Arthur Schopenhauer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Arthur Schopenhauer etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2017 Pazartesi




ÖMER HAYYAM'IN RUBAİLERİYLE AYNI TEŞBİHİ YAPAN DÜŞÜNÜRLERİN SÖZLERİNİ KARŞILAŞTIRMA





Okuduğum kitaplarda altını çizdiğim ya da kitap köşesine düştüğüm notları zaman zaman okurum. Ömer Hayyam kitabını yeniden okurken, Hayyam'ın rubailerinin yanına diğer düşünürlerin benzer sözlerini - tabii zihnimde çağrışım yapanları yazmış olduğumu fark ettim.(Belleğimin gücü kendini göstermiş demek ki.) Ve bu karşılaştırmaları yazmaya karar verdim.

Ben, sözleri karşılaştırırken, kronolojik olarak sözü önce söyleyen kişinin kaynak olduğunu düşünürüm, doğal olarak. Bu nedenle aşağıda yazacağım sözlerin kime ait olduğunu yazdıktan sonra, o düşünürün doğum ve ölüm tarihlerini de yazacağım ki yorum yapabilesiniz. Ve yorumunuza katkı sağlayabilecek Ömer Hayyam'ın yaşadığı dönemle ilgili şu bilgiyi de eklemeliyim:

"Hayyam'ın yaşadığı dönemde İran'da birisi eski İran inançlarından, Zerdüşt dininden, öteki de yeni yaygınlaşan İslam düşüncesinden kaynaklanan iki düşünce ve şiir anlayışı vardı ve birbirleriyle çatışıyorlardı. İslam düşüncesi şeriata, eski İran inanışları ulusal ve tarihsel geleneklere dayanıyordu. Şiirde eski İran inanışlarının başlıca kaynağı, Firdevsi'nin Şehnamesi'ydi. Eski İran inançlarını, söylencelerini, geleneklerini konu alan bu yapıtın temelini, Zerdüşt'ün kişiliğinde biçimlenen çoktanrıcılık oluşturuyordu. İslam düşüncesinin beslendiği görüşlerse, Farabi, İbni Sina gibi aydınlar aracılığıyla bir felsefeye, tasavvuf öğretisine dönüşmüştü. Hayyam, bu düşünürlerden öğrendiklerini yeni bir yaşama anlayışıyla (rubaileriyle) şiirleştirmiş ve sergilemeye çalışmıştır.

Hayyam'da, Eski Anadolu-Yunan felsefesinden, özellikle Epikuros'un yaşama  anlayışından izlerin ve bilimsel çalışmaların etkisi ve katkısı şiirlerinde görülmektedir. Bu çalışmalarla, Hayyam, akılla ve algıyla kavranılan bir evrenin gerçekliği sorunuyla karşı karşıya gelmiş, bu nedenle de şiirlerinde odak konu, ahiret denilen öteki dünya olmamış, içinde görülen, bilinen, tanınan, duyularla kavranan bir evren olmuştur. Evrene gerçekçi bir açıdan bakan Hayyam için yaşamın amacı, mutlu olmak, her türlü inançtan, gelenekten, bağnazlıktan kurtulmak olmuştur. Şiirlerinde de bu izler asıl olmuş ve sevgi, mutluluk, hoşgörü, dostluk, özgürlük, barış ve insanın sorunları şiirinin belkemiğini oluşturmuştur." (Öner Yağcı / Hayyam'la Sürdürmek Aydınlığı, Ömer Hayyam, s: 141)

Hayyam'ı yorumlarken dikkate almanız gereken küçük bir not daha eklemeliyim. Yani kim kimden etkilenmiş anlamanıza yardımcı olabilir diye. Edward Fitzgerald'ın 1859 basımı kitabıyla birlikte tüm Batı dünyası Ömer Hayyam'ı tanımıştır. Ya Doğu dünyası? Hayyam rubailerini ve eserlerini Farsça yazdığına göre, Doğu'da zaten biliniyor, tanınıyordu. 

*******
"Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz
 Kuklacı felek usta, kuklalar da biz.
 Oyuna çıkyoruz birer ikişer;
 Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz."

 Ömer Hayyam (D: 18 Mayıs 1048 - Ö: 4 Aralık 1131)


"Bütün dünya bir sahnedir...
 Ve bütün erkekler ve kadınlar
 sadece birer oyuncu...
 Girerler ve çıkarlar.
 (...)"

 W. Shakespeare (Doğum tarihi bilinmiyor. Vaftiz: 26 Nisan 1564 - Ö: 23 Nisan 1616) "Nasıl Hoşunuza Giderse Oyunu, 3. Bölüm, 7. Tragedya


*******

"Bilimin ışığından ben hiç yoksun kalmadım
 Aklımın yetmediği çok az giz kaldı sandım
 Yetmiş iki yıl gece gündüz düşündüm durdum
 Sonunda şunu bildim, hiçbir şey bilmiyordum."

 Ömer Hayyam


"Bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir."

 Sokrates (D: M.Ö. 469 - Ö: M.Ö.399)


*******

"Benim varlığım senin yaptığın bir nakış,
 Türlü garip renklerini hep senden almış
 Kendimi düzeltmeye nasıl varsın elim
 Senden güzelini yapmak bana mı kalmış"

 Ömer Hayyam


"Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatının ilk yarısındaki herkes işlemenin ön tarafını görür, ikinci yarısında ise tersini. İkincisi o kadar güzel değildir, ama daha öğreticidir, çünkü iplerin birbirine nasıl bağlandığını görmemizi sağlar."

Arthur Schopenhauer (D:22 Şubat 1788 - Ö: 21 Eylül 1860)
Irvin Yalom - Bugünü Yaşama Arzusu, Scopenhauer Tedavisi)


*******

"Sen sofusun, hep dinden dem vurursun
 Bana da sapık, dinsiz der durursun
 Peki, ben ne görünüyorsam oyum
 Ya sen? Ne görünüyorsan o musun?"

 Ömer Hayyam


" (...)
 Ya olduğun gibi görün
 Ya da göründüğün gibi ol"

Mevlana Celaledin-i Rumi (D: 30 Eylül 1207 - Ö: 17 Aralık 1273) Mevlana'nın Yedi Öğüdü Şiiri.



"Kim için bu yerler gökler? Bizim için.
 Biz görüş cevheriyiz akıl gözünün
 Evren bir yüzük gibiyse çepeçevre
 İnsan, taşında bir nakış o yüzüğün."

 Ömer Hayyam


"Niye kederlenirsin?
Taş taşlıktan geçmedikçe parmaklara yüzük olamaz. Yüzük olmak dileyen taş, ezilmeyi, yontulmayı göze almalıdır."

Mevlana (Prof. Dr. Nevzat Tarhan - Mesnevi Terapi)



********

"Bu kokulu güller yoktur, ben olmayınca,
 Yoktur bu kırmızı dudaklı güller de.
 Yoktur bu tadı, kokusu güzel şaraplar da
 Ben düşündüğüm sürece vardır bu dünya."

 Ömer Hayyam


"Düşünüyorum, öyleyse varım. (Cogito, ergo sum.)"

 R. Descartes (D: 31 Mart 1596 - Ö:11 Şubat 1650)


*******

"Yaşadığın anın değerini bil
 Ve zamanını hoşça geçirmeye bak
 Çünkü geçmiş bir hiç olmuştur
 Geleceğin de ne olacağı belli değildir."

 Ömer Hayyam


"Carpe diem (Anı yaşa), Latin edebiyatının ünlü ozanı Horatius'un bir dizesinde geçen gününü gün et, zamanın tadını çıkar, günü yakala, anı yaşa veya günü yaşa gibi anlamlardaki özdeyiş. Bu sözün çok geçtiği Ölü Ozanlar Derneği filminde "Sadece bir tane hayatınız var ve şimdi yapmayacaksanız da ölünce mi yapacaksınız*" ifadeleri ile anın değerinin bilinip ona göre hareket edilmesi gerektiği anlatılıyor." (tr.wikipedia.org)

Hayyam da şöyle der: "Yaşadıklarınızı bir daha yaşamayacaksınız, belki o kadar da yaşamayacaksınız, öyleyse salın kendinizi zamana."


Kendimizi zamana salmak mı? "Öğretirken öğrenmeli, öğrenirken öğretmeli" düşüncesinin bilinçli ve dirençli savunucusu Hayyam'ın şu rubaisi, kendimi zamana salmamı engelliyor. :)

"Dünyada bir gün bile özgür olmuş değilim,
 Yaşamdan bir an bile tad almış değilim,
 Şu dünyada ömrümce hep öğrenci idim,
 Hala da işimin ustası olmuş değilim."


Eğer, Ekrem Ataer'in Besteleriyle ÖMER HAYYAM (Kaynak Yayınları) kitabını okumasaydım ve güzel müziğini dinlemeseydim bu yazı yazılmayacaktı. Kitabı okurken, sayfa kenarlarına almış olduğum notlardan böyle bir karşılaştırma yapma fikri geldi aklıma. Fikir tamamıyla bana ait ve yazımda adı geçen kitapların hepsini okudum, çok beğendim. Ömer Hayyam'ın rubailerinin tamamını Ekrem Ataer'in kitabından aldım. Hayyam'dan bugüne kalan iki yüz rubai (gerçekten kendisine ait olan) detaylı incelense, daha çok karşılaştırma yapılacak bilgilere ulaşılır sanırım. Benim ki sadece bu kitapla sınırlı kaldı. Kim bilir, belki bir gün bu konu(karşılaştırma) üniversitelerin edebiyat fakültelerinde ve filolojilerde tez konusu yapılıp derinlemesine incelenir. Hayyam bunu fazlasıyla hakediyor çünkü.



Not:
Genellikle, güzel ülkemde filozofla felsefe profesörü aynı tutulur. Oysa, filozof, düşünce üretir, profesör ise üretilen bu düşünceleri öğretir, irdelenmesini sağlar. Yani her felsefe profesörü, filozof değildir. Bazen bu iki kavramın karıştırıldığına tanık olmuşumdur. Söz  filozoflardan açılmışken sevdiğim, düşüncelerinden etkilendiğim filozof ve düşünürlerin isimlerini de yazayım bari. Bu filozoflar: Ömer Hayyam, Halil Cibran, Jean-Jacques Rousseau, Arthur Schopenhauer, Seneca ve Montaigne'dir. A.Schopenhauer, Seneca, Montaigne ve Ömer Hayyam' la ilgili daha önce yazdım. Sırada Halil Cibran var, yazılmayı bekleyen. :) 






23 Kasım 2013 Cumartesi




A. SCHOPENHAUER' E  ÖVGÜLER


Arthur Schopenhauer (1788-1860 ) Alman filozof ve düşünür. Hinduizm ve Budizm felsefesinden etkilenerek, dünyevi bir yaşamdan el çekmeyi ve bir keşiş gibi yaşamayı, mutluluğu artırmayı değil, acıları azaltmanın yollarını arayan bir yaşam şeklini öneren felsefesi, aklın(Rasyonalizm) temele oturtulduğu felsefe tarihinde yeni bir bakış açısı anlamına geliyordu. Ve felsefesi, Psikoloji, Psikanaliz, Müzik, Edebiyat gibi entelektüel ve sanatsal alanlarda büyük etki gösterdi. En ünlü eseri " İstenç ve Tasarım Olarak Dünya "dır.

İşte! Edebiyat ve sanat alanında büyük başarılar göstermiş yazar ve sanatçıların A. Schopenhauer hakkında söyledikleri övgü dolu sözler: " Yalnızca Thomas Mann( Buddenbrooks Kitabı) değil, başka pek çok zihinde de A. Schopenhauer' e borçlu olduğunu kabul eder. Tolstoy, Schopenhauer için " insanlar arasında eşi olmayan bir dahi" diyordu. Richard Wagner' e göre o " Cennetten gönderilen bir armağandı." F. Nietzche, Leipzig' deki kullanılmış kitap satan bir dükkandan eski püskü bir Schopenhauer kitabı aldıktan ve onun ifadesiyle  o dinamik, kederli dahinin zihni üzerinde çalışmasına izin verdikten" sonra hayatının bir daha asla aynı olmadığını söylemiştir."

Schopenhauer, Batı dünyasının entelektüel haritasını sonsuza dek değiştirmiştir ve o olmasaydı çok daha zayıf bir Freud, Nietzche, Hardy, Witgenstein, Beckett, İbsen ve Conrad' ımız olurdu." 
Irvin Yalom, Bugünü Yaşama Arzusu, (Schopenhauer Tedavisi)

"Homo homini lupus" der Schopenhauer. Yani" insan insanın kurdudur." Kendi ifadesi ile iki ayaklılar dünyada cehennemi yaratırlar.Haksız da sayılmaz değil mi?Bu söz, Sartre' ın " Çıkış Yok" adlı kitabının da esin kaynağıdır.


Batı dünyasının entelektüel haritasını sonsuza dek değiştiren bu karamsar,yalnız, insansevmez diye bilinen filozof, çektiği aşk acıları açısından değerlendirildiğinde, belki de filozofların en hassasıdır. O kadar hassastır ki, bir dizi kaniş besleyip en yakın dostluklarını onlarla kurar. Ona göre hayvanlarda insanların sahip olmadığı bir zarafet ve yumuşak başlılık vardır:" Hangi hayvana baksam büyük keyif alıyorum; onlara bak
mak beni çok mutlu ediyor" der. Filozof köpeklerine düşkünlüğünü onlara "Efendim" diye hitap ederek gösterir; hayvan haklarıyla da ilgilenmeye başlar. 1840 yılında Schopenhauer yeni bir kaniş alır ve ona, Brahmanlarca dünya ruhu olduğuna inanılan Atma' nın adını verir. Genel olarak Doğu dinlerine, özellikle de Brahmanlığa ilgi duymaktadır. 1850' de köpeği Atma ölür. Schapenhauer bu defa kahverengi bir kaniş alır. Butz adını verdiği bu köpek onun en sevdiği kanişi olur. Mahallenin çocukları köpeği " genç Schopenhauer" diye çağırırlar.
(Alain de Botton- Felsefenin Tesellisi) 
İnsanlardan esirgediği sevgiyi, şefkati köpeklerine verir, o bir hayvanseverdir çünkü.

Yazımı, Schopenhauer' ın üzerinde çok düşündüğüm bir sözüyle sonlandırıyorum. Belki siz de düşünmek istersiniz: " En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ama bunun en büyük budalalığımız olduğunu da söyleyebiliriz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." Ne dersiniz, değmez mi?





3 Eylül 2013 Salı




TÜM DİLEKLERİMİZ KABUL OLSAYDI 


" Tüm dilekler anında kabul olsaydı, insanlar hayatlarını nasıl meşgul eder, nasıl zaman geçirirdi? Bu yarışın Ütopya' da gerçekleştiğini, orada her şeyin kendi kendine yetiştiğini, nar gibi kızarmış hindilerin etrafta uçuştuğunu, aşıkların hiç aksilik olmadan kavuştuğunu ve hiç zorlanmadan ilişkilerini yürüttüğünü hayal edin; böyle bir yerde bazıları can sıkıntısından ölür ya da kendini asar, bazıları kavga edip birbirini öldürür, böylece doğanın onlara vereceğinden daha fazla acıya kendi kendilerine sebep olurlardı."
Arthur Schopenhauer


Hayal ettim ve hayal dünyasının tek düzeliğinden, sıkıcılığından, amaçsızlığından, hareketsizliğinden ve daha da önemlisi her dileğimin anında gerçekleşmesinden bıkıp, can sıkıntısından ölmemek için hayallerimden uyandım ve  yeryüzüne yani gerçek dünyaya döndüm. Ee ne demişler? "Bal yiyen baldan bıkarmış." Varsın, tüm dileklerim gerçekleşmesin! Duygularım, düşüncelerim,acılarım ve sevinçlerimle yaşadığımı hissediyorum ya, bu bana yeter...




22 Şubat 2013 Cuma




KİRPİ  FABLI

Schopenhauer' in bütün çalışmaları içinde en iyi bilineni olan kirpi fablı onun insan ilişkileri konusundaki buz gibi görüşlerini ifade eder:

"Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için hep birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır.
Başka bir deyişle ancak hayatta kalmak için gerekli olduğunda yakınlığa katlan ve mümkün olduğunda kaç." (Irvin Yalom, Bugünü Yaşama Arzusu)

Karamsar, insansevmez, sosyal ilişkilerden kaçan, kendi iradesiyle yalnızlığı tercih eden filozofa yakışır bir örnek. Onun açısından bu özellikler birer erdem olarak görülüyor ve erdemli bir insanın kendi kendine yeteceğine inanıyordu. Bunda doğruluk payı olsa da, sosyal bir varlık olan insan, yalnızlığa, tecrit edilmişliğe(kendi tercihi bile olsa) ne kadar süre dayanabilir ki? Yalnızlık insan doğasına aykırı bir durumdur: İradi ve mecbur kalınarak yaşanan yalnızlıklar hariç.

Baş rolünde Tom Hanks' ın oynadığı, Robert Zemeckis' in"Yeni Hayat" filminde; uçağının Pasifikte düşmesi sonucu ıssız bir adada yaşamak zorunda kalan Fedex görevlisinin yalnızlığın tahribatından korunmak için enkazda bulduğu topa insan sureti çizerek onunla konuşması, arkadaşıymış gibi davranması izlenmeye değer doğrusu. Yalnızlık söz konusu olduğunda hep bu film gelir aklıma.
Çektiği aşk acıları nedeniyle kırık kalplerin tesellisi olan A. Schopenhauer, kirpi fablıyla insan ilişkilerinin nasıl olması gerektiğini açıklasa da, kendi tercihi yalnızlığında gerçekten mutlu muydu acaba?