Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ocak 2026 Cumartesi

 



HALK PADİŞAHI GÖRÜNCE NEDEN HASIR YAKARDI?



Adalet istemek için.

Osmanlı İmparatorluğu'nda padişah özellikle Cuma selamlığındayken veya ava, sefere giderken ve de dönerken kısacası saraydan her çıktığında, şikayeti olanlar, haksızlığa uğradığını düşünenler, adalet isteyenler dilekçelerini (istida) padişaha verirdi.

Halk çoğu zaman sadrazam, yeniçeri ağası, kadı gibi yüksek rütbeli yöneticilerin ve bunların atadığı adamların uygulamalarından şikayetçiydi. Bu yüksek rütbeliler halkın padişaha ulaşıp dilekçe vermesini engellerdi. İşte bu durumda dilekçe vermek isteyenler bir parça hasır veya paçavra yakıp uzun bir sopayla kaldırır ve sultanın görmesini sağlarlardı. Bizans'tan kalan bu bu ateşli şikayet yöntemine "hasır yakmak" ve "ateş istidası" denirdi. Hatta, bir davada haksızlığa uğradığını düşünenler, kadıyı, "hasır yakarım ha!" diye uyarırdı. Bu, kadının kararının sultan huzuruna çıkması demekti.

Sultanın dikkatini çekip dilekçe vermek için saraya yakın yerlerde ateş yakmak da adettendi. Ahali tek tek dilekçe verebileceği gibi, toplu dilekçeler de verilebilirdi. Taşrada kadılar halkın toplu şikayetlerini toplar ve Divan-ı Hümayun'a iletirdi.

Padişahın en temel niteliği adalet dağıtmasıydı. Topkapı Sarayı'nın ve eski başkent Edirne Sarayı'nın en yüksek yapısının "Adalet Kulesi" olması da sultanın bu adalet dağıtıcı niteliğinin simgesidir. Sultan Allah'tan başka kimseye karşı sorumlu değildi. Tek otoriteydi. Dolayısıyla haksızlıkları düzeltebilecek, güçlünün zayıfı ezmesinin, yöneticilerin halkı ezmesinin önüne geçebilirdi. İşte bunu sağlamak için herkes ona şikayetlerini götürebilmeliydi.

Tarihçi Halil İnalcık, Hint-İran teorisinden gelen bu anlayıştaki temel prensibin şöyle formüle edildiğini söylüyor:

"Hükümdarın gücü askeri güce, askeri güç hazineye, hazine reayanın ödediği vergilere, vergilerin artışı adalete bağlıdır. Bu nedenle akıllı hükümdar, kendi egemenliğini korumak ve gücünü arttırmak istiyorsa, reayaya adaletle muamele etmeli, zulümden kaçınmalıdır."

İşte meşhur, "Adalet mülkün temelidir," sözünün anlamı da budur.

Not: Halkın verdiği dilekçeye arz-ı hal denirdi. Arz-ı halcilik 15. ve 16. yüzyıllardan itibaren önemli bir meslek haline geldi, çünkü bu dilekçeleri yazmanın belli kalıpları vardı. Bu meslek bugün bile varlığını sürdürüyor.

Kaynak: Mustafa Alp Dağıstanlı, BİLDİĞİN GİBİ DEĞİL OSMANLI. ALFA, 1. Basım, s: 257-260.

Görsel: Adalet Kasrı, Edirne Sarayı'nda kasır. Sarayın sağlam kalan tek binası. Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin düzenlendiği Sarayiçi semtindedir. Edirne Sarayı'na Kanuni Sultan Süleyman zamanında eklendi. Kanuni'nin kanunlarını burada yazdırdığı söylenir. Kasrın önünde iki taş vardır. Bunlardan sağdaki, Seng-i Arz, halkın dilekçelerini değerlendirilmek için üzerine bıraktığı taştı. Soldaki, Seng-i İbret'te ise ölüm cezasına çarptırılanların kesik başları sergilenirdi. Günümüzde Edirne Müzesi Müdürlüğü'ne ait bir yapı olup, zaman zaman resim sergileri açılmaktadır. (tr.wikipedia.org)



  

7 Ocak 2014 Salı





DEĞİRMENCİ  VE  ADALET


Potsdam'da Sansosi Sarayı


"Adalet, bir gün herkese lazım olur." Genel geçer doğruluğu tartışmasız olan bu söz, güzel ülkemde son zamanlarda çok fazla duyulur oldu. Dünün öznel adalet anlayışına sahip olan kişileri bile, bugün herkesin, hepimizin ortak ürünü olan "hukukun" adaletine güvenmek ve o adaletin nesnelliğine sığınmak zorunda kaldılar. Çünkü, adaletin terazisi adildir ve hiç bir ayrım yapmadan, herkes için eşit tartar. Yani, adaletin karşısında herkes eşittir." Hiç bir güç,hiç bir iktidar, kral dahi olsa adaletten üstün değildir!" Bir değirmencinin  Alman Kralı II. Friedrich' e söylediği bu sözü okuduğumda, 18. yüzyılda totaliter bir rejimin kralına bu sözü söyleyen ve tarihe geçen değirmencinin cesaretine hayran kaldım; değirmenci adeta insanlığın sesini bu sözlerle kralın yüzüne haykırmıştı çünkü. Okuyacağınız hikaye, işte bu cesur değirmencinin hikayesidir.

Alman Kralı I. Friedrich, gelecekte yerine tahta geçecek oğlu ile bir türlü iyi geçinemez. Çünkü oğlu, soyluluğun gösterisi olan sporlarla ilgilenmez, askerlikten ve avdan hoşlanmaz. Üstüne üstlük oğlu, dönemin ünlü müzisyeni Bach' la yakın arkadaştır ve ondan flüt dersi almaktadır. Oğlunun davranışlarını içine sindiremeyen ve çileden çıkan I. Friedrich, bir gün kılıcını çekerek, öfkeyle oğlunun üstüne yürür!

1740 yılında babasının ölümü üzerine Alman tahtına oturan II. Friedrich' in ilk icraatlarından biri ülkede işkenceyi yasaklamak olur. Düşünce özgürlüğünün önemini dile getiren 28 yaşındaki kral, basın üzerindeki sansürü de kaldırır. Almanya'yı Almanya yapan "Büyük Friedrich" olarak tarihe geçecek olan Avrupa' nın bu en aydın kralı, hastalığa yol açtığına inanılan patatesi yemeyen halkının bu inancını kırarak, onlara patates yemeyi öğretmiştir. Bu nedenle, günümüzde de II. Friedrich' in mezarını ziyaret eden Almanlar, yanlarında getirdikleri patatesleri çiçek demeti yerine kralın mezarına bırakırlar.

Almanya' nın güçlendiğini duyan Osmanlı Padişahı III. Mustafa, krala bir mektup yazarak, başarısının nedeni olan müneccimleri ister. Alman Kralı II. Friedrich, yanıt olarak üç müneccimi olduğunu söyler ve onları şöyle sıralar: " Tarih ve tecrübelerden istifade etmek, askeri her zaman savaşa hazır bulundurmak üzere talim ettirmek ve muharebe için hazinede para bulundurmak."

II. Friedrich, henüz beş yıllık kralken, Berlin yakınlarındaki Potsdam' da bir yazlık saray yaptırmaya karar verir. Bu sarayın adı Almanca olmayıp, Fransızca "kaygısız" demek olan Sanssouci' dir. Çünkü, II. Friedrich Fransızca konuşup yazabilmektedir.

Büyük Friedrich, sarayın daha büyük olmasına engel olan değirmenin satın alınarak yıkılmasını emreder. Ancak, sahibinin değirmeni satmaya niyeti yoktur. Kral, adamlarıyla değerinin çok üstünde para vereceği haberini gönderse de, değirmenci teklifi reddeder. Bunun üzerine II. Friedrich, değirmencinin yüzüne kendisinin kral olduğunu, istese değirmeni para vermeden de elinden alabileceğini haykırır. Değirmenci, büyük bir soğukkanlılıkla bunu yapabileceğini söyledikten sonra insanlık tarihinin en unutulmaz yanıtlarından birini verir:
" Ama unutmayın ki, Berlin' de hakimler var."
"Hiçbir güç, hiçbir iktidar, kral dahi olsa adaletten üstün değildir! Bir değirmencinin Alman Kralı II. Friedrich' e söylediği bu söz, adaletin karşısında herkesin eşit olduğu gerçeğini taçlandırmış ve totaliter rejimlerin yıkılmaya başlayacağı dönemin habercisi olmuştur."

Hikayeyi okudunuz ve görsele baktığınızda saray ve değirmenin yan yana durduğunu görünce kralın gözlerinin içine bakarak söylediği sözle hem değirmenini yıkılmaktan kurtaran, hem de adaletin herkesin karşısında eşit olduğunu cesurca krala hatırlatan bu onurlu değirmenciye saygı duymamak mümkün mü? Adalet, bir kral ile bir değirmenciyi komşu yapmıştır. Tabii ki bu görüntüde," değirmencinin karşısında II. Friedrich gibi sanata ve özgürlüklere düşkün, kitap okuyan, aydın bir kral olmasının payı büyüktür. Diktatör kafalı bir koltuk sevdalısının değirmencinin sözü karşısında alacağı tavır bellidir: "Atın zindana!"


Eminim bu öyküden herkesin alacağı bir ders vardır. Mehmet Akif' in dediği gibi; "Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar; Hiç ibret alınsaydı tekerrür mü ederdi? "


Kaynak: Öykü, Sunay Akın' ın "Geyikli Park" kitabından alınmıştır.
Görsel  Linkedin'den  alınmıştır.