÜNÜN HİKAYESİ

Bugün hava kapalı; gökyüzü gri bulutlarla kaplı. Bulutlara azıcık dokunan olsa, göz yaşlarını yeryüzüne bırakacaklar gibi tetikte bekliyorlar sanki. Böyle kapalı ve gri  havalarda insan ne yapar? Sizleri bilmem ama ben, ruhumun hava gibi kararmasını engellemek için müzik dinlerim, kitap okurum ve düşünürüm.

Düşünmek için dirseklerimi dizlerimin üstüne koyup, iki büklüm bir vaziyette iki elim iki yanağıma dayalı bir vaziyette buldum kendimi (Rodin'in "Düşünen Adam" heykelindeki pozisyona benzer şekilde). Bu davranışı bile isteye değil, otomatik olarak yaptığımı fark ettim. Sanırım çoğu insan da aynı davranışı yapıyordur, ki halk arasında uzaklara dalıp giden ve düşünceli birini gördüklerinde, şu deyim söylene gelmiştir; "Ne o, Karadeniz'de gemilerin mi battı?" Cevap genelde "Dalmışım." olur. Hemen herkesin bildiği, yeri geldiğinde de kullandığı bu deyimin çok hüzünlü bir öyküsü vardır. Öykü şöyle:

1876 yılında başlayan Osmanlı-Rus savaşı esnasında Ruslar Sarıkamış (Kars) ve çevresini işgal ederler. 1914 yılında başlayan Birinci Dünya Savaşı'nda Ruslar hala bölgede işgalci durumundadırlar. Dönemin Harbiye Nazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, Kafkas Cephesi'nin Ruslardan kurtarılması ve Türklerin Kafkaslara uzanmasını sağlamak için harekata başlamak gerektiğini savunur. Ancak mevsim kıştır ve Sarıkamış ve çevresinin zorlu kış şartlarını bilen kimi kurmaylar Enver Paşa'ya itiraz etse de, paşa bu kurmayları dinlemez ve Erzurum'a giderek ordunun başına geçer. 10. Kolordu'nun başına da, Sultan V. Murad'ın torunlarından Behiye Sultan'la evli olan Hafız Hakkı Bey'i getirir. Enver Paşa komutasındaki 3. Ordu, Allahuekber Dağları'nı yürüyerek aşacak ve Sarıkamış'ı kuşatacaktır. Plan budur ama Allahuekber Dağları kar altındadır ve Mehmetçiğin kışlık giysisi yoktur. Çünkü Kafkas Cephesi'ne giden askerlerin çoğu Filistin Cephesi'nden gelen ve Sarıkamış'a gönderilen askerlerdir. Haliyle askerlerin giysileri yazlıktır ve sıcaklar için uygundur. Bu giysilerle Doğu'nun o meşhur soğuğuna dayanmaları ve düşmanla savaşmaları çok güçtür. 

Bu duruma çare bulmayı düşünen kurmaylar ve yöneticiler, İstanbul'dan battaniye,  kışlık giysinin yanında erzak ve mühimmat dolu üç gemiyi yola çıkartırlar: Bezm-i Alem, Bahr-i Ahmer ve Mithat Paşa adlı üç gemi, Mehmetçiği soğuktan kurtaracak malzemeleri taşımaktadır. Malzemeler bu üç gemiyle Trabzon 'a ulaştırılacak, oradan da kara yoluyla cepheye nakledilecektir. Ancak Ruslar, Zonguldak ve çevresini bombalamak için on gemiyle yola çıkmışlardır ve bu üç gemiye rastlarlar. Bezm-i Alem, Bahr-i Ahmer ve Mithat Paşa, 7 Kasım1914'te Ruslar tarafından batırılır. Battaniye ve diğer malzemeler ordunun eline asla geçmez. Başka gemi de gönderilmez. 

Ordu, baş gösteren tifüs salgını ve soğuk yüzünden perişan olur. Allahuekber Dağları'nda on binlerce Mehmetçik, 1914'ün Aralık ayının sonlarına doğru, -39 derece soğukta askerlerimiz donarak şehit olurlar. Geride kalan askerlerin şehitleri gömecek gücü kalmamıştır. Şehitlerimizi Ruslar defnederler. Tuğgeneral Ziya Yergök, anılarında şöyle yazar: "Düşmanın top, tüfek ve kuvvet üstünlüğü ile bize verdiği kayıp, korkunç kış mevsiminin verdirdiği kaybın onda biri değildir." (Tuğgeneral Ziya Yergök'ün Anıları - Sarıkamış'tan Esarete; Yayına Hazırlayan: Sami Önal, Remzi Kitabevi)

İşte gemilerin Karadeniz'de battığı haberi duyulur duyulmaz, bütün ülkede endişeli bir bekleyiş başlar. Kafkas Cephesi'nden binlerce askerin donarak şehit oldukları haberleri gelmeye başladığında, asker ailelerini bir düşüncedir alır; acaba kendi oğulları, eşleri ne durumdadır, sağ mıdır, üşüyor mudur, soğukta donmuş mudur? diye dalıp giderler. 

Zaman geçer, dilimizde yer eden  düşünceye dalıp dalıp gidenler için söylenen "Ne o, Karadeniz'de gemilerin mi battı?" sözü kalır geriye. Bu sözü söylerken bir kez daha düşünmek, vatanımız uğruna Allahuekber Dağları'nda soğuktan donarak  şehit olan askerlerimizi rahmetle ve saygıyla  anmak gerek...

Not: Enver Paşa cepheden İstanbul'a döner dönmez gazetelere büyük bir sansür uygulayarak Sarıkamış yenilgisine ve donarak ölen askerlere dair tek bir satır bile yazılmasını engeller. Dolayısıyla cephede olanlar unutulmuş, geriye "Karadeniz'de gemilerin mi battı?" sözü kalmıştır. Gazi Mustafa Kemal döneminde (Kurtuluş Savaşı) sürerken 1922 yılında Şerif Köprülü bir kitap yayımlayarak Doğu Cephesi'nde olanları anlatır ve milletimiz bu büyük üzüntüden yeniden haberdar olur.