Lou Marinoff - Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Lou Marinoff - Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2017 Cuma




KLASİK YUNANDA SEVGİ: EROS, PHILOS VE AGAPE



Eros

Matematik, mantık, etik, estetik ve diğer birçok keşif ve gelişmeleri Batı medeniyetini ve dolayısıyla bu küresel köyü temelinden etkileyen eski Yunanlılar, sevgi ve sevginin insan ruhuyla ilişkisi konusuna hayati önem veriyordu. Bu Hıristiyanlık öncesi dönemde Yunanlılar paganizme inanıyordu. Bu yüzden ruha ilişkin görüşleri hayaletler ya da periler gibi dini unsurlar barındırmaz. Platon ve diğerleri sevginin ruhta yaşadığını ve ruhun (dolayısıyla sevginin) üç bölümü veya boyutu olduğunu düşünüyorlardı. Bu boyutlar mide, zihin ve kalbe denk geliyordu. Yunanlılar sevginin bu üç farklı türüne eros, philos ve agape adını vermişti.

Her ne kadar bugün "erotik" kelimesini cinsellik anlamında kullansak da eski Yunan'da eros insanın tüm fiziksel iştahlarına gönderme yapıyordu. Cinselliğe olduğu kadar yemek ve içmeye olan iştah da erotikti (mide bölgesine aitti). Bu görüş açısıyla seks de yemeğe verilen değer yargılarından fazlası içermeyen bir başka iştahtı. Ancak dinler insanların sosyal davranışlarını kontrol etmeye başlamasından sonra cinselliğe diğer bedensel iştahlardan farklı yaklaşıldığını görüyoruz. Bu yaklaşım erosun anlamını daraltmış ve bugünkü durumunu getirmiştir. Bugünün tabiriyle "erotik aşk", cinsel sevgi demektir ve albeni, cazibe, gizem, kimya ve hayvani çekim gibi çağrışımları vardır. Önemini inkar edemeyiz ama sevginin daha üstün yönlerini de kabul etmeliyiz.

"Philos", birine ya da bir şeye karşı duyulan entelektüel çekimin bir tür sevgiye dönüşmesidir. Kökü "philos" kelimesinden gelen felsefenin "bilgi sevgisi" anlamına gelmesi iyi bir örnektir. "Philos", insanları, nesneleri ya da fikirleri cinsellik içermeyen bir biçimde sevmek demektir. Bir öğrenci ve öğretmeni arasındaki ilişki ya da bir arkadaşa, şiire, manzaraya, matematik teorisine, ahlak teorisine, çalışma alanına ya da sosyal bir amaca duyulan çekim bu türden bir sevgi olabilir. İşlerini seven insanların kariyerleriyle aralarında bu tür bir sevgi vardır. Hayatı seviyor ve kutluyor musunuz? Bu da bir "philos"tur. "Philos"un en güçlü dışavurumlarından biri ise arkadaşlıktır.

"Arkadaşlık söz konusu olduğunda ego, diğerininki içinde yok olmaz; tersine gelişir. Aşk ilişkisinin aksine arkadaşlık bir artı birin yine bir ettiğini söylemez; bir artı bir iki eder. Bu ikinin her biri, diğeriyle birlikte ve diğeri için zenginleşir."
-----Elie Wiesel

"Philos"un diğer bağlılık türlerinde olduğu gibi kötü bir tarafı da olabilir. Bir şeye bu tür bir sevgiyle aşırı bağlanırsanız tıpkı aşkta olduğu gibi körleşebilirsiniz. Ya da "philos" karşıtına, korkuya ya da tiksinmeye dönüşebilir. Çoğu fobi ters giden bir "philos"tan kaynaklanmaz ama benzer bir duygudan bahsedersek çekimin tiksinmeye dönüştüğünü söylemiş oluruz.

Aynı zamanda "philos"a eros karıştırmamaya da dikkat etmemiz gerekir. İkisini birbirine karıştırmak genellikle ikisini birden yok eder. Bazen mantık ve tutku birbirinden ayrılmalıdır. Yine de yakın bir iş ilişkisi yaşayan iki kişinin birbirine karşı erotik hisler beslemesi nadir görülen bir durum değildir. Ama erotik ilişki "philos"a zarar verebilir. Entelektüel benzerliklerini bir aşk ilişkisine ya da evliliğe dönüştüren bir yüksek lisans öğrencisi ve bir profesörün ilişkisi, profesörün öğrencinin gelişimini denetlemesini riske atmadığı ya da üzerine gölge düşürmediği sürece diğer birçok ilişkiden daha başarılı olabilir. Bu türden ilişkiler arasında toplumsal olarak en kabul göreni de büyük olasılıkla profesör-öğrenci ilişkisidir. Doktor-hasta, avukat-müvekkil ilişkileri türünden ilişkilerin erotik ilişkiye dönmesi, profesyonel açıdan haklı olarak kabul edilmez.

Eski Yunan'da sevginin üçüncü ve en üstün boyutu "agape"dir. "Agape", karşılık beklemeyen sevgidir. Sevginin en nadir ve değerli çeşididir. "Agape"ye sahip kişiler tamamen kişisel nedenlerle hareket eder: Dünya kocaman bir kalp tarafından sevilmeye ihtiyaç duyan insanlarla doludur ve "agape" böyle bir kalbin sevgisidir. "Agape" insanların ilahi sevgiyi kendi içlerinde yaşamalarını ve başkalarına gösterebilmelerini sağlar. Çünkü "agape" bencil değildir; dışavurumu başkalarına her zaman yardım eder, hiçbir zaman kötülüğü dokunmaz. Eros flört ve aileyi, "philos" arkadaşlığı ve toplumu mümkün kılarken "agape" ibadeti ve insanlığı mümkün kılar. "Agape" ayrıca eros ve "philos"a izin verip güçlendirebilir.

Agape"yi eros ve "philos" tan  farklı kılan bencillikten uzak oluşudur. Eros insanın kendisini bir başkasında bulmaya ya da kaybetmeye çabalamasına sebep olur. "Philos" insanın kendisini ötekiyle özdeşleştirmek istemesine yol açar. "Agape" kişiden bağımsız olarak kendini gösterir ve kişisel amaçların önüne geçmesine izin vermez. "Agape" sevgisi almak, güneşin üzerinize yansıması gibidir. Başkalarına da yansımasına aldırmazsınız, onların da bunu hissetmesini istersiniz. "Agape" sevgisi vermek ise güneş ışığı yaymak gibidir.

"Agape"den yararlanıp başkalarının da fayda görmesini sağlamanın birçok yolu vardır. Bazıları bunu ibadetle, bazıları meditasyonla, bazıları hayatın zorlu dersleriyle ve bilgeliğin getirdiği kabullenmeyle, bazıları da zor mistik maceralar yoluyla yapar. Hayatınıza nasıl girerse girsin, önemli olan "ben"i denklemden çıkarmaktır. Freud için bu bir problemdi. Sevgi üzerine teorilerinin zayıf tarafı da budur. Freud iştahın, erotik ruhun yatıştırmasıyla sağlanabilecek varoluş halleri ve "mistizm" hakkında biraz okumuştu. Egolarını geçici olarak yok ederek evrenle bir olabilen ya da "şey"lerle birleşebilen insanların deneyimlerini dinlemişti. Bunları yaşayanlar genellikle deneyimlerinin verdiği hissi, okyanusa dönen bir damla ile tarif ediyordu. Bu hisse genellikle görsel his olarak ilahi bir ışık, işitsel his olarak ilahi bir müzik, tat hissi olarak ilahi bir nektar ya da ilahi bir sevgiyle yıkanmak gibi dokunma hisleri eşlik ediyordu. Freud biraz hayal kırıklığı içinde, "O 
okyanus duygusunu keşfedemedim" diye itiraf etmişti. "Agape" "ben"in içinde ya da psikoanalitik haritadaki herhangi bir yerde bulunmadığı için bunda haklıydı. Ne ego, ne süper ego, ne de id "agape" alamaz ve veremez. Bunlar sadece güneşin altında biraz yanabilirler.

Hem eros hem de "philos"u yaşamak kesinlikle güzeldir. Böylece faydalarını, yararlarını ve sınırlarını kendiniz keşfedebilirsiniz. Ve hazır olduğunuzda "agape" sizi bekliyor olacaktır.

LOU  MARINOFF - Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? (s:172-175)


Not: Sevginin üç farklı türünün din olgusu ortaya çıkmadan önce nasıl değerlendirildiğini yalın ve anlaşılır bir şekilde anlattığı için kitaptan doğrudan alıntı yaptım. Yoksa, sevgi üstüne herkes bir şeyler söyleyebilir ve de yazabilir. Benim de yazılarım var sevgi üstüne, sevginin gücü üstüne. Önemli olan sevginin kaynağı ve boyutlarının keşfidir diye düşünüyorum. Yanılıyor muyum? 





10 Eylül 2013 Salı




ACIYLA  BAŞETMENİN  YOLLARI


İnsan olup ta acı çekmeyen biri var mıdır yeryüzünde? Sadece insan olmak acı çekmek için yeter sebeptir. Acı çekmek varoluşun insana armağanıdır. Yaşamını sürdürenler büyük veya küçük olsun bu armağanı alırlar. Acıyı önlemeye çalışmak, acıdan kaçmak, dolayısıyla insana verilen armağanı reddetmek mümkün değildir. Çünkü herkes er ya da geç acı çeker. Düşünün bir kez; acı çekmeseydik, mutluluğa değer biçebilir miydik? İnsan olarak acı çekmek bizim için kaçınılmaz olduğuna göre, acıyla başedebilmek için ne yapabilir, nasıl bir yol izleyebiliriz? Dünden bugüne insanoğlunun bu konuyla ilgili izlediği yol, insandan insana, toplumdan topluma, kültürden kültüre, coğrafyadan coğrafyaya değişse de sonuçta ortak bir noktada kesişmektedir. Acıyla başa çıkmanın çok sayıda yolu olduğunu belirten Lou Marinoff, "Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir?" kitabında bu yolları şöyle açıklar:

Kendinize saklamak: Acınızı kendinize saklamak, 'sessizce acı çekmek' tir. Size bunun soylu bir davranış olduğu öğretilmiş olabilir ama aslında gereksizdir.Sizi gereksiz yere neşe ve tatminden yoksun bırakır. Tercih sizin. Bu durumu değiştirmek, acı çekmenin size verdiği eğitimden ders alarak mezun olmak(hayattaki diğer her şey gibi) sizin elinizde.

Kaçmak: İnsandaki en eski biyolojik içgüdülerden biri 'savaş ya da kaç' tır. Acı, kişinin sağlığı ve huzuruna karşı bir çeşit tehdit olduğuna göre bu tehditle savaşmak ya da ondan kaçmak için doğal bir eğilim söz konusudur. Ama acı kişinin kendisinden kaynaklanıyorsa onunla yüzleşmediği sürece savaşamaz ve tamamen kaçamaz.Dünyanın neresine giderseniz gidin acınız bir gölge gibi sizi takip eder. Çektiği acı kendisinden kaynaklanmayanlar içinse durum farklıdır.Şizofreni, manik depresyon, kronik depresyon ve beyinle ilgili birçok bozuklukların uç vakalarında, hastanın çektiği acıya karşı eli kolu bağlıdır, çünkü acı kendisinden kaynaklanmaz. Bu bir kaygı değil hastalık meselesidir. Her ne kadar ileri derecede hasta kişilerin durumunu kontrol altına almaya yarayan ilaçlar olsa da birçoğu hala intihar etmektedir. Onlara göre bu dünyada acılarını dindirmenin başka yolu yoktur. Ve onlar için asıl kaçış ölümdür. Ama arkalarında bıraktıkları için bu sadece yeni bir acının başlangıcıdır.

Çevrenize Yaymak: Çektiğiniz acıyı bir başkasına bulaştırmaya çalışarak yani, acıyı etrafınıza yayarak acıdan kurtulamazsınız.Sadece dünyadaki acıyı artırmış olursunuz. Acılarını başkalarına bulaştırmaya çalışanlar aslında iki kat acı çeker. Birincisi, esas sorunları yüzünden; ikinci olarak da başkalarını da acılarına katmanın kendi sorunlarını hafifleteceği yanılgısı yüzünden acı çekerler.Bu duruma en korkunç örnekleri seri katiller, teröristler, gangsterler ve soykırımcı katiller oluşturur.Bu tür insanlar, kurbanlarına duygusuzca acı ve üzüntü çektirirken, kurbanlarının aile ve arkadaşlarına da hayat boyu unutamayacakları acı anılar bırakırlar. Bazıları sanki diğerlerini insan gibi göremez. Belki de bu kendilerini insan olarak görmedikleri içindir. Çektiğiniz acıyı çevrenize yaymak, acıyla başa çıkmanın hem siz hem de herkes için en kötü yoludur. Bu zarar verici yolu izleyenler, kendi acılarını bir süre için başkalarına yayabilirler ama bu uzun sürmez. Ne bütün dünyaya acı çektirmeyi başarabilirler ne de dünyanın onların cehennemine katlanmasını sağlayabilirler. Yaşarken lanetlenirler ve sonunda kendileri için hazırladıkları kıyametle karşılaşırlar.

Kendi İçinde Bitirmek: Kaygılarınızı sahiplenmek zor olsa da, onlara sahip olduğunuzu itiraf etmelisiniz. Çünkü kaygıyı içinizde bitirebilmek için zihninizde olup bitenin sorumluluğunu üstlenmeniz gerekir. Yani, kendinizi kandırmayın.

Yararlı Bir Şeye Dönüştürmek: "Acınızla yapabileceğiniz en iyi şey, onu acı verici bir şeyden başkaları için yararlı bir şeye dönüştürmektir. Çektiğiniz üzüntüyü sadece kendi içinizde bitirirseniz bu sizin için yapabildiğiniz oranda iyidir. Ama başkalarının acılarını sezip onların da acılarını içlerinde bitirmelerine yardım etmek istemeniz herkes için iyidir. Kendi acınızdan tamamen kurtulamasanız bile başkalarının acılarını azaltmaya yardım ederek kendinizinkini de azaltabilirsiniz. Bunu başarabilirseniz, kendi acınızı başkalarının acı çekmemesine dönüştürebilirsiniz. Bu bir insanın hayatında ulaşabileceği en büyük başarıdır."


Kaçarak, yok sayarak, kendimize saklayarak, çevremize yayarak bütün acılardan kurtulamayacağımıza göre uzun vadede acımıza son vermenin tek yolu onu elimizden çıkarmaktır. Bunu başaran kişinin ödülü, başarabildiği oranda alacağı mutluluk olacaktır. Acınız az, mutluluğunuz çok olsun...




24 Mart 2013 Pazar




SEVGİ  ÜZERİNE


İnsanı, bir şeye veya bir kimseye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten duygudur sevgi. Sevginin temelinde bağlılık bulunduğundan ve ancak tanıdığımız birine bağlılık gösterebileceğimizi düşünürsek; hiç tanımadığımız birine sevgi verebilir miyiz? Evet.  Dr. Lou Marinoff, Felsefe Hayatınızı Nasıl Değiştirir? adlı kitabında bu konuda şöyle yazar: "Bir grup insanı, insanlıkları hakkında fazla bir bilgi sahibi olmadan, hangi dili konuştukları ya da nasıl sosyal adetleri olduğuna bakmaksızın sevmek kesinlikle mümkündür ve tercih sebebidir." İşte, bunun adı insanlık sevgisidir ve çıkarsız, karşılıksız olan bu sevgiye insanlığın gerçekten ihtiyacı vardır.
Sevgiden bir çok anlam çıkarılabilir çünkü sevgi pek çok şeydir. Felsefi olarak bakıldığında ise sevgi bir gizemdir ve hala çözülememiştir. İşte,bu gizemle ilgili gerçek bir olay: " Sevgi üzerine bilimsel araştırmalar yürütülmeye başlanıyor.Olağanüstü şeyler de keşfediliyor. Bir Amerikan Üniversitesinde, laboratuvarda kanserli hücre yetiştiren araştırmacılar, öğrencileri laboratuvara getirmeye karar verdiler. A.B.D' de öğrenciler çoğu zaman kobay olarak kullanılır. Onları kutunun etrafında topladılar ve kanserli hücrelere 'sevgi göndermelerini' istediler. Öğrenciler söyleneni yaptı ve araştırmacılar kanserli hücrelerin gerilediklerini bilimsel olarak kanıtladılar. Bu olguyu açıklayabilecek durumda değillerdi, öğrencilerin sevgi göndermek için ne yaptıklarını da somut olarak söyleyemezlerdi, ama sonuç tartışmasız ortadaydı: Hücreler geriledi." ( Laurent Gounell- Mutlu Olmak İsteyen Adam)

Sevginin gücü kanserli hücrelerde bile bu kadar etkiliyse, bu gücü ihtiyacı olsun veya olmasın insanlara dağıtmaktan ne diye kaçınalım ki? Sofokles' in söylemiyle; sevgi bizi hayatın bütün yükünden ve acılarından kurtarır . Verdiğimizde eksilmeyen, aksine verdikçe çoğalan ve bizi rahatlatan, tedavi eden, fazlasından zarar gelmeyen tek duygudur sevgi. Öyleyse insanları sevin; sevin ki sevgi çoğalsın, çoğaldıkça da sevgisizlik yok olsun.