Hayvan Çiftliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayvan Çiftliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2020 Cumartesi

 


BİR KARGA , İKİ ŞAİR VE BİR YAZAR




Akşam yürüyüşümde rastladım ona. Bankın üstünde tüneyen bir karga, havuzun öte yanındaki arkadaşıyla muhabbet ediyordu. Gülümseyerek yanına yaklaştım, baktım ki ürküp kaçmadı benden,  onunla sohbet etmeye karar verdim. Kargaların çok zeki aynı zamanda da kindar olduklarını bildiğimden, oldukça sempatik davranarak kargayla konuşmaya başladım. Fotoğrafını çekmek için de elimde cep telefonum hazır bekliyordum. Konuşmamı anlamış gibi kafasını bana döndürdüğü an, parmağımla telefonuma dokunup, bu fotoğrafı çektim.

"Karga, kargagiller familyasının corvus cinsinden iri yapılı, pençeli, düz gagalı, genellikle siyah tüylü, yüksek tonda rahatsız edici sesi olan kuş türleridir. Büyük ve leşle beslenen türlerine karakarga ya da kuzgun denilir. Çıkardıkları tuhaf seslerle, siyah renkleriyle ve parlak şeylere düşkünlükleriyle mitolojide ve sanattaki konularda adı geçer. Bazı hikayelerde akılsız olarak anlatılırsa da, araştırmalar en zeki kuş olduğunu gösterir.Yapılan araştırmalarda 100 kelime ve 50 cümle öğrenen kargalar tespit edilmiştir."*

İşte bankta tüneyen karganın bana hatırlattıkları:

Jean de la Fontaine 17. yüzyılda yaşamış Fransız şair ve yazardır. La Fontaine, o  zamanlar, nereden bilebilirdi ki, kargaların ne kadar zeki ve kurnaz olduğunu. Bilebilseydi eğer, yine de "Karga ile Tilki" fablını yazar mıydı acaba? Hani ağzında kocaman bir peynirle bir ağaç dalına konan kargayı gören kurnaz tilki, kargayı kandırıp ötmesini sağlıyordu, karga "gak" deyince de yere düşen peyniri, afiyetle yiyordu. Fabla göre, karga budala olduğu için kolay kandırılıyor, tilki de  kunazlığıyla  karnını doyuruyordu!

Ne zaman bir karga görsem ya da "gak" sesini duysam mutlaka iki şair ve bir yazarı hatırlarım; çocukluğumdan kalma olduğu için öncelikle  La Fontaine'in "Karga ile Tilki" fablını, sonra Edgar Allan Poe'nun "Raven"(Kuzgun) şiirini, en sonunda da  George Orwell'in mecazi dille yazılmış, fabl tarzındaki siyasi hiciv romanı olan Hayvan Çiftliği'ndeki  Moses adlı kargayı. Moses, bir ajandır ve aynı zamanda çok akıllı bir konuşmacıdır. Karga Moses, çiftlikte bulunan hayvanlara öldüklerinde gidecekleri ve hayal ürünü bir yer olan Şeker Kaplı Dağlar'dan bahsedip durur. Hayvanlar ondan nefret ederler, çünkü hiç çalışmaz ve sadece öykü anlatır.

Edgar Allan Poe ise, ünlü olan  Raven (Kuzgun) şiirinde "bir daha asla" haykırmak için başka bir kuş yerine kuzgunu kullandığında ne yaptığını biliyordu. Kuzgun uzun zamandır ölüm ve karanlık alametlerle ilişkilendirilmiştir, ancak gerçek kuş biraz gizemlidir. Merakınızı uyandırabildiysem eğer, çok uzun olan Edgar Allan Poe'nun "Kuzgun" şiirinden bir bölümü aktarayım:

...........................

Ama kuzgun tek başına oturarak sakin büstün üzerine;

Yalnızca bir sözcük söyledi, o sözcük taşıyordu sanki ruhundan;

Ne tek bir tüyünü kıpırdattı, ne de başka bir şey çıktı ağzından.

Ta ki ben zoraki mırıldanana kadar, "Daha önce diğer arkadaşları uçup gitti;

Yarın o da terkedecek beni, tıpkı uçup giden umutlarım gibi,

Ama kuş dedi: "Hiçbir zaman!"


Ürktüm sessizliği bozan bu yerinde yanıttan,

"Kuşkusuz," dedim, bildiği bu birkaç sözcüğü,

Öğrenmiş, insafsız belaların kovaladığı mutsuz bir sahipten;

Şarkıları tek nakarat oluncaya kadar kovalanan o mutsuz kişiden.

Öğrenmiş, umudun ağıdı olan şu kederli nakaratı:

"Hiç-hiçbir zaman!"

...............................**

Şiirden sonra, sıra geldi  kuzgunlarla ilgili büyüleyici bir gerçeği açıklamaya:

"Kuzgunlar en zeki hayvanlardan biridir. Zeka söz konusu olduğunda, bu kuşlar oralarda şempanze ve yunuslarla derecelendirilir. Bir mantık testinde, kuzgun bir parça ipi çekerek, pençesiyle tutturarak ve yiyeceğe ulaşana kadar tekrarlayarak asılı bir yiyecek parçası almak zorunda kaldı. Pek çok kuzgun yiyeceği ilk denemede, bazıları 30 saniye içinde aldı. Vahşi doğada kuzgunlar, yuvalarına tırmanmalarını engellemek için insanlara kayaları itti, buz deliklerinden bir balıkçı hattını çekerek balıkları çaldı ve diğer kuzgunları lezzetli bir ziyafetten uzaklaştırmak için bir kunduz leşinin yanında ölüyü oynadı. Bir kuzgun başka bir kuzgunun yemeğini sakladığını izlediğini bilirse, yiyeceği bir yere koyarken, gerçekten başka bir yere saklar gibi yapar. Diğer kuzgunlar da akıllı olduğu için bu sadece bazen işe yarıyor.

Kuzgunlar insan konuşmasını taklit edebilir. Esaret altında, kuzgunlar bazı papağanlardan daha iyi konuşmayı öğrenebilirler. Araba motorları, tuvaletler, hayvan ve kuş sesleri gibi diğer sesleri de taklit ederler." ***

Vee, karga sadece bir kuş değildir, kuş beyinli diyebileceğimiz. Oz Büyücüsü'ne kulak verelim; "Kafanın içinde beyin olsaydı, sen de diğerleri kadar iyi, hatta bazılarından çok daha iyi bir insan olurdun. İster karga ol, ister insan, beyin bu dünyada sahip olmaya değen tek şey."


Kaynaklar (Tırnak içindeki bölümler)

* kuslar.gen.tr/karga

** Kuzgun - Edgar Allan Poe. Çeviri: Burçak Özlüdil

*** https://www.mentalfloss.com/article




3 Ekim 2013 Perşembe




HAYVAN  ÇİFTLİĞİ


Devlet Tiyatroları, Ekim' de perdelerini açtı. Ve ben, geçen yıl olduğu gibi, elimde kağıt, kalem gri bir gökyüzünden yağan yağmur damlaları altında İrfan Şahinbaş Sahnesinde sergilenen George Orwell' in Hayvan Çiftliği oyununu izlemeye gittim.

Oyunun konusuna geçmeden önce, George Orwell' ın bu romanını, on yaşlarında bir çocuğun kendisinden büyük ve daha güçlü bir atı, kırbaçla istediği yöne götürdüğünü gördüğünde çok etkilendiğini ve bundan esinlenerek Hayvan Çiftliğini yazdığını söylemeliyim.

George Orwell' ın romanını oyunlaştıran Peter Hall ve çeviren Özge Kayakutlu. Oyunu yöneten ise aldığı ödüllerle başarısını kanıtlamış olan Barış Erdenk. Oyunun konusu şöyle: Bir çiftlikte yaşayan bir grup hayvan (atlar, domuzlar, yaşlı eşek, keçi ve haberci kuzgun) kendilerini sömüren insanların yönetimini devirip, bütün hayvanların eşit olacağı Hayvanizm adlı eşitlikçi bir toplum kurarlar. Ancak, zamanla hayvanların zeki ve iktidar düşkünü önderleri domuzlar, devrimi yolundan saptırarak insanlardan daha baskıcı ve acımasız bir diktatörlük kurarlar. Hayvanizmi kurduklarına, ilkeleri belirlediklerine göre, artık karınları doyacak, yalnız kendileri için üretecekler, ürettiklerini hakça paylaşacaklardır. Ama domuzların yönetiminde de kendileri için değişen bir şey olmadığını gördüklerinde fena bir şekilde yanıldıklarını anlarlar...

Oyun, " Kapitalizmin ezici, sömürücü ve yok edici uygulamalarının karşısında toplumsallaşan, üretimi elinde bulunduran emekçi sınıfının gerçekleştirmiş olduğu devrimle başlar. Fakat kapitalist egemen sınıfın yıkılmasına rağmen, amaçlanan sosyalizme geçilemez. Çünkü hayvanlar (emekçi sınıf) sadece bir takım içgüdülerle hareket ederek, akıllı ve iktidar düşkünü bir domuz olan Napoleon' un diktatörlüğüne boyun eğmek zorunda kalmışlardır. Fablda hayvanlar, proleteryayı yani Büyük Sovyet Devrimi' ndeki devrimci işçi sınıfını, domuzlar ise Bolşevik yöneticileri temsil ederler. Hayvan çiftliğinde Sovyet sistemi ve Stalinizm eleştirilir. " ( İbrahim Altıok- Tarihsel Gerçekler, Orwell ve Bugün)

Oyunu izlemek üzere içeri girdiğimde, çarpıcı bir sahne tasarımıyla karşılaştım: Oyun için koltuk düzeni değiştirilmiş ve sahne bir ahıra dönüştürülmüş; sahneye serilen samanlar ve hayvanların su içtikleri yalak, loş ışık bana bir çiftlikten ziyade bir ahırı anımsattı. Gerçeklik duygusu uyandıran bu tasarım, oyunun içine girmenize ve kendiniz oynuyormuşsunuz hissine kapılmanıza neden oluyor. Oyuncuların, hayvanların karakteristik hareket ve tipik davranış özelliklerini sadece mimiklerle ve ritmik hareketlerle izleyicilere aktarması muhteşemdi. Düşünebiliyor musunuz, bir buçuk saat boyunca oyuncular topuklarını yere basmadan, parmak uçlarında oynadılar. İnsan anatomisi göz önüne alındığında bunun ne büyük bedensel performans gerektirdiği açıktır. Genç, yaratıcı kadronun sahneye koyduğu ve oynadığı oyunu mutlaka izlemelisiniz!

Oyunu izlerken not aldığım, hayvanların domuzlara(yönetenler) karşı isyan ettiği, isyanın en can alıcı yerinde Squaeler' in söylediği " Bilgi yoldaşlar, bilgi olmadan hiçbir düşünceye sahip çıkılamaz." sözüyle yazımı sonlandırmak istiyorum. Gerçekten de, toplum bilinçsizse, hafıza kaybına uğramışsa(çabuk unutuyorsa), sorgulamıyor ve irdelemiyorsa, kısacası düşünmüyorsa, başkalarının baskısına ve diktasına boyun eğmek zorunda kalır.

Oyun bittiğinde, seyirciler ayakta alkışladı, oyuncular bunu hak etmişlerdi. Ve ben, sahneden ayrılmadan önce yerdeki samanların arasında oyuncuların alın terlerini gördüm. Sizde görmek istiyorsanız oyunu kaçırmayın derim...Sonradan pişman olmamak için.