Ortadoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ortadoğu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Aralık 2015 Salı




SU SAVAŞLARI
(Ortadoğu' da Beklenen Çatışma)







Dünyamızın, vücudumuzun ve bizi yöneten beynimizin yaklaşık yüzde 70' i sudan oluşur. İnsan ve dünya için su hayat demektir. Diğer bir deyişle, hayatın varlığı suya bağlıdır. Küresel ısınmaya dikkat çeken uzmanlar, kutuplardaki buzulların erimesiyle okyanuslardaki su hacminin yükseleceğini, dünyanın bir felakete sürükleneceğini açıklasalar da su, petrol kadar önemli görülmediğinden olsa gerek bu konuda yeterli önlemlerin alınmadığını görüyoruz. Teknolojik gelişmelerin su havzalarını tehdit ettiğinin, içilebilir ve kullanılabilir tatlı su kaynaklarının hızla tüketildiğinin farkına varmamız gerekiyor,  çok geç olmadan.

Dünyadaki içilebilir ve kullanılabilir su kaynaklarının kısıtlı olduğunu ve bu kaynakları dikkatlice kullanmamız gerektiğini  belirten John Bulloch&Adel Darwish yazdıkları "Su Savaşları" kitabında şunları anlatmaktadır:

"Dünyada 214 uluslararası nehir ve göl havzası vardır; bunlardan 155' i iki, 36' sı üç ve 23' ü bir düzine kadar ülke tarafından paylaşılmaktadır. Bunun anlamı, her hangi bir çatışmanın milli rekabetleri içereceğidir ve bunlardan bazıları dünyanın en iyi silahlanmış ve patlamaya hazır bölgelerinde , özellikle Ortadoğu' da olacaktır.

En tehlikeli yerler kentlerdir. Gelişmekte olan ülkelerde küresel nüfus artışının yüzde 90' ından fazlasının kentlerde olması beklenmektedir ki, buralarda zaten su sıkıntısı, sağlık koşullarının eksikliği ve içme sularının kirlenmesi sözkonusudur. UNICEF şu anda dünyada 35.000 çocuğun açlık ya da su kirlenmesinin getirdiği hastalıklardan öldüğünü hesaplamıştır."

Su dünya için bu kadar yaşamsal öneme sahipken su kaynaklarını ellerinde bulunduran devletler bunu kendi iradelerini kabul ettirmek için kullanacaklar mıdır? Kullanırlarsa, susuzluktan etkilenen devletler seyirci mi kalacaklardır? Yoksa, zorla su kaynaklarına sahip olabilmek, en azından paylaşabilmek adına militer yollara mı başvuracaklardır? Temel sorun budur.

Göl havzaları veya nehrin yukarı kısımları yüzölçümüne dahil olan ülkeler suyu Demokles' in kılıcı gibi kullanabilirler. Bu durumda su, barış veya savaş için bir güç olabilir. Ortadoğu' daki çatışmalara salt petrol paylaşımı olarak değil, bu açıdan da bakmak gerekir kanaatindeyim, insanlar için suyun petrolden daha önemli ve yaşamsal olduğunu söylememe gerek yok sanırım.

Söz konusu kitapta; Ortadoğu' da bugün kesin olan tek şeyin; suyun petrol kadar önemli bir meta haline geldiğine dikkat çekilerek şu tespitlerde bulunuluyor:

"Sahip olanlar için su, bir manivela aracı ve gücünü gösterme yoludur; yeterli suyu olmayanlar için milli güvenliğin sağlanmasının yolu ise, elde olanı arttırmaktır. Bu iki alan, çoğunlukla çatışır. Yanıt işbirliğidir, ama işbirliği en azından komşular ya da ülke grupları arasında dostça ilişkilere bağlıdır. Yakın gelecekte devletlerarası çekişmelerin devam edeceği görülmektedir. Devletler anlaşmaya vardıklarında ise, bu anlaşmalar yeni muhalif grupları doğuracak ve Ortadoğu' daki silah bolluğu göze alındığında, bunlar terörist kampanyaları için gerekli her şeyi elde edebileceklerdir. Özellikle su tesislerine yönelecek operasyonlar olasıdır ve böyle bir eylemi ilk destekleyecek ülke Irak olacaktır. Zengin ülkeler daha çok tuzdan arındırma tesisleri yaparak yaşamaya devam edeceklerdir ve yeni enerji formlarını sağlayacak teknolojik gelişmeler büyük gelirleri olan ülkeler için yararlı olacaktır. Şu anda tuzu alınmış suyun sulamada kullanılması çok masraflı olduğundan Suudi Arabistan ve Libya gibi ülkelerin planları kullanılan fosil su tükenene kadar devam edecektir. Bu da 20 ila 60 yıllık bir süredir; bu zaman içinde de politikacıların inancına göre teknik yenilikler bulunacaktır.

Artan nüfus ve azalan kaynaklar, Ortadoğu' yu su kıtlığından zarar görecek tüm bölgelerin en duyarlısı yapmaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi yeterli kaynak sağlamak için savaşlar yapılmıştır ve politikacılar milli çıkarlarını korumak için askeri gücü kullanmaya hazır olduklarını söylemişlerdir. Arap ve İsraillilerin arasındaki sürekli çatışmanın yanı sıra, Araplar arası çekişmeler gerilla gruplarının doğmasına neden olmuştur ve yeni gruplar da sahneye çıkma sıralarını beklemektedir. Ortadoğu' da şiddet potansiyeli her zaman vardır ve bu yeniden geldiğinde, ki mutlaka gelecektir, üzerinde savaşılan alanlar, çatışmanın nedeni olarak gösterilen şeyin tek neden olmadığını gösterecektir.

Savaşlar toprak, özerklik, insan hakları ya da sınırlı koruma nedenlerine bağlı görüneceklerse de, geleceğin bütün çatışmalarını etkileyecek tek şey; bölgenin su durumudur. Su savaşları yoldadır."

CIA' nın Birleşik Devletler Hükümeti' ne verdiği risk değerlendirme raporunda; dünyada en az on yerde paylaşılan su kaynaklarının eksilmesinden dolayı, savaş çıkacağı tahmin edilmiştir.

Gelecekte, su kaynaklarının paylaşılamaması nedeniyle, ufak bölgesel çatışmalar önlem alınmazsa tüm dünyaya yayılabilir ve üçüncü dünya savaşının nedeni olabilir, diyen uzman görüşlerinin önemine binaen, kullanılabilir su kaynakları, nehir ve göl havzalarının korunması için gerekli önlemlerin hızla alınması ve uygulamaya konulması zorunlu görünmektedir.

Yazımı "Dünya nereye gidiyor?" diye sorulduğunda Einstein' in bu soruya verdiği cevapla sonlandırmak istiyorum;

"3. Dünya Savaşı doğal kaynak eksikliğinden çıkacaktır. O savaşta hangi silahların kullanılacağını bilmiyorum ama 4. Dünya Savaşı' nda taş ve sopalar olacağını biliyorum."



Kaynak: Su Savaşları (Ortadoğu' da Beklenen Çatışma) - John Bulloch&Adel Darwish
(Altın Kitaplar, 1. Basım / Ocak 1994)





19 Haziran 2013 Çarşamba





  • GİTMEK Mİ  ZOR, KALMAK MI?
(DOĞU' DAN UZAKTA)


Doğu' yu en iyi anlatan yazar diye anılan, benim içinse, tüm kitaplarını keyifle okuduğum yazar olan  Amin Maalouf' un " Doğu' dan Uzakta" romanını okuyorum. 

Roman özetle; Gençliklerinin en güzel dönemlerini birlikte geçiren bir grup gencin ülkelerinde patlak veren iç savaştan sonra, farklı yerlere dağılmasını ve yıllar sonra ortak arkadaşlarından birinin cenazesi dolayısıyla tekrar ülkelerine dönmeleriyle başlayan 16 günlük süredeki yüzleşmeyi anlatıyor.

" Açıkça belirtilmese de Lübnan iç savaşının getirdiği yıkımlara ve Ortadoğu coğrafyasının yaşadığı kültürel, tarihsel ve toplumsal sorunlara dair çok çarpıcı gözlemlere de yer veren Doğu' dan Uzakta' da Maalouf yine en iyi bildiği şeyi yapıyor: Doğu' yu anlatıyor."

Yazar,insan ilişkilerini ve insanın ülkesine olan sadakatini ve ihanetini irdelerken " Vicdan yumağını çözmek de en az duygu ipliklerini çözmek kadar zordur." diyerek, hayat yolunda ilerlerken, sadece ihanet ile sadakat arasında tercih yapmak zorunda kalınsaydı işlerin kolaylaşacağını ama insanın çoğunlukla iki bağdaşmaz sadakat, veya -bu da aynı kapıya çıkar- iki ihanet arasında tercih yapmaya zorlandığını belirtir.Ve günü geldiğinde, olayların baskısıyla insanların kendi tercihlerini yapmak zorunda kalabileceklerine,  taraflar açısından bakıldığında ihanetin ve sadakatin  anlam bulacağına dikkat çeker.

Ülkesindeki iç savaştan kaçarak, kendi iradesiyle sürgün hayatını tercih eden( giden) baş kahramanın iç sesi, gitme gerekçelerini şöyle dile getirmektedir: " ...Her insanın gitmeye hakkı vardır, onu kalmak için ikna etmesi gereken ülkesidir - koca koca laflar etmeye meraklı siyasetçiler ne derse desin. ' Ülken senin için ne yapabilir diye sorma, sen ülken için ne yapabilirsin, onu düşün.' Milyardersen, üstelik kırküç yaşında ABD başkanı seçilmişsen bunu söylemek kolay! Ama ülkende ne çalışabiliyor, ne tedavi olabiliyor, ne barınabiliyor, ne eğitim alabiliyor, ne özgürce oy kullanabiliyor, ne görüşlerini ifade edebiliyor, ne de sokaklarda dilediğin gibi dolaşabiliyorsan, John F. Kennedy' nin bu meşhur sözü kaç para eder ki? Beş para etmez!
Önce ülken sana karşı belli taahhütleri yerine getirecek. Orada tüm haklara sahip bir yurttaş olarak görüleceksin, baskıya, ayrımcılığa, hak etmediğin mahrumiyetlere maruz kalmayacaksın. Ülken ve yöneticileri sana bunları sağlamak zorunda, yoksa sen de onlara hiçbir şey borçlu olmazsın.
.......................
"

Ülkede kalmayı tercih edenler ise faziletli bir tevekkülle şunları söylüyorlar: " Bizim Doğu Akdeniz böyledir, değişmez, hizipler, iltimas, rüşvet, edepsiz bir nepotizm her zaman olacak, buna alışmaktan başka bir seçeneğimiz yok." Bütün bunları reddedenleri, kibirli olmakla hatta hoşgörüsüzlükle suçluyorlar.

Alışmaktan başka bir seçeneğimiz yok diyerek ülkede kalmak mı zor, yoksa başka bir ülkede sürgün olarak yaşamak üzere gitmek mi? Gidenler, geri döndüklerinde umduklarını bulabilecekler mi, yoksa hayal kırıklığına mı uğrayacaklar? Bunu öğrenmek istiyorsanız,  gidenlerin ve kalanların öyküsünü merak ediyorsanız  romanı okumanız gerekecek...


" Dip Not: Tırnak içine alınan bölümler Amin Maalouf' un " Doğu' dan Uzakta" romanından aynen alınmıştır.