Çöl Kraliçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çöl Kraliçesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2013 Cumartesi




ÇÖL  KRALİÇESİ
(Gertrude Bell)



Gertrude Bell (milliyetsanat.com)


Bugün size  masal gibi gelecek gerçeklerden söz edeceğim. Ben masal gibi anlatayım,  siz gerçek olarak okuyun... Masalın kahramanı; kızıl saçlı, mavi gözlü, oldukça çekici ve güzel bir İngiliz kadını. Adı: Gertrude Bell. Bu isim size tanıdık geldi mi? Gelmediyse eğer, Arapların kendisini çağırdığı ismiyle "Çöl Kraliçesini" tanımaya, söylem ve eylemleriyle bugünkü Ortadoğu' nun haritasının masa başında çizilmesine nasıl yardımcı olduğunu okumaya ne dersiniz?
Belki o zaman, Ortadoğu' nun niçin durulmadığı, kan ve gözyaşının neden son bulmadığı konusunda  düşünebilirsiniz.

Bir yıl önce, kitapçıda kitaplara göz gezdirirken Janet Wallach' ın " Çöl Kraliçesi" adlı kitabı dikkatimi çekti, kitabı inceledikten sonra satın aldım ve hızla okudum. Okumadan önce Gertrude Bell ismi bana bir şey ifade etmiyordu. Kitabı okuyunca, anladım ki, Ortadoğuyu anlatan onca kitap okumuş olmama rağmen ( Gilbert Sinoue' nin "Yasemin Kokusu" ve " Taşların Çığlığı" adlı  tarihi belgelere dayanan iki ciltlik romanı ile Sandy Tolan' ın " Limon Ağacı" adlı kitabı bunlardan bir kaçı) Gertrude Bell adını duymamıştım. Çünkü, okuduğum kitaplarda Ortadoğu ve Arap Yarımadası' yla birlikte anılan tek bir isim vardı. O isim; Yarbay Thomas Edward Lawrance ( Arabistanlı Lawrance) idi. Oysa, Lawrance' ın hocası, Gertrude Bell' di ve hiç evlenmemiş olan Bell, Lawrance' ı oğlu gibi itinayla yetiştirmişti. ( Lawrance, Arap aşiretlerinin Osmanlıya karşı ayaklanmasını sağlayan, onları yüreklendiren ve İngiltere' nin kendilerine her türlü yardımı yapacağını vaat eden ünlü İngiliz Casusudur.)

Magazin haberlerinde, "Çöl Kraliçesi" nin film çekimlerine başlandığını; film yönetmeninin Werner Herzog olduğunu, Gertrude Bell' i Oscar Ödüllü aktrist Nicole Kidman' ın canlandıracağı, Bell' in öğrencisi ve aynı zamanda manevi oğlum dediği Arabistanlı Lawrance' ı ise Alacakaranlık serisi filmlerinde vampir olarak izlediğimiz Robert Patinson' un canlandıracağını okuyunca, film vizyona girmeden önce Gertrude Bell' i yazmak istedim. Ve filmi sabırsızlıkla beklediğimi de belirtmeliyim. Çünkü Gertrude Bell, 19.yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başının en önemli kadın karakterlerinden biridir bence. Bu nedenle, Ortadoğu' nun şekillenmesinde bizzat parmağı bulunan Bell' in yaşamının beyaz perdeye aktarılması isabetli olmuştur.

Gelelim, İngiliz Gertrude Bell' in yaşam öyküsünü, masal tadında anlatan Janet Wallach' ın "Çöl Kraliçesi" kitabında yazılanlara: Gertrude Bell, Kraliçe Victoria Döneminin seçkin bir ailesinin çocuğuydu. Babası Hugh Bell, İngiltere' nin Demir İmparatoruydu. ( İngiltere, dünyanın en büyük kömür üreticisidir. Sanayi Devriminin burada başlamasına şaşırmamak gerek.)
Gertrude Bell, 1886' da Oxford Üniversitesi Tarih Bölümünü iyi dereceyle bitirmiş çok az kadından biriydi. Diplomat olan eniştesi( teyzesinin kocası ) sayesinde; Romanya-Bükreş, Tahran ve İstanbul' u gezdi. Bu gezilerinin birinde Binbaşı Dick Doghty Willie' yle tanıştı ve ona aşık oldu. Ne yazık ki, Binbaşı evliydi ve Bell' le görüşmeye devam etse de karısından boşanmıyordu. İlişkileri sürerken, Bell, Tahran' da çölle tanıştı ve ölünceye kadar çöl sevdasından vazgeçmedi. Sevdiği, aşık olduğu adam Binbaşı Dick Doghty Willie, Çanakkale Savaşı'nda vurulup ölünce, görevli(İngiliz Ajanı) olarak Kahire' ye gitti. Hiç evlenmedi ve kendisini ülkesinin çıkarlarını korumaya adadı. G. Bell, İngilizlerin, dünyayı yönetmek için varolduklarına inanıyor ve ulusu ile gurur duyuyordu. Ona göre, bütün dünya İngiltere' ya hizmet etmeliydi.Sevdiği adamın savaşta Türkler tarafından öldürülmesiyle, Türklere karşı nefret duygusu geliştirdiği düşünülebilir.

Gertrude Bell, Kahire, Irak, Suriye, Arap Yarımadası' nda zor koşullarda çölleri geçip, çeşitli aşiretlerin üyesi olan siyaset adamlarıyla ve dini liderlerle olduğu kadar halkla da kaynaştı. Bu çabaları I.Dünya Savaşı' nda(1914-1918) İngiliz İstihbarat Servisinin onu en uygun kişi olarak  (Doğu Sekreterliği) görevlendirmesiyle sonuçlandı. Arabistanlı Lawrance' ın akıl hocalığını yaparak bir anlamda yetiştiren Bell oldu.( Tanıştıklarında ikisi de Arkeolojiye ilgi duyuyorlardı ve Arkeolojik bir kazıda tanıştılar.)

Bell, günümüz Ortadoğusu' nun biçimlenmesinde (Irak(Mezopotamya)-Suriye-Kuveyt-Ürdün-Filistin) büyük rol oynadı. Başta Irak olmak üzere Arap Yarımadasındaki ülkelerin sınırlarının çizilmesinde belirleyici oldu. Çöl Kraliçesi, bir anlamda Osmanlıları Arap Yarımadası' nda arkadan hançerleyenin Lawrance' dan çok Bell olduğunu gösteriyor. Bu çabalarının amacı, İngiltere' nin petrol yataklarına egemen olması (çünkü kömür üretiminde dünya birincisi olan İngiltere' nin maalesef petrolü yoktu), Basra-Abadan petrol rafinerilerinin korunması ve Hindistan ticaret yolunun (deniz) güvence altında tutulmasıydı. Bu yüzden Mezopotamya (Irak) sınırları çizilirken ısrarla Basra-Bağdat ve Musul' un Irak' ta kalmasında ısrarcı oldu ve başardı.

Bugünkü Türkiye-Irak sınırı, 1924' te Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan anlaşmayla çizildi ve bu sınır Bell' in eseridir. Bununla da yetinmeyen Gertrude Bell, Mekke Şerifi, Şerif Hüseyin' in oğlu Faysal' ı kral olarak Irak tahtına oturttu. Bu kral, kuklaydı tabii ki. Kral Faysal' ın yakın arkadaşı oldu ve Bağdat' a yerleşti. 1926' da 58 yaşındayken aşırı dozda uyku hapı içerek intihar etti. Bağdat' ta gömüldü. Manevi oğlum dediği, öğrencisi Yarbay T. E. Lawrance ise, 1935' te 46 yaşındayken İngiltere' de geçirdiği bir motosiklet kazasında öldü.

Her masal mutlu sonla bitmez! Bell' in masalı da kendi özgür iradesini kullanarak sonlandırdığı yaşamıyla birlikte bitmiyor ne yazık ki! Masaldaki kötü adamların eylemleri bugün de devam ediyor, öyle görünüyor ki, yarın da devam edecek. Bu durum böyle daha ne kadar sürecek dersiniz?  Cevabım, klişe olsa da gerçek. Yani, petrole ihtiyaç kalmadığında ya da petrol yerine kullanılabilecek bir yakıt, bir enerji kaynağı bulununcaya kadar...







10 Nisan 2013 Çarşamba




BARIŞ  YERİ :  KUDÜS

Kral Davud  şehri inşa ettirdiğinde, yüzlerce yıl bitmeyecek bir savaşın başlangıcına neden olduğunu biliyor muydu acaba? Bilinmez ama, üç semavi dinin(Yahudilik, Hristiyanlık, Müslümanlık) kutsal kabul ettiği şehir olan Kudüs' ün İbranice adı olan Yeruşalayim "barış yeri" anlamına gelir. Ne yazık kİ barış yerinde savaş hiç bitmez! Dinler arası diyalog sağlanmadığı sürece de biteceğe benzemez.

Arapça el-Kudsu'ş Şerif, İbranice Yeruşalayim, İngilizce Jerusalem isimleriyle anılan Kudüs şehrinin kutsiyetinin: "Hristiyanlar için Tanrı' ya giden yol; İsa' nın çarmıha gerildiği ve göğe yükseldiği, son yemeğin yendiği Viç Dolorosa ve Haç Tepesi' nin bulunduğu kent; İsa' nın doğduğu Beytüllahim' in komşusu olmasından,
Müslümanlar için, Allah' a açılan kapı; İslamın üçüncü kutsal kenti; Hz. Muhammed' in efsanevi küheylanının sırtında, Mekke' den gelip mucizevi bir şekilde gökyüzüne yükseldiği yer(Mir'aç) olmasından,
Yahudiler için, ana yurtlarının simgesi; İbrani kavimlerini birleştiren Kral Davud' un kurduğu, Eski İsrail' in başkenti; Tanrı' yla yaptıkları sözleşmeyi, On Emri içeren taş tabletlerin bulunduğu kutsal sandığı koruyan şehir" olmasından kaynaklandığını biliyor musunuz? ( Janet Wallach-Çöl Kraliçesi)

Bu kutsal şehirde; Yahudiler için Ağlama Duvarı' nın, Hristiyanlar için Kıyamet Kilisesi' nin ve Müslümanlar için de Mescid-i Aksa' nın bulunması şehrin dinler arasında paylaşılamamasına neden olmakta.

"Batıda, bugün sadece İbranice Yeruşalim' in batı dillerindeki yazılış şekli olan Jerusalem kullanılmaktadır. Kuruluşundan bugüne kadar Kudüs şehrinin aldığı isimlere baktığımızda, buraya hakim olan toplumlardan hangisinin dili ile ifade edilirse edilsin, iki temel özellik göze çarpmaktadır: Barış ve Kutsallık. Ancak bu isimlerden birincisi her zaman ikincisine feda edilmiş ve Kudüs İslam hakimiyeti ve özellikle Osmanlı idaresi hariç tutulursa, tarih boyunca göz yaşı, zulüm ve büyük istilaların getirdiği büyük tahribatlara uğramıştır. Şehrin bu durumu içinde bulunduğumuz  yüzyılda da devam etmektedir."( Muammer Gül,  F.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi-2001)

24 Ağustos 1516' da Merc-i Dabık Savaşında Memluklerin bozguna uğraması sonucunda; Yavuz Sultan Selim' in Mısır yolunu emniyete almak için görevlendirdiği Vezir-i Azam Sinan Paşa tarafından fethedilen Kudüs, Osmanlı yönetimine girer.

Osmanlı yönetiminin, Kudüs' de bulunan kutsal yerlerin yönetimini üç semavi dinin temsilcileri arasında paylaştırarak  sorun çıkmasını nasıl engellediğini Falih Rıfkı Atay' ın yazdığı "Zeytindağı" kitabından öğreniyoruz: Zeytindağı Kudüs' de bulunan ve Yahudilerce kutsal kabul edilen dağın adıdır. Kitapta Kudüs' ün yönetimi şöyle anlatılır: İsa' nın mezarı etrafında çepeçevre Müslüman jandarmaları nöbet tutar. Kilise içinin her parçası bir başka millete ayrılmış: Her millet kendi yerini süpürür, yıkar ve taşı üstüne yalnız o milletin ayağı basar. Birinin süpürgesi ötekinin taşına dokunduğunda cinayet olur. Kilisenin anahtar bekçisi Müslüman olan bir Hocadır. Kilisenin bakım ve onarımının sevabını paylaşamadıklarında çıkan kargaşayı jandarmalar engeller ve onarımı Osmanlı yaparmış.

Dün, Osmanlı' nın kavgasız, gürültüsüz yönettiği bu kutsal şehirde, adına uygun bir şekilde barış rüzgarlarının esmesi ve bu rüzgardan tüm Ortadoğu' nun yararlanması dünya barışı için kaçınılmazdır. Barış ve kutsallıktan birinin diğerine feda edilmeden, barış yerinde birlikte hayat bulmaları zor değil. Yeter ki, bunun olabileciğine inananlar ilk adımı atma cesaretini gösterebilsinler.