27 Mart 2026 Cuma

 


NEPAL HAKKINDA GENEL BİLGİLER

Gelecek zamana yolculuk için Nepal'e gidin!



17-23 Mart tarihleri arasında dünyanın çatısı kabul edilen Nepal'e uzun bir yolculuk yaptım. Ankara'dan İstanbul bağlantılı Katmandu'ya gidiş için İstanbul Havalimanı'na uçtum. İstanbul Havalimanı'na ilk uçuşumdu. Havalimanı çok modern inşa edilmiş ve oldukça geniş bir alanı kapsıyor. Gerçekten İstanbul'a yakışır bir havalimanı olmuş, çok beğendim. Böyle bir havalimanı başkent Ankara'ya daha çok yakışır diye düşünüyorum... İstanbul-Katmandu arası (uçuş rotasına göre, 5.679 kilometre) tam 7,5 saat sürdü ve Tribhuvan Uluslararası Havalimanı'na (KTM)  pilotlarımız pamuk gibi bir iniş yaptı. Katmandu'ya birkaç havayolu şirketi uçuyormuş. Bu şirketlerden biri de THY olduğu için sekiz koltuk sıralı airbus uçağı tam doluydu. Çünkü yabancı turistler, Katmandu'ya gitmek için İstanbul aktarmalı uçuş yapıyorlarmış. Tribhuvan Uluslararası Havalimanı'nda pasaport kontrolünden geçmeden önce kişi başı 30 Dolar ödeyerek kapı vizesi alınıyor. Vize formlarını Nepal'e gitmeden önce doldurduğumuz için sıra beklemeden geçiş yaptık.

Dünyanın en yüksek zirvesi Everest (8.848 metre) ile yüksekliği 8.000 metreyi aşan on dört zirveden sekizine ev sahipliği yaptığı için yaygın olarak "Dünyanın Çatısı" olarak anılır. Himalayaların kalbinde yer alan Nepal, aşırı yüksek irtifası ve dağlık yapısı nedeniyle bu ünvanı hak etmektedir.  Himalayaların yerel dilde anlamı; Karın evi. Hima kar, laya ise ev demekmiş.



Nepal, Güney Asya'da, Himalayaların eteklerinde yer alan kuzeyinde Çin (Tibet Özerk Bölgesi), güneyinde, doğusunda ve batısında ise Hindistan ile çevrili olan bir kara ülkesidir.  Yaklaşık 30 Milyon nüfusu ile Nepal, çok etnikli ve çok dilli bir yapıya sahiptir. Nepal'in ekonomisi büyük ölçüde tarım ve turizm sektörüne dayalıdır. Mart ayında kavun, karpuz, mango meyveleri ile baklagiller ve patlıcan gibi sebzeler çıkmıştı. Genel nüfusun yaklaşık 10 Milyonu başkent Katmandu'da yaşamaktadır.  Nepal halkının %85'i Hinduizm'e, %10'u Budizm'e, geri kalanı ise İslam ve Hristiyan dinine inanmakta olup Hinduizm ve Budizm'in etkisiyle halkın çoğunluğu iki dine de saygı göstermektedir. Hatta bazı kişiler, kendilerini Hindu-Budist olarak tanımlamaktadır. Yerel rehberimiz de Hindu-Budist'ti. 

- Dünyada dikdörtgen ve kare olmayan, iki üçgen uçtan oluşan tek bayrak Nepal bayragıdır. Üstünde güneş ve ay vardır. Üçgen uçlarının kenarını süsleyen mavi şerit bağımsızlığını ifade eder.



- Nepal, Güney Asya'da sömürge olmamış ve bağımsız kalmış tek ülkedir.

-  2008 yılında monarşiden federal demokratik cumhuriyete geçmiştir.

- Gençlik protestolarının ardından Başbakan KP Sharma Oli'nin istifa etmesinden sonra Eylül 2025'te yapılan seçimleri ezici bir çoğunlukla RSP Partisinin başbakan adayı Rapçi-Siyasetçi Balen Şah kazandı. Katmandu'da hükümet binasının önünden geçerken Balen Şah'ın resmi olarak göreve başlaması için hazırlıklar yapılıyordu. Youtube'da "Balen" yazarsanız müziklerini dinleyebilirsiniz. Şayet rap müziği dinlemeyi seviyorsanız. :)

-İslam dininin Hindistan Nepal'e gelişi 12. yüzyılda Kutbettin Aybeg zamanında olmuştur. Kutbettin Aybeg, Delhi Sultanlığının kurucusu ve ilk hükümdarıdır. Türk kökenlidir.

- Hindu olunmaz doğulur ama Krishna mezhebinde herkese inisiye yolu açıktır. İnisiye adı sözcük anlamıyla "başlamış, kabul edilmiş" anlamına gelmekteyse de terim günümüzde, inisiyasyonu tamamlayanları ifade etmek üzere kullanılır. Tasavvufta üstad için mürşit, öğrencileri için mürit terimi kullanılır.

- 18 Mart Çanakkale Zaferi'nin 111. yıldönümünü, grup olarak Nepal'de kutladık. Ve onlarca tarih kitabı okumama rağmen, Çanakkale'de ve I. Dünya Savaşı'nda İngilizlerle savaşan Türk askerlerinden on bine yakınının İngilizler tarafından esir alınarak Hindistan'a (O zamanlar İngiliz sömürgesi olan bugünkü adı Myanmar olan Burma'ya da) götürüldüğünü ilk kez rehberimiz Müge Sarban'dan duymak beni hüzünlendirdi. Çünkü, esir düşen kahraman askerlerimiz Hindistan'daki esir kamplarında vefat etmişler. Rehberimizden öğrendiğim bu bilgi doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Yeni Delhi Büyükelçiliği'nin web sitesinden edindiğim bilgileri de aktarmalıyım. 

"Hindistan'da özellikle I. Dünya Savaşı'nda İngilizlere esir düşen ve esir kaplarında vefat eden Türk askerlerinin anısına oluşturulmuş, biri resmi satatüde olmak üzere dört adet Türk şehitliği bulunmaktadır. En bilineni, Karnataka eyaletinin Bellary kentinde bulunan ve 540 şehidimizin anısını yaşatan 1997'de yapılan şehitliktir.

Asansol Türk Şehitliği: Resmi statüsü olmamakla birlikte, 19 şehit mezarının bulunduğu bir bölgedir. Diğer iki şehitlik ise farklı bölgelerde tespit edilmiş olup, toplamda bölgede yaklaşık 600 civarında Türk esir askerinin mezarı bulunmaktadır. Burada yatan askerlerimiz, esir kampında kötü muamele ve hastalık sonucu şehit olmuşlardır.

Bu şehitlikler, Türk-Hint tarihinin acı ama önemli bir dönemine ışık tutmaktadır."

Bu vesileyle, vatanımızın bağımsızlığı uğruna şehit düşen tüm askerlerimize Allah'tan rahmet diliyor, saygı, sevgi ve minnetle anıyorum...

Trafik soldan akıyor. Dolayısıyla araçların direksiyonları sağda bulunuyor. En çok kullanılan otomobil markası Suzuki. Motorsiklet kullanımı çok yaygın; büyük, küçük, yaşlı, genç, kadın ayrım olmaksızın motor kullanılıyor.



- Mart ortasında Katmandu ve çevresinde hava sıcaklığı 25-26 Derece idi. Bizler kısa kollu tişörtle gezerken, yerel halk üstlerini sıkı sıkı giyinmişler ama kadın-erkek, çoluk öocuk ayaklarında terlikler vardı. Bunun nedeni şuymuş; orada kış çok sert geçtiğinden, ilkbaharda da psikolojik olarak üşüyorlarmış. Bu nedenle kat kat giyinmeye devam ediyorlarmış. Terlikler ise aniden bastıran yağmur içinmiş. Ayakkabıları kurutmak zor olduğu için terlik giyinmek kolaylarına geliyormuş.



-Katmandu ve Nagargot'ta hava oldukça nemli ve tozluydu. Katmandu nem ve yağışın büyük çoğunluğunu Bengal Körfezi üzerinden gelen Güney Asya Muson rüzgarlarıyla alır. Denize kıyısı olmayan Katmandu, bu nem akışı sayesinde her yıl ciddi bir yağış alır.



- Nepal genelinde, Hint Mutfağı hakim. Hint mutfağını seviyorsanız, kendinizi cennette sayabilirsiniz. Nepal ve Tibet'e özgü olan buharda pişirilen ve achar sosu ile servis edilen geleneksel  mantısı "momo" ünlü lezzeti. Dört çeşidi yapılıyor; Bufalo (Manda) etli, tavuk etli, peynirli ve vegan. Bhaktapur'da ünlü mantıcıda öğlen tadına baktım. Peynir olarak "yak" peyniri kullanılıyor.



- Katmandu'nun merkezinde yer alan turistik mağazaları, trekking ve dağcılık malzemesi satan dükkanları, restoranları ve otelleriyle ünlü, hareketli atmosferi olan Thamel'den uygun fiyatlarla alışveriş yapabilirsiniz. Thamel'e gittiğimiz gün aniden bastıran yağmur nedeniyle dükkanları gezme fırsatım pek olmadı. Yağmura rağmen alışveriş yapanlar oldu. 

-2015 yılının Nisan ayında, Nepal'de meydana gelen 8.1 büyüklüğündeki deprem sonucu sekiz bin kişi ölmüş, binlercesi yaralanmış. Aradan on bir yıl geçmesine rağmen depremin izlerini görmek mümkün. Depremin verdiği zararları kapatmak için Çin Halk Cumhuriyeti maddi olarak yardım ediyormuş.

- Mart 2015'te pistten çıkan Türk Hava Yolları'na (THY) ait Airbus  A330-300 tipi "Göbeklitepe" adlı uçak orada kalmış. Uçağın enkazı, Katmandu'daki Havacılık Müzesi'ne dönüştürülerek turistlerin ziyaretine açılmış. Sinamangal bölgesinde yer alan bu müze, Nepal ve uluslararası havacılık tarihine ait minyatür uçaklar ve hatıra eşyalarla birlikte, kaza yapan uçağın gövdesini sergilemektedir. Uçak enkazı 2017'de havacılık müzesine dönüştürülmüş.

- Dünyaca ünlü paşmina şallarından bir tane mutlaka alınmalı. Paşmina, Himalaya keçilerinin (Changthangi) en ince tüylerinden elde edilen, dünyanın en yumuşak, hafif ve sıcak tutan yüksek kaliteli kaşmir yününden üretilen şal veya atkı türüdür. Farsça "yumuşak altın"  veya "yün" anlamına gelen pashm kelimesinden türemiştir. Paşmina, yüzyıllardır Keşmir bölgesinde üretilen el yapımı bir gelenektir.

- Everest'in zirvesinde bulunan deniz canlısı fosilleri, dağın bir zamanlar okyanus tabanı olduğunu gösteriyor. Bu fosiller yaklaşık 450-470 Milyon öncesine kadar uzanmaktadır. Zirve bölgesinde, özellikle "Qomolangma Kireçtaşı) olarak adlandırılan tabakada, krinoidler, brakiyopodlar, trilobitler ve ostrakodlar gibi kabuklu deniz canlısı fosilleri bulunmaktadır. Hindistan kara parçasının Asya kıtasına doğru hareketi ve çarpışması sonucunda aralarında bulunan Tethys Okyanusu tabanındaki kireçtaşı tortuları yukarıya doğru itilerek Himalaya Dağlarını oluşturmuştur.



- Gurkalar, Nepal kökenli, cesaretleri ve savaşçı yetenekleriyle tanınan, 18. yüzyılda Nepal devletinin temellerini atan bir halktır. İngiliz ve Hint ordularında paralı asker olarak görev yapmalarıyla ünlü olan Gurkalar, özellikle öne doğru kıvrımlı "kukri" adı verilen bıçaklarıyla bilinirler. Gurkalar "Cesurların en cesuru" olarak anılırlar. Gurka askerleri, günümüzde de İngiliz ve Hint ordularında profesyonel askerler olarak görev yapmaya devam etmektedir.



Kukri adı verilen kıvrımlı bıçaklar

Nepalli Gurkalarla ilgili olarak çok az bilinen bir tarihi olay, Kurtuluş Savaşı başlarında Samsun'da gerçekleşmiştir. 2 Temmuz 1919 günü Batum yoluyla getirilen 1.200 Gurka Hint askeri Samsun'a ayak bastı. 19. yüzyıl başlarında Hindistan'da İngilizler ile çarpışan Gurkalar cesaret ve savaşçı yetenekleriyle İngilizlerin dikkatini çekmişti. Gurkalar Anadolu'ya ilk kez Çanakkale savaşları sırasında getirildi. Hint tugayı bünyesinde 4 taburluk bir kuvvetle savaşa dahil edildi. Canik Mutasarrıfı Hamit Bey'in notlarında Gurkaların Samsun'a çıkışı ve Mustafa Kemal'in Gurkaları Samsun'dan güneye ilerletmeyin talimatı sonrası yaşananlar anlatılmaktadır.(Detaylı bilgi için linki tıklayınız: 

(https://www.gazetegercek.com.tr/nepalli-gurkalar-samsun-da/77396)



- Nepal, yoksul bir ülke. Nepal halkı tarım, turizm ve hizmet sektöründen geçimlerini sağlıyorlar. Asgari ücret 135 Dolarmış.

Takvim: Nepal'de resmi olarak Gregoryen takviminden yaklaşık 56 yıl ileride olan Bikram Sambat takvimi kullanılmakta olup, Nepalliler 2082 yılını yaşamaktadırlar. Nisan ayının ortasında yeni bir yıla yani 2083 yılına girecekler. Orada bu takvimi  düşününce "zamanda yolculuk" yapmış gibi oldum! Nepal'de günlük işler, devlet kayıtları ve festivaller Bikram Sambat takvimine göre yapılır. Anlatılana göre, yoksulluktan zenginliğe geçiş yapan bir tüccar, ülkesinin istilacılardan kurtulması üzerine, tüm Nepal halkının borçlarını ödemiş ve halkı borçlarından kurtarmış. Takvim de onun anısına kabul edilmiş. Aşağıda bu tüccarın heykelini görüyorsunuz.




*** Nepal ile ilgili bu genel bilgilerden sonra, coğrafyasını ve kültürünü tanıtmaya  devam edeceğim. Bir sonraki yazımı bekleyiniz efendim...:)


Not: Görmeyi ve kültürünü tanımayı çok istediğim bir ülke olan Nepal'e birlikte gitmemi sağlayan Kardeşlerim Yüksel ve Fatih ile sevgili eşleri Gülçin ve Figen'e beraber çok güzel bir tatil geçirdiğimiz için teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız. 

Ayrıca, rehberimiz Müge Sarban'a coğrafi bölge, tarih ve bölgedeki din ve inançlar hakkında engin bilgisiyle bizleri aydınlattığı için teşekkür ediyorum. Rehberimiz sayesinde, Nepal yolculuğumda yürüdüğüm her yol, bir hikaye, her adımım bir bilgi oldu. Ve burada, Mark Twain'in sözünü anmadan geçemeyeceğim; "Öğrenmek istiyorsan, seyahat etmelisin."

"Bir yolculuğun en iyi ölçüsü katettiğin kilometreler değil, yolculuk sırasında edindiğin arkadaşlardır" derler ya, bu sözün doğruluğunu, Nepal seyahatimde daha iyi anladım. Üç yüreği güzel insanla tanıştım ve onlarla keyifli vakit geçirdim. Gencecik olan ve çevrelerine ışık saçan Mert ve Ecem çifti (ışığınız hep parlasın) ve Betül Hanım'dı bu güzel insanlar. Arkadaşlıkları ve paylaşımları için her birine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Gezgin ruhlu bu arkadaşlarımla, bir yerlerde yeniden buluşuruz. Kim bilir?


Yararlandığım Kaynaklar:

 - hindistangezi.com

- AI Bakışı

- Türkiye Cumhuriyeti Yeni Delhi Büyükelçiliği web sitesi

- Gezginim Gezgin

- turizmgazetesi.com

-momo görseli: Nepal Photography'den.

5 Mart 2026 Perşembe

 



KASIM 2026 ABD KONGRESİ ARA SEÇİMLERİNİ PEPSİ Mİ KAZANACAK, COCA- COLA MI?


Kredi bilgileri: Liv Averett / Amazon


Başlığı okuyunca şaşıracağınıza eminim. Ancak yazdıklarımı okuduktan sonra şaşkınlığınızın geçeceğini umuyorum.

Yıl 1886. Yer Atlanta.  Alkollü içki yapımı ve satışı kanunla yasaklanır.. Alkollü içkiler yasaklanınca, alkolün yerini tutabilecek içki arayışına başlanır. Bu ihtiyacı karşılamak üzere Eczacı John S. Pemberton "Beyin için ideal tonik" sloganıyla kendi buluşu olan "Fransız Coca Şarabı" satmaktadır. Dincilerin baskısı sonucunda alkol yerine, onun yerini tutabilecek başka bir madde arar. Afrikalı kölelerin yanlarında kocakarı ilacı olarak getirdikleri kola tohumunu bu iş için kullanır. Ve böylelikle Coca-Cola doğar! Yani Coca-Cola yaygınlaşmasını bu alkol yasağına borçludur.

Yıl 1893. Coca - Cola satışlarının patlamasından 7 yıl sonra, babası iflas edince Tıp Fakültesinden ayrılmak zorunda kalarak eczacılığa başlayan Caleb D. Bradham, ülser ve mide hastalıklarına iyi geldiği iddiasıyla "Brad's Drink" adında bir meşrubat üretir. Şişelerin etiketine 1902'de, Pepsi-Cola yazmasıyla da, Coca-Cola'nın karşısına dikilir ve ikisi arasında rekabet başlar.

Eczanelerde başlayan rekabet seçim sandıklarına kadar uzanır. Amerika'da Cumhuriyetçi Parti'yi Pepsi, Demokrat Parti'yi ise Coca-Cola desteklemektedir. II. Dünya Savaşı sırasında Coca-Cola "savaşta öncelikli mal" ilan edilir ve askerlere dağıtılır. Amerikan askerleri bir Coca-Cola şişesinin kırılmaması için ölürlerken bilmedikleri çok önemli bir şey vardır: Coca-Cola'nın şişelenmesi ticari bir anlaşmayla Naziler tarafından yapılıyordu!

Cola savaşlarının sonucunda dünyanın her köşesi iki firmanın reklam panolarıyla dolar. Öyle ki, 1942'de Salvador Dali ile karşılaşan Julien Green günlüğüne şöyle yazar: Amerika'da peyzaj denen bir şeyin olmadığından yakınan ünlü ressam, otomobilinin camlarını değişik renklere boyayacağını söyler kendisine. Bunun nedenini ise şöyle açıklar: "Böylece Coca-Cola reklamlarını görmekten kurtulurum..."

Coca-Cola şişesinin tasarımı 1914'teki "dolgun etek" modasından doğmuştur. Şişenin kadın bedenini anımsatan görüntüsünden insanların hoşlanacağı düşünülür! 

1930'lı yıllarda, yeni bir buluş olan gökyüzüne yazı yazma haklarını satın alan Pepsi, Amerika'daki tüm kentlerin üstünü "Pepsi" yazısıyla donatır. Coca-Cola ise dünyadan bakıldığında Ay'da görülebilecek bir reklam panosunun hesaplarını yapar!

1996 yılına gelindiğinde ise kola savaşlarının uzaya çıktığı haberi yer alır gazetelerde...Uzaya giden Rus Kozmonotlar Pepsi içerken, Amerikalı Astronotlar Coca-Cola içerek dünyadaki rekabeti uzaya taşırlar. (*)

Kırmızı kutusuyla Coca-Cola, dünyanın en tanınabilir markalarından ve logolarından biridir. Sadece gazlı içeceklere odaklanarak, Coca-Cola alkolsüz içeceklerde küresel lider konumunu korumuştur. Pepsi ise alternatif rolünü benimsemiş ve bu yaklaşımı reklam kampanyalarında ve ünlü isimlerin desteğinde uygulamıştır. Pepsi, Coca-Cola'ya göre daha çeşitlendirilmiş bir şirkettir. (**)

İki gazlı içecek arasında yaşanan ve uzaya taşınan rekabeti okudunuz. Şimdi başlıktaki sorunun cevabını verebilirsiniz sanırım. Beyaz Saray'daki yarışı sizce, Pepsi mi kazanacak, Coca-Cola mı kazanacak? :)


Yararlandığım Kaynaklar:

(*) Sunay Akın, Ayçöreği ve Denizyıldızı. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. 29. Basım.

(**)  https://sporked.com/article/coke-vs-pepsi/


4 Mart 2026 Çarşamba

 


HACI WILHELM KİMDİR VE PADİŞAH II. ABDÜLHAMİD'İN İLİŞKİLERİ NASILDI?




31 Ağustos 1876'da Osmanlı tahtına oturan Padişah II. Abdülhamid, tahta çıktıktan sonra Kanunu Esasi denilen bir anayasa hazırlayarak halk oyuyla seçilmiş milletvekillerinden oluşan bir meclis aracılığıyla yönetmesi koşuluyla tahta oturtulmuştu. Tahta çıktıktan sonra 1877-1878 (93 Harbi) Osmanlı-Rus savaşını neden göstererek 13 Şubat 1878'de meclisi kapatmış ve 33 yıl sürecek istibdat dönemini başlatmıştı.

Bu sıralarda Alman İmparatoru Kayzer II. Wilhelm 15 Haziran 1888'de tahta çıktı. İngiltere ve Fransa'dan gelişmekte geri kaldığını düşündüğü ülkesinin dış pazarlar ve hammadde gereksinmesine duyduğu ihtiyaçları karşılamak üzere atağa geçti. Ancak dış pazarlar ve sömürgeler çoktan paylaşılmıştı. Almanya sanayi ve ticaretinin gereksindiği dış pazarlar Doğu'da, Osmanlı topraklarındaydı. Ve II. Wilhelm, ilk iş olarak Alman etkinliğini Osmanlının yayıldığı bütün topraklara yaymak üzere atağa kalktı.

II. Wilhelm, tahta oturduktan bir yıl sonra kendi adını taşıyan gemiyle 1889'da İstanbul'a gelmiş ve Padişah II. Abdülhamid'le ilk görüşmesini yapmış. Bu görüşme sırasında Alman sermayesinin Osmanlı'ya açılımı sağlandıktan başka, II. Wilhel Osmanlı egemenliğindeki Kudüs'te bir Luterhan Protestan Kilisesi yaptırmak ve yapım bittiğinde Kudüs'e gidip o kiliseyi kendi elleriyle açmak için II. Abdülhamid'in olurunu almıştı. II. Wilhelm'in Kudüs'e girme isteğinin altında yatan gerçek amaç, din örtüsü altında sömürgeler edinmekti.

9 yıl sonra kilisenin yapımı tamamlanınca, kiliseyi açmak üzere 1898'de Kudüs'e gitmek gitmek üzere yola çıkan II. Wilhelm önce İstanbul'a uğramış, II. Abdülhamid'le bir kez daha görüşmüştü. Görüşme esnasında Kayzer II. Wilhelm, II. Abdülhamid'le kol kola fotoğraf çektirmiş ve bu fotoğrafı başta Müslüman toplumlar olmak üzere basın aracılığıyla tüm dünyaya yayılmasını sağlamıştı. Ayrıca Almanlar sebil, hayrat denen çeşmenin Türk-İslam geleneğindeki  yerini saptamış ve İstanbul'a II. Wilhelm adına bir çeşme yaptırmak için kolları sıvamışlardı. Çeşmenin desenini bizzat II. Wilhelm kendi elleriyle çizmiş tasarımını da mimar Spitta yapmıştı. İşte İstanbul'da bulunan ve Alman Çeşmesi olarak bilinen çeşme Kayzer II. Wilhelm tarafından yaptırılmıştır.



18-22 Ekim 1898 tarihleri arasında II. Abdülhamid'le görüşen Wilhelm, üç dinin kutsal saydığı Kudüs'e gitmek üzere İstanbul'dan ayrılmış ve üç gün sonra da Hayfa limanına ulaşmıştı. Oradan Kudüs'e geçen II. Wilhelm, Muristan'ın doğu ucunda yaptırdığı kiliseyi kutsayarak açmıştı. Peki, açılıştan sonra sırada ne vardı dersiniz? Sırada Kudüs'te yerleşik bulunan Yahudi cemaatiyle buluşmak ve onlara yeryüzündeki tek koruyucularının Almanya ve Alman İmparatoru II. Wilhelm olduğunu göstermek vardı. Yahudi cemaati II. Wilhelm'i kurtarıcı gibi Almanca ve İbranice yazılarla donattıkları zafer takıyla karşılamışlardı. Zafer takının üzerinde tek bir Osmanlıca yazıya yer verilmemişti!

II. Wilhelm, Kudüs'te yalnızca yaptırdığı kiliseyi açmakla kalmamış, Yahudi cemaatinin koruyucusu olduğunu da duyurmuştu. Yetmemiş, kendisi Protestan olduğu halde, Katolik cemaatinin de koruyucusu olduğunu da duyurmuştu. Ve bunu göstermek için Sion Dağı'na çıkıp bayrak kaldıran II. Wilhelm, ardından Şam'a geçip "İslam'a sarsılmaz dostluk bağlarıyla bağlı olduğunu" ilan etmişti. 

Şam'da Emevviye Camii'ni ve Selahaddin Eyyubi'nin mezarını ziyaret eden, mezarın bakımı ve düzenlenmesi için ödenek sağlayan, anısına plaket çaktıran II. Wilhelm, kendisini karşılayanlara şu söylevi çekecekti:

"Burada gelmiş geçmiş en yürekli asker Sultan Selahaddin'in mezarı önündeyim. Majesteleri Sultan Abdülhamid'e konukseverliği için teşekkür ederim. Majeste Sultan ve Halifesi olduğu dünyanın her yerindeki 300 Milyon Müslüman bilsinler ki, Alman İmparatoru onların en iyi dostudur.

İşte II. Wilhelm'in Selahaddin Eyyubi'nin mezarı başında yaptığı bu konuşma Arapça ve Türkçe olarak yaldızlı kağıtlara basılıp çoğaltılarak dağıtılmış ve onun gizli bir Müslüman olduğu yalanı yayılmıştı bütün Müslümanlara. Alman İmparatoru Kutsal Topraklar'a yaptığı bu geziden "Hacı" ünvanıyla dönecekti. Dağıtılan bildirilerde kendisinden "İslam'ın Dostu ve Koruyucusu Hacı Wilhelm" diye söz ediliyordu artık." (*)

Dünya Müslümanlarına Hacı Wilhelm diye tanıtılan Alman İmparatoru, bir taraftan da Osmanlı topraklarına yüzlerce Protestan misyon gönderiyordu.

Sonuç olarak, Almanya, Yakın ve Ortadoğu'yu Fransa ve İngiltere'nin güdümünden çıkarıp kendi sömürgesine dönüştürme amacı doğrultusunda İslamı, Hilafeti kullanıyor ve Sultan II. Abdülhamid'in Halifeliğini öne çıkarıyordu. Sömürge yönetimine karşı çıkan Müslüman Fas, Almanya tarafından desteklenmiş 1905'te Fas'a giden II. Wilhelm, Fas'ın bağımsızlığını savunarak Fransa'ya meydan okumuştu. Faslılar, Halife II. Abdülhamid'den bekledikleri desteği "Hacı Wilhem'den" görmüştü.

İngilizler ve Fransızlar, Almanya'yla birlikte işbirliği yapan Osmanlı İmparatorluğu'nu da tehdit ediyor, Avrupa basını II. Abdülhamid'i hedef alan karikatürlerden geçilmiyordu. Bu kadarla kalmamış, Osmanlı Devleti'ni Almanya'nın uydusuna dönüştürdüğünü düşündükleri II. Abdülhamid'i nasıl tahttan indirebilecekleri konusunda çözümler aramaya başlamışlardı. Ve II. Abdülhamid'in meclisi kapatarak ülkeyi tek başına istibdatla yönetmesinden yakınan aydınları el altından desteklemeye başlamıştı. Avrupa'da bulunan Türk aydınları (Batılıların Genç Türk anlamında Jön Türk adı verdikleri aydınlar), Padişah II. Abdülhamid'i devirmenin yollarını aramak için, I. Jön Türk Kongresini topladılar. Jön Türk Kongresi 4-9 Şubat 1902 tarihleri arasında Fransız Senatör Mr. Le Tirere Pantalis'in evinde toplanmıştı. Bundan sonrasını, tarihte neler olup bittiğini biliyorsunuz zaten... 

Yazımı Hazırlarken Yararlandığım Kaynak:

(*) CENGİZ ÖZAKINCI, TÜRKİYE'NİN SİYASİ İNTİHARI YENİ - OSMANLI TUZAĞI. genişletilmiş, gözden geçirilmiş, güncellenmiş 21. basım/Mayıs 2010. otopsi.

Görseller, adı geçen kitaptan tarafımca çekildi.