Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Mutluluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Kasım 2019 Pazartesi




BİR SÖZ SÖYLE, BENDEN OLSUN

O kadar okuyorum, kendi cehaletimle savaşıyorum ve hala hiçbir şey bilmediğimi biliyorum! Öyleyse şunu söyleyebilirim:

"Cehalet mutluluktur derler ya, ben mutsuzluğu seçtim ve bütün bildiklerimi öğrendim ve artık geri dönüşü yok. Seçim bana ait, mutsuzluğum da. Kime ne?"


12 Ağustos 2016 Cuma




BİR MUTLULUK ÖYKÜSÜ


Çok güçlü bir büyücü, bütün bir ülkeyi yok etmek ister, o ülke halkından herkesin su çektiği bir kuyuya sihirli bir madde atar. Kuyunun suyunu kim içerse delirecektir. 

Ertesi sabah, herkes kuyudan su çekip içer, hepside delirir. Yalnızca kraliyet ailesi, kendilerine ait özel bir kuyudan su çektiklerinden sihirbaz da o kuyuyu zehirlemeyi beceremediğinden, delirmezler. Tabii  kral çok kaygılanır, halkının sağlığını ve güvenliğini sağlamak için bir dizi emir verir. Ancak polisler ve müfettişler de halkın içtiği sudan içmiş olduklarından, kralın emirlerini saçma bulur, uygulamazlar.
Ülkede yaşayanlar kralın emirlerini duyduklarında onun çıldırdığına inanırlar, hep birlikte şatosunun önünde toplanıp tacını ve tahtını bırakması için gösteriler yaparlar. Umutsuzluk içindeki kral tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe ona engel olarak der ki, "Gel biz de o kuyunun suyundan içelim, o zaman biz de onlar gibi oluruz."

Ve öyle yaparlar: Kral ile kraliçe' de cinnet suyunu içip anında saçma sapan konuşmaya başlarlar. Bu durumda halk taşkınlığından dolayı pişman olur; öyle ya madem kral bu kadar bilgece konuşuyor, onu alaşağı etmenin bir anlamı yoktur. 

Ülkede barış ve huzur yeniden hüküm sürer, bu halk komşularından epeyce farklı bir hayat tarzı benimsemiştir, ama kral ölümüne dek ülkesini yönetebilmiştir.
Paulo Coelho - Veronika Ölmek İstiyor (s:41)

Aynı kuyunun suyunu içmiş olanlar, kendilerini normal sanırlar, çünkü hepsi aynı şeyleri yapıp dururlar. Mutlu olmak istiyorsanız, onların kuyusundan su içmiş gibi yapın. Bakın o zaman hayat ne güzel ve de ne rahat...

7 Mayıs 2013 Salı




İKİ  PRENSES


Shawakis kentinde kadın erkek, çoluk çocuk, herkes tarafından sevilen bir prens yaşardı. Hayvanlar bile ormandan onu selamlamak için gelirlerdi.

Ama insanlar arasında karısının onu sevmediği hatta nefret ettiği konuşulurdu.

Bir gün komşu kentin prensesi Shawakis prensesinin ziyaretine gelir. Başlarlar sohbete. Laf dönüp dolaşır kocalarına gelir.

Shawakis prensesi söze başlar ve:
" Senin kocanla yaşadığın mutluluğa gıpta ediyorum. Yıllardır da mutlu mesud yaşıyorsunuz. Ben ise kocamdan nefret ediyorum. Bana ait değil sanki o tek başına yaşıyor. Bu dünyadaki en mutsuz kadın benim" der.

Misafir prenses ona bakar ve der ki:
" Sevgili arkadaşım gerçek şu ki sen kocanı seviyorsun. Evet, öyle ve hala tükenmemiş bir arzuya sahipsin ona karşı. Bahçedeki kaynak gibi, kadın için hayattır bu. Asıl acınması gereken ben ve kocamdır. Çünkü sessizce katlanıyoruz birbirimize yıllardır. Ve siz ve diğerleri buna mutluluk diyorsunuz".

Halil Cibran - Gezgin ( Tercüme: Ercan Güneş)

 İçinde duygu barındırdığı için nefret bile olsa tükenmeyen arzu mudur mutluluk? Yoksa " içi beni yakar, dışı seni" misali birbirine sessizce katlanmak mı? Ya da her ikisi mi? Hiç biri mi? Bence,   bakan değil, gören gözlere göre   değişir.  Mutluluk, hiç bir şey beklemeden herkesi sevmektir, sevebilmektir.







17 Ekim 2012 Çarşamba




GERÇEK   MUTLULUK  VAR  MIDIR ?

İnsan ,yaşamı süresince hep mutlu olmayı hayal eder, mutluluğu yakalamak  için birilerinin ya da bir şeylerin peşinden koşar durur. Yakaladığını sananlar mutlu olurlar mı bilinmez ama yakalayamayanlar mutluluğu aramaya ve peşinden  koşturmaya devam ederler.

Mutluluk, göreceli ve öznel olsa da; özünde insanın bütün özlemlerine eksiksiz ve sürekli olarak ulaşılabilmesini  sağlayan bir kıvanç durumudur. Bu cümleden hareketle, mutluluk, insan varoluşunun temel direği gibi görünmekte, hayatı anlamlı kılmaktadır..Özlemine ulaşan insan kendini başarılı ve bütün hisseder. Her insanın özlemi farklı olduğundan mutluluk durumu da kişiden kişiye değişiklik gösterir. Bazıları ise, hiçbir şeyden mutlu olmazlar ki bunlar, kronik mutsuzluk sendromuna yakalanmışlardır, iflah olmazlar.

Mutluluğu aramak sadece günümüz insanının  değil, felsefenin ortaya çıktığı M.Ö 600' lü yıllardan itibaren filozofların da önemli uğraşısı olmuş: Gerçek mutluluğun ne olduğu ve bunun nasıl elde edileceği sorusuna cevap aramışlar. Bunun sonucunda dört farklı görüş ortaya çıkmış.

Bunlardan ilki: Fıçı filozofları diye adlandırılan Kinikler, gerçek mutluluğun maddi olanaklar ve sağlıklı olmaktan geçmediğini ,gerçek mutluluğun bunların bağımlılığından kurtulmakla elde edileceğini savunmuşlar. Sağlıklı olmaya kafa yormayın, acı ve ölümü dert etmeyin, başkalarının acılarıyla da ilgilenmeyin mutlu olun. Günümüzde  " kinik" sözcüğü başkalarının dertlerini umursamamak anlamında kullanılmaktadır.

İkincisi: Yunanca sütunlu yol anlamına gelen Stoacılar, ruh ile madde arasında bir fark olmadığını, insanın  kaderine boyun eğmeyi öğrenmesi gerektiğini, hastalık ve ölümün doğanın müdahale edilemeyen yanları olduğunu ve kaderden şikayet etmenin bir işe yaramayacağını söylerler. Seneca' nın "İnsan, insan için kutsaldır." söylemi hümanizmin mottosu olmuştur.Kısacası kaderini kabullen, mutlu ol.

Üçüncüsü: Bahçe filozofları denilen Epikurosçular, "En üstün iyilik hazdır" ve "en büyük kötülük acıdır" diyerek her türlü acıdan uzak durularak mutlu olunacağını savunmuşlardır. Epikuros' tan sonra amaç, "bu anı yaşa" ya dönüşmüştür.

Dördüncüsü: Yeni Platonculuk ise, insanı ruh ve beden olarak birbirinden ayırmış, karanlığın aslında olmadığını,yalnızca ışığın yokluğu olduğunu(varolmayış), varolan tek şeyin "Tanrı ya da Bir" olduğunu savunarak Hristiyan Tanrı Bilimine önemli etkilerde bulunmuştur.Varolan tek şeye; Tanrı 'ya inanarak mutluluğun gerçekleşebileceğini savunmuşlardır.

Anlaşılacağı üzere,filozoflar bile gerçek mutluluğun ne olduğu ve ona nasıl ulaşılacağı konusunda hem fikir değildirler. Öyleyse mutlanmak için kendi mutluluğunuzun resmini çizebilir, tablonuzu gönül duvarınıza asabilir, bu tabloya bakarak hayatın dört mevsim gibi yaşandığının, her mevsimin değişik güzellikleri olduğunun farkına varabilirsiniz.Mutluluk da bu değil midir?