Cahit Ülkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cahit Ülkü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Mayıs 2013 Çarşamba



TARİHTEN  NOTLAR -1-
(Son Hazaryalı)


Çiçek isminde bir Hazar prensesi Bizans imparatoru' yla evlenir ve bu evlilikten doğan çocuk, sonradan, Leon Hazar adıyla bu ülkeye imparator olur. Prenses Hristiyanlığı kabul eder. Bilindiği üzere Hazarlar, Yahudilik dinini kabul eden bir Türk devletidir. Prensesin çeyizleri arasındaki bir elbise sarayda dehşet ölçüsüne varan hayranlık uyandırır ve bu giysi "Çiçakyan" adıyla erkekler için tören kıyafeti olarak benimsenir.

İspanya' da bulunan Granada Hükümdarı' nın hekimi olan ünlü İshak Amon' un oğlu Jozef Amon, II.Bayezid' in özel hekimidir. Sultan Bayezid, çok sevdiği bu hekimden, İslamiyet' i kabul etmesini ister ve bunun simgesi olarak saraya beyaz sarık sararak gelmesi için üç gün süre tanır.( Osmanlı' da beyaz sarığı yalnızca Müslümanlar sarabilirlerdi.)
Amon, koynunda bir hançerle padişahın huzuruna çıkar ve " Haşmetlü Sultanım! Biz, çıkar uğruna ata dinimizi yadsıyacak olsaydık, bugün imparatorluğunuzda bulunmaz, mülkümüzün ve servetimizin bulunduğu İspanya' da otururduk. Senin gibi aydın ve bilge hükümdarın, inançlarımı zorlamayacağına inanıyorum. Ancak, kararında ısrarlı isen, ilk kez buyruğuna itaat etmeyeceğim, der ve ' Buyur, al şu hançeri ve göğsüme sapla!' diyerek hançerini ona uzatır. Padişah, ' Sadakatına hayranım. Karakter sağlamlığını takdir ediyor ve sana olan güvenimi koruyorum;' sözleriyle onu ödüllendirir.

Hazarlar' ın Karaitler boyundan gelen Karaylar İstanbul' a gelip Galata' da Karay- Köy diye bir mahalle kurarlar. Bugün oraya Karaköy denilmektedir.

Mısır' ın fethinden sonra, özellikle İstanbul' a sürgün getirilen Mısırlı ailelere gösterdiği adalet ve babasının hışmına uğrayarak hapiste çürüyenleri af edişi nedeniyle Sultan Süleyman' a halk arasında " Kanuni" denmeye başlar.


Kaynak: Cahit Ülkü - Son Hazaryalı Romanı.



5 Nisan 2013 Cuma



SULTAN II.BAYEZİD NASIL "VELİ" OLDU?




 13/14 Eylül 1509 yılında meydana gelen, İstanbul, Rumeli ve Çorum civarını harabeye çeviren Kıyamet-i Suğra( Küçük Kıyamet) diye anılan  müthiş deprem sırasında Osmanlı tahtında II.Bayezıd oturmaktadır. Artçı depremler günlerce sürer. Öyleki Padişah İstanbul' dan Edirne' ye gider. Edirne' de tufan gibi yağan yağmur sonrasında her tarafın çamur ve balçık deryası  olduğunu görünce de dayanamaz ve İstanbul' a geri döner. Topkapı Sarayı' na girişinde Padişah' a ilham gelir ve İstanbul' un değişik yerlerinde dört yüz kuyu açılmasını emreder. Lağımcılarla bostancılar kuyuların yerlerini kestiremeyip tartışmaya başlayınca müneccimbaşının öğüdüne uyulur; dört tane doksan dokuzluk tesbih, Veli Bayezid hazretleri "imdi" der demez divandaki dört vezirin hep birden asılmasıyla koparılıp taneleri ak ipekliden sergi üstüne saçılır ve her bir kehribarın durduğu yerden cihet tutulup ona göre Dersaadet' in dört yüz yerinde derin kuyular açılır. Bayezid' in kerametinden olsa gerek, dünyanın oynaşması o saatte durur.Dört gün sonra Padişah' ın ululuğu sahih olunca dört yöne tellallar salınıp" Hazret-i Bayazid' i Veli sayesinde Gazab-ı İlahi' nin yatıştırıldığı, bundan böyle kul takımından kimsenin taştan bina eylemeyeceği, İnşa'Allah yaz gelmeden tüm memleketin yeniden mamur hale getirileceği" herkese duyurulur.(Cahit Ülkü-Rüstem Paşa Kitabı' ndan)

Dört yüz kuyuyu açtırmasıyla depremi sona erdirdiğine inanılan Padişah, kullarının gözünde bir "Veli" dir artık; Veli Bayezid olarak tarihteki yerini alacaktır.
Ancak fermanıyla taş bina yapılmasını yasaklayan Veli Padişah'ın, İstanbul' a ne büyük kötülük yaptığı daha sonraki yıllarda anlaşılacaktır. Ahşap evlerin yapılmasıyla ve evlerin yapımı sırasında yola taşmalara göz yumulmasıyla daralan yollar, çıkacak olan İstanbul yangınlarına müdaheleyi oldukça zorlaştırır. Bizans döneminden kalan yapılar bu yangınlarda yanar, kül olur.

Bilmenizi istedim sadece. Çünkü tarih, bugünü hazırlayan dündür.Ve bugün de yarını hazırlayan dün olacaktır...