Napolyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Napolyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2014 Cumartesi




ÜNLÜ  YAZARLAR  HAKKINDA AZ BİLİNENLER



Genel kültürümüzün gelişmesine katkı sağlayan, okuduğumuz klasiklerin yazarlarının hayatları hakkında bilmediklerimizi veya az bildiklerimizi  çeşitli kaynaklardan araştırarak sizler için yazdım. Yazdığım bu bilgilerin bir kısmını belki, internette bulabilirsiniz ama bu bilgiler, kitaplardaki kadar doğru olmayacağı gibi, bu bilgilerin tümünü de bir arada bulamazsınız. Bu nedenle yazının uzunluğuna bakıp, okumaktan vazgeçmemenizi öneririm. Eminim, okuyacaklarınız "genel kültür hazinenizi" daha da zenginleştirecektir.


-İstanbul' da ilk Rus Elçiliğinin kurulması, İstanbul Antlaşması' yla mümkün olmuştur. I. Petro, elçilik görevi için soylu, ancak varlıklı olmayan Pyotr Andreyevich Tolstoy' u görevlendirir. P. A. Tolstoy, ünlü yazar Lev Tolstoy' un büyük büyük dedesidir. (1 ) 


-Yurttaşlık yasası, Napolyon' un ortaya koyduğu bir yasa olup, Avrupalıların toplumsal yaşamını bir düzene bağlamıştır. Stendhall ünlü romanı "Parma Manastırı" nı yazarken ; "anlatım biçimini bulmak ve daha doğal olmak için, her sabah Yurttaşlık Yasası' ndan iki ya da üç sayfa okurdum." demiştir. (2)

-19. yüzyılın başlarında, Rusya dışındaki Slavlar arasında edebi ve kültürel bir hareket olarak ortaya çıkan Panslavizm, Slav halklarının kültürel ve siyasal birliğini ifade eder. 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren siyasi yönü öne çıkan Panslavizm, 1870' lerin Avrupasında "Rusya' nın öncülüğünde bütün Slavların birleşmesi" olarak algılanır. Panslaviz' in Rus devleti ve toplumu tarafından benimsenmesi ise Kırım Savaşı( 1853-1856) yıllarına rastlar.
Gelelim, ünlü yazar Dostoyevski' nin Panslavizm' le ilişkisine. Ömrü boyunca Hristiyan teolojisini sorgulayan ve Çar' a isyan ettiği için Sibirya' ya sürülen Dostoyevski, hayatının son yıllarında halkçı, Çar taraftarı ve katı bir Ortodoks olarak karşımıza çıkar. Ölü Bir Evden Hatıralar, Karamazov Kardeşler ve Bir Yazarın Günlüğü adlı eserlerinde, Türklere ve Müslümanlara karşı eleştirel bir bakış ortaya koyar.
19. yüzyılda pek çok Rus aydını ve yazarı Panslavizmin etkisi altında kalırken, Tolstoy, Turgenyev ve Granovski bu akıma kapılmaz. Dostoyovski' yi çağdaşları Tolstoy ve Turgenyev' den ayıran en önemli özellik, Slav milliyetçiliği ve Hristiyanlık sevgisidir. Pek çok batılı araştırmacı tarafından Dostoyevski, Slav ruhunu en iyi betimleyen yazar olarak görülür.

Turgenyev, liberal, batıcı ve Avrupa hayranı bir yazar olarak karşımıza çıkar. O yıllarda Rusya' da başlayan Panslavizm hareketine katılmadığı için milliyetçi Rus aydınları tarafından eleştirilir.
Tolstoy ise Türklere ve Müslümanlara, özellikle de İslamiyete olan ilgisiyle dikkati çeker. Anna Karenina' da Karadağ ve Sırbistan' a giden Rus gönüllüleri sadece "serseri güruhu" olarak nitelemekle kalmaz, Slav meselesinin belirli çıkarlar peşinde koşan bir grup tarafından yaratıldığını, Rus gazetelerinde çıkan yazıların da abartılı olduğunu söyler.

Dostoyevski, eserlerinde Türkler hakkında gerçek dışı ve abartılı birçok şey söylemesine rağmen, Türk edebiyatında her zaman dünyanın en önemli yazarlarından biri olarak görülmüştür. (3)

-Rus edebiyatında doğuyu ilk defa gerçekçi çizgilerle işleyen Puşkin, 1799' da Moskova' da doğmuş ve 29 Ocak 1837' de, henüz 38 yaşındayken bir düelloda hayatını kaybetmiştir.
Puşkin' in nesir olarak yazdığı ilk eser, 1827 yılında başladığı, "Büyük Petro' nun Arabı"dır. Puşkin' in bu eserinde kahramanı büyük dedesidir.Petro' nun Arabı olarak tanımladığı dede, Osmanlı' ya giden ilk Rus elçisi Tolstoy tarafından satın alınan ve Rusya' ya gönderilen siyahi bir çocuktur. Tolstoy ve Puşkin gibi iki dev yazarın büyük dedeleri de, yaşamlarının bir dönemlerinde karşılaşmıştır böylece... Dede Tolstoy' un , dede Puşkin' i köle olarak" satın aldığı" yer İstanbul' dur.
Puşkin' deki Türk etkisi, ya da daha genel bir tanımlamayla doğu etkisi, Puşkin' in şiir sanatına farklı bir duygusallık kazandırır. Şairin Türkiye' den Rusya' ya göçen Kalipso Polihroni adlı İstanbullu bir Rum kızından çok sayıda Türkçe şarkı ve şiir öğrendiği bilinmektedir. Şair, bu İstanbullu kıza aşıktır da aynı zamanda.
Puşkin' in, 1829 yılında çıkan Rus-Osmanlı savaşı nedeniyle cepheye gitmesine izin verilmiştir.  1839 yılında yayınlanan "Erzurum Yolculuğu" kitabı, şairin ilk yurt dışı gözlemlerini yansıtması açısından ayrı bir değere sahiptir. Erzurum Yolculuğu, şair Ataol Behramoğlu tarafından Türkçe' ye çevrilmiştir. (4)


-" Kalemle, kılıcın yaptıklarından daha fazlasını yapabilirsiniz" diyen Harriet Beecher Stowe,  kendi adını bile geçecek olan yazdığı  "Tom Amca' nın Kulübesi"romanıyla Amerika' daki kölelik uygulamasına duyulan öfkeyi anlatıyor, bu sistemin hem beyazlar hem de siyahlar üzerindeki yıkıcı etkilerinden bahsediyordu.
ABD Başkanı Abraham Lincoln, kendisiyle karşılaştığında ona "Demek bu büyük savaşı başlatan kitabı yazan küçük kadın sizsiniz" demişti. Dünya genelinde 3 milyondan fazla satan eseri, etkisini İngiltere' de bile hissettirmişti. Kölelikle ilgili eserleri Kuzey Amerika' da kölelik karşıtlarını harekete geçirmiş, köleliği savunan Güney eyaletlerindeyse tepkiyle karşılanmıştı. Nihayetinde Amerika' nın Kuzey ve Güney eyaletleri arasında yaşanan iç savaşın ardından kölelik kaldırıldı. Harriet Stowe, yazdığı bu eserle, Amerika' da köleliğin kaldırılmasında etkili bir rol  oynamakla kalmamış,dünya genelinde kölelik sisteminin gündeme gelmesini sağlamıştır. (5)

-Don Quijote adlı eseriyle ölümsüzlüğe kavuşan Cervantes, 1575' te, bir neferi olarak Levia adlı bir komutanın filosundaki dört gemiden biriyle ülkesine dönerken, Fransa karasuları içindeki "Üç Meryem" adı verilen bölgede, Deli Mehmet Reis adlı Türk korsanı tarafından esir alınan İspanyol denizcilerden biridir. Esirler arasında Cervantes' in kardeşi Rodrigo' da vardır.

İtalya' dan ayrılan Cervantes' in üzerinden, İspanya Kralı II. Felipe' ye yazılmış iki tavsiye mektubu çıkınca, bu durum Cervantes' in üst düzeyde, önemli bir insan olarak algılanmasına neden olur ve Türk korsanlar bu önemli adam için alacakları fidyeyi düşünürler. Cezayir' e getirilen Cervantes ve Rodrigo' yu kurtarmak için yoksul olan ailesi varını yoğunu, kızlarının çeyizini satarak topladıkları parayla ancak Rodrigo' yu kurtarabilirler.
Birkaç kez kaçmayı deneyen Cervantes, Cezayir Beylerbeyi Hasan Paşa tarafından 500 altın karşılığında satın alınır. Hasan Paşa kaçma girişimlerinde bulunan Cervantes' i cezalandırmaz. Bunun nedeni olarak Hasan Paşa' nın Cervantes' deki zekayı, farklılığı, yaratıcılığı anlamış olabilmesinden kaynaklandığı görüşünde olan yazarlar vardır. Cervantes' in esaretten nasıl kurtulduğuna dair ise kesin bilgiler yoktur. (6)


Kaynaklar: (1), (3), (4) Orhun Şemin-Perihan Yücel, İki Kıyı, Bir Deniz (Türk-Rus ortak tarihinden kesitler) Deniz Kültür Yayınları.


(2) Jean- Louis Besson, Keşifler ve İcatlar. TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları.


(5) Ali Çimen, Tarihi Değiştiren Kadınlar


(6) Sunay Akın, Geyikli Park. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.



9 Ekim 2013 Çarşamba




 ZÜMRÜTLE GELEN GÜÇ: KLEOPATRA' NIN GÜCÜ


Değerli taşlara olan ilgimi ve nedenini daha önce yazmıştım, biliyorsunuz. Tarih boyunca, değerli taşlar bir güç göstergesi olarak kullanılmış ve bu da beni, merakımı gidermek için araştırmaya yöneltmiştir. Çünkü güç, merak uyandıran bir konudur. Sanırım, Mücevherlerin Gizli Tarihi'ni okuyan ender insanlardan biriyim.

Kleopatra' nın zümrüt düşkünlüğü, M.Ö. 49' da General Pompey' i yendikten sonra, Jul Sezar' ı baştan çıkarmasıyla öğrenildi. İşte! o hikaye: Kleopatra, babası M.Ö. 51' de ölünce, yirmi yaşında tahta çıktı. Geleneklere göre on iki yaşındaki erkek kardeşi Ptolemy XIII ile evlenmesi gerekiyordu. Bu durumdan ikisi de memnun değildi. İki yıl sonra Ptolemy ablasını Suriye' ye sürgüne gönderir ve Kleopatra' nın kardeşinin iktidarına karşı mücadelesi başlar; adını her yerde duyurarak destekçilerini ve askerlerini toplar ve daha sonra tahtını tekrar ele geçirir. Kleopatra, yaptıklarıyla, karizmasıyla, kararlılığı ve mücevherleriyle Roma İmparatorluğu ve diğer ülkelerde ün yaptı. Lükse olan düşkünlüğü ve mücevherleri olmasaydı Kleopatra yine Kleopatra olabilir miydi diye düşünmeden edemiyorum...

Tahtını tekrar ele geçirmek için kardeşine karşı Roma' nın desteğine ihtiyaç duyan yirmi iki yaşındaki Kleopatra, odalarındaki akik taşı somaki sütunları, fildişi dolu koridorları, yeşim benzeri jasper taşı kakmalı divanları ve yatak odasındaki zümrüt kakmalı eşyalarıyla Romalı General Sezar' ı etkilemeyi başardı. Romalı General altınlar ve mücevherler içinde yüzen bu genç kadına nasıl dayanabilirdi? Mümkün değildi bu. Kleopatra ile geçirdiği ilk akşam Sezar için, lüks kullanarak güç gösterisi yapma konusunda bir dersti. Sezar Roma' ya döner dönmez lüks eşya kullanımını yasakladı, bazı değerli taşları yalnızca kendisi kullanabilecekti.

" Kleopatra için de ders olmuştu bu, o da lüks sayesinde etkisini artırabileceğini gördü, anladı. Erkek kardeşini yendikten ve kendi gücüyle Mısır Kraliçesi olduktan sonra topraklarındaki tüm değerli taş madenlerine asker ve işçi gönderdi, çünkü pek çok hükümdar gibi o da haşmetli göründükçe gücünün artacağını öğrenmişti. Sahip olduğu mücevherler onun tahtın sahibi olduğunu herkese gösteriyordu."

" Bugün insanlar güzel ama elmas kadar çarpıcı olmayan bir mücevher kullanmak istediklerinde zümrüt takıyorlar. Ama iki bin yıl  önce zümrütler farklı bir anlam taşırdı. Roma ve Ptolemy devrinde zümrüt günümüzün en değerli elmasları kadar değerli bir taştı. O devirde Kleopatra zümrüt taktığı ve üzerinde kendi portre kabartması olan taşları hediye olarak verdiği için  bu taş ayrıca Mısır' ın ve vatanseverliğin de simgesi oldu."

Dünden bugüne değişen bir şey yok aslında. Çünkü gücü elinde tutmak isteyenler, haşmetli görünebilmek için değerli taşlar yerine, çağa uygun başka şeyleri kullanıyorlar. Para mesela... Boşuna söylenmemiş; " tarih tekerrürden ibarettir " , diye...


Kaynak: Victoria Finlay - Mücevherlerin Gizli Tarihi.

İlgilenenler için: Napolyon hayatına giren kadınlara zümrüt vermekten hoşlanırmış. Ünlü ressam ( on dokuzuncu yüzyıl' da) Jean-Baptist Isabey' e, kendi tablosu için poz vermeye hazırlanan Kraliçe Josephine Napolyon' un onu boşayacağı haberini alır. Isabey ona portre için hangi mücevherleri takacağını sorunca, Josephine üzgün bir ifadeyle ona bakar ve kocasının daha önce verdiği zümrüt bir kolyeyi göstererek, " Resmimi zümrütlü yap, bunun üzüntümü göstermesini istiyorum, " der. " Kocaları tarafından terk edilen İngiliz kadınları yeşil kıyafet giyerlermiş."