Ego etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ego etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2016 Salı




ÖZÜR DİLEMEK ÇOK MU ZOR ?


Hoşgörüsüz bir toplum olduk, gittikçe kabalaşıyoruz, çevremizde olup bitene duyarsızlaşıyor, "bana ne"ci tavrımızı pekiştiriyoruz zihinlerimizde. Bu benim gözlemim, yanılıyor da olabilirim. Ama bir gerçek var ki yadsınamaz; birbirimize (evde, okulda, iş yerinde) tahammülsüz olduk. En ufak bir hatada şimşekler çakıyor, gök gürlüyor. Oysa ne kolaydır şimşek çakmasını engellemek! Hatayı yapan hata yaptığının farkında olsa ve karşısındakine "kusura bakma, bunu yapmak istemezdim ama oldu işte!" ya da kısaca "Hatalıyım, özür dilerim." diyebilse. Ama hayır, bunu söylemek zor geliyor insanlara. Neden? Çok mu zor özür dilemek birinden?

Özür dilersem, haksız olduğum  ya da zayıf bir kişiliğim olduğu düşünülür endişesi kişiyi özür dilemekten alıkoyabilir. Oysa özür dilemek, karşıdaki insandan; bir kusur varsa elde olmadan yapıldığını ve bu kusurun hoş görülmesi gerektiğini ve bağışlanmasını istemektir. Tabii bu özrün  samimi ve içten olduğunun hissettirilmesi çok önemli. Aksi halde özür dilemek özde değil sözde kalır ve  kabul edilmeyebilir. Çünkü, özür dilemek tek taraflı olsa da, özür dilenen kişinin kabulüyle özür yerini bulmuş olur.

Kültürümüzde kusur ve kabahatları görmemek, hatta üstünü örtmek bir erdem olarak görülür. Bunu Mevlana şöyle dile getirir: "Başkasının kusurlarını örtmede gece gibi ol." 

Hatta bazen "kişi hatasını kendi anlasın" anlayışı ile o kişiye karşı tavır alınır (küsülür, kırgınlık hissettirilir v.s.) Belki de kusurları görmezden gelmemiz öğretildiği için özür dilemeyi bir acizlik, bir geri adım atma, bir küçük düşme olarak algılıyor olabiliriz, farkında olmadan.

Güçlü bir iletişimin, huzurlu bir yaşamın vazgeçilmezi nezakettir. Diğer bir deyişle karşımızdakine saygılı davranmaktır. Saygı görmek isteyen bir insan, önce  saygı göstermelidir. Çünkü toplum içinde yaşıyoruz ve yaşarken her gün onlarca davranış sergiliyoruz. Davranış biçimlerimiz bize göre doğru olsa da bir başkasına ters düşüyor olabilir. Bazen büyük bir yanlış, rahatsız edici bir tutum içten gelen bir özür dilemeyle telafi edilebilir. Tabii ki özür dilemekle telafi edilemeyecek kabahat ve suçlar hariç.


Öyle insanlar tanıdım ki, onlar hep haklıydılar, mükemmeldiler ve hiç hata yapmazlardı. Bu nedenle de hiç özür dilemezlerdi. Sizce bu mümkün mü?  Egoları tavan yapmış, kibirli ve kendini beğenmiş insanlar için mümkün. Varsa çevrenizde böyle birileri hızla uzaklaştırın yanınızdan veya siz uzaklaşın! Böyleleri kendi mutsuzluklarını, güvensizliklerini çevrelerine bulaştırıp yayarlar çünkü. 


Özür dilemek zor bir şey değildir. Kendine güveni olan, kalbi sevgiyle dolu, nazik ve hata yaptığının farkında olanlar özür dilemekten korkmazlar. Çünkü özür dilemekle küçülmeyeceklerinin bilincindedirler. Sık sık hata yapıp "nasıl olsa özür dilerim olur biter " anlayışıyla yapılan özür dilemeler, samimi olmadığı gibi size "özrü, kabahatinden büyük." dedirtir. Benden söylemesi. Bana inanmıyorsanız S. Freud' e inanırsınız sanırım. :)


"Özür dilemek, sizin haksız olduğunuz manasına gelmez. Karşınızdaki insana verdiğiniz değerin egonuzdan yüksek olduğunu gösterir."






6 Kasım 2015 Cuma




EGO




Günümüzde en çok kullanılan sözcük hangisidir diye sorsalar bana, hiç düşünmeden "Ego"derdim. Anlamını bilen bilmeyen, sadece kulak dolgunluğuyla egonun varlığından haberdar olan, ancak yerli yersiz kullanarak anlamını aşındıran, kaydıran, hatta egoyu bir balona benzetip, balonu zevkle patlatacağını söyleyen bir çok insanla karşılaştım. Bu tür insanlarla sizler de karşılaşmışsınızdır muhakkak. Ha! Unutmadan EGO' yu, Elektrik, Gaz, Otobüs İşletmesinin kısaltması olarak söyleyenlerin varlığını da yazmalıyım, ki haksız da sayılmazlar. Çünkü başkentte belirtilen hizmetlerden sorumlu olan kurumun adının kısaltması EGO' dur gerçekten de.:)

Ego nedir, bizi nasıl etkiler, olmazsa ne olur, onu kontrol altına alabilir miyiz? gibi sorulara cevap bulabilmek için okudum da okudum. Neden mi? Ben de etten, kemikten oluşan bir insanım. Bazen "dünyayı ben yarattım." ya da "dünya benim etrafımda dönüyor." yanılgısına düştüğüm oldu. Sonuç; egom yerlerde süründü. Yerden toplamak da yine bana düştü.
Okuduklarımın bazılarını akademik bir dille yazıldığı için anlaşılmaz, bazılarını ise yalın bir dille yazıldığı için anlaşılır buldum. Bu durum, benim anlama özürlü olduğum anlamına gelmez tabii ki. (Egom yine yükseldi galiba. :))

Son okuduğum kitapta ego ile ilgili bir bölüm vardı ki, yazmadan edemeyeceğim. Kitap okuma isteğinin, kitabın hacmine (kalınlığına) göre değerlendirenlerin varlığını düşünerek, uzun  yazılan bir blog yazısının da  okunmadığı gerçeği tecrübemle sabit olduğundan, kısaltarak yazacağım. İşte Ego ve hakkında yazılanlar:

Ego, korkaktır. Ego, dostundan çok düşmanın olarak çalışırken," İnsan mı egosunu, egosu mu insanı kullanır?" soru işareti olarak kalır.

Dünyada, insanın sınırlı zamanında ona verilmiş kimliği, mevcut sistemdeki kimliği egonun ta kendisidir. Doğduğu aile, dini, dili, mesleği, kimliği oluşturan her ne varsa egoyu oluşturur ve ego onları yaşatır. Ego, insanın dünyevi kimliğinden fazlası değildir. Kıssadan hisse, ego seni açıklamaya, seni anlatmaya yetmez, çünkü sen kimliğinden, egondan ibaret değilsin. Ego, sen değilsin.

Egonun temeli "kaybetme korkusu" na dayanır. İnsan, biçimlendirilmiş zihniyetinden dolayı, tüm yaşamı boyunca, sadece ve sadece verilerle, değerlerle, tabularla yaşar ve ölür. Ego seni, insan eliyle yaratılan gerçekliğin, tek gerçek olduğuna inandırmaya çalışır.

Öğrenci üstadına sorar:
"Ego nedir?"

Üstat yüzünü buruşturarak öğrenciye döner ve "Bu ne kadar aptalca bir soru, bunu sadece bir aptal sorabilir." der. Öğrenci allak bullak olur, öfkeden kıpkırmızı kesilmiştir. Üstat gülümser ve şöyle der:

"İşte ego budur!"

Ego son derece başarılı bir illüzyonisttir. Her şeyi kendisi için kullanıp, görüneni sana farklı yansıtmaya çalışır ve öyle var olur. Gerçekliğinin sorgulanmasından, sarsılmasından o kadar korkar ki, kendini kamufle etmek için dikkatini dışarıya yöneltir. Senin, içeriye bakmak yerine dışarıya bakman egonun varlığını sürdürebilmesi için elzemdir.

Egonun doğasında yoksunluktan, rekabetten, kıyaslamaktan doğan nefret vardır. Bu bazen farklı politik kimliğe sahip insana duyulan kızgınlıktan, işyerindeki diğer çalışanlara duyulan kıskançlığa, sevgiliye kırgınlıktan, yoluna çıkan bir böceği öldürmeye kadar farklı tezahür eder.

Olan sadece şudur:

İçerideki öfke, içerideki nefret, içerideki korku dışarıda olana yansıtılmaktadır. Ancak kaynak içeridedir. Dışarıda olanı affedebilmek için  önce içeride olanı affedebilmek gerektiği gibi. Örneğin aldatan sevgiliye duyulan öfke, o sevgiliyi seçtiği veya o sevgilinin kendi yetersizliklerinden dolayı gitmiş olduğunu hissettiği için insanın kendisine duyduğu öfkeden alevlenir.

Ego güvensizdir.
Ego korkar.
Ego kontrol eder.
Ego tedbir alır.
Ego tetikte yaşar.
Ego dinlemez.
En çok bildiğini yapar.
Ve çoğu zaman hoyratça direnir.

Aile, toplum, çevre suçluluk duygusunu, günahı, kuralları, şablonları hayatına sokarken egoyu güçlendirdi. Ego da her sıkıştığında bunları sana karşı kullandı. 
.......................................................
Dünyaya ve senin dünyana ait cevapların egonun sana göstermeye çalıştığı gibi dışarıda değil, senin içinde, çok daha derinlerde. Ego sana diyor ki, dışarısı kötü, insanlar anlayışsız, sen ve ben (ego) birlikte olarak halledebiliriz. Ayrışarak, bölünerek, gururla, kibirle, dünyada elde edeceklerimizden gelecek güçle.

Ego, seni dışarıya bağımlı kılar. O kadar korkuyordur ki yok olmaktan, dışarıdan destek ile yaşam alevini güçlendirmeye çalışır. Her zaman başkalarından destek almak zorunda hissettirir insanı. Seni takdir edecek, ne kadar güzel ya da ne kadar zeki olduğunu söyleyecek birileri...Böylece zeki, güzel, yakışıklı, başarılı, güçlü ve daha bir çok şeye inandırabilir seni.

Bu eşlik ettiğinde seni de içine çeken zavallı bir çırpınıştır. Çünkü bu dünyayı değiştirmeye çalışmak, sinemada görüntüsü kaymış bir filmi, beyaz perdeyi çekiştirerek düzeltme çabasıdır. Projektörü düzeltmek tek çözümdür.

Bir toplumun parçası olduğun sürece ego her zaman varlığını sürdürecektir, sürdürmelidir de. Ancak sen, egonun farkında olarak, onun sana sunduğunun, sana anlattıklarının çok daha fazlasının ve  gerçeğinin daha derinde olduğunun, görünenin arkasında gizlendiğinin farkındalığında tuzaklarına düşmeden onu yönetebilirsin. Bugün, birçok insan, egosunun kölesiyken, gerçek insan egosunun efendisidir.

ARET VARTANYAN, Yürüdüğün yollar hep aynı yere çıkıyorsa, yeni bir yol bulmak için GİTME ZAMANI (s: 389 - 392)


Şairin dediği gibi,"Dünya bir oyun sahnesidir ve bizler de birer oyuncu." isek, benim söyleyebileceğim;  EGO 'nun, zihnimizin bize oynadığı En Güzel Oyun olduğudur. Bu oyunda sanatçı biziz ve rolümüzü yorumlama biçimimiz de bizi ele verir...


Dip Not: EGO (En Güzel Oyun) açılımı bana ait olup, okuduklarımdan çıkardığım sonuçtur. Beğenebilir veya beğenmeyebilirsiniz. Yazarsanız sevinirim.

En Güzel Oyun' daki "oyun" un anlamı:
2- Tiyatro veya sinemada sanatçının rolünü yorumlama biçimi. (TDK Sözlüğü)
TDK Sözlüğünde "oyun" sözcüğünün 10 anlamı var.